Kenanoğlu: Aleviler ile Kürt hareketinin yan yana gelmesini istemiyorlar

Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Aleviler üzerinden yürütülen son tartışmaların Kürt hareketini sol, sosyalist ve demokratik güçlerden uzaklaştırma çabasından bağımsız olmadığını söyledi.

ALİ KENANOĞLU

Türkiye’de son dönemde Aleviler üzerinden yürütülen tartışmalar, Kürt Özgürlük Hareketi karşıtlığı üzerinden de sürdürülmeye çalışılıyor. Altan Tan’ın açıklamalarıyla başlayan tartışmalar, kendilerini “Alevi aydınları” olarak tanımlayan bir grubun yayımladığı bildiriyle yeni bir boyut kazandı.

Tartışmaların temelinde Kürt hareketinin sağcılaştırılmak istenmesinin bulunduğunu belirten Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Alevilerin Kürt hareketi, sosyalistler ve demokrasi güçleriyle yan yana durmasından rahatsız olan çevreler bulunduğunu söyledi.

Kenanoğlu, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılardan “siyasal Alevilik” tartışmalarına, devletin Aleviliği tanımlama girişimlerinden 53 kişinin imzasıyla yayımlanan bildiriye kadar son dönemde yaşanan tartışmaları ANF’ye değerlendirdi.

‘ALEVİLERİN SÜREÇTE BULUNMASINI İSTEMİYORLAR’

Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar yaşandığını dile getiren Kenanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Suriye’deki mesele şu: Tabii Colani’nin yönetiminin Şam’a oturduktan sonra yürütmüş olduğu sistematik Alevi katliamları var ve bu katliamlar çeşitli kademelerde sürüyor. Bunlardan birincisi; bizzat Esad bahane edilerek köylerin basılması ve gençlerin, insanların katledilmesi, kadınların kaçırılması şeklinde sürüyor. Diğer taraftan da Suriye’deki bütün devlet kademelerinden —hem de tamamından— Alevilerin uzaklaştırılması ve orada adeta Alevileri göçe zorlayan bir politika uygulanmasıyla birlikte devam ediyor.

“Tabii bunun karşısında Alevi kurumlarının çok yoğun bir itirazı ve bunu dillendirmesi söz konusu. Bu da belli çevreleri rahatsız ediyor. Çünkü onlar istiyorlar ki Suriye’de Colani yönetiminde her şey güllük gülistanlık; hiçbir sorun yok, herhangi bir sorun-sıkıntı yok, gayet adil bir şekilde Suriye’yi yönetiyor görüntüsü oluşturmaya çalışıyorlar. Oysa bu konuya itiraz eden siyasetçiler, Alevi kurumları ve bizler, netice itibarıyla özellikle Esad karşıtı olan Londra merkezli SOHR’un (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi) verilerine dayanarak bunu ifade ediyoruz. Aslında bir dayanağımız var ve bu dayanak da geçmişten bugüne tam da Esad’ın karşısında yer almış bir yapı. Sahadan gelen bilgiler daha kötü olduğu halde elimizde çok fazla bilgi-belge olmadığı için bunlar üzerinden konuşuluyor. Bu da belli çevreleri çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyor.

“Tabii ikinci aşaması da şu: Türkiye açısından da Türkiye’de yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’yle birlikte Cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık taşlar yeniden karılıyor. Bu taşların yeniden karıldığı süreçte Alevilerin, Türkiye’deki solcuların, sosyalistlerin burada aktif rol oynamasını, bu yeniden yapılanmanın içerisinde bulunmasını istemiyorlar. Özellikle Kürt hareketinin solcularla, sosyalistlerle, Alevilerle yan yana durması birilerinin hoşuna gitmiyor. Kürt hareketine özellikle bir İslami karakter büründürme ve sağcılaştırma girişimleri, eğilimleri; iktidar kanadı tarafından da desteklenen eğilimler olduğunu bilmemiz lazım. Bu konuda Süleyman Soylu’nun, HÜDA PAR ile AKP ittifakının kıymetinin ve sonuçlarının 10 sene, 20 sene sonra alınacağı yönündeki açıklamaları esasında buna işaret etmektedir.

“Bu nedenle de bütün Kürt hareketinin sağcılaşması, İslami karaktere bürünmesi ve Suriye’de yaşananların hepsinin karşısında bir Alevi toplumu gerçekliği var. Alevi toplumu gerçekliğini kenara koymadan, bunları dışlamadan bu amaçlarına ulaşamayacaklarını biliyorlar. Bu nedenle Alevilere yönelik ‘siyasal Alevi’, ‘ateist Alevi’ ve benzeri saldırılar gündeme geliyor. Bu saldırıların esasında kökeninin, kaynağının, ana gerekçelerinin bunlardan ibaret olduğunu ifade etmek isterim.”

‘ALEVİLERİN MÜCADELESİNİ ÖCÜLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR’

Aleviliği bir mezhep olarak görme yaklaşımının uzun zamandır var olduğunu ve bazı kesimlerin Aleviliği İslam’ın bir kolu olarak değerlendirdiğini dile getiren Kenanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Aleviliği bir din ya da mezhep olarak görenler de var, görmeyenler de var. Bağımsız, müstakil bir inanç olarak görenler de var; İslam’ın bir kolu, bir yolu olarak görenler de var. Bu teolojik bir tartışmadır ve Alevi toplumunun içerisinde yürüyen bir tartışmadır.

“Ama bu ‘siyasal Alevilik’ tanımı, bunlardan bağımsız bir şekilde aslında Alevilerin hak ve hukukunun, Alevilerin uğradıkları hak gaspı ve kaybının mücadelesini yürüten kişi ve kurumlara yönelik yapılan bir atıftır. Yani bu kişilerin aslında inançsal olarak Alevilikte olmadığını, sadece Alevilik üzerinden siyaset yaptıklarını ifade etmeye çalışıyorlar ve buradaki Alevilerin demokratik mücadelesini öcüleştirmeye, terörize etmeye çalışıyorlar. Buradaki amaç bu.

“Bize sorarsanız, esasında ben ve benim gibi birkaç kişi de şunu söylüyor: Tam tersine, keşke Aleviler Alevilik konusunda biraz siyasallaşmış olsalar; yani Alevi talepleri üzerinden siyasallaşmış olsalar. Bugün Türkiye’de Alevilerin siyasal özne olamayışının temel nedenlerinden birisi de Alevilerin birçok siyasi akım içerisinde yer almış olmalarına rağmen kendi hak ve talepleri üzerinden bir siyasallaşmanın sağlanamamasıdır. Bu açıdan baktığınız zaman, bu kişilerin yönelttikleri ‘siyasal Alevilik’ tanımı doğru bir tanım değildir. Keşke böyle bir şey olsa; bizim yaklaşımımız bu konudadır.

“Ancak bunlar, tümüyle Alevilerin hak mücadelesi içerisinde görünür olmasından ve Alevilerin sorunlarının, sıkıntılarının görünür olmasından rahatsızlık duydukları için bunu söylüyorlar. Bunu ifade edeyim.”

‘TÜRKİYE’DE ALEVİLERİ KENDİ ÇERÇEVESİNE ALMAYA ÇALIŞANLAR VAR’

Türkiye’de birçok çevrenin Aleviliği kendi çerçevesine alma girişiminde bulunduğunu ve bunun özellikle son 30 yılda arttığını vurgulayan Kenanoğlu, şöyle devam etti:

“Türkiye’de tabii Alevilik gün yüzüne çıktıktan sonra, özellikle son 20-30 yılda Türkiye kamuoyunda ve dünya kamuoyunda Aleviler görünür olduktan sonra, Aleviliği kendi potansiyelleri çerçevesi içerisine alma girişimleri de arttı. Bunun çok farklı aktörleri var; yani bunların içerisinde siyasi partilerin de, kimi siyasi çevrelerin de bu tür gayretleri ve girişimleri var.

“Devletin özellikle bizzat 2022’de kurduğu ve ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ diye ifade ettiğimiz kurum, artık Aleviliğin reddedilemediği, Aleviliğin kabul edildiği bir ortamda ancak Aleviliğin kontrol altına alınması gerektiği kanaatiyle ortaya çıkmıştır. O yüzden de sürekli herkes Aleviliğe yeni bir elbise biçme peşindedir. İlk Alevi çalıştaylarını başlatan dönemin AKP’li Bakanı Sait Yazıcıoğlu, Alevi çalıştaylarını başlatırken şu cümleyi kullanmıştı: ‘Biz zamanında Aleviliğe bir elbise biçtik fakat o elbise uymadı. Artık Alevilere yeni bir elbise biçme zamanı gelmiştir.’ Dolayısıyla Alevilere elbise biçme; yani Alevileri tanıma, tanımlama ve bir yerlere kanalize etme girişimi ilk defa yapılan ya da yeni yapılan bir şey değildir; tarihin birçok döneminde olmuştur.

“Bu politikanın amacı da öncelikle kendilerince bir Alevilik tanımı oturtmaktır. Bu doğrultuda izlenen adımlar şunlardır: Öncelikle makbul gördükleri Sünni Hanefi İslam içerisine Alevileri sokmak; bu olmuyorsa Şiileştirmek; bu da olmuyorsa bütün bunları reddeden ve geleneksel Alevi inancına sahip olanları kriminalize etmek, marjinalleştirmek, onları sistem dışına atmak ve yalnızlaştırma politikası yürütmek.

“Bu oturttukları kendilerince Alevi tanımı üzerinden de buna uymayanların marjinal ilan edildiği, belki de ileride terörist ilan edilmeye kadar gideceği bir sürecin tasarlandığını ve niyetin bu olduğunu ifade etmek isterim.”

‘ALEVİLERİN KÜRT HAREKETİYLE YAN YANA GELMESİNİ İSTEMİYORLAR’

Son günlerde kendilerini “Alevi aydını” olarak tanımlayan 53 kişinin yayımladığı bildiriye de değinen Kenanoğlu, belli kesimlerin Alevilerin Kürt hareketiyle yan yana gelmesini istemediğini belirterek şunları söyledi:

“Bu süreçle ilgili açıklama 53 kişi tarafından yapıldı. Fakat ben bununla ilgili geniş bir değerlendirme yaptım ve yayımladım. Ama şu var, kısaca şunu ifade edebilirim:

“Sonuçta yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Türkiye’de Cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık yeni bir anayasa, yeni bir toplum, yeni bir Türkiye ve yeni bir Ortadoğu olacağını gösteriyor. Yani artık eski siyasetlerle yürünmeyeceğini, yeni bir döneme girileceğinin habercisi. Çünkü Kürt hareketinin artık meşru bir hukuki zeminde siyaset yapıyor olması, Türkiye’de birtakım dengeleri de değiştirecektir.

“Bu anlamıyla belli kesimler, Alevilerin esasında bu Türk milliyetçisi, Kemalist, ulusalcı yapı içerisinde kalmasını ve Kürt hareketiyle asla yan yana gelmesini istemiyorlar. Bundan kaynaklı olarak da zaman zaman oturdukları yerden Kürt hareketinin ve oradan gelen açıklamalardaki kimi açıkları bekliyorlar. Yani ‘Bir hata yapılsa da biz o hata üzerinden bir saldırıya geçsek, bir kamuoyu oluştursak’ eğilimi içerisinde olanlar var. Bundan kaynaklı olarak bu açıklamalar gibi açıklamalar geliyor.

“Fakat bu son 53 kişinin yapmış olduğu açıklamaya baktığınız zaman orada dayandırdıkları temel mesele, Sayın Öcalan’ın ‘Yavuz ittifakını güncelleyelim’ dediği iddiası üzerine. Oysa açıklamanın metnini ben de okudum; manifestoda da yer alıyor, diğer taraftan en son İmralı tutanaklarında da ifade ediliyor. Oraya baktığınız zaman Sayın Öcalan şundan bahsediyor; diyor ki: ‘Tarihin geçmiş dönemlerinde Yavuz ve İdris-i Bitlisi ittifakı aslında o dönemdeki Türk ve Kürt ittifakı olarak hayata geçmiş.’ Kendisinin söylemleri böyle. Bu da Ortadoğu’da güçlü bir dinamik ve Ortadoğu’da söz sahibi olabilecek bir yönetim mekanizması oluşturmuştur, diyor.”

‘SAYIN ÖCALAN’IN DEDİĞİ O İTTİFAKTAKİ GÜÇ BİRLİĞİDİR’

“Sayın Öcalan’ın ‘Bunu güncelleyelim’ dediği, Yavuz ve İdris-i Bitlisi üzerinden yapılan Alevi katliamları değildir. Sayın Öcalan burada, Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin ittifakındaki o güç birliğinden bahsetmektedir. Ama aynı cümlelerinde şunu da ifade ediyor; diyor ki: ‘Bu güç birliği ve bu oluşacak sinerjiyi demokratik cumhuriyet, eşit yaşam ve bütün halkların bir arada yaşayabileceği bir siyasete evirmek gerekiyor.’ Ve bunun için de Demokratik Cumhuriyet önermesi yapıyor.

“Şimdi arkadaşların haksızlık ettiği yer burası; yani metnin bir tarafına bakıp sonucuna bakmamaları aslında. 1 Ekim 2024’ten bu tarafa Öcalan tarafından gönderilen çok sayıda metin var, mektup var. Bütün bunları incelediğiniz zaman, hatta bunun dışında Kürt hareketinin pratiğine de baktığımız zaman esasında söylemin bu olmadığını, hedefin bu olmadığını çok net görüyoruz.

“Tarihin geçmiş dönemiyle ilgili tespitler ayrı bir şeydir, bu topluma bundan sonra ne öneriliyor, bu ayrı bir şeydir; bunun ikisini birbirine karıştırmamak lazım. Ama bir taraftan da Kürt hareketinin pratiğine bakmak gerekiyor. Bugüne kadar şu anda Türkiye’nin en sağcı Meclis’ini yaşıyoruz. Peki bu sağcı Meclis kimin ürünü? Bugün DEVA Partisi’ni, Gelecek Partisi’ni, Saadet Partisi’ni, İYİ Parti’yi Meclis’e Kürt hareketi mi soktu? Tam tersine bunları sokanlar bellidir.

“Onun karşısında Kürt hareketi ve onun partileri bugün Türkiye’deki sol sosyalistlerle, Alevilerle, ekoloji mücadelesinden gelenlerle ve feminist kadın hareketiyle birlikte hareket etmekte ve bunların Meclis’e girmesi için zemin oluşturmaktadır. Biz parlamentoya girdik ve orada Alevilerin sesi, soluğu, sözü olmaya çalıştık. Beş yıl boyunca da aktif milletvekilliği yaptık. Bütün bunlar ortada ve şu anda da HDK’nin sözcüsüyüm.”

‘KÜRT HAREKETİNİN PRATİĞİNDE TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE BİRLİKTE HAREKET ETME ARZUSU VARDIR’

“Şimdi bütün bunlara baktığınız zaman, Alevi kimliğimizle buralarda biz yer aldık ve hiçbir zaman Alevi mücadelemizden ve söylemlerimizden de taviz vermeden, geri durmadan bunu yaptık. Peki bu zemini bize kim oluşturdu? Bizim dönemimizde beş tane partinin Meclis’te grubu vardı: CHP, AKP, biz, MHP ve İYİ Parti. Vallahi kimse kusura bakmasın, Meclis’te Alevilerin adını ağzına almıyordu bizim dışımızda hiçbirisi.

“Dolayısıyla bu gerçeklik, bu hakikat varken sanki bunlar yokmuş gibi, Alevilerin katline sebep olacak bir ittifakın içerisinde olunuyormuş gibi davranılması son derece yanlıştır, hatalıdır, eksiktir ve vicdansızlıktır. Çünkü Kürt hareketinin pratiğine baktığınız zaman da Türkiye’nin demokrasi güçleriyle birlikte hareket etme arzusu vardır.

“Fakat özellikle kendisini ‘muhalifim’ diye tanımlayan televizyonlar tarafından şöyle bir siyaset pompalanıyor: Bugün Yeni Parti öncülüğünde Türkiye’deki sol, kimi sol Kemalist ulusalcı ve İYİ Parti’nin içerisinde olduğu bir milliyetçi kanat üzerinden bir ittifak gündeme getirilmeye çalışılıyor. Ve bu, Yeni Parti’ye empoze edilmeye, bu konuda baskılanmaya çalışılıyor. Kürt hareketinin partilerinin ve birleşik sosyalist mücadelenin içerisinde bulunan partilerin bu ittifakın dışında tutulması hedefleniyor. Bu hedefin, kimi kendine ‘muhalifim’ diyen televizyonlar aracılığıyla çok net bir şekilde ifade edildiğini görüyoruz. Bu tabii Türkiye toplumunun demokrasi mücadelesi içerisindeki halkların hayrına bir şey değildir.

“Bugün Kürt hareketinin dışarıda tutulduğu, Kürt hareketinin demokrasi mücadelesinin dışına itildiği ya da o ittifakın dışına itildiği bir yerde, bu ittifakın tek başına kazanma imkânı olmadığı gibi burada da istenilen sonuca varılamayacağını ve hiçbir halkın ve toplumun hayrına bir sonuç çıkamayacağını da görmemiz gerekiyor.

“Ama arkadaşlar şunun farkında değiller: Bunların bu tavırları ve bu yaptıkları işler, Kürt siyasi hareketi içerisinde bulunan siyasetçilerin belki farkında oldukları için çok umursamadıkları bir durum olabilir ama Kürt halkı içerisinde bir karşıtlık oluşturuyor. Yani bu kadar iyi niyete, bu kadar birlikte, kapsayıcı bir siyasete rağmen hâlen bu tür şeylerle suçlanıyor olması, orada da bir öfke birikmesine neden oluyor.

“Aslında bu arkadaşlar iyi bir şeye hizmet etmiyorlar. Tam tersine, bu ülkenin demokratikleşmesinin önünü engelleyecek birtakım sebeplere yol açacağını da bilmeleri gerekiyor. Bu anlamıyla, bu 53 imzayla yayımlanan metnin bir uyarı metni olmadığını, bir kaygı metni olmadığını çok net bir şekilde görebiliyoruz. O yüzden de doğru bulmuyoruz.”