Ağın: Türkiye’nin demokratikleşmesi için ortak mücadele hattı oluşturulmalı

TKP Merkez Komite üyesi Ömer Ağın, Türkiye’nin demokratikleşmesi için sol ve demokrasi güçlerine, başka partiler etrafındaki iktidar hesapları yerine toplumun farklı kesimlerinin taleplerini ortaklaştıran bir mücadele hattı oluşturma çağrısı yaptı.

ÖMER AĞIN

Türkiye Komünist Partisi Merkez Komite (TKP MK) üyesi Ömer Ağın, Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nin önündeki temel engelin devletin demokratik çözüm yönünde somut adımlar atmaması olduğunu belirtti.

Sürecin ilerlemesi için demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların ve meslek kuruluşlarının mücadeleye katılması gerektiğini vurgulayan Ağın, güncel demokratik talepler etrafında ortaklaşmanın önemine dikkat çekti.

Ömer Ağın, Kürt sorununun tarihsel köklerini ve devletin güvenlik merkezli yaklaşımını hatırlatarak çözümün zaman ve karşılıklı irade gerektirdiğini söyledi. “Bu süreç kendi başına uzun sıkıntılar taşıyan, derin sorunları barındıran bir süreç. Çünkü Kürt sorunu gerçekten Türkiye’nin en önemli, girift sorunlarının başında geliyor” diyen Ağın şöyle devam etti:

Bu sorunun hem tarihi kökenleri var hem de Cumhuriyet döneminden bugüne kadar birikmiş tepkiler var karşılıklı. Kürt halkının devlete, iktidarlara, rejime bir güveni yok. Cumhuriyet dönemi boyunca hemen hemen bütün iktidarlar Kürt sorununu bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu şeklinde ele alıp baskıyla bastırmaya çalıştı. Bu süreç halen devam ediyor. Kılcal damarlarda bu anlayışlar kendini koruyor. Bir kere bu, çok yönlü bir sorun olduğu için bir çırpıda yol alınması, sorunun düzelmesi kolay değil. Bunu herkes söylüyor.

Kürt Hareketi de söylüyor, aklı başında insanlar da söylüyor. Kürt Hareketinin yaptığı değerlendirmeler de bunun bir süreç içinde çözülebileceğini anlatıyor. Bunun ilk adım olduğu söylendi. Kimse bir çırpıda her şeyin çözülmesini beklemiyor. Ama burada anlayışlar önemli. Gerçekten bu sorunu çözmek isteyen samimi anlayışlar var mı, taraflar nasıl bakıyor, toplum hangi aşamada, toplumun ideolojik, politik ve örgütsel konumu hangi durumda? Bunlara baktığımız zaman çok iç açıcı, rahatlatıcı şeyler söylemek zor.”

Kürt Hareketinin çözüm konusundaki yaklaşımını samimi bulduğunu belirten Ağın, diyalog ve müzakerenin yanı sıra demokratik hakların güvence altına alınmasını ve baskıların sona ermesini istediğini söyledi.  Ağın, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Kürt Hareketi, Kürtler, Kürt halkının talepleri ve istemleri samimidir. Çünkü gerçekten bu sorunun çözümünü, demokratik haklarına kavuşmak istiyor. Üzerindeki baskının, şiddetin, hakları gasp edilmiş değerlerin ortadan kalkmasını istiyor. Bu açıdan çaba sarf ediyor, taleplerinde samimidir. Kürt Hareketi kendi toplumsal değerleri, örgütsel yapısı, ideolojik ve politik duruşu, mücadele paradigması bakımından artık bu sorunun diyaloglarla, müzakerelerle çözülebileceğini görmüş durumda. Şiddetten, baskıdan, karşılıklı çatışmadan hiçbir yarar olmadığını kavramış durumda. Kürt sorununun ancak demokratik ve barışçı yöntemlerle, karşılıklı hak ve hukuk çerçevesinde çözülebileceğine inanıyor.

Kürt tarafı ve Kürt toplumu açısından süreci anlamak, kavramak ve ileriye götürmek konusunda bazı eksiklikler olabilir. Henüz yeterli bir yapılanma yaratılmamış olabilir. Ama düşüncelerinde, paradigmalarında ve istemlerinde samimidirler.”

‘SÜREÇ BİR GİRDABA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA’

Ağın, Türkiye’deki siyasi güçler arasındaki iktidar mücadelesinin demokratikleşme sürecini gölgede bıraktığını, partilerin siyasi hesaplarının Kürt sorununun çözümüne ve halkların ortak demokratik kazanımlarına yönelik çabaları yavaşlattığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu süreç bir girdap olmuş. Kürtçede girdaba ‘gerînet’ deniyor. Dönen bir suyun etrafında dönüp çevresine giren şeyleri altına çeken, boğan bir anlam ifade ediyor. Toplumsal açıdan baktığımız zaman da süreç böyle bir girdabın içine girmiş görünüyor. Birçok insan da bu kanıda.

Bence Kürt Hareketi bunun farkında. Bunun aşılmasının kolay olmadığını bildiği için toplumsal değerlere önem veriyor, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engellerin kalkması için sabır gösteriyor. Bugün somut biçimiyle CHP var, bir de yeni kurulan parti var. Bu grupların, özellikle yeni partiyle AKP arasındaki iktidar mücadelesi ve çatışması da bir girdaba dönüşmüş durumda. Türkiye’nin demokratikleşmesi, neredeyse bu güçlerin iktidar mücadelesine dönüşmüş gibi duruyor. Bu nedenle demokratikleşme konusunda samimi bir yaklaşım ve somut adımlar çok görünmüyor. Pragmatik yaklaşımlar, taktik hesaplar öne çıkıyor.

Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesine; Kürtlerin, Türklerin, Arapların, Çerkeslerin ve bütün halkların ortak demokratik kazanımlarına katkı sunacak mücadeleler ağır ilerliyor. Bu tıkanıklığın en önemli nedenlerinden biri de bu.”

‘DEVLETİN SOMUT ADIM ATMASI GEREKİYOR’

Devletin süreci ağırdan aldığına ve henüz somut adımlar atmadığına işaret eden Ağın, yapılan çağrıların uygulamaya yansıması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

“Bu süreci ağırdan alan iktidar ve devlet henüz ciddi bir adım atmış değil. Bugünkü güç dengelerine baktığımızda, yakın bir tarihte ciddi adımlar atma konusunda samimiyet de görülmüyor. Sürecin başlamasından bugüne kadar Devlet Bahçeli’nin konuşmalarında, ‘Gelsinler konuşsunlar’ türünden çeşitli çağrılar yapıldı. Fakat bunun samimiyet derecesi nedir? İktidarı ne kadar etkiliyor? Devletin bu konudaki bütün duruşu nedir? Bunlar üzerinde ciddi biçimde durmak gerekiyor.

Pratikte çok ciddi şeyler söylemek mümkün değil, çünkü atılmış somut bir adım yok. Bir çerçeve yasa çıkarıldı, evet, bu önemsenmesi gereken bir şey. Ama bundan sonra iktidarın duruşu, sözcülerinin açıklamaları, yetkililerin demeçleri açısından bir samimiyet testi gerekiyor. Ben çok samimi bir yaklaşımın ortaya konulduğunu düşünmüyorum.”

‘DEMOKRATİKLEŞME YALNIZCA KÜRT HALKININ MÜCADELESİYLE SONUÇLANMAZ’

Ömer Ağın, Kürt sorununun demokratik çözümünün toplumun farklı kesimlerinin ortak talepleri etrafında buluşmasıyla mümkün olabileceğini belirterek şöyle devam etti:

“Kürtlerle sınırlı bir mücadele ile sonuç alınamaz. Yalnızca onların istemleriyle sloganlaşan şiarlarla bu süreci aşmak çok zor görünüyor. Toplumun, Türklerin, Batı bölgesindeki insanların, demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların ve meslek örgütlerinin bu sürece büyük ölçüde omuz vermesi gerekiyor. Türkiye toplumunun demokratikleşmesi ve sürecin sağlıklı, kalıcı biçimde yürümesi yalnızca Kürt halkının mücadelesiyle mümkün olmaz.

Batı bölgesinde siyasetle uğraşanlar, partiler ve demokratik kitle örgütleri, Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesinin hem Kürtlere hem Türklere hem de Ortadoğu’ya katkı sunacağını, bunun Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel sorunlarından biri olduğunu yeterince görüp bunun için mücadele edecek noktada değiller. Yalnızca Kürt halkının şiarlarıyla, Sayın Abdullah Öcalan’a bazı statülerin verilmesi talepleriyle harekete geçmeleri de çok mümkün görünmüyor.

Batı toplumunun ve rejimden mağdur olan diğer kesimlerin taleplerinin de Kürt sorununun etrafında genel anlamda birleşmesi gerekiyor. Bunun için taktikler ve politikalar geliştirmek gerekiyor. Sayın Öcalan’a özgürlük, Kürt halkının istemleri, müzakerelerin şeffaf yapılması ve demokratik insanların bu müzakere sürecine özgürce katılması talebi haklı ve çok yerinde. Buna rağmen bugün Batı bölgesindeki Türk halkının büyük bir kısmı, demokrasinin yolunun buradan geçtiği konusunda ikna edilmiş değil. Burada bir sıkıntı var. Talepleri daha genelleştirmek, daha somut isteklerle ortaya çıkmak ihtiyacı bulunuyor.

En önemli taleplerden biri cezaevleri sorunudur. Kürtlerin büyük ölçüde sıkıntıları var. Otuz sene cezaevinde yatmış, infazını doldurduğu halde çıkamayan bir sürü insan bulunuyor. CHP’nin eski kadrolarından, bugünkü yeni parti çevresinden insanlar, İstanbul Belediye Başkanı da dahil olmak üzere cezaevinde. Tarikatlardan da içeride olan insanlar var. Yani cezaevlerinde çok farklı kesimlerden insanlar bulunuyor. Bu ciddi bir sorun.”

 ‘DEMOKRASİ GÜÖLERİ İKTİDAR MÜCADELESİNİN TARAFI OLMAMALI’

Ağın, Türkiye’nin batısındaki sol ve demokratik çevrelerin bir bölümünün CHP etrafında ittifak arayışına girmesini eleştirerek demokrasi güçlerinin önceliğinin siyasi partiler arasındaki iktidar mücadelesinde taraf olmak değil, Türkiye’nin demokratikleşmesi için ortak bir mücadele hattı oluşturmak olması gerektiğini belirtti. Ağın, şunlara dikkat çekti:

“Komünal mücadelenin pratikte örgütlenmesiyle yol almak gerekiyor. Ama öbür taraftan da birçok insanı, kitleyi, demokratik örgütü bu mücadeleye katmak ve onların güncel taleplerini öne çıkarmak gerekiyor. Bu mücadeleyi yalnızca Kürt Hareketi’ne bırakmak, bütün yükü onların sırtına yüklemek haksızlık ve vicdansızlık oluyor. 

Ne yazık ki Türk tarafında, Batı bölgelerinde, ülkenin demokratikleşmesi ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte mücadele konusunda bir hantallık var. Kendisine devrimci sol diyen birçok insan bile CHP’nin etrafında ittifaklar arıyor. Bir kısım sol, ister istemez iktidar mücadelesinin girdabına giriyor. AKP, yeni parti ve benzeri partiler arasındaki kutuplaşmanın tarafı haline geliyor.

Halbuki bütün demokrasi güçlerinin şu anda Türkiye’nin demokratikleşmesi için bir araya gelmesi, bu konuda saf tutması, bu safları geliştirmesi ve etkinleştirmesi gerekiyor. Sorun, iktidara güvenip güvenmeme meselesi değil. Sorun, toplumun bütün katmanlarının şiarlarını ve istemlerini ortaklaştırıp yeni taleplerle ortaya çıkmak.

Bugün Türkiye’de devrimci bir durum yok. Bu nedenle bütün toplumu kapsayan taktik manevralara, sloganlara ve şiarların geliştirilmesine ihtiyaç var. Bu konuda insanları ikna etmek gerekiyor. Batı’daki sol hareketin de bu konuda tutuk olduğunu söyleyebiliriz. Bazı taktik manevraları stratejik hedeflerle eş anlamda değerlendiriyorlar. Oysa taktik talepler geliştirmek, stratejik hedeflerden vazgeçmek demek değildir.”

‘ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER TÜRKİYE’DEKİ SÜRECİ ETKİLİYOR’  

Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’deki demokratikleşme sürecine etkilerini de değerlendiren Ağın, bölgesel güçlerin ve uluslararası sermayenin yeniden yapılanma arayışlarının Kürt halkının hakları ve demokrasi mücadelesi üzerinde belirleyici olduğunu söyledi.

Ağın, ‘Mekke Anlaşması’ olarak adlandırılan anlaşmanın bölgesel güç dengelerini etkilediğini belirterek, “Ortadoğu kaynıyor. Bu Mekke Anlaşması yeni bir adım oldu. Bunu Amerika’nın ve global sermayenin Ortadoğu’da yeniden örgütlenme hareketi olarak görmek gerekiyor. Bir nevi tarihte yaşanan Sykes-Picot gibi bir anlaşma. Bu anlaşmanın temelinde Ortadoğu’nun, başta Amerika olmak üzere global sermaye ve bölge devletlerinin kendi küçük çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmesi var. Onların da çıkarları var. Bu durum Türkiye’deki sürece de yansıyor. Çünkü demokratikleşme, bu tür güçlerin elini zayıflatıyor” dedi.

Suriye, İran ve Irak’taki gelişmelerin Türkiye’deki sürece etkisine de değinen Ağın, bu ülkelerde Kürt halkına ve demokrasi güçlerine yönelik baskıların sürdüğünü belirtti. Bölgedeki güç dengelerindeki değişimin Türkiye’deki iktidarın hareket alanını da etkilediğini ifade eden Ağın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Suriye’de Kürt halkı üzerindeki baskılar hâlâ büyük ölçüde devam ediyor. İran kendi içinde zayıflamış, büyük bir bunalım yaşıyor olmasına rağmen Kürt halkına, demokrasi güçlerine ve oradaki halklara en ufak bir demokratik hak tanımıyor; idamlar devam ediyor. Irak’ın da başta Amerika olmak üzere global sermayenin ve emperyalizmin güdümüne girdiği açık. Küçük bazı değişiklikler ve önemli gelişmeler oluyor. Son Şengal gelişmeleri de bu açıdan önemlidir. Bunların Türkiye’deki demokratikleşme sürecine büyük ölçüde olumsuz katkısı var.

Demokratikleşmeyi gündemine alan devletler ve başta AKP iktidarı olmak üzere mevcut iktidar, bir anlamda elini güçlendirmiş ve rahatlamış durumda. Eskiden Amerika’nın ve Ortadoğu’daki güçlerin nasıl bir tutum alacağı konusunda bir tedirginlik vardı. İsrail’le de büyük ölçüde, bu Mekke Anlaşması üzerinden, sorunlarını kendi aralarında çözdükleri görünüyor. İran’la yapılan anlaşmanın da buna yardımcı olduğunu söylemek mümkün. Bunlar doğrudan Türkiye’deki süreci etkiliyor.”

Ağın, bu gelişmeler karşısında demokrasi güçlerinin yalnızca mevcut durumu değerlendirmekle yetinmemesi, değişen koşullara uygun politikalar geliştirmesi gerektiğini belirterek, Kürt Hareketi başta olmak üzere devrimci ve demokratik güçlerin, toplumun farklı kesimlerini kapsayacak talepler oluşturmasının önemine dikkat çekti.

‘KÜRTLERİN ULUSAL DEMOKRATİK BİRLİĞİ EN GENİŞ KESİMLERİ KAPSAMALI’

Kürt halkının demokratik haklarının uluslararası alanda savunulmasının ve ulusal demokratik birliğin önemine dikkat çeken Ağın, KNK tarafından başlatılan, Kürtlerin Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerinin değerli olduğunu kaydederek şunları ifade etti:

“Kürtlerin Birleşmiş Milletler nezdinde demokrasi talebinde bulunması, Kürt halkının demokratik haklarının ilerlemesi için girişimlerde bulunması çok önemli. Uluslararası mücadelenin önemi kadar, Kürtlerin ulusal demokratik birliği de çok önemli. Bu konuda hâlâ büyük tıkanıklıklar var.

Kürtlerin taleplerinin ve birlik arayışlarının yalnızca sosyalist şiarlar üzerinden yürütülebileceğine inanılıyor. Bence bu eksik bir yaklaşım. Kürt halkının büyük bir kısmı bugün ulusal demokratik talepleri için mücadele ediyor. Bu mücadelenin içinde yurtsever sermaye kesimleri, meslek kuruluşları var. Büyük Kürt burjuvazisinin Türk burjuvazisiyle bütünleştiği doğrudur. Ama hâlâ Kürt halkının ulusal demokratik talepleri için mücadele eden, ulusal kimlik ve ulusal değerler taşıyan gruplar ve insanlar var. Bunları bir tarafa atmamak gerekiyor.

Kürtlerin demokratik birliğini yalnızca sosyalist ve demokratik örgütlerin birliği çerçevesinde düşünmemek lazım. En geniş Kürt kesimlerinin bu mücadeleye katılmasını görmek, örgütlenme yapısını ve taleplerini somut hale getirmek gerekiyor. Bu iki meseleyi birbirine karıştırmamak lazım.”

‘YENİ BİR ENTERNASYONALİZM TARTIŞMASI YÜRÜTÜLÜYOR’  

Sosyalizmi nihai hedef olarak gördüğünü belirten Ağın, uluslararası dayanışma ve enternasyonalizm anlayışının günümüz koşullarında yeniden ele alınması, barış ve demokrasi tartışmalarının halkların ortak mücadelesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak şu tespitlerde bulundu:

“Nihai hedef elbette ki benim inancıma göre sosyalizmdir. Sömürünün her çeşidini ortadan kaldırır. Bunun mücadele yöntemleri, sosyalizme barış biçimi, bunların hepsi bugün konuşuluyor ve tartışılıyor. Hatta enternasyonalizm tartışılıyor. Eskiden her şey proleter enternasyonalizmi temelinde biçimleniyordu. Bugün yalnızca proleter enternasyonalizmi bile belki eksik kalmıştır. Bütün dünya bunu tartışıyor. Halkların demokrasi güçlerinin enternasyonalizmin değerleri içinde nasıl yer alacağı konusunda fikirler ortaya konuluyor.

Bu barış ve demokrasi süreci yalnızca Türkiye’de ya da Kürtler ve Türkler arasında yaşanan bir süreç değil. Bütün dünyada, özellikle de Ortadoğu’da yeni bir demokratik yapılanma, yeni bir sosyalizm ve yeni bir enternasyonalizm tartışmalarını da beraberinde gündeme getirmiştir. Bu konudaki eksiklikler sürece olumsuz katkı yapıyor.”

Egemen güçlerin ulus-devlet anlayışını ve inkarcı politikaları sürdürdüğünü belirten Ağın, “Egemen güçler ve iktidarlar klasik anlamda ulus-devlet mantığından vazgeçmiş değiller. İnkarcı, yok sayan anlayışlar devam ediyor. Bu inkarcı ve sömürücü anlayış yalnızca Kürtlere yönelik değil; sendikalara, demokratik örgütlere, çevrecilere ve kadın hareketine de yöneliyor. Bunların hepsi bir tıkanıklık yaşıyor. Bu nedenle yeni bir açılım paradigmasının yanında yeni pratik talepleri de öne sürmek gerekiyor” diye konuştu.

‘GÜNCEL TALEPLER STRATEJİK HEDEFLERDEN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR’

Sosyalist ve demokratik güçlerin uzun vadeli hedeflerini korurken güncel sorunlar etrafında somut talepler geliştirmesi ve farklı toplumsal kesimleri ortak mücadelede buluşturması gerektiğini de söyleyen Ömer Ağın, şunları vurguladı:

“Örgütlenmek diyoruz. Ne için örgütlenmek? Elbette uzun vadede devrimciler, sosyalistler ve demokratlar sosyalizmi getirmek, kapitalizmi geriletmek ve giderek ortadan kaldırmak için örgütleniyorlar. Bu nihai bir hedeftir. Ama bugünkü aşamada pratik örgütlenmeler gerekiyor. Var olan örgütlerin de pratik örgütlenmeler için şiarlar geliştirmesi gerekiyor.

Örneğin Türkiye’de cezaevleri sorunu var. Cezaevlerinde sağlık sorunları var. Değişik kesimlerden insanlar içeride kalıyor. Bunlar için de özgürlük istemek gerekiyor. Bunlara özgürlük talebi kitleyi genişletir, tabanı güçlendirir; sosyalistlerin, demokratların, Kürt halkının ve Kürt Hareketinin elini güçlendirir. Bu bir yalvarma ya da geri adım değildir. Bunlar, hedefe varmak için önüne konulan pratik ve politik hedeflerdir. Bunu içimize sindirmemiz ve buna göre taleplerde bulunmamız gerekiyor.

Sürecin biraz yavaş gitmesinin nedenlerini buralarda da aramak lazım. Ama başından beri söylediğim gibi ana tıkanıklık, iktidarın ve devletin bu konuya, demokratikleşmeye ve Kürt sorununun barışçı, demokratik yöntemlerle çözümüne hâlâ samimi olarak bakmamasıdır. Bunu söyleyebiliriz. Kürt Özgürlük Hareketi, Öcalan ve demokrasi güçlerinin büyük bir kısmı bunun bilincinde, bunu görüyor. Ama mücadelenin ancak bu yollarla başarıya gidebileceği de ortada.

Hiçbir dönemde tek bir mücadele biçimi başarıya götürmez. Demokratik, kitlesel mücadeleler ve diğer mücadele biçimleri birlikte yürür. Birlikte yürümesi lazım.”