KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’nin sürece ilişkin sorularını yanıtladı.
Kürt halkının son dönemde şehitlerini kitlesel anmalarla sahiplendiğine dikkat çeken Bayık, bu tutumun aynı zamanda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne verilen güçlü desteği ortaya koyduğunu belirtti. Şehitlerin mücadelesiyle Kürt sorununun “idam sehpalarından masaya taşındığını” hatırlatan Bayık, şehitlerin mirasının yaşatılmasının onların uğruna mücadele ettiği özgürlük ve demokrasi değerlerini gerçekleştirmekten geçtiğini söyledi.
Sürecin yalnızca silahsızlanma olarak ele alınamayacağını vurgulayan Bayık, demokratik siyasal yaşama geçiş için gerekli demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini belirtti. Kürtlerin yasa ve hukuk içine alınması, Kürt dili ve kültürü önündeki engellerin kaldırılması, siyasal iradenin ve yerel demokrasinin tanınması gerektiğini ifade eden Bayık, Önder Apo'nun özgür ve aktif biçimde süreçte yer almasının da sürecin ilerlemesi açısından belirleyici olduğunu kaydetti. Bayık, “Şu kesindir ki, Kürt varlığı tanınıp Kürt dili ve kültürü özgür hale gelmez ve Kürt halkının siyasal iradesi ve yerel demokrasisi tanınmazsa kalıcı bir barışı ve çözümü sağlayamayız” mesajını verdi.
Bayık, Avrupa’daki Kürt kültür festivallerinin de yalnızca kültürel etkinlikler olmadığını belirterek, bu buluşmaların Kürt halkının kimliğini ve örgütlü toplumsal varlığını korumasında önemli rol oynadığını kaydetti. 34’üncü Kürt Kültür Festivali’nin şehitlere adandığına işaret eden Bayık, Avrupa’daki Kürtlerin festivale güçlü katılım göstererek hem şehitlerin mirasına hem de Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne sahip çıkması çağrısında bulundu.
Kürt halkı son günlerde Bakurê Kurdistan kentleri başta olmak üzere her yerde şehitlerini anıyor. Birçok kentte taziye ve anmalar yapılıyor. Binlerce kişi bu taziyelere katılıyor, mesajlar veriliyor. Bu vesileyle şehit aileleri başta olmak üzere Kürdistanlılara mesajınız nedir?
Şehit olan arkadaşların ailelerine ve tüm Kürt halkına başsağlığı diliyorum. Özellikle son yılların yoğun savaş ortamında kamuoyuna açıklanmayan şehitlerimizin anmaları yapılmaktadır. Şehit olan gerillaların anmalarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yapılması, sürecin sonraki aşamalarının sağlıklı yürütülmesi açısından gerekliydi. Çünkü süreç ilerlediği taktirde gerillaların Türkiye’ye gidişi gündeme girecekti. Daha sonra farklı tartışma ve spekülasyonlara yer vermemek için bu anmalar yapılmıştır.
KÜRT SORUNUNU İDAM SEHPALARINDAN MASAYA TAŞIYAN, ŞEHİTLERİMİZİN MÜCADELESİDİR
Bu anmalara on binlerce insanımız katılmıştır. Bu anmalar, halkımızın şehitlere nasıl bir anlam ve değer verdiğini çok çarpıcı biçimde ortaya koymuştur. Bu, aynı zamanda Kürt halkının bu şehitlerin uğrunda canlarını feda ettiği amaçlarına bağlılığı ifade etmektedir. Halk varlık, özgürlük ve demokrasi adına ne kazanılmışsa bu fedailerin mücadelesiyle kazanıldığının da derin bilincindedir. Gerillalar Rêber Apo’ya bağlılık temelinde bu mücadeleyi vermiş ve yaşamlarını ortaya koymuşlardır. Bu nedenle anma törenlerinde Rêber Apo’nun posterleri taşınmış, sık sık ‘Bîjî Serok Apo’ sloganları atılmıştır. Bu tutum aynı zamanda Rêber Apo’nun inisiyatif almasıyla yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne verilen güçlü destek olmaktadır. Nitekim şehit aileleri her konuşmalarında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şehitlerin mücadelesinin sonucu olduğunu vurgulamışlardır.
Eğer bugün Rêber Apo Barış ve Demokratik Toplum için Türk devleti ile görüşüyorsa, Kürt sorunu idam sehpalarından masaya taşınmışsa, bunu sağlatan şehitlerimizin mücadelesidir. Eğer şehitlerimizin fedailiği olmasaydı mücadelemiz tasfiye olur, önceki Kürt direnişlerinin kaderiyle karşılaşılırdı. Bu açıdan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şehitlerin yarattığı süreç olarak görülmesi çok önemlidir.
Şehit ailelerinin duruşu çok anlamlıdır. Şehit ailelerinin duruşu Kürt halkının duruşunda da belirleyici olmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi toplumsal ve tarihsel olarak Kürt’ün yaşamına damga vurduysa, bunda şehit ailelerinin duruşunun büyük payı vardır. Şehit ailelerinin duruşu ve halkımızın şehit anmalarına güçlü katılımı, Kürt halkının mutlaka özgür ve demokratik yaşama kavuşacağının kanıtı olmuştur.
Şehitlerimiz kuşkusuz şehit ailelerine de sorumluluk yüklemektedir. Bu da şehitlerin yaşamlarını verdiği amaçlara bağlılık olmaktadır. Şehit aileleri bu değerleri iyi temsil ederlerse bu değerler mutlaka Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamında somutlaşacaktır. Tüm Kürt halkı da şehitlerimizin uğruna canlarını verdiği değerlere bağlı kaldığında Kürt halkının geleceği mutlaka özgür olacak; hiçbir güç bu halkı varlık, özgür ve demokratik yaşamdan mahrum kılamayacaktır.
KÜRT'ÜN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ ANCAK TOPLUMSALLIKLA BAŞARILIR
Şehitlerin mirasına nasıl yaklaşılmalı? Onların anılarına bağlılık, canlarını feda etmelerine yol açan değerler ve özlemleri bundan sonra nasıl yaşatılacak?
Şehitlerin mirasını yaşatmak onların amaçladığı değerler için mücadele etmektir. Kürt halkının varlığı güçlü biçimde ortaya çıkmıştır. Şimdi ise bu varlığın özgür ve demokratik yaşama kavuşması gerekir. Bunun için ilk önce barış ve demokratik toplum mücadelesini başarıya ulaştırmalıyız. Bu da komünlere dayalı örgütlü demokratik toplumu yaratmakla mümkün olur. Şehitlerin mücadelesiyle yaratılan değerler ancak örgütlü toplumla korunur ve geliştirilir. Bu açıdan kapitalist modernitenin bireyci ve maddiyatçı anlayışının tüketiciliğine komünlere dayalı örgütlü demokratik toplumla karşı koymak gerekir. Kapitalizm, Kürt’ün direnci ve varlık nedeni olan toplumu dağıttığından Kürt gerçeği açısından Kürt düşmanıdır. Bu açıdan Kürt’ün varlık ve özgürlük mücadelesi ancak toplumsallıkla başarılır. Şehitleri başarılı kılan ve fedai mücadele etmelerini sağlayan, yaşamlarında komünal olmalarıydı. Bu da onları demokratik ve özgürlükçü kılıyordu. Komünal yaşam yoldaşlarına ve toplumuna güçlü bağlılık yaratıyordu. Bu açıdan tarihsel toplumsal yaşamın Kürt halkına kazandırdığı gücün bilinciyle mücadele yürütmek önemlidir. Örgütsüz mücadele kesintili mücadeledir. Bu da başarı getirmeyen mücadeledir. Örgütlü mücadele ise kesintisiz mücadeledir; başarıyı getiren, mücadele tarzıdır.
YASA İLE BİRLİKTE İKTİDAR, SORUNUN ÇÖZÜMÜNÜN TAAHHÜDÜ ALTINA GİRMİŞTİR
Türk devleti Kürt sorunu kapsamında tarihinde ilk kez Meclis’te bir yasayı kabul etti. Çıkan yasanın ardından ilgili kurullar da oluştu. Ancak yasa daha çok silahsızlanmayı esas alıyor. Yasada Kürt kelimesi bile geçmiyor. Çıkan yasayı ana hatlarıyla nasıl buldunuz? Eksiklikleri, yanlışlıkları ve önemli gördüğünüz yönleri nelerdir?
Çerçeve yasanın, silahsızlanmanın nasıl olacağını ortaya koyan bir yasa olduğu doğrudur. Bu yasa Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde çıkan bir yasadır. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde ne İmralı’da ne Meclis komisyonunda ne de yasanın görüşüldüğü Meclis'te sadece silahsızlanma konuşulmuştur. Bu açıdan yasa silahsızlanmaya vurgu yapsa da, bizler Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başlangıç yasası olarak ele aldık. Bu sürecin geliştirilmesi iradesinin yansıması olarak değerlendirdik. Bu yasayı reddetmedik ama eksik, yetersiz ve hatalı bulduk. Ancak yasanın pratikleşmesini esas alan bir yaklaşım içinde olduk. Çünkü bu yasa tek taraflı uygulanacak bir yasa değildir. Devletle İmralı ve Hareketimizin arasında yapılan tartışma ve müzakerelerle pratikleşebilecek bir yasadır. Yoksa “silahını bırak gel” denilerek pratikleşecek bir durum yoktur. Kuşkusuz biz de silahsızlanma ve demokratik siyasal yaşama katılmayı kabul etmişiz. Bu konudaki irademiz nettir ama nasıl uygulanacağı da çok önemlidir.
Her fırsatta dile getirdik; bu süreç sadece silahsızlanma değildir. Bu silahsızlanmayı gerektirecek demokratik adımların atılması önemlidir. Çünkü demokratik siyasal alana adım atmak için silah bırakılacaktır. Bu açıdan silahsızlanmayla birlikte demokratikleşme adımlarının atılacağının yasada yer almamasını bir eksiklik olarak gördük. Bu nedenle neden silahsızlanmanın olacağı tam anlaşılmamaktadır. Bir yasa çıkarken onun gerekçesi açık konulur. Bu açıdan sadece terörün sonlanacağını belirtmek yasayı güçsüz bırakmıştır. Silah bırakmanın nedeni demokratik adımlar atılmasına bağlansaydı, yasanın maksadı daha iyi anlaşılırdı. Zaten kullanılan dil de çok yanlıştır. Barış ve sorunların çözümünü arzulayan bir yasanın dilinin böyle olmaması gerekirdi.
Önemli gördüğümüz ise şudur. Bu yasayla birlikte iktidar, 50 yıldan fazla süren bir sorunun çözümünün taahhüdü altına girmiştir. Bu da demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüdür. Yasanın Meclis'teki tartışmalarında ağırlıklı olarak bu yasanın bir anlam taşıması için demokratikleşmenin olması gerektiği vurgulanmıştır. Sorunun açıkça Kürt sorunu olduğu dile getirilmiştir.
İktidar sık sık bu süreci sonuna kadar götüreceğiz, kardeşliği ve iç cepheyi güçlendireceğiz, diyor. Bu yasa ile bu süreci başarıya götüreceğiz söylemi daha fazla dile getirilmektedir. Bu da ancak demokratikleşme ile sağlanabilir. Demokratikleşme Kürt sorununun çözümünü sağlatabilir. Bu yasa ile iktidar bunları zımnen kabul etmiş oluyor. Eğer bu süreç demokratik adımlarla ilerletilmezse tıkanır, bunun sorumlusu da iktidar olur. Bu açıdan bu yasayla birlikte sürece taraf olan herkesin taahhüt altına girmesini önemli görüyoruz. Bu nedenle yasayı başlangıç olarak değerlendirdik.
BİR HALKIN ÖNDERİNE YAKLAŞIM, O HALKA YAKLAŞIMDIR
Önder Apo'nun statüsünün yasada tanımlanmadığını görüyoruz. Hareket olarak sizin ve Kürt halkının bu konudaki talebi ve ısrarı biliniyor. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni Önder Apo'nun yürüteceğine ilişkin PKK 12. Kongresi’nde karar aldınız, yaptığınız birçok açıklamada Önder Apo özgür olmadan sürecin yürümeyeceğini belirttiniz. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü ve statüsü konusunda mevcut durumu nasıl ele alıyorsunuz?
Rêber Apo’nun statüsü ve fiziki özgürlüğü bizim için çok önemlidir. Çünkü bir halkın önderine yaklaşım, o halka yaklaşımdır. Bunu anlamayanlar ya da anlamak istemeyenler, bu istemi kendilerine göre bir kişiye ait istem olarak görüyorlar. Bir halkın önderine ve siyasal temsilcilerine olumlu bir yaklaşım gösterilmezse o halka da gösterilmez. Tüm tarihsel ve toplumsal gerçekler bunu gösteriyor.
Bu sürecin başlamasının sorumluluğu Rêber Apo’ya aittir. Bu süreci başlatan Rêber Apo, özgür ve serbest çalışır konuma ve akabinde fiziki özgürlüğüne kavuşmadan bu sürecin ilerlediğinden ve amacına ulaştığından söz edilemez. Zaten biz 12. Kongre'de PKK’yi feshedip Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı aldığımızda bu sürecin Rêber Apo tarafından yürütülmesi gerektiği yönünde de bir karar aldık. Bu sağlanmazsa sürecin ilerlemesi açısından ne Özgürlük Hareketimiz ne de halkımız ikna edilebilir. Şu ana kadar Rêber Apo süreç içinde yer aldığı için süreç bu noktaya geldi. Şimdiye kadar Rêber Apo bu süreçte yer aldı. Şimdi tartışma aşamasından pratikleşme aşamasına geçildi. Bu süreçte de Rêber Apo’nun aktif rol alması gerekir. Zaten Devlet Bahçeli, “barış ve siyasallaşma koordinatörü olmalı” dedi. Bu sadece Devlet Bahçeli’nin görüşü değildir. İktidarın da görüşüydü. Yoksa Devlet Bahçeli böyle bir açıklama yapmazdı. Rêber Apo ve Hareketimiz çerçeve yasayı reddetmediyse Rêber Apo’nun böyle bir rol alacağının kabul edilmesinden dolayıdır.
SORUN ÇÖZÜLMEK İSTENİYORSA RÊBER APO VE YÖNETİCİ KADRONUN DURUMU NETLEŞMELİ
Şimdi Rêber Apo’nun esas rol oynayacağı kurul oluşturuldu. Silahsızlanmanın nasıl, hangi zaman diliminde ve hangi aşamalardan geçerek uygulanacağı; Türkiye’ye dönüşlerin nasıl örgütlenip siyasal yaşama nasıl katılacağı gibi konular bu kurulun denetiminde pratikleşecektir. Yönetici kadronun ve birçok çalışma içinde önemli bir sayıda kadronun çerçeve yasa dışında kalması ciddi bir sorundur. Türkiye’ye gidişler için bu konunun da çözülmesi gerekir. Eğer sorun çözülmek isteniyorsa, Rêber Apo ve yönetici kadronun durumunun netleşmesi gerekir. Yönetici kadronun sorunu çözülmeden Kürt Özgürlük Hareketi ile devlet arasındaki sorun nasıl çözülmüş olacaktır? Bu açıdan yöneticilerin ve önemli bir sayıdaki kadronun durumunun bu yasa dışında tutulması kafalarda soru işareti yaratmaktadır. Öte yandan Türkiye’de özgür ortamda siyasal mücadele yapılacak diye gidilecektir. Demokratik siyasal mücadele ortamının olmadığı bir yere gitmek sadece daha önce hiçbir pratik değeri olmayan eve dönüş yasası gibi olur. Bunun da eskiden beri reddedildiği bilinmektedir. Özcesi bu sürecin başarılı olmasını sağlayacak demokratikleşme adımlarının atılması önemli olmaktadır.
