Korucu: Barışın gerçekleşmesi toplumun her kesiminin talebi

Gazeteci ve yazar Serdar Korucu, 6-7 Eylül Pogromu’yla gerçek bir yüzleşme yaşanmadığını belirterek, cezasızlığın benzer saldırıları beslediğini söyledi. Korucu, barışın Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin ve Süryanilerin de talebi olduğunu vurguladı.

6-7 EYLÜL

6 Eylül 1955 günü saat 13.00’te devlet radyosundan duyurulan ve Yunanistan’da Mustafa Kemal Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldığı iddiasına dayanan haber, Demokrat Parti’ye yakın İstanbul Ekspres gazetesinde “Atatürk’ün Evi Bombalandı” manşetiyle çıktı ve organize saldırıların fitilini ateşledi. Rum, Ermeni, Yahudi ve Süryani yurttaşlara yönelik iki gün boyunca süren saldırılar özellikle dini mekanlara yoğunlaştı. Kiliseler birkaç saat içinde harabeye çevrildi, dinamitle patlatıldı, kutsal eşyalar tahrip edildi, mezarlar açıldı. Resmi kaynaklara göre 4 bin 214 ev, bin 4 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır ve 26 okul hasar gördü.

6-7 Eylül 1955’te gerçekleştirilen pogroma ilişkin ANF’ye konuşan gazeteci ve yazar Serdar Korucu, bugün hâlâ benzer milliyetçi ve şovenist dalgaların toplumsal tabanda kolayca uyandırılabilmesinin en önemli nedenlerinden birinin cezasızlık olduğunu söyledi. Korucu, “6-7 Eylül’ü sadece 1955’te yaşanmış ve bitmiş bir şiddet hadisesi olarak görürsek bugünü anlamamız zorlaşır. Çünkü 6-7 Eylül ne ilkti ne de son oldu. O pogromun ardından gerçek bir yüzleşme yaşanmadı. Sadece devletin içindeki organizasyonla değil, sokağa çıkan, saldıranlarla da gerçek anlamda hesaplaşılmadı” dedi.

CIZÎR ÇAĞIRGA, 6-7 EYLÜL’ÜN TARİH SAYFALARINDA KALMADIĞINI GÖSTERİYOR

Binlerce fotoğrafla pogromu belgeleyen ve sonrasında tutuklanarak sınır dışı edilen Dimitrios Kalumenos’un fotoğraflarından derlenen “Patriklik Fotoğrafