DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, Önder Apo’nun başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Süreci, çıkarılması gündemde olan Çerçeve Yasa, Türkiye’deki NATO Zirvesi ve Türk İstihbaratının Başûrê Kurdistan ziyaretine ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘KÜRT MESELESİ DOĞRU TANIMLANMALI’
Kürt meselesinin doğru tanımlanmasının çözüm sürecinin ilk adımı olduğunu belirten Berdan Öztürk, "Terörsüz Türkiye" söylemini eleştirerek şunları söyledi:
“Yüzyılı aşkın süredir devam eden Kürt meselesinin çözümü konusunda bir irade, istek ve kararlılık gösterilecekse, öncelikle meselenin adı doğru konulmalıdır. Burada esas hedef, demokratik bir toplumun inşasıdır. Böyle bir yaklaşım ve söylem, çözüm sürecine çok daha büyük katkılar sunacaktır.
Türkiye ve Türkiye'de yaşayan halklar açısından, Sayın Abdullah Öcalan'ın bir yılı aşkın süredir, hatta ikinci yılına yaklaşan çabası, emeği ve ortaya koyduğu irade doğru değerlendirilmelidir. Burada mesele, Türkiye'de var olan Kürt meselesinin çözümüdür. Kürt halkının kolektif haklarını talep etme mücadelesi vardır ve biz, elli yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı bir sonuçtan söz ediyoruz.
Dolayısıyla bu meseleye yaklaşım biçimi son derece önemlidir. Kullanacağımız dilin ve kuracağımız cümlelerin de sürecin ruhuna uygun olması gerekir. Eğer çözüm konusunda kararlılık ve somut adımlar konusunda bir irade ortaya konulmuşsa, bunun doğru değerlendirilmesi gerekir.”
‘KÜRT HALKININ KİMLİĞİNDEN KAYNAKLI MEŞRU TALEPLERİ VAR’
Kürt meselesinin çözümünün aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesiyle doğru orantılı olduğuna işaret eden Berdan Öztürk, Kürtlerin kimliklerinden kaynaklı meşru taleplerinin olduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı:
“Kürtlerin bu ülkede eşitlik talebi vardır. Varlığını özgürce sürdürme talebi vardır. Kimliğinin tanınmasını istemektedir. Anadilini özgürce kullanmak istemektedir. Kısacası, Kürt halkının Kürt kimliğinden kaynaklanan meşru talepleri bulunmaktadır.
Elbette bu mesele yalnızca Kürt halkını ilgilendiren bir konu değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Kürtlerin kolektif hakları ile Türkiye'nin demokratikleşmesi birlikte ele alınmalıdır. Atılacak her adım bu çerçevede değerlendirilmeli ve Türkiye'nin ortak kazanımı olarak görülmelidir.”
‘SAYIN ÖCALAN ÇÖZÜM SÜRECİNİN TEMEL AKTÖRÜDÜR’
Kürt halkının Önder Apo’yu kendi siyasal iradesinin temsilcisi olarak gördüğünü vurgulayan Öztürk, çözüm sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun fiziki özgürlüğüne ve çalışma koşullarına ilişkin düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:
“Sayın Abdullah Öcalan, Kürt halkının iradesi olarak kabul ettiği, siyasi kişiliği ve liderliği benimsenmiş bir isimdir. Dolayısıyla, istediğiniz zaman kendisiyle görüşmeye izin verip istemediğiniz zaman bunu engellemeniz doğru bir yaklaşım değildir. Kürt meselesi gibi son derece derin ve tarihsel bir sorunun çözümünde önemli bir aktörden söz ediyoruz. Böyle bir meseleye yaklaşırken daha ciddi ve sorumlu davranılması gerekir. Bu mesele iki ya da üç siyasi parti arasında çözülecek bir konu değildir.
Sayın Abdullah Öcalan'ın tek bir çağrısının bile nasıl olumlu etkiler yarattığını bugün bütün dünya görmektedir. Bu nedenle, daha önce de defalarca ifade ettiğimiz gibi, Sayın Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğünü sağlayacak koşullar oluşturulmalıdır. İstediği zaman istediği kişi, kurum ve çevrelerle özgürce görüşebilmesinin önü açılmalıdır. Bu durum herhangi bir izne ya da keyfi uygulamaya bağlı olmamalıdır.
Sayın Abdullah Öcalan meşru bir aktördür. Kürt halkının iradesi olarak gördüğü bir liderdir ve çözüm sürecinin temel muhataplarından biridir. Kürt halkı bunu defalarca ortaya koymuştur. Bu gerçek dikkate alınmalı ve buna uygun hareket edilmelidir.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN EŞİT KOŞULLARDA SÜRECE KATILABİLMESİ GEREKİR’
Önder Apo’nun başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne devlet ve hükümet yetkilileri gibi eşit koşullarda katılması gerektiğini dile getiren Berdan Öztürk, şunları vurguladı:
“Bir sorunun çözümünde mutlaka taraflar vardır. Kürt halkı, yıllardır kendi iradesini temsil etmesi için Sayın Abdullah Öcalan'ı seçmiştir. Dolayısıyla çözüm sürecinde diğer tarafta hükümet, devlet ve ilgili bütün kurumlar nasıl yer alıyorsa, Sayın Abdullah Öcalan'ın da eşit koşullarda sürece katılabilmesi gerekir.
Burada yalnızca görüşmelerden söz etmiyorum, aynı zamanda çalışma ve iletişim olanaklarından da bahsediyorum. Devlet bütün imkanlara erişebilirken, böylesine önemli bir meselenin temel aktörünün görüşmesine dahi engel çıkarılması ya da buna izin verilmesinin keyfî hale getirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bu ne anlaşılabilecek ne de kabul edilebilecek bir durumdur. Bunun altını özellikle çizmek gerekiyor. Çözüme hizmet etmeyen bu tür yaklaşımlardan vazgeçilmelidir.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN HUKUKİ STATÜSÜ NEDİR?’
Türk devleti ve AKP hükümeti tarafından hâlâ Önder Apo’nun statüsüne ilişkin hukuki bir adım ya da düzenleme yapılmadığının altını çizen Öztürk, sözlerine şöyle devam etti:
“Sayın Abdullah Öcalan'ın hukuki statüsü nedir? Resmş bakış açısına göre hâlâ yalnızca bir hükümlü müdür, yoksa Kürt halkını ve kendi siyasi hareketini temsil eden, devletle müzakere yürüten bir siyasal aktör müdür? Bunun hukuki zemininin açık biçimde tanımlanması gerekir.
Bizim açımızdan bu konu nettir. Kürt halkı açısından da nettir. Çözüm sürecinin temel siyasi aktörü Sayın Abdullah Öcalan'dır. Ancak devletin de bu gerçeği hukuki düzenlemelerle tanımlaması gerekir. Bu nedenle gerekli yasal düzenlemeler daha fazla geciktirilmemelidir. Bugüne kadar yaşanan gecikmeler doğru değildir ve kabul edilemez.”
‘11 TEMMUZ’DA HERKES SORUMLULUK ALMAYA DAVET EDİLDİ’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin 11 Temmuz 2025’te düzenlediği törenle silahları yakarak attığı tarihi adımı, herkesi sorumluluk almaya davet eden bir çağrı olarak değerlendiren Berdan Öztürk, şunları dile getirdi:
Silahların bırakılması ve yakılmasının üzerinden bir yıl geçmek üzere. 11 Temmuz'da bu sürecin bir yılı dolacak. Verilen mesaj son derece açıktı: Herkes sorumluluk almaya davet edildi. Siyaset kurumuna, sivil toplum kuruluşlarına, Kürt meselesini ve Türkiye'nin demokratikleşmesini önemseyen bütün kesimlere, gençlerden kadınlara kadar toplumun tüm dinamiklerine çağrı yapıldı. Elbette hükümet ve devlet de bu çağrının muhatabıydı.
Bugüne kadar bu çağrıya karşılık gelecek somut adımların atılması gerekiyordu. Peki bu somut adımlar nelerdir? Hukuki ve yasal düzenlemelerdir. Bakınız; Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan çağrısını yaptı. PKK kongresini topladı. Fesih kararı alındı. Silahlı mücadelenin sona erdirilmesine ilişkin irade ortaya konuldu. Bunların tamamı somut adımlardır ve samimiyetin göstergesidir.
Devletin ve hükümetin samimiyeti ise ancak hukuki ve yasal düzenlemelerle ortaya konabilir. Bu düzenlemeleri sürekli ertelemenin ya da geciktirmenin hiçbir haklı gerekçesi yoktur. Bunun kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır.”
‘OYALAMA SADECE KÜRTLERE DEĞİL TÜRKİYE’NİN TÜM HALKLARINA KAYBETTİRİR’
Yüz yıllık bir mesele olan Kürt meselesine oyalama taktiğiyle yaklaşmanın sadece Kürtlere değil, herkese kaybettireceğini vurgulayan Öztürk, şunları belirtti.
“Dünya çok hızlı değişiyor. Politik, diplomatik ve jeopolitik gelişmeler son derece hızlı yaşanıyor. Bölgemizde de bunu açık biçimde görüyoruz. Bu nedenle Türkiye'nin artık net bir karar vermesi gerekiyor. Kürt meselesine günlük siyasi hesaplarla, kısa vadeli çıkarlarla ya da zamana yayma anlayışıyla yaklaşmak, Türkiye'ye zarar verir. Bu yalnızca Kürtlere değil, Türkiye'nin bütün halklarına kaybettirir.”
‘TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ HERKESİN KAZANCIDIR’
2013-2015 çözüm sürecini hatırlatan Öztürk, diyalog döneminde yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye'nin de önemli kazanımlar elde ettiğini söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“2013-2015 çözüm süreci herkes için bir kazançtı. Sayın Abdullah Öcalan ile yürütülen yaklaşık iki yıllık görüşme döneminde Türkiye'nin elde ettiği kazanımlar ortadadır. Burada yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye'nin tamamının kazandığı bir dönemden söz ediyoruz. Dolayısıyla küçük siyasi hesaplarla hareket etmek yerine, Kürt meselesini Türkiye'nin geleceğini belirleyecek temel demokratikleşme sorunu olarak görmek gerekir.”
Başta Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere Kürtlerin dayatmacı bir anlayışla yapılacak düzenlemeleri asla kabul etmeyeceğini vurgulayan Öztürk, şunları belirtti:
“Gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce Meclis gündemine alınması gerekiyor. Meclis’in tatile girip girmemesi burada belirleyici olmamalıdır. Gerekirse çalışma süresi uzatılmalıdır. Bildiğim kadarıyla Meclisin çalışma süresi 22 Temmuz'a kadar uzatıldı. Bu süre içerisinde gerekli yasal düzenlemelerin hazırlanıp gündeme getirilmesi gerekir.
Ancak burada önemli olan yalnızca bir yasa çıkarmak değildir. Nasıl bir yasa hazırlanacağı da en az bunun kadar önemlidir. Çünkü bu meselenin muhatapları vardır. Hazırlanacak düzenleme, bu muhataplarla görüşülmeli, tartışılmalı ve ortak bir zeminde şekillendirilmelidir. Daha sonra teklif haline getirilerek Meclis’e sunulmalı, komisyonlarda değerlendirilmeli ve Genel Kurul’da karara bağlanmalıdır.
‘Ben yaptım, oldu’ anlayışıyla bu mesele çözülemez. Böyle bir yaklaşım doğru değildir ve bugüne kadar da hiçbir sorunu çözmemiştir. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Böyle bir yaklaşımı asla kabul etmedik, etmiyoruz.”
‘TÜRKİYE HALKLARI BU SAMİMİYETİ GÖRMELİ’
Önder Apo’nun başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı adımların tarihi ve samimi olduğunu, Türkiye halklarının da görmesi gerektiğini ekleyen Berdan Öztürk, “Kürt halkı, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan bu konuda son derece açık ve nettir. Elli yıllık mücadelenin ortaya çıkardığı ciddi bir siyasi, diplomatik ve toplumsal birikim vardır. Bu deneyim göz ardı edilemez. Bu meseleye demokratik bir çözüm bulunmalıdır. Bunun yolu da karşılıklı güven oluşturacak somut adımlar atmaktan geçmektedir. Çözüm süreçleri karşılıklı güven ve hukuki düzenlemelerle ilerlemiştir. Türkiye halklarının da bu tarihi adımları ve samimiyeti görmesi gerekiyor” dedi.
‘SÜREÇTE YAŞANACAK TIKANIKLIK KÜRTLERDEN KAYNAKLI DEĞİL’
Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin tüm adımlarını samimiyetle attığına dikkati çeken Berdan Öztürk, yaşanacak bir tıkanıklığın sebebinin Kürtler olmayacağına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Eğer süreçte bir tıkanıklık yaşanacaksa, bunun Kürtlerden ya da Kürt halkından kaynaklanmadığını açıkça ifade etmek gerekir. Bundan sonra bu yönde yapılacak değerlendirmeler gerçeği yansıtmayacaktır. Çünkü Sayın Abdullah Öcalan'ın da ifade ettiği gibi, bugün stratejik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşanmaktadır. Silahlı mücadeleden demokratik siyaset zeminine geçişi esas alan yeni bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu demokratik mücadele kararlılıkla sürdürülecektir.
Ancak hükümetin ya da devletin kendi iç siyasi hesapları nedeniyle süreci ağırdan alması, Türkiye'ye zarar vermektedir. Bu zarar Kürtlere değil, doğrudan Türkiye'nin geleceğine yöneliktir. Bizim mücadelemiz demokratik zeminde büyüyerek devam edecektir. Bu nedenle hukuki düzenlemeler, devlet açısından samimiyetin en önemli göstergesi olacaktır.”
‘NATO DÜNYADAKİ SORUNLARIN DERİNLEŞMESİNE KATKI SAĞLIYOR’
Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesi'ni değerlendiren Öztürk, silahlanmaya ayrılan bütçelerin sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerden kesildiğini belirterek şunlara dikkat çekti:
“Hem stratejik madenler hem de savunma sanayisindeki gelişmeler nedeniyle Türkiye, NATO açısından önemli bir ülke olarak değerlendirilmektedir. Ancak diğer taraftan ekonomik tabloya baktığımızda farklı bir gerçeklikle karşılaşıyoruz. Vatandaş geçim sıkıntısı yaşarken, insanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, yalnızca bir NATO Zirvesi için şehirlerin görünümü kısa sürede değiştirilebiliyor. Bu tablo bile tek başına önemli bir çelişkiyi ortaya koymaktadır.
Bir vitrin oluşturulurken halkın gerçek sorunlarının geri planda bırakılması kabul edilebilir değildir. Bu durum, toplumun geleceğinin hangi önceliklerle şekillendirildiğini de açık biçimde göstermektedir. NATO gibi askeri ittifakların dünyadaki sorunların çözümünden çok, bu sorunların derinleşmesine katkı sunduğunu düşünüyoruz. Kalıcı çözüm; demokrasi, siyaset ve diyalogdadır. Silahlanmanın değil, demokratikleşmenin yaygınlaştırılması gerekmektedir.”
‘BÖLGESEL İSTİKRARIN ANAHTARI KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜDÜR’
Türk İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Irak ve Başûr Kürdistan temaslarına da değinen DEM Parti Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Berdan Öztürk, bu temasların yeni olmadığını belirterek şunları aktardı:
“Ortadoğu son yıllarda köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bölgesel dengeler yeniden kurulurken Kürt halkı da artık bu yeni denklemde önemli aktörlerden biri olarak kabul ediliyor. Elli yılı aşan siyasal mücadele sonucunda Kürtler yalnızca Türkiye'de değil; Rojava, Başûr, Rojhilat ve Avrupa diasporasında da güçlü bir toplumsal örgütlenme ve siyasal temsil kapasitesi oluşturmuştur. Bu nedenle Kürtleri dışlayan ya da iradesini yok sayan hiçbir bölgesel planın başarı şansı bulunmamaktadır. Kobanê direnişi bunun en somut örneklerinden biri olmuştur.
Başûr Kürdistan ile yürütülen görüşmeler elbette yeni değildir. Uzun yıllardır farklı düzeylerde temaslar sürdürülmektedir. Ancak Türkiye açısından asıl belirleyici konu, kendi sınırları içerisindeki Kürt meselesini demokratik yöntemlerle çözebilmesidir. Türkiye, İran'la, Irak'la ya da diğer bölgesel aktörlerle istediği kadar diplomatik ilişki geliştirsin, kendi içindeki demokratik sorunu çözmeden kalıcı istikrarı sağlaması mümkün değildir.
Bu nedenle çözümün anahtarı dış politikada değil, Türkiye'nin kendi demokratikleşme sürecindedir.”