İstanbul’un komün denemeleri

İstanbul, tarihi boyunca farklı komün deneyimlerine tanıklık etti. Devrimci yapıların birçok mahallede komün temelli örgütlenme denemeleri yaptığı bu süreçte, bazı deneyimler uzun yıllar sürerken bazıları ise kısa sürede dağıldı.

İSTANBUL KOMÜN

Komün, sadece ekonomik bir tanım değildir, hayatın örgütlenmesi ve onun yeniden inşa edilmesi anlamına da gelir. Bugün Önder Apo’nun yeniden tanımladığı komün örgütlenmesi, devrimci çalışmanın temellerini oluşturur. Artık devrimlerin tanımı ve ortaya çıkış şekilleri giderek farklılaşmıştır. Devrim, halkın birebir katıldığı ve örgütlediği bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Önder Apo, son manifestosunda ve sonrasında yaptığı açıklamalarda, komün örgütlenmesinin bir yaşam felsefesi olarak ortaya çıktığını ve yaşamın temelinde yer aldığını dile getirerek, her alanda gerçek anlamda bir komün yapılanmasına gidilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Aslında komün örgütlülüğü, bu topraklar için yabancı bir örgütlenme biçimi de değildir. Türkiye ve Kürdistan’da yıllarca adına komün denmese bile komün denemeleri gerçekleştirilmiş; bazıları yıllarca sürmüş, bazıları kısa sürmüş, ancak denemeler her seferinde hayata geçirilmiştir.

Türkiye ve Kürdistan’da, sadece Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından değil, Türkiye sosyalist hareketi açısından da komün denemeleri çok sayıda bulunmaktadır. Sadece İstanbul özelinde bile ele alındığında, çok sayıda komün yapılanmasına tanıklık edebiliriz.

MAHALLE KOMÜNLERİ DENEYİMİ

İstanbul’da en dikkat çeken komün denemeleri, mahallelerde ortaya çıkan deneyimlerdir. Bunların en bilinenlerinden biri ise devrimciler tarafından kurulan 1 Mayıs Mahallesi Halk Komiteleri olmuştur.

1 Mayıs Mahallesi, 1970’li yılların ortalarında köyden kente göç dalgasıyla İstanbul’a gelen Kürt, Alevi ve Sünni yoksul insanların yaşayacağı bir mahallenin kurulması kararıyla ortaya çıktı. 1974 yılında devrimcilerin ortak çalışmasıyla, bugün Ataşehir ilçesi sınırlarında olan ve devletin adını “Mustafa Kemal Mahallesi” olarak değiştirdiği yerde kurulan mahalle, evlerin yapımından başlayarak halkla ortaklaşa yapıldı.

Bu inşa sürecinde malzemeler devrimciler tarafından sağlanırken, evlerin yapımında hem devrimciler hem de halk birlikte çalıştı. Hedef ise herkesin kira vermeden yaşayabileceği bir eve sahip olmasıydı.

Mahalle, kuruluşundan kısa bir süre sonra, 2 Eylül 1977’de büyük bir polis saldırısına uğradı. O sürece kadar mahalle, bütün devrimci yapılar ve halk tarafından kurulan Halk Komitesi tarafından yönetiliyordu. Mahalle sakinleri, kendi mahallelerini örgütlemeyi ve söz sahibi olmayı öğreniyordu.

2 Eylül 1977 saldırısı ve katliamı sırasında da direniş kararı yine halk oylamasıyla alındı. Halkın tamamının desteğiyle polisin saldırısına karşı direnişe geçildi ve süreç, polisin geri çekilmesi ve mahalleden çıkmasıyla sonuçlandı.

Bundan sonraki süreçte, 1 Mayıs Mahallesi’nde 1980 askeri darbesine kadar devrimciler, halk komiteleri aracılığıyla mahallenin örgütlülüğünü sürdürdü. Mahallede yaşanan her sorun ve yapılacak her değişiklik, halk toplantıları ve halk oylamalarıyla çözülüyordu.

Mahallenin dışına kurulan polis karakoluna hiçbir şekilde şikayete gidilmiyordu. Mahallenin su sorunu devrimciler tarafından çözüldü. Mahalleye ulaştırılacak gıda ise devrimcilerin kamulaştırma eylemleriyle sağlanıyor, ardından devrimciler tarafından kurulan bakkal gibi iş yerleri aracılığıyla kar amacı güdülmeden halka ulaştırılıyordu.