Kürt sorununun çözümü ve kalıcı bir barış için meclisin yanı sıra siyasete ve hukuk alanına ne tür görevler düşüyor? Bu yasayı tamamlayan ne tür siyasi ve hukuki adımlar atılmalıdır?
Kürt sorununun çözümünde belirleyici kurum, tabii ki Meclis olacaktır. Çünkü sorunun çözümünü kalıcı kılacak yasaları çıkartacak olan bu kurumdur. Tabii ki bu kurumu işletecek ve rol almasını sağlatacak olan siyaset kurumudur. Siyaset kurumu derken bir partiyi kastetmiyoruz. Çünkü bu sorun iktidarı ve muhalefetiyle tüm Türkiye halkını ve siyasetini ilgilendirmektedir. Kürt sorunu ile ilgili siyasi konulardan uzak kalan siyaset, Türkiye siyasi gerçeğinden uzak kalmaktır. Temel sorunlarla değil ikincil sorunlarla ilgilenmektir. Zaten şimdiye kadar siyasetin Kürt sorunundan uzak durması istenmiştir. Siyasete bu alan kapatılmış, bunun dışındaki konularla meşgul olması istenmiştir. Kürt sorunu da sadece güvenlik sorunu ve Kürt halkının mücadelesini ve taleplerini ezme sorunu biçiminde ele alınmıştır. Ancak bu politikanın sonuç vermediği anlaşılmıştır. Önceleri de siyasi alan bu konuya el atmak istemişse de müsaade edilmemiştir. Turgut Özal’ın başına gelenler de bilinmektedir. Necmettin Erbakan da bu konuya el atmak istemiştir. Ancak mevcut siyasi dengeler sınırlı bir girişimin ötesine geçmesine imkan vermemiştir. 2015 öncesi AKP iktidarı, Özgürlük Hareketi ve Kürt demokratik siyasi alanla ilişkilense de bir çözüm anlayışı olmadığından şiddetli bir savaşla Kürt özgürlük mücadelesini ezme gündeme konulmuştur. Ancak 2015’te başlayan bu saldırılar sonuç vermeyince Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile siyasetin devreye girdiği bir döneme geçilmiştir.
SİYASET DEVREYE GİRMELİ, KÜRT YASA VE HUKUK İÇİNE ALINMALI
Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak ifade ettiğimiz bu dönemde siyaset rolünü oynayacak mıdır? Siyaset Türkiye’nin temel sorununa el atacak mıdır? Şimdiye kadar bu konuya el atan siyasetçilere müdahale edildiği bilinmektedir. Bu açıdan demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü açısından iktidarı ve muhalefetiyle siyasetin devreye girmesi gerekir. Yoksa Türkiye’de siyasi güçler yüz yıldır olduğu gibi Türkiye’nin temel sorunlarına el atamayan siyaset kurumları olarak kalmaya devam eder.
Siyasetin bu sorunda devreye girmesi, Kürt’ün yasa ve hukuk içine alınmasıyla olur. Kürt, 100 yıldır hukuk ve yasa dışında kalmıştır. Türkiye’de herkes eşit yurttaştır, eşit haklara sahiptir, sözü gerçekleri örtmeyi hedefleyen bir demagojidir. Ya da Kürt’e karşı yürütülen bir özel savaş söylemidir. Kürt sorunu yasa yoluyla hukuk sistemi içine girerse çözülür. Bunun hangi yol, yöntem ve formülle sağlanacağı tabii ki hem siyasi hem de hukuk alanının işidir.
