KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, Önder Apo’nun tarihî çağrısı ile başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, hazırlanacak Çerçeve Yasa, Türkiye’deki 36. NATO Zirvesi ve grevlere ilişkin ANF’ye değerlendirmelerde bulundu. Karagöz, KESK’in yalnızca ekonomik haklar için mücadele eden bir sendikal yapı olmadığını belirterek, emek mücadelesini barış ve demokrasi mücadelesiyle birlikte yürüttüklerini söyledi.
“BARIŞ EMEKÇİNİN SOFRASINA DA YANSIR”
Türkiye Meclisi’nde Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen çalışmaları önemsediklerini belirten Karagöz, KESK’in hazırladığı 70 sayfalık raporu Meclis’te kurulan komisyona sunduklarını aktararak şu ifadelerde bulundu:
“Biz KESK olarak bir emek örgütüyüz. Ancak emek mücadelesini barış, demokrasi mücadelesiyle harmanlayarak da yürütüyoruz. Kürt meselesi ya da Kürt sorunu diye tabir ettiğimiz sorunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan bir komisyon var. Biz konfederasyon olarak da komisyona 70 sayfalık bir raporumuzu hazırladık. Gerçekten bu sorunun çözümüyle birlikte biz emekçilerin sofrasındaki ekmeğin de büyüyeceğine inanıyorum. Çünkü bu ülkede silaha, savaşa ayrılan kaynaklar o zaman yurttaşın sofrasına da yansıyacağı için en azından kamu emekçilerinin eksikliklerini karşılayabileceğini düşünüyorum. Bu anlamıyla bu sorunun demokratik bir şekilde çözümünü mutlak suretle istiyoruz ve bu konuda da taraf olduğumuzu ifade etmek isterim.”
'HÂLÂ HÜKÜMET KANADINDAN ATILMIŞ BİR SOMUT ADIM YOK'
Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğini vurgulayan Karagöz, başlatılan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin iktidarın bugüne kadar somut adımlar atmadığını savunarak şunları dile getirdi:
“Barışçıl ve demokratik yöntemlerle Meclis’te grubu bulunan partiler ve bütün toplumsal kesimleri de dahil ederek bu sorunun çözümü noktasında şu an toplum ikna edilmiş durumda. Çok ciddi adımlar atılmasına rağmen hâlâ iktidar kanadı, hükümet tarafından atılmış somut bir tek örnek yok. Hükümetin de bu konuda bir an önce somut adım atmasını bekliyoruz.”
'ANADİLDE EĞİTİM EVRENSEL VE PEDAGOJİK BİR HAKTIR'
Çerçeve Yasa’ya ilişkin KESK’in beklentilerini de dile getiren Karagöz, farklı kimliklerin bir arada yaşayabilmesi için yasal güvencelerin oluşturulması gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti:
“Şimdi ülkemiz farklı etnik yapı, farklı kimliklerin, farklı inanç kimliklerinin yaşadığı büyük bir coğrafya. Halkların bir arada birlikte yaşamasını sağlayacak bütün yasal adımların atılması lazım. Bu çerçeve yasada anadil eğitimi mutlaka yer almalı. Çocuklarımızın kendi anadillerinde eğitim almasından neden korkalım? Bu evrensel bir hak, bu bilimsel bir hak, bu pedagojik bir hak. İnananlar için de ilahi bir hak. Çerçeve yasa kapsamında anadilde eğitim hakkının mutlaka getirilmesi, yerel yönetimlerde özerklik şartının getirilmesi ve yerel yönetimlerin aynı zamanda güçlendirilmesini de talep ediyoruz. Bu konuda da taraf olduğumuzu açıkça belirtmek isterim.”
'NATO SAVUNMA DEĞİL BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜ'
Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi’nde alınan üst düzey güvenlik önlemlerini eleştiren Karagöz, NATO’nun tarih boyunca birçok çatışmanın arkasında yer aldığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“NATO kurulduğu tarihten bugüne özellikle Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya, Balkanlar’dan Afrika’ya kadar uzanan büyük bir coğrafyada yaşanan savaşlara, işgallere ve katliamlara baktığımızda arka planında NATO’nun olduğunu hep görüyoruz. Yani NATO bir savunma örgütü değil, bir savaş örgütüdür. Bunu da en sıcağında kendi coğrafyamızda, kendi topraklarımızda yaşadık. Hatırlarsanız Maraş, Sivas, Çorum, Roboskî katliamlarının arka planında, hakeza Ankara katliamının arka planında NATO’nun olduğunu düşünüyoruz. Özellikle de 12 Eylül 1980 darbesinin aktörlerinden birinin de NATO olduğunu düşünüyoruz. Tabii ki 1990 yılındaki faili meçhul cinayetlere şöyle baktığımızda gerçekten NATO’nun ne olduğunu, ülkemizden bakarak NATO’nun ne anlama geldiğini daha net bir şekilde anlarız.”
'KAYNAKLAR HALKA DEĞİL SAVAŞA AYRILIYOR'
Türkiye’de derinleşen yoksulluğa dikkat çeken Karagöz, NATO Zirvesi için kamu kaynaklarından önemli miktarda harcama yapıldığını ve halkın daha da yoksullaştırıldığını dile getirerek şunları kaydetti:
“Ülkenin başkentinde sıkıyönetim ve OHAL koşullarının uygulandığını özellikle belirtmek isterim. Ülkedeki kaynakların çok önemli bir bölümünün özellikle NATO harcamalarına ayrıldığını da belirtmek istiyorum. Sadece iki günlük NATO Zirvesi için resmi kaynakların verdiği bilgiye dayanarak söylüyorum, yaklaşık olarak 11,5 milyar TL harcandı. Yani artık bu ülkenin kamu çalışanı, emeklisi, gençleri, kadınları ciddi anlamda barınma sorunuyla karşı karşıya, barınma problemini çözmeyen siyasal iktidar iki günlük bir NATO Zirvesi için 11,5 milyar ve yıllık NATO’ya da aktarılan kaynak miktarı 32,5 milyar dolar.”
'NATO ZİRVESİ SİLAH BARONLARINA KAYNAK AKTARMA GİRİŞİMİDİR'
Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nin silah sektörü ve silah baronlarına kaynak ayırma girişimi olduğunu dile getiren Karagöz, şu değerlendirmeyi yaptı:
“NATO Zirvesi daha çok silaha, daha çok silah sektörlerine, silah baronlarına kaynak aktarma girişimidir. NATO’nun bugüne kadar girdiği hiçbir yerde bırakın insanların demokratik bir yaşam sürdürmelerini, doğayı tamamen katleden bir yaklaşım, dağların, taşların bombalandığı, her türlü kimyasal silahların kullanıldığı, her türlü canlıyı yok etmeye dönük bir sürecin olduğunu görüyoruz. Savunma harcamaları artıyor. Amerika’daki, İngiltere’deki, Avrupa’daki NATO üyesi belli ülkelerin silah tüccarlarına bu kaynaklar aktarılıyor. Yani bu kaynaklar dünya halklarının barışı için kullanılsa emin ol ki dünyada açlık, yoksulluk, sefalet yaşayan bir tek insan dahi kalmayacaktır. İşçisine, esnafına, emekçisine, emeklisine, öğrencisine kaynak bulamayanların söz konusu savaş ve savaş aparatları olduğunda her türlü kaynağı bulduklarını görüyoruz.”
'NATO, ÜLKELERİ YÖNETEN DİKTATÖRLERİN TEMİNATI'
NATO yapılanmasının özünde tüm diktatör yönetimleri için bir teminat limanı olduğunu hatırlatan Karagöz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında NATO bir yanda ülkeleri yöneten diktatörlerin de teminatı gibi duruyor. Herkes NATO’ya sığınarak bir yandan kendi halkıyla da karşı karşıya geliyor. Baronlar, patronlar gelecek diye AKP eliyle yaratılmış yoksulluğu perdelemek için demir perdelerin yol boyunca kurulduğunu gördük. Gecekondulara şehir resimlerinin, villa resimlerinin asıldığını gördük. Şimdi bunlar gerçekten insanların içini acıtan şeyler. Aslında bu NATO güvenliği için harcanan kaynaklarla bu yoksulluğu giderme şansımızın da olduğunu açıkça belirtmek istiyorum.”
'TOPLUMSAL BARIŞ DEMOKRASİ İLE SAĞLANIR'
Son dönemde sendikacılar, öğrenciler, çevre aktivistleri ve çeşitli sivil toplum temsilcilerine yönelik gözaltı ve tutuklama uygulamalarını da eleştiren Ahmet Karagöz, toplumsal barışın NATO ile değil demokrasi ile geleceğini aktararak şunları belirtti:
“NATO bir savaş örgütüdür. Bu örgüte karşı yapılmak istenen tüm gösteri ve protestolar yasaklandı, insanlar gözaltına alındı. Dolayısıyla öğretmeninden, mühendisinden, doktorundan korkan bir siyasal iktidarla da karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyorum. Tabii ki toplumsal barış NATO’yla sağlanmaz. Toplumsal barış demokrasi, ülkeye demokrasi getirerek, demokrasinin üstünlüğünü esas alarak ve barışı sağlayarak, halkların kardeşliği temelinde ancak sen barış sistemini getirebilirsin, güvenliği sağlayabilirsin. Yoksa askeri harcamalarla bu ülkeye barışın gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Ülkenin kaynaklarının çok büyük bir bölümünün buralara ayrıldığını görüyoruz. Hakeza ülkemizdeki sınıfsal, toplumsal eşitsizlikler bir yana, ülkede yaşanan derin yoksulluk bir yana, gençlerin içine itildiği geleceksizlik, belirsizlik ve aynı zamanda emek düşmanı politikalarla adeta insanlar yaşayamaz durumda. Bu NATO’ya kaynak aktaran siyasal iktidar söz konusu bu ülkenin işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri olduğunda kaynak yok diyor.”
'TÜRKİYE BİR GREVLER ÜLKESİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA'
Son dönemde Türkiye’de yaşanan grevlere de değinen KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, “her türlü sendikal faaliyet ve demokratik hak bastırılıyor” diyerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Öğrenciler, emekliler, sendikalar, işçiler çeşitli grevler yapıyor. İşte Doruk Maden emekçileri günlerce yürüyerek yalın ayak Ankara merkezine kadar geldiler. Günlerce direndiler. Bu ülkede insanlar çalışıp ayın sonunda maaşını alamıyor. Biriken yılların, biriken maaşlarını ancak arkadaşlarımız alabiliyorlar. Türkiye’de ataması yapılmayan 1 milyonun üzerinde öğretmen var. Ülkemizde antidemokratik uygulamalar nedeniyle çok sayıda sendikacı, madenci, öğretmen, öğrenci gözaltına alınıyor. Giderek derin bir yoksulluğa sürüklenen Türkiye bir grevler ülkesine dönüşmüş durumda.”