Dijital dinden çıkıp inşayı pratikte yapmak

Dijital alan adeta bir din gibi insanları etkilemekte, anne babalar bu dinin görünmez tanrıları önünde secde etmektedir. Toplumsal sorunların ortaya çıkış biçiminin en fazla sebebinin dijital alan olduğunu istatistiksel veriler dahi ortaya koymaktadır.

“Kent yaşamı” içinde bireyin zamanının çoğu, direkt kendisiyle ilgili olmayan, ancak ‘kabul edilebilir tanımlanmışlık olarak ben’i inşa eden faaliyetlere harcanır. Yerleşik yaşamla bağlantılı temel ihtiyaçlar dışında kalan tüm faaliyetler bu kapsamdadır. Bağımlılığın ağlarında dijital dünyaya takılmak ve dahil tüm edimler, dolaylı ve inşa edilmiş kendiliğin ibadetidir. Kitap okumak bu çağda az tercih edilen ve anlamlı olan bir eylem olurken öğrenmenin çağcıl yöntemi dijital dünyaya bakarak “ekran kaydırmak” olmuş. Dijital-sanal dünyanın insan benliği, kendiliği üzerindeki etkisine insan bilimcilerin eğilmediği, devletlerin “suç” kapsamı dışında bu alana bakıverdikleri de malum.

Sanal dünya adeta bir dinsel alan etkisi gösteriyor ve insanları kendine bağlıyor. Geçer sebep olması itibariyle “bilgiye-habere ulaşmak” bir ucu olurken diğer ucu insanın bağlı olduğu toplumsal ahlakın ve anlamın dışındaki her şeyin insan beynine üyesi olduğu toplumundan çok daha fazla nüfuz edebilmesi oluyor. Sanal dünya gerçek dünyanın yerine konuluyor. Yerini alabilirliği ayrı bir konu olurken yerine konması zaten kapitalist modernite sistemi için yeterli oluyor. Zira hegemon için işgal edilmiş ülkeler içinde farklı düşünenlerin işgale karşı olanların olması çok da önemli değil. Önemli olan işgal edilmiş olmasıdır. Kapitalist modernite iradeye rağmen bir sistem olduğundan toplum bireylerinin tümden iradesinin yok edilmesiyle ilgilenmez. Sistemi sağlamlaştıran çelişkiler barındırması anlamında kimi çıkışların hegemonun hegemonyasını sağlamlaştırdığı da bilinmez değildir. Bugünler de tüm yıkıcılığına rağmen Trump’ın komünizm tehlikesinden söz etmesi de buna örnektir.

İnsanın gerçeğin yerine gerçeğin görüntüsünü koyması ne zaman ve nasıl başladı?

Doğumdan itibaren öğretilen ve insanın esnek zekasının en fazla istismar edildiği alan insana soyutlamayı öğretmektir. Öğrenme tanıtarak ve bir ihtiyaca karşılık geldiğini anlatarak başlar. “Bu süttür, içersin açlığını ve susuzluğunu giderirsin.” Bu tanıtma ve sonuç çocukta bir anlama politikası oluşturur. Bu politika ilk önce anne tarafından verilse de çocuk büyüdükçe ve anneye olan zorunlu ihtiyaç ortadan kalktıkça devreye baba ya da egemen sistem itibariyle tüm insanlığın babası olduğunu sanan erkek egemenlikli doğrular-kurallar devreye girer. Baba, okul-öğretmenler, sokak derken çocuk toplumsal hayata açılır. Hâkim sistem çocuğun ilk öğrenme yöntemleri kullanılarak çocuğun anlam dünyasına yanlış anlamların zerk edilmesiyle inşa edilir. Cinsiyetçi bakış, hiyerarşik ilişkiler, ezen-ezilen çelişkisi bunlardandır.