Türkiye’de anayasa ve yasalar Kürt’ü kabul etmediği gibi; ceza yasası, terörle mücadele kanunu gibi yasalar ise Kürt’ü inkar temelinde Kürt halkının özgürlük istemini ezmeye göre şekillendirilmiştir. Yine Kürt’ün siyasi iradesi tanınmadığı gibi, Türkiye yasalarına göre bile yerel yönetimleri yürütmesi kabul edilmiyor. Avrupa yerel özerklik şartına da Kürtler yerel irade olmasın diye şerh koyulmuştur. Tüm gerçeklikler, Türkiye’de belirtilen yasakları kaldıracak ve Kürt’ün varlığını tanıyacak yasalarla hukuk sistemi içine alınmasını gerektirmektedir. Aslında bunların neler olduğu yıllarca tartışıldığından siyasetçiler ve demokratik kamuoyu tarafından bilinmektedir.
KÜRT HALKI, HAKLARI İLE KABUL EDİLMELİ
Kürt dili ve kültürünün özgür olmadığı, Kürtlerin yasa ve hukuk içine alınmadığı bir rejimde barış mümkün mü?
Kürtlerin yasa ve hukuk içine alınması gerektiğini belirttik. Bu olmadan Kürt sorunu çözülmez ve gerçek bir barış sağlanamaz. Gerçek bir çözüm ve barış olmazsa sorunlar da gerilim ve çatışmalar da devam eder. 100 yıllık tarih bu gerçeği defalarca kanıtlamıştır. Zaten bu nedenle şimdi siyasal yollardan çözüm arayışı ve tartışmaları sürmektedir. Bizim kararımız bu yönde olduğu gibi, devletin de bu yönlü bir kararlaşma içinde olması sürecin gereğidir. Kuşkusuz 2 yıllık bir süreç var; çerçeve yasayla önemli bir aşamaya geçildi. Bu aşama nasıl pratikleşecek ve ne tür demokratikleşme adımları atılacak; bunu zaman içinde göreceğiz.
Ancak şu kesindir ki, Kürt varlığı tanınıp Kürt dili ve kültürü özgür hale gelmez ve Kürt halkının siyasal iradesi ve yerel demokrasisi tanınmazsa kalıcı bir barışı ve çözümü sağlayamayız. Kürt’ün varlığı, dolayısıyla dili ve kültürü tanınmıyordu. Kürtler asimilasyon ve kültürel soykırımla Türkleştirilmek isteniyordu. Kürtlerle barış en başta da bu tür politikalardan vazgeçmeyle olur. Fiili olarak varlığı kabul edilen Kürt halkının, hakları ile de kabul edilmesi gerekir. İnsan Hakları Derneği; "insan, haklarıyla insandır" demektedir. Bir halk da haklarıyla bir halktır! Bu açıdan Kürt dili ve kültürü önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Kürtlerin varlığının tanınması ancak böyle olur.
DEMOKRATİK DEVRİM GERÇEKLEŞMESİ AVRUPA’DAKİ FESTİVALLERLE SOMUTLAŞMIŞTIR
Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde Kürt festivalleri gerçekleştiriliyor. Kürt kültürü açısından önemli olan bu festivallere Kürt halkının katılımının önemi nedir?
Asimilasyon ve kültürel soykırımla varlığı ortadan kaldırılmak istenen bir halk gerçeği vardır. 100 yıldır bu yönlü politikalara muhatap olduk. Bu açıdan Kürt kültürünü ayağa kaldırmak önemliydi. Özgürlük Hareketimizin yarattığı en büyük sonuçlardan biri, kültür ve sanat devrimini gerçekleştirmek oldu. 1990’lı yıllardan itibaren Kürt müziği başta olmak üzere Kürt kültüründe bir hamle yaşandı. Kürt’ün varlığının ayakta kalmasında rolü olan Kürt müziği, 1990’lı yıllarda her yerde canlanma yaşadı. Müzik grupları ortaya çıktı. Yine yerel müzik grupları canlandı. Asimilasyon ve soykırıma karşı en temel direnç kaynağı, bir toplumun ruhunu ve beğeni ölçülerini yaratan sanattır. Kürtler açısından da bu rolü esas olarak oynayan müzik olmaktadır.
Kürt kültür ve sanatındaki hamleyi yaratan da, Kürdistan’ın her yerinde gerçekleşen halk serhildanlarıdır. Bu serhildanlarla tamamlanmamış olsa da demokratik devrim gerçekleşmiştir. Siyasetten sanat alanına kadar Kürt’ün duygu ve düşüncesi büyük değişime uğramıştır. Sanat ve kültür zaten esas olarak toplumda yaşanan değişimlerin sesi olur. Kültür ve sanat Kürdistan’daki bu değişimi müziğine, şiirine, tiyatrosuna, edebiyatına ve sinemasına kadar yansıtmıştır.
Kürt toplumunda yaşanan bu değişim, Avrupa’daki festivallerle somutlaşmıştır. Türkiye ve Kürdistan’da da zaman zaman konserler ve festivaller olmuştur. Avrupa’daki Kürt Kültür Festivali, 1992 yılından bu yana bir gelenek olarak sürmektedir. Sadece bir defa Almanya’nın yasaklaması nedeniyle gerçekleşmemiştir. Bu Kürt Kültür Festivali, 34. defa gerçekleşecek. Genel festivalden sonraları İsviçre, Fransa, İsveç ve İngiltere’de de kültür festivalleri gerçekleştirilmiştir. Yine Kürt kadınının gerçekleştirdiği özgün festivaller de bulunmaktadır. Kürt Kültür Festivali’nin 34. kez kutlanması, Kürt halkının varlık mücadelesinin kesintisiz sürmesini de ifade etmektedir. Avrupa’daki kültür festivalleri, kapitalist modernite içinde eriyip kimliksizleşmenin önünü alan festivallerdir. Bu festivaller aynı zamanda Kürtlerin Avrupa’da bir halk ve toplum olarak varlıklarını koruma anlamına gelmektedir. Varlık da örgütlenmeyi koşullandırmaktadır. Bu açıdan festivaller, Kürt halkının örgütlenmesine de hizmet etmektedir.
AVRUPA HALKIMIZ ŞEHİTLERİ BÜYÜK SAHİPLENMELİ, BU SÜRECE DESTEK OLMALI
Bu süreçte Avrupa’da festivallere güçlü katılmak Rêber Apo’nun yürüttüğü Barış ve Demokratik Toplum Sürecine güç vermektir. Barış ve demokratik toplumun mücadelesi sadece siyasi çabalarla başarılı kılınamaz. Kültür ve sanat da toplumun duygusunu bu yönde harekete geçirmede çok önemli bir rol oynar. Kültür-sanat çalışmalarıyla beslenmeyen bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi başarıya ulaştırılamaz. Bu açıdan kültür festivallerine güçlü katılmak Rêber Apo ve Özgürlük Hareketimizin çabalarına güç katmaktır. Toplumun Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni sahiplenmede kültür ve sanatın önemli rolü vardır. Bu rol nedeniyle Avrupa’daki halkımız festivallere güçlü katılarak bu sürece destek olmalıdır.
Bu festival şehitlere adanmıştır. Bu süreci yaratan şehitlerimizdir. Şehitlerimiz Rêber Apo’nun öncülüğünde fedaileşmişlerdir. Rêber Apo’ya büyük inançla mücadele etmişlerdir. Bu açıdan, şehitlere bağlılığın gereği olarak da Rêber Apo’nun yürüttüğü mücadeleye destek olarak festival alanı doldurulmalıdır. Türkiye ve Bakurê Kurdistan’daki şehit anmalarında şehit ailelerinin ve halkımızın tutumu çok önemlidir. Önderliğin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne tam destek vermektedirler. Avrupa’daki halkımız da bu şehitleri büyük sahiplenerek Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne desteklerini açıkça ortaya koymaktadırlar. Avrupa’daki halkımız, şehitlerimizin özlemlerinin başarısı için üzerlerine düşen rollerini oynamalıdırlar.
DEVAM EDECEK…