UZUN SÜREN BİR DENEYİM OLARAK KÜÇÜK ARMUTLU

Bir diğer dikkat çeken mahalle komün deneyimi ise Küçük Armutlu olarak bilinen mahallede yaşandı. 1950’lerde kurulan Küçük Armutlu, İstanbul’un en değerli arazilerinden biri üzerinde yer alıyor. 1980 sonrası devrimciler tarafından şehir plancıları, mimarlar ve mühendislerle birlikte yeniden kurulan Küçük Armutlu, halen Türkiye genelinde şehir planlamasına uygun tek gecekondu bölgesi olarak gösteriliyor. Devrimciler tarafından yeniden inşa edilen mahalle, o günden itibaren yaklaşık 35 yıl boyunca Halk Meclisi örgütlülüğü üzerinden yönetildi.

Küçük Armutlu deneyimi, 1 Mayıs Mahallesi deneyiminden farklı olarak belli kurallar ve yasaklar üzerinden ilerleyen bir deneyim oldu. Mahallede uzun bir süre iki katlı evler yasaktı. Bunun sebebi ise haksız rekabeti ve devrimciler tarafından verilen yerlerin kar amaçlı kullanımını engellemek olarak gösterildi. Mahallede evler tek katlı ve 100 ila 120 metrekare arasında inşa edildi.

Yoğunluklu olarak Türk ve Kürt Alevi kesimin yaşadığı mahallede her karar halkla birlikte alınıyor, her sorun Halk Meclisi üzerinden çözülüyordu. Bu sorunlara aile içi meseleler ve küçük tartışmalar da dahildi. İstanbul’un en büyük cemevlerinden birinin yapıldığı Küçük Armutlu’da, diğer kurumlar gibi cemevi de halkın desteği ve ortak çalışmasıyla inşa edildi. Cemevinin içi ve bahçesi, halkın talepleri ve istekleri doğrultusunda düzenlendi.

Bunun yanı sıra Halk Market adıyla açılan markette de ürünler neredeyse maliyetine halka satılıyor, herhangi bir kar amacı güdülmeden hizmet veriliyordu. Mahallede belirli dönemlerde ücretsiz film gösterimleri ve konserler de düzenlendi. Bunun için cemevi içerisinde büyük bir etkinlik salonu yapılmıştı.

Gençlerin örgütlenmesi için çeşitli kurumlar kuruldu; hasta, bakıma muhtaç yaşlılar ve hasta tutsaklar için ise Vefa Evi kuruldu. Vefa Evi bünyesinde yoğurt, süt ve peynir gibi ürünler üretilip satılarak kurumun ihtiyaçları karşılanıyordu. Mahallede belli dönemlerde hekimler gelerek ücretsiz sağlık taramaları yaptı.

Mahalle halkının çalışmalara ve yaşama dahil edilmesi amacıyla faaliyet yürüten Armutlu-Der ise 2005 yılında yöneticilerinin tutuklanmasının ardından faaliyetlerine son verdi. Mahallede, Halkın Mimar Mühendisleri tarafından “Halkın Bahçesi” çalışması kapsamında halkla birlikte ürünler ekiliyor, ardından düzenlenen hasat şenlikleriyle ürünler toplanıp halka dağıtılıyordu.

Ayrıca hem Ramazan ayında hem de Matem ayında, mahallede yaşayan halkların dini inançlarına uygun etkinlikler düzenlendi. Ramazan ayında sokak iftarları, Aşura döneminde ise toplu aşure dağıtımları yapılıyor, tüm organizasyonlar halkla ortaklaşa yürütülüyordu.

GAZİ MAHALLESİ DENEYİMLERİ

Devrimci yapıların mahallelerde örgütlenmesine dair bir diğer deneyim ise Gazi Mahallesi’nde yaşandı. Gazi Mahallesi, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren devrimci örgütler ve halkın katılımıyla kurulan Halk Komiteleri tarafından yönetildi.

Bu süreçte halk; evlerin yapılması, evlere su ve elektriğin ulaştırılması, sorunların çözümü ve yerel yönetimlerle iletişim gibi konuları Halk Komiteleri üzerinden yürüttü.

Bu dönemde Gazi Mahallesi’nde halk için birçok çalışma da gerçekleştirildi. Küçük Armutlu’da olduğu gibi, hatta ondan önce, Gazi Mahallesi’nde de cemevi halkın desteği ve yardımıyla inşa edildi.

Bir dönem Gazi Mahallesi’nde Halk Fırın denemesi yapıldı. Fırın, halka maliyetine ekmek satarak yoksul kesimlere hizmet etmeyi amaçladı; ancak belediye tarafından kapatıldı. Mahallede bir dönem ortak hareket eden devrimci yapılar, gecekonduların yapımından halkın en basit sorunlarına kadar birçok konuda çözüm merkezi haline gelmişti. Bu süreçte devrimciler ile halk, mahallenin yönetimini birlikte yürütüyordu.

KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ’NİN KURDUĞU BİR MAHALLE

İstanbul, Kürt Özgürlük Hareketi’nin kurduğu bir mahalle deneyimine de tanıklık etti. 1990’lı yılların ortalarında köy yakmaları ve zorunlu göçlerden etkilenen Kürtlerin, aynı evde birkaç aile birlikte yaşamak zorunda kalmasına karşın, Özgürlük Hareketi tarafından Karayolları Mahallesi’nde bir mahalle kuruldu. Mahalle tamamen Özgürlük Hareketi tarafından inşa edilerek halka tahsis edildi.

Mahallede yapılan evlere yerleştirilen halkın birçok ihtiyacı Özgürlük Hareketi tarafından karşılandı. Halkın iş bulması sağlandı; mahallede belirli aralıklarla halk toplantıları düzenleniyor, halkın talepleri doğrultusunda çeşitli yenilikler yapılıyordu.

Mahalle, 2000’li yılların ortalarında kentsel dönüşüm nedeniyle tamamen yıkıldı.

KÜLTÜR ÇALIŞMALARI VE KOMÜNLEŞME DENEMELERİ

Kültür alanı, özellikle mahallelerde bir döneme damgasını vuran çalışmalar arasında yer alıyordu. İstanbul’da 1990’lı yıllarda yoğunlaşan kültür çalışmaları, her ne kadar merkezi yerlerde kurum olarak açılsa da mahallelerde yürüttükleri faaliyetlerle halk arasında yoğun ilgi gördü. Bu kültür merkezleri arasında bazıları ile bazı müzik grupları, halen halk tarafından dinlenilen, benimsenen ve sahiplenilen bir yerde duruyor.

Kürtlerin Türkiye metropollerine zorunlu göçü sonrasında ortaya çıkan Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) ve onun bünyesinde kurulan müzik grupları, bugün halen Kürt halkının yaşadığı bölgelerde biliniyor ve sahipleniliyor. 90’lı yıllarda MKM bünyesinde çalışan eğitmenler, İstanbul’un birçok ilçesinde eğitimler veriyor; halk ile devrimci kültürün buluşmasına vesile oluyordu.

Bu süreçte özellikle kendi kültürüyle buluşmak isteyen gençlerin ve halkın buluşma noktaları Kürt siyasal partileri oluyordu. Bu alanlarda tiyatro grupları, müzik toplulukları ve govend ekipleri kuruldu. Halk, kendi kültürünü ve dilini daha sağlam temeller üzerinde öğrenme imkanı buldu.

Kurulan kültür merkezleri, özellikle Kürt dilinin ve Kürt sanatının yok edilmesinin önüne geçerken, aynı zamanda gelişmesini de sağladı. 90’lı yıllarda MKM ve onun etkisiyle mahallelerde kurulan kültür merkezleri ile müzik, tiyatro ve govend grupları; halkın asimile edilmesinin ve Kürt kimliğinin yok sayılmasının önüne geçen önemli çalışmalar yürüttü. Her ne kadar adına “komün” denilmese de o dönemde yaşananlar, aslında birer komün deneyimiydi.

Kürt sanatının çalışmaları dışında, mahallelerde halkın sistemin etkisi altında kalmaması amacıyla Grup Yorum ve Grup Munzur gibi devrimci gruplar da ortaya çıktı. Bunun yanında, kentin merkezi noktalarının dışında kalan Bağcılar, Okmeydanı, Gazi Mahallesi ve Küçük Armutlu gibi yoksul halkın yaşadığı bölgelerde; Tohum Kültür Merkezi, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, Evrensel Kültür Merkezi, İdil Kültür Merkezi, Ortaköy Kültür Merkezi ve Ayışığı Sanat Merkezi gibi kurumlar kültür-sanat alanında faaliyet yürüttü.

Bu kültür merkezleri, sanat ve kültürün Taksim ve Kadıköy gibi merkezi noktalarda yoğunlaşmasına karşın, mahallelerde örgütlenerek devrimci sanatı halkın içinde, halkla birlikte büyüttü. Mahallelerde kurulan yöre dernekleri ve Kürt siyasi parti temsilciliklerinde de kültürel çalışmalar yürütüldü. Bazı yerlerde kültür merkezleri açıldı.

Buradaki kültür merkezleri halkın desteğiyle kuruldu ve çalışmalarını halkla birlikte yürüttü. Gerçekleştirilen her çalışma, halkın öneri ve eleştirileri doğrultusunda şekillendi ve bugün halen isimleri hatırlanan sanatçıların yetişmesini sağladı.

DEVLETİN SALDIRILARI VE DİRENİŞİN SONUCU

Bu mahallelere yönelik devlet saldırıları ise hiç bitmedi. Devlet, 1 Mayıs Mahallesi’ne yönelik 2 Eylül 1977 katliamının ardından uzun süre büyük çaplı saldırılar gerçekleştirmese de bu kez mahallelere yönelik asimilasyon politikalarına yöneldi. Özellikle devrimci yapıların geliştirdiği yeni kültür anlayışına karşı çeşitli saldırılar gerçekleştirildi.

Bu saldırıların en bilinenlerinden biri ise mahallelere uyuşturucu çetelerinin sokulması oldu. Devrimcilerin bu saldırılara karşı geliştirdiği tavır ve direniş, uzun bir süre çetelerin mahallelere girmesini engelledi. Bu süreçte Dilek Doğan, Hasan Ferit Gedik ve Dilan Kortak gibi devrimciler, polis ve çeteler tarafından katledildi.

Bu saldırılara karşı mahallelerde devrimci gençler tarafından kurulan milis örgütlenmeleri cevap veriyor, bu direnişler çeteleşme ve asimilasyon saldırılarının önüne geçiyordu. Ancak tam anlamıyla bir öz savunma merkezinin kurulamaması ve örgütlülüğün parçalı yapısı, bir süre sonra devletin mahallelere çeteler aracılığıyla giriş yapmasına yol açtı.

Bugün ise çeteleşme hemen her mahallede giderek yaygınlaşıyor ve özellikle gençler bu yapıların etkisi altına giriyor.

NEDEN BAŞARILI OLAMADILAR?

Türkiye’de 70’lerde başlayan ve özellikle İstanbul’da ortaya çıkan komünleşme çalışmaları, 2000’li yıllara gelindiğinde giderek zayıflamaya, hatta bazı yerlerde isimleri dahi unutulmaya başladı. Son olarak 2015 sonrası dönemde, Küçük Armutlu deneyiminde de belirgin bir gerileme ortaya çıktı.

Özellikle 90’lı yıllarda çoğalan bu komün deneyimleri, bir süre sonra devrimci örgütlerin süreci tam anlamıyla örgütleyememesi ve devletin yoğun saldırıları nedeniyle gerilemeye başladı. Halkla birlikte ortaya çıkan ortak yönetim anlayışı, temellerini yeterince sağlam kuramadığı için zamanla içten bir çürümeyi de beraberinde getirdi.

1 Mayıs Mahallesi’nde ev sahibi olan kişiler, özellikle ekonomik nedenlerle tek katlı evlerini apartmanlara dönüştürüp kiraya vermeye başladı. Halk komiteleri ve Halk Meclisleri ekonomik olarak kendi örgütlülüğünü tam anlamıyla kuramayınca, devletin bu bölgeleri kentten izole etmesiyle birlikte halk da kendi çözüm yollarını oluşturmaya yöneldi.

Toplumu bir arada tutan kültür alanını da geleceğe dönük güçlü bir örgütlülüğe dönüştüremeyen devrimci yapılar, artan baskıların da etkisiyle toplumdan giderek uzaklaştı ve toplum kendi yolunu çizmek zorunda kaldı.

Uzun süreli bir komün deneyimi olan Küçük Armutlu ise özellikle topluma tam anlamıyla bir alternatif sunamamanın sonuçlarını yaşamaya başladı. İktidar baskılarının artmasının ardından toplumla bağların zayıflaması, çeteleşmenin yayılması ve kolay yoldan para kazanma isteğinin topluma sirayet etmesi nedeniyle bugün Küçük Armutlu deneyimi de giderek yok olmaya başladı.