Akdeniz’de Ankara-Atina restleşmesi

Türkiye’nin deniz parkları, İHA ihlalleri ve Meis’in güneyindeki “araştırma” faaliyetleri, Ege ve Doğu Akdeniz’de gerilimi tırmandırıyor. Yunanistan, ihlalleri AB gündemine taşıyarak uluslararası hukuk ve bölgesel ittifaklar üzerinden karşılık veriyor.

TÜRKİYE - YUNANİSTAN

Türkiye ile Yunanistan arasında 2023’ten bu yana süren sakinlik dönemi, Ankara’nın Ege ve Doğu Akdeniz’de yaptığı müdahalelerle yeniden tırmandı. Deniz milli parkları ilanı, hava sahası ihlalleri, Meis’in güneyine araştırma gemisi gönderilmesi ve Girit-Kıbrıs elektrik bağlantısına yönelik itirazlar, iki ülke arasındaki rekabeti kızıştırdı. Ancak sertleşen söylemlere rağmen kapalı kapılar ardında gizli görüşmeler yapılması dikkat çekici. MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın geçtiğimiz hafta Atina’da İstihbarat Teşkilatı Başkanı Themistoklis Demiris’le yaptığı görüşme bunun son örneği.

DENİZ PARKLARI VE YETKİ ALANI

Akdeniz’de tansiyonun neden yükseldiğine baktığımızda Türkiye’nin uluslararası kuralları ihlal etmesiyle ilk kıvılcımın çakıldığını görüyoruz. Türkiye, 15 Ağustos’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Ege ve Doğu Akdeniz’de iki yeni “deniz milli parkı” ilan etti. Biri Kuzey Ege’de Çanakkale ve Gökçeada açıklarını, diğeri Fethiye-Kaş arasındaki deniz alanını kapsıyor. Özellikle ikinci bölgenin Rodos-Meis hattındaki Yunanistan’ın egemenlik ve kıta sahanlığı iddialarıyla kesişmesi Atina’nın tepkisine yol açtı.

Ankara her ne kadar kararı “çevre koruma” çerçevesinde sunsa da Atina bunu “Mavi Vatan” politikasının yeni bir araçla sahaya taşınması olarak değerlendiriyor. Yunanistan’a göre bir devlet, başka bir ülkenin kıta sahanlığı olarak gördüğü bölgelerde tek taraflı deniz parkı ilan ederek hukuki sonuç yaratamaz. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, parkların Yunan yetki alanlarına veya uluslararası sulara uzanan kısımlarının hukuki sonuç doğurmayacağını açıkladı.

Türkiye-Yunanistan deniz yetki alanı anlaşmazlığı 1970’lere dayanıyor. Ankara, Meis gibi küçük adaların kıyılarına yakınlığı nedeniyle deniz yetki alanı üretme kapasitesinin sınırlı olması gerektiğini savunurken, Atina adaların uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının coğrafi yakınlık gerekçesiyle ortadan kaldırılamayacağını belirtiyor. Bu iki yaklaşım, Ege ve Doğu Akdeniz’de büyük krizlere yol açabilecek nitelikte.

Yunanistan, komşu ülkelerle sınırlandırma anlaşması bulunmayan alanlarda “orta hat” yaklaşımını esas alan deniz planlamasını sürdürüyor ve Mısır ile İtalya anlaşmalarını örnek gösteriyor. Türkiye ise Libya ile 2019’da imzaladığı mutabakatı referans alıyor. Bugünkü gerilim, iki deniz parkının ötesinde, iki ülkenin gelecekteki deniz haritasına ilişkin farklı çıkarlarının yeniden çakışması anlamına geliyor.

ATİNA SORUNU AVRUPA’YA TAŞIYOR

Yunanistan, Türkiye’nin hamlelerine yalnızca ikili düzlemde yanıt vermiyor. Ankara’nın park haritalarını kendi ilan ettiği parklarla karşılaştırarak Avrupa Birliği’ne (AB) harita şeklinde sundu. Bu adım, sorunu ikili anlaşmazlıktan çıkarıp Avrupa düzlemine taşıma stratejisinin parçası. Atina, “AB üyesi bir ülkenin egemenlik haklarına yönelik tek taraflı adımlar” çerçevesini öne çıkarıyor.

 

 

Türkiye'nin ilan ettiği iki "milli deniz parkı" kararına karşı Ankara'ya resmi diplomatik nota vererek hamlenin "geçersiz ve hukuki dayanaktan yoksun" olduğunu belirtti. Protestonun iletilmesi sırasında Türk Dışişleri Bakanlığı'nın da karşı diplomatik notalar sunduğu kaydedildi.

Öte yandan, Eylül ayının ilk günlerinde İrlanda'da düzenlenen AB Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı'na katılan Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Gerapetriti, sorunu buraya da taşıdı. Gerapetritis, Türkiye’nin F-16 savaş uçakları ihlalleri de dahil olmak üzere hava ihlallerinin arttığına dikkat çekti.

HAVA SAHASI VE MEİS GÜNEYİNDE HAREKETLİLİK

Deniz parkları tartışması sürerken hava sahasındaki tansiyon da arttı. Ağustos’ta Yunan ulusal hava sahasında 98, Atina FIR’ında 71 ihlal kaydedildi. Yılın başından bu yana denizde bin 527 ihlal bildirildi. 28 Ağustos’ta bir Türk İHA’sının Semadirek ile Limni arasında uçması üzerine iki Yunan F-16’sı havalandı ve İHA bölgeden uzaklaştırıldı. Atina, İHA faaliyetlerinin maliyetinin düşük, önleme uçuşlarının ise yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

Eylül başında Türkiye, TÜBİTAK Marmara araştırma gemisini Meis’in güneyine gönderdi. NAVTEX ile bilimsel araştırma yapıldığı duyurulurken, Yunanistan karşı NAVTEX yayımladı. Bölgeyi kendi kıta sahanlığı kabul eden Atina, gemiyi yakından izliyor. Bu hamle, Fethiye-Kaş deniz parkı ile aynı stratejik tartışmanın parçası olarak görülüyor. Araştırma gemilerinin faaliyetleri, yetki alanı iddialarının fiili gösterimi açısından önem taşıyor.

GİRİT-KIBRIS ELEKTRİK PROJESİ

Gerilimin bir başka boyutu Great Sea Interconnector (GSI) projesi. Yunanistan ile Kıbrıs’ın elektrik şebekelerini denizaltı kablosuyla bağlayacak proje, Atina’ya göre uluslararası hukuka uygun ve Türkiye’den izin gerektirmiyor. Türkiye ise kendi deniz yetki alanları olduğu gerekçesiyle itiraz ediyor.

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Yerapetritis, çalışmaların önümüzdeki aylarda yeniden başlayacağını ve yıl bitmeden kablo döşeme faaliyetlerinin planlandığını açıkladı. “Türkiye’nin izni ne gerekli ne de istenecek” diyen Yerapetritis, NAVTEX’in yalnızca deniz trafiği güvenliği için kullanıldığını belirtti. GSI, ekonomik bir projenin ötesinde Kıbrıs’ın Avrupa ağına bağlanması ve Doğu Akdeniz’de stratejik bağlantının güçlendirilmesi anlamına geliyor.

SAVUNMAYA YATIRIM

Başbakan Kiryakos Miçotakis, Ege adalarındaki yeşil enerji ve turizm planlarının Türkiye’nin dayatmalarıyla değiştirilmeyeceğini, kıta sahanlığı ve MEB sınırlandırması dışında Türkiye ile müzakere edilmeyeceğini söyledi. “Topraklarımızı nasıl savunacağımız konusunda kimsenin talimatını kabul etmeyiz” ifadesi, Erdoğan’ın adaların silahlandırılmasına yönelik eleştirilerine doğrudan yanıt niteliğinde.

Erdoğan 2 Eylül’de özellikle Meis’e atıfla Yunanistan’ın savunmaya yatırım yapmasına tepki gösterdi. Aynı dönemde Türkiye’nin bazı adacıkları “gri bölge” olarak nitelendirmesi, deniz parkları üzerinden itirazları ve GSI’ye yönelik sert tutumu Atina’da birbirini tamamlayan gelişmeler olarak okunuyor.

Yunanistan ayrıca savunma kapasitesini güçlendiriyor. İsrail’le 3,1 milyar euroluk savunma anlaşması imzalandı. “Aşil Kalkanı” adı verilen sistem, kısa, orta ve uzun menzilli hava savunmasının yanı sıra balistik füzelere ve İHA’lara karşı koruma sağlayacak. Savunma Bakanı Nikos Dendias, yıllık 15 bin askeri İHA üretim kapasitesine ulaşılacağını açıkladı. Atina, geleneksel kuvvetlerin yanı sıra hava savunma, insansız sistemler ve bölgesel ortaklıklara yatırım yapıyor. Tehdit değerlendirmelerinde İran ve Rusya da yer alsa da Ege gerilimi önemli bir bağlam oluşturuyor.

BÖLGESEL İTTİFAKLAR

Yunanistan bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Fransa, İsrail, Mısır, Kıbrıs ve ABD ile savunma ve enerji ilişkilerini güçlendirdi. Eylül’de Girit’te Kıbrıs, Fransa ve İtalya’nın katılımıyla “MEDUSA 15” tatbikatı planlanıyor. Atina, Türkiye ile ikili askeri rekabet yerine daha geniş bir Avrupa-Akdeniz güvenlik mimarisi oluşturmaya çalışıyor. Yaklaşım, “Mavi Vatan” iddialarına karşı askeri güçle birlikte AB üyeliği, uluslararası hukuk, enerji bağlantıları ve çok taraflı ittifaklar üzerinden cevap vermek şeklinde şekilleniyor.

GİZLİ PAZARLIK

Taraflar arasında gerilim sürerken Türk MİT Başkanı İbrahim Kalın, geçtiğimiz hafta Atina’da Yunan Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Themistoklis Demiris ile gizli bir görüşme gerçekleştirdi. Daha önce Ankara’da da bir araya gelen iki isim, görüşmede Doğu Akdeniz, Suriye, Libya ve Türkiye-İsrail gerilimi gibi konularda pazarlıklar yaptı. Görüşmeye dair henüz resmi bir açıklama yapılmazken, sahada yaşananlar gerilim süreceğine işaret ediyor.

Bu tablo çelişki değil, tamamlayıcı bir stratejiyi yansıtıyor: Bir yanda diplomatik notalar, NAVTEX’ler, savunma yatırımları ve AB hamleleri; diğer yanda istihbarat kanallarının açık tutulması. Atina, doğrudan çatışma istemiyor ancak Ankara’nın tek taraflı adımlarının egemenlik haklarını belirlemesine de izin vermiyor. Caydırıcılık ile diplomasi birlikte yürütülüyor.

Peki, önümüzdeki dönem ne olacak? Şimdilik doğrudan askeri çatışma için işaretler yok ve taraflar kontrolü kaybetmek istemiyor. Ancak deniz parkları, hava sahası ihlalleri, Meis güneyindeki araştırma gemisi, GSI projesinin yeniden başlaması, Erdoğan’ın ada silahlandırması söylemleri ve Yunanistan’ın AB ile savunma hamleleri, Akdeniz’de suların durulmayacağını gösteriyor.

TARAFLAR NE İSTİYOR?

Atina, bir yandan pazarlık masasına oturuyor bir yandan ise egemenlik haklarının tartışmaya açılması kabul edilmiyor. Ankara ise “Mavi Vatan” yaklaşımından geri adım atmak istemiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki mesafe kapanmadığı sürece gerilimin tırmanması şaşırtıcı olmaz. Ancak bugünkü durum, 2020 ve 2022 krizlerinden farklı. Atina artık yalnızca karşılık veren taraf değil, AB’yi, uluslararası hukuku, Kıbrıs’ı, enerji projelerini ve bölgesel ortaklıkları aynı stratejik çerçevede birleştiriyor. Ankara’nın hamleleri, Yunanistan’ı daha fazla Avrupa ve bölgesel ittifaka yönelten etki yaratıyor. Asıl mücadele birkaç adanın veya deniz milinin ötesinde, Doğu Akdeniz’in gelecekteki güç ve hukuk düzeninin kim tarafından belirleneceği üzerine kuruluyor.