GÖRÜNTÜLÜ

30 yıllık tutsak Altun: İktidar oyalama politikasına son vermeli

30 yılın ardından tahliye edilen Kenan Altun, cezaevlerindeki uygulamaların sürece yönelik endişeleri artırdığını belirterek, “Oyalama politikasına son verilmeli, hızlı ve güven verici adımlar atılmalı” dedi.

KENAN ALTUN

30 yıldır cezaevinde tutulan Kenan Altun, geçtiğimiz günlerde Maltepe 1 No’lu L Tipi Cezaevi’nden tahliye edildi. ANF’ye konuşan Altun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin halkta büyük bir coşku yarattığını belirterek, tutsakların da süreci güçlü bir şekilde sahiplendiğini söyledi.

Kürt halkının sürece sahip çıktığını ifade eden Altun, iktidarın bazı yaklaşımlarının ise kaygılara yol açtığını dile getirdi. Cezaevlerindeki tablonun bu kaygıları daha da artırdığına dikkat çeken Altun, sürecin ilerleyişi açısından cezaevlerindeki durumun önemine işaret etti.

‘CEZAEVLERİNDEKİ UYGULAMALAR SÜREÇLE İLGİLİ ENDİŞEYE YOL AÇIYOR’

Cezaevlerindeki uygulamalara dikkat çeken Altun, şöyle konuştu:

“Hakikaten anlam vermek ve bunu halkımıza anlatmak kolay değil. Özellikle uzun yıllardır cezaevinde kalan tutsak arkadaşlar, yaşlı arkadaşlarımız hepimizi oldukça zorluyor. Örneğin, geldiğim cezaevinde Ali Rıza Yurtdaş bir örnek. 84 yaşında. Bu süreçte kaç kez Adli Tıp’a çıkmasına rağmen, raporları olmasına rağmen adeta keyfi bir şekilde ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildi. Bu sadece bir örnek. Buna benzer birçok örnek var.

Hasta arkadaşların dışında, ister beş yıl ister on yıl, en sonunda otuz yılın üzerinde yatan arkadaşlarımız var. Hiçbir neden, hiçbir mantıklı gerekçe olmadan, keyfi bir şekilde idarelerin, kurulların kararına bırakılmış gibi.

Yani bugün ‘çözüm süreci’ nasıl Milli Güvenlik Kurulu açısından böyle bir karar mekanizmanın arasında kalmışsa binlerce arkadaşımızın kaderi, özgürlüğü de cezaevinde oluşturulan, ‘küçücük Milli Güvenlik Kurulları’ olarak adlandırabileceğimiz keyfi kurulların kararlarına bırakılmış durumdadır. Hakikaten halkımızda, çevremizde büyük bir endişeye ve tepkiye yol açmaktadır.”

‘CEZAEVİ YÖNETİMLERİ İNİSİYATİF ALAMAZ, MERKEZİ BİR YAKLAŞIM VAR’

İmralı kapılarının hâlâ açılmamasına da tepki gösteren Altun, şunları söyledi:

“Sayın Abdullah Öcalan’ın yaklaşımı bu kadar pozitif olurken kendi şahsında hâlâ tecrit var. Hâlâ Türkiye halkıyla buluşturulamamış, barışla ilgili düşüncelerinin halkımıza ulaştırılmasında sıkıntılar, engeller var. Bunlar adeta bir şantaj, bir tehdit gibi halkımıza, cezaevlerindeki arkadaşlarımıza karşı sürdürülmektedir.

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer nokta da özellikle kadın yoldaşlarımıza yönelik intikamcı ve keyfi bir yaklaşımın olması. Sincan başta olmak üzere birçok yerde arkadaşlara hiçbir mantıklı gerekçe olmadan sekiz ay, dokuz ay, adeta yeni bir ‘suç’muş gibi, bitmeyen disiplin cezası varmış gibi cezalar veriyorlar, arkadaşlarımızı içeride tutuyorlar. Ben de yeni çıktım. Açıkçası, bu endişeleri dışarıda da görebiliyoruz. Cezaevlerindeki bu uygulamaların bir an önce son bulmasını talep ediyoruz.”

İktidarın bu uygulamalarının son bulması halinde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin daha çok karşılık bulacağını vurgulayan Altun, şunları belirtti:

“Cezaevi yönetimlerinin keyfi yaklaşımları inisiyatif değildir. Kendi inisiyatiflerinin olmadığını iyi biliyoruz. Merkezden gelen bir yaklaşım var ortada. Bunun hiçbir gerekçesi yok. Adalet Bakanlığı talimat verirse ya da bu konuda talimat alırlarsa çok basit. Disiplin cezası olmayan insanlar neden bırakılmaz? Hangi gerekçeyle?

Bir yandan gerillanın ovaya inmesini talep eden hükümet, bir yandan da otuz yıl cezaevinde kalan arkadaşlara ‘sen dışarıya çıkamazsın, sen uyumlu olamazsın, sen toplumla bütünleşemezsin ya da sen pişman mısın?’ gibi anlamsız, süreçle hiçbir alakası olmayan, hatta tepki çeken, sürece olan inancın bozulmasına vesile olan yaklaşımlar gösteriyor. Bundan bir an önce vazgeçmelerini talep ediyoruz.”

‘OYALAMA POLİTİKASINA SON VERİLMELİ’

Kenana Altun, Kürtler ve Türkiye toplumu açısından barışın büyük bir önemi olduğuna işaret ederek iktidarın, sürecin toplumsallaşması açısından hızlı, kararlı ve güven verici adımlar atması gerektiğini şöyle dile getirdi:

“Bu oyalama politikasının sebeplerini anlamak gerçekten çok zor. Yani neyin hesabı? Hangi küçük hesaplar bu muazzam barış projesinin önüne geçebiliyor? Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Yüzyıllık bir barış özlemi var. Halkların bir arada özgürce yaşayabileceği bir ortam oluşmuş, bunları daha da pekiştirmek gerekiyor. Bütün dünyanın, bütün Ortadoğu'nun gözü bu coğrafyadayken böyle sıradan ve keyfi güvensizlik ortamını oluşturan yaklaşımlara gerçekten insanın aklı ermiyor. Talebimiz, yaklaşımımız nettir ve bu adımların bir an önce atılması gerekmektedir.

Demokratik siyasetin oluşmasının öncüsü cezaevindeki arkadaşlarımızdır, yoldaşlarımızdır. Bunlar, dışarıda bunun öncülüğünü en iyi yapacak arkadaşlarımızdır. Barış süreci büyük bir süreçtir, onurlu bir süreçtir. Bunun kadroları da öncüleri de cezaevinde bunu özümseyen arkadaşlarımız olacaktır. Bu durumun sadece Kürt halkıyla ilgili bir tarafı yok; bu sürecin Türkiye toplumunun her kesimine anlatılması gerekiyor.

Böyle oyalama yaklaşımları, gün geçtikçe toplumda bir tepkinin oluşmasına vesile oluyor. Çağrımız ve umudumuz, bir an önce hiçbir gerekçeye sığınmadan bu sürece öncülük eden ve gerçekten uzun yıllardır cezaevinde zor koşullarda, her türlü baskı altında yaşayan arkadaşlarımızın bir an önce dışarı çıkarılmasıdır. Bunun başka yolu, yöntemi yoktur.

Barış sürecinin teminatı ve güvencesi, zindanların boşaltılmasıdır. Cezaevindeki tüm siyasi tutsakların bir an önce serbest bırakılması ve sürecin buradan başlatılması gerekiyor.

‘CEZAEVLERİYLE İLGİLİ DUYARLILIK ARTMALI, DEMOKRATİK EYLEMLER YAPILMALI’

Şu anda cezaevlerinde yüzlerce arkadaşımızın infazları yakılmaktadır. Halkımızın, değerli insanların ve kamuoyunun bu süreci mutlaka birinci gündem maddesi olarak önüne koyması ve demokratik tepkilerini mutlaka ortaya koyması gerekmektedir. Biz bunu öncelikli olarak yapabilmeliyiz. Bütün çalışmalarımız, bütün sohbetlerimiz de bunun üzerinedir. Demokratik kitle örgütleri çalışmalarını bu konuda daha güçlü yürütmeli ve duyarlılık oluşturabilmelidir. Kamuoyunun bu konuda gerçekten duyarlı olması gerekiyor.

Ben, önümüzdeki dönemde güçlü bir duyarlılıkla demokratik eylemlerin gerçekleşmesi halinde hükümetin de bu konuda somut adımlar atması gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda, son dönemlerde, son günlerde demokratik kurumlarımızın başlattığı çalışmaları selamlıyor ve destekliyorum.”