Dijital alan adeta bir din gibi insanları etkilemekte, anne babalar bu dinin görünmez tanrıları önünde secde etmektedir. Toplumsal sorunların ortaya çıkış biçiminin en fazla sebebinin dijital alan olduğunu çok köklü olmayan istatistiksel veriler dahi ortaya koymaktadır. Toplumsal sorunlar on binlerce yıllık geçmişe sahiptir. Ancak bugün derinleşmesi, sistemin derinleşmesiyle paralel olarak, dijital çağın kendini inşa ettiği araçlar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu anlamıyla kendini “bir başına özgür” zanneden kişi görünmez olan dijital tanrının dininde köleleştirildiğinin farkına dahi varmamaktadır.

Sistemin derinleşmesinin bir yolu madenleri daha derinden kazmak olurken, daha önemli yolu, insan üzerindeki baskıların derinleştirilmesi, yaygınlaştırılmasıdır. Akran zorbalığı, çete kurmak, dijital zorbalık, beden faşizmi yoluyla çocukların sistemin türlü estetik araçlarına yönlendirilmesi, eğitilmemiş güdüler, dijital alanın kadını tümden bitirdiği ve tüm kadınları tüm erkeklerin malı gibi gösteren güdümlenme, emek bilincinin ortadan kalkması, suç tanımının yeniden ele alınması, ahlaki sorunların sorun olarak görülmemesi….  Tüm bunlar çocuklara yeni dinin yaptırdığı ibadetlerdir. Ve bunların sorumlusu hakim sistemden daha fazla anne babalardır.

Şimdi gençlere ve çocuklara internet kullanımında kısıtlama getirilerek “suç” durumlarıyla mücadele edilmek istendiği söyleniyor. Ancak sorunun böyle ortaya çıkmadığı için böyle de çözümlenmeyeceği kesindir. Bundan dolayı da bunu başarmak zordur. Önce bu dinin peygamberlerinin bu dini reddetmeleri gerekir. Henüz böyle bir şey olmamıştır. Yine bu dinin birer mürşidi olanların reddetmesi gerekir. Bu dini benimseyip secde edenlerin de reddetmesi gerekir. Bunlar da olmamıştır. Tüm bunlara rağmen devletler tarafından ebeveynlere denetim kurmasını ve kendileri tövbeler edip ibadetlerle anı anına tapındıkları dinden çocuklarını çıkarması isteniyor. Mümkün mü? Değil. Bugün kitlelerin afyonu dijital dünyadır. Adeta din yerine din kadar etkili olarak ikame edilmeye çalışılmaktadır. Allah korkusu ortadan kalkmış, tıklanmama, beğeni almama ya da ekranda sistem ölçülerine göre güzel görünmeme korkusu sarmıştır insanları. İnsanın bu çağda bu çağın argümanlarıyla kendisi olamayışına, özgür olamadığına başka ne kanıt gösterilebilir ki!

20. yüzyıla kadar bu şekilde ilerlese de bu seyir yüzyılın başından itibaren köklü değişime uğramıştır. Ağlayan bebeğin eline emzik değil de telefon verildiği bir çağdayız. Anne-babaların dünyaya getirdikleri çocuğu yetiştirme sorumluluğu karşısında girdikleri en ahlaksız durum çocuğun dijital dünyaya teslim edilerek kurban olarak sunulmasıdır. İsmail’in kurban olmaktan kurtulması dönemi başa sarılmıştır. Ve her çocuk anlamsal olarak görünmez-bilinmez bir tanrıya kurban edilmiştir. Ve her kurban dijital dünyanın araçlarıyla hakim sistemin mutlak kölelik kanunlarının karşısına çıkarılmakta, bu tanrı karşısında taparcasına bir vaziyet almakta ve kendi anlamsal varoluşundan kopmaktadır. Çocuk insandaki merak-görme isteminin insan beyninin gelişme ve yeni veriler yüklenerek renklilik içinde bir dünya-yaşam algısı yaratma isteminin, insanın biyolojik özelliklerinin en fazla istismar edildiği çağlardır. Bu anlamıyla cinselliğin fazlasıyla kirletildiği bir çağda erkeğin erkekliğinin inşa edildiği, kadının köleleştirilmekle birlikte sisteme eleman üretme makinası haline getirildiği, toplamda ailelerin egemen sistemin çocuklarını doğurduğu bir çağdayız.

