Türkiye cezaevlerinde özellikle siyasi tutsaklara yönelik hak ihlalleri ve tahliye ertelemeleri devam ediyor. Özgürlükçü Hukukçular Derneğinin (ÖHD) verilerine göre, son üç ay içerisinde 90 tutsağın tahliyesi İdare ve Gözlem Kurulları tarafından ertelendi.
Aralık 2020'de kurulan İdare ve Gözlem Kurulları (İGK), özellikle siyasi tutsaklar hakkında verdikleri kararlarla tartışılmaya devam ediyor. Hasta tutsakların tahliyelerinin ertelenmesi ve ceza infaz sürelerini tamamlayan siyasi tutsakların tahliyelerinin engellenmesi, kurulların kararlarına yönelik tepkileri artırıyor.
Siyasi tutsaklara yönelik pişmanlık dayatmasının her değerlendirme görüşmesinde gündeme getirildiği kurullarda, bu dayatmayı kabul etmeyen tutsakların tahliyeleri çeşitli gerekçelerle erteleniyor.
Kamuoyuna yansıyan açıklamalara göre, Aralık 2020’den Haziran 2026’ya kadar en az 600 tutsağın tahliyesi engellendi. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Ömer Taş, İdare ve Gözlem kurullarının işleyişini ajansımıza değerlendirdi.
Kurulların özellikle siyasi tutsaklara ilişkin kararlarla gündeme geldiğini belirten Taş, şunları söyledi:
“İdare ve Gözlem Kurulu, 2020’den itibaren faaliyet yürüten ve heyet şeklinde çalışan bir kuruldur. Bu kurulların görevi, genellikle tahliyesi ve koşullu salıverilmesi yaklaşan kişilerin tahliye olup olmayacağını denetlemek üzerinedir; görev alanı budur. Genel olarak İdare ve Gözlem Kurulu, daha çok siyasi dosyalarda, siyasi tutsakların olduğu dosyalarda gündem oluyor. Çünkü adli dosyalardan ceza alan kişilerin genellikle tahliyesi ertelenmiyor; koşullu salıverilme zamanı geldiği takdirde tahliyesi sağlanıyor.
Ancak siyasi tutsaklar yönünden İdare ve Gözlem Kurulları bir cezalandırma aracına dönüşmüş durumda. Kurulduğu günden bugüne, yaklaşık altı yıllık bir süreçte belki yüzlerce kişinin infazı ertelendi, yakıldı. Bunlara karşı yapılan itirazlar infaz hakimliklerince gerekçesiz bir şekilde reddedilmekte; bunun üzerine yapılan itirazlar da ağır ceza mahkemesince gerekçesiz bir şekilde reddedilmektedir. Dolayısıyla burada infaz erteleme ve yakma aracı mahiyetinde bir heyet görüyoruz karşımızda.”
‘SİYASİ TUTSAKLARA PİŞMANLIK DAYATMASI YAPILIYOR’
Kurulların siyasi tutsaklara pişmanlık dayatmasında bulunduğunu kaydeden Taş, bir tutsağın fazla su kullandığı için tahliyesinin engellendiğine dikkat çekerek şunları aktardı:
“Genel olarak İdare ve Gözlem Kurulu kararlarında karşılaştığımız husus şudur: Siyasi tutsak arkadaşlara pişmanlık dayatması yapılıyor. Birçok arkadaş, hatta geneli bunu kabul etmediği için infazı erteleniyor veya yakılıyor.
Bunun yanında, bazen absürt gerekçeler de kararlarda yer alıyor. Tekirdağ'da takibini yaptığımız bir dosyada, suyu biraz fazla kullandığı için bir tutsak arkadaşımızın ‘müsrif’ olduğu, dolayısıyla toplum içine karışmaya henüz hazır olmadığı şeklinde bir gerekçe yer almıştı. Kendisi şu an tahliye oldu; ancak başvurumuz hâlâ Anayasa Mahkemesi önünde karara çıkmayı bekliyor.
Tahliye olan siyasi tutsakların neredeyse tamamı, ağır hasta olan bir iki tutsağın tahliyesi dışında, zaten 30 yıllık yatar süresini doldurmuştu ve şartlı tahliye tarihleri gelmişti. Hatta birçoğunun tarihi geçmişti. Bazıları infazı bir, bazıları iki yıl yakılan arkadaşlarımızdı. Dolayısıyla onların tahliyesi, zaten zamanı geldiği için yapıldı.
Tahliyesi ertelenen kişilerin ise İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla ertelendi. Burada dediğimiz gibi, pişmanlık dayatıldı veya daha özel bir örnekte olduğu gibi, 10-20 litre fazla su kullandığı için ‘müsrif’ sayıldı bazıları. Mesele gerekçe bulmaksa, niyet tahliye etmemekse İdare ve Gözlem Kurulları her türlü soyut gerekçeyi ileri sürebiliyor.”
‘ÇERÇEVE YASAYA GÖRE DEĞERLENDİRME YAPMAK ZORUNDALAR’
Kurulların durumuna ilişkin hükümetin üzerine düşeni yapması gerektiğini vurgulayan Ömer Taş, şöyle konuştu:
“Bu noktada hükümetin üzerine düşmesi gereken şudur: Hapishanelerin durumu elbette çözüm sürecinin bir pazarlık konusu değildir; bu her zaman talep edilebilir. İnfazların ertelenmesi ve infaz yakmalar durdurulmalı, tahliye sağlanmalıdır. Ancak yine de samimiyetin ortaya konması noktasında hükümetin atacağı adım önemlidir. İdare ve Gözlem Kurulunun, siyasi tutsaklar yönünden en azından bir cezalandırma aracı olarak faaliyet yürüttüğünü biliyoruz. Hükümetin üzerine düşen, böylesi bir süreçte İdare ve Gözlem Kurullarını kaldırmaktır.
İdare ve Gözlem Kurulları, daha çok siyasi dosyalarda infaz yakma ve infaz erteleme kararları üzerinden gündem oluyor. Diğer dosyalarda ise eksiklikleri olsa da gayet işleyen bir sistem. Bildiğimiz üzere ağustos ayında bir yasa Resmi Gazete'de geçti ve yasalaştı. Ancak yürürlük maddesi olarak Milli Güvenlik Kurulunun kararı bekleniyor. Bizim görüşümüze göre, Milli Güvenlik Kurulunun tespit kararı çıkıp yazılı başvurular işleme alındıktan sonra İdare ve Gözlem Kurulları artık burada işlevsiz kalacak ve lehe kararlar vermeye başlamak zorunda kalacak. Dolayısıyla İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ve yazılı başvuruların yapılmasından sonra lehe değerlendirme yapmak zorunda olduğunu düşünüyoruz.
Hukuken de bu böyledir; aynı zamanda yasanın zorunlu gördüğü bir husustur. İdare ve Gözlem Kurullarına karşı yaptığımız eleştirilerimiz bakidir. Bunların arkasındayız, bunların raporlamalarını yapıyoruz.
Kararlara itirazlarımızı yazıyor ve hazırlıyoruz. ÖHD olarak bunların takipçisi olacağız. Bu aşamada hükümetten de bir adım atmasını beklemek hem hakkımız hem de hükümetin sorumluluğu. Dolayısıyla yasanın yürürlüğe girmesinin konuşulduğu bugünlerde, İdare ve Gözlem Kurullarının yapısının değiştirilmesi, daha insancıl, hukuk odaklı ve esaslı çalışmalar yürütmesi gerektiğini buradan bir daha belirtiyoruz.”