Önder Apo’nun 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortaya koyduğu silahsızlanma iradesine rağmen iktidarın henüz somut bir adım atmaması tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Başta Önder Apo’nun çalışma ve iletişim koşullarının iyileştirilmesi, anadilde eğitim hakkının tanınması, siyaset alanındaki engellerin kaldırılması ve hasta ile siyasi tutsaklara ilişkin düzenlemeler olmak üzere birçok talep kamuoyunda daha yüksek sesle dile getirilirken, gözler sürece ilişkin atılacak hukuki ve demokratik adımlara çevrilmiş durumda.
Konuya ilişkin olarak DEM Parti Amed Milletvekili Adalet Kaya, ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.
‘BARIŞ YIKICI DİLLE DEĞİL, YENİ KAPILAR AÇARAK İNŞA EDİLİR’
Sahada yürüttükleri çalışmalarda yurttaşların sürece dair kaygılarını sıkça dile getirdiğini belirten Adalet Kaya, şunları söyledi: “Nereye gitsek, kiminle konuşsak aynı sorularla karşılaşıyoruz. İnsanlar, aylardır somut bir gelişme göremedikleri için sürecin tıkanıp tıkanmadığını ya da devletin bilinçli olarak zaman kazanıp kazanmadığını soruyor. Aslında toplumun hissettiği bu durağanlığı biz de hissediyoruz.
Karşımızda, süreci kalıcı toplumsal barış perspektifiyle değil; seçim hesapları, anket sonuçları ya da bölgesel gelişmeler üzerinden değerlendiren bir siyasal akıl bulunuyor. Ancak bizim açımızdan yalnızca eleştiren ya da öfkeye dayalı bir tutum yeterli değil. Tam tersine, toplumsal umudu büyüten, sorumlulukları hatırlatan ve çözüm yollarını güçlendiren bir dil kurmak gerekiyor. Çünkü barış, yeni kapılar açarak, diyalog alanlarını genişleterek inşa edilir.”
‘SİYASET KURUMU ESKİ EZBERLERİ AŞMAKTA ZORLANIYOR’
Yasal ve demokratik adımların gecikmesinin nedenlerine değinen Adalet Kaya, bunun yalnızca bir siyasi inatlaşma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti: “Burada daha çok, siyaset kurumunun eski ezberlerini aşmakta zorlandığını görüyoruz. Türkiye’de çözüm ve demokratikleşme konusunda yeni bir döneme geçiş ihtiyacı var; ancak bu geçişin önünde halen ciddi direnç alanları bulunuyor.
İktidar, büyük ve tarihsel adımları hukuki güvencelerle destekleme konusunda gerekli güven ortamını yaratabilmiş değil. Bölgesel savaş ortamı, Ortadoğu’daki gelişmeler ve iç siyasetteki dengeler de sürecin hukuki çerçeveye kavuşmasını geciktiriyor. Muhalefete yönelik baskılar, kayyım politikaları ve kadın haklarına dönük saldırılar da süreci olumsuz etkiliyor. Muhalefet partilerine, seçilmiş iradelere ve sivil topluma yönelik her türlü baskı, aslında hepimizin üzerinde yürüdüğü bu değerli barış zeminine zarar veriyor.
Çözümü zamana yaymak ya da fiili durumlarla yönetmeye çalışmak yerine, hukuki güvence oluşturmak hem iktidarın hem de tüm siyaset kurumunun tarihsel sorumluluğudur.”
‘TOPLUMUN BARIŞ İRADESİ GÜÇLÜ ANCAK BELİRSİZLİK SORU İŞARETLERİNİ ARTIRIYOR’
Toplumun barış konusundaki yaklaşımı ve halkın ortaya koyduğu olgunluğun dikkat çekici olduğunu vurgulayan Adalet Kaya, “Ülkenin dört bir yanında insanlar, geçmişin yaralarını sarmak ve ortak bir gelecek kurmak için güçlü bir irade ortaya koyuyor. Ancak süreç somut adımlarla görünür hale gelmedikçe ve belirsizlik sürdükçe, insanların zihninde soru işaretleri oluşuyor. Umut ortadan kalkmış değil; fakat insanlar haklı olarak atılan adımların yasal güvenceye kavuşmasını görmek istiyor. Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu çabanın ve tek taraflı gelişen iradenin hukuki karşılığının oluşturulması beklentisi giderek büyüyor” diye konuştu.
‘KÖK HÜCRE YASALARI ÖNCELİKLİ GÜNDEM OLMALI’
Sürecin ilerleyebilmesi için ilk adımların yine İmralı’dan geldiğini belirten Adalet Kaya, Önder Apo’nun dile getirdiği ‘kök hücre yasaları’ önerisinin önemine işaret ederek, “Toplumun tüm kesimlerini kapsayan hak ve siyaset güvenceleri öncelikli gündem olmalıdır. Sadece silahların susmasına odaklanan dar bir yaklaşım kalıcı çözüm üretmez. Sosyal, ekonomik ve siyasal hakları güvence altına alan bütünlüklü bir geçiş hukuku çerçevesi oluşturulmalı ve bu çerçeve Meclis’e taşınmalıdır. Hukuki güvence ne kadar güçlü olursa, barış zemini de o kadar sağlam olur” diye vurguladı.
‘İMRALI’DAKİ İLETİŞİM KANALLARI AÇILMALI’
İmralı’daki iletişim kanallarının açılması gerektiğini belirten Adalet Kaya, “Toplumun süreç hakkında doğru bilgiye ulaşabilmesi için ana muhatapların görüşlerini kamuoyuyla paylaşabilmesi gerekiyor” diyerek şöyle devam etti:
“Gazetecilerle, toplumla ve demokratik kamuoyuyla kurulacak doğrudan iletişim, sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar. Bu aynı zamanda spekülasyonların önüne geçer ve güven ortamını güçlendirir. Belirsizliklerin giderilmesi için açık bir takvim ve şeffaf mekanizmalar oluşturulmalıdır. Barış yalnızca liderlerin ya da partilerin kendi arasında yürüteceği bir mesele değildir. Fabrikalardaki işçilerden kadınlara, gençlerden ekolojistlere, sosyalistlerden demokrasi güçlerine kadar toplumun tüm kesimleri bu sürecin gerçek sahibidir.
Müzakereler yürütülürken toplumsal meşruiyeti büyütecek yeni bir siyaset dili yaratılmalı, şeffaf ve kapsayıcı kanallar açılmalıdır. Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.”
‘UMUT HAKKI EVRENSEL HUKUKUN GEREĞİDİR’
Meclis’te “umut hakkı” kavramının tartışılmasının önemli bir eşik olduğuna da dikkat çeken Adalet Kaya, sözlerini şöyle tamamladı: “Umut hakkı gibi evrensel hukukun ve insani değerlerin gerektirdiği bir kavramın Meclis’te konuşulması önemliydi. Ancak konu, uygulamaya ve Sayın Öcalan’ın barış üretme kapasitesinin özgür iletişim koşullarıyla desteklenmesine geldiğinde, iktidarın yeniden güvenlikçi reflekslere yöneldiğini görüyoruz. Statüsüzlüğü ve kısıtlamaları sürdürmek, bu tarihsel meselenin ağırlığını kavrayamamanın sonucudur.
Gerçek ve kalıcı bir uzlaşı, muhatabını kısıtlayarak değil; onun toplumla özgürce iletişim kurabildiği adil bir zemin oluşturarak mümkündür. Umut hakkının, evrensel hukukun gereği olarak tanınması ve sürecin kurumsal bir zemine oturtulması gerekir. Bu adımlar ülkeyi zayıflatmaz; aksine, daha demokratik, daha güçlü ve farklılıklarıyla birlikte yaşayabilen bir toplumsal geleceğin önünü açar.
Bizim görevimiz de Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu bu pozitif iradeyi büyütmek ve toplumsallaştırmaktır.”