Hakim sistemlerin ulusal, etnik, dinsel ya da başka türlü kıskacından çıkarak Kendi toplumsallığını inşa etmek isteyen toplumların kendi ihtiyaçlarından önce o toplumun çocuklarına yönelik adımlar atması bir zorunluluk. Doğum anından itibaren çocuğunu sistemin ağlarına fırlatan bir anne-babanın diğer faaliyetlerinin bir anlamı olsa da dönemsel ve kısır olacaktır. Çocukları sistemin istismarından kurtaracak tarzda bir eğitim sistemi üzerine ailelerin tartışması, arayış içine girmesi ve çözümler üretmesi gerekir. Çocuklar nasıl özgür yetiştirilir? Özgür bir anne babaya sahip olmasa da kendisi nasıl özgür bir varlık olarak yetiştirilebilir?

Bunu yapmak çocukların demokratik komünal bir yaşam içinde yaşaması ve eğitilmesiyle mümkün olabilir. Bunun için de demokratik komünal yaşamak isteyenlerin çocuklarını kendi mülkü olarak görmediği, ailenin namus-evlat-gelecek gibi sözlerle kutsallaştırmadığı, çocuk yetiştirmenin ailenin ebeveynlerin politikalarıyla değil de hakim sistemler tarafından gerçekleştirildiğini kabullenerek adımlar atması gerekir. Bu anlamda çocuğuna en fazla sarılan çocuğunu en fazla egemen sistem zincirlerine bağlayan oluyor. Bu gerçek anlaşılmalı ve toplum bunu tartışır hale gelmelidir. Konu sosyolojik, psikolojik ve başka açılardan çok tartışma götürür. Ancak bizim için öneminden dolayı inşa konusuyla bağlayabiliriz.

İnşadan çok söz ediliyor, yoğun toplantılar, halk buluşmaları yapılıyor ve süreç tartışılıyor. Bakur Kürdistan’da bu temelde sorumluluğu olanların bu konulara eğilmesi en temel görev oluyor. Çocukların eğitimini örgütleyemiyorsak başka şeyleri önemsemek ve öncelememiz hiçbir inşayı geliştirmez. Örneğin Kürt çocukları için anadilde eğitim diye çok tartışılıp slogan atıldı, ki önemsiz değil. Ancak kendisi yapan konuma gelmek önemli ve demokratik inşacı olmanın ve özgür Kürt çizgisinde olmanın gereğidir. 50 yıldır söylenenleri pratikleştirme zamanı gelmiştir. Peki bunu kim yapacak?

Şikâyet ve beklentililik, topluma yapıştırılmış kölelik özellikleridir. Şikâyet de beklentililik de kendini özne olmaktan çıkarmanın en emeksiz yöntemleridir. Erkek egemen sistemin kadına yakıştırdığı davranış modelidir, ama bugün tüm toplum şikâyet ve beklentililik içindedir. Ne kadar çok şikayet edersen ve beklentiyi ne kadar çok dile getirirsen daha büyük marifet gibi anlaşılmaktadır. Oysa her ikisi de özgür insan karakterinin uzağında olmayı ifade eder. Kendini özne yapmayan insan şikayet eder, beklentili olur. Çünkü bu insana göre kendisi nesne devlet öznedir. Bu zihniyet aşılmadıkça toplumun demokratikleşmesi mümkün olamaz.

İnşa konusunda atılması gereken temel adımlar kadar, süreci kısa-uzun-orta vadeli planlayarak çalışmak da önemli ve gereklidir. Örneğin birkaç ay sonra başlayacak olan eğitim yılına ne kadar hazırlık yapılmıştır? Kaç kitap hazırlanmıştır, müfredat üzerinde çalışılmış mıdır, kaç öğretmen kendini komünal tarzda çalışmaya hazırlamıştır, kaç anne baba “çocuğumu anadilde okutmak istiyorum” diye inşa çalışması için kendisi de kolları sıvamıştır? Kürtçe kitap hazırlanması, okul, müfredat ve öğretmen hazırlanması, yüzyıllık soykırım zihniyetinin temsilinden mi çıkacaktır? Çıksa da onunla yetinilecek midir? Sorularımız çoktur.

Eğitim mekanı, eğitim materyali, eğitim verecekler ve eğitim alacaklar ne kadar örgütlenmiş ve bu iş planlanmıştır? Çocuğunu hiçbir devletçi beklentisi olmadan demokratik toplumun Kürtçe anadil okullarına göndermeye kaç anne-baba hazırdır? Kaç çocuk bu yıl ilkokula başlayacaktır?

Hepsini devletin yapması mı beklenmektedir?

Bir mucize mi beklenmektedir?

Bir tanrı, mesih ya da kurtarıcı mı beklenmektedir?

Kendisi yapması gereken ve yapabileceği işi yapmayıp başkasını beklemek demokratik toplum iradesi, özyönetim oluşturmamaktır. Bu anlamda devleti beklemek ile başka kişi-kurumları beklemek anlamsal olarak aynıdır, öz irade inşa edememektir.

Kürtçe anadil üzerinde yapılan eylem ve etkinlikler önemli olmakla birlikte ekranlara yansıtılanların ötesinde yapılması gereken çok şey vardır, bunu yapmamak gelecek karşısında suçlu olmak demektir. Halkımızın milyonlarcasının yaşadığı ve yüzbinlerce çocuğun eğitim alacağı bir alanda on binlerce çocuğu kendi örgütleyeceği okullara yöneltmekten daha önemli ve daha büyük iş var mıdır? Köy okulları, kerpiç odalar, mahallelerde komün mekanlarını hiç değilse çocuklar için, özgür bir gelecek için inşa etmekten daha kutsal iş var mıdır? Bizce yoktur. İnşa da budur. Süreç, inşa, adım gibi kelimeleri sayısızca tekrarlamak inşa değildir, içini boşaltmaktır. Yapmamak irade olamamaktır, devletten beklemek özyönetim anlayışından uzak olmaktır. Kendisi yapmak için çalışmak ve en basit-sade şekilde de olsa gerçekleştirmek, devletle kıyaslamadan, kendisi olanı yapabilmek doğru inşa çalışmasıdır.

Bunu yapabilmek için dijital dine karşı çıkmak, bu dini reddetmek, toplumu bu dini reddetmesi için her gün çalışmak, köy köy, mahalle mahalle çalışmak, uzaktan söylemleri-çağrıcılığı bırakmak gerekir. İnşa pratiktir, söylemi aşmazsa anlamı yitirir. İnşa konusunda pratiğe girmeyip “şöyle güvenmiyoruz, böyle güvenmiyoruz” söylemleri de devlet zihniyetinden kopulduğunun kanıtı değildir, zaman geçirmektir, işin ciddiyetine tam girmemektir.

Yasanın çokça tartışıldığı şu günlerde esas meselenin inşa olduğunu, bu yapılmadıkça diğer adımların da bizi demokratik toplum haline getirmeyeceği bilinmelidir. Mesele “şurdaki-burdakilerin” gelmesi değil, “ordaki” yüzbinlerin kendini inşa edebilmesidir. Amed’de, Botan’da, Dêrsim’de, Serhad’da tüm köy ve mahallelerde şimdiden eğitim için okul-kitap-öğrenci konularında hazırlanmak, tüm imkanları buna seferber etmek, tüm kamusal alanları kamunun bu yararına kullanmak da dahil örgütlenmek gerekir.

Topluma öncülük etme iddiasında olanların söylemden eyleme geçmesi, an an tüm zamanını, ömrünü vermesi kadar öncelikleri doğru belirlemesi, ömrünü-anlarını neye vermesi gerektiğini iyi bilmesi gerekmektedir. Anne babaları bu dijital dini reddetmesi için harıl harıl çalışmak, bunu başarmak ve çocuklar için eğitim mekanları-materyalleri hazırlamak gerekir. Söylemi kadar eylemin de olup olmadığını, yeni eğitim sezonuna ne kadar inşa hazırlığı yapıldığını önümüzdeki aylarda göreceğiz ancak biz şimdiden bir soru bırakmak istedik.

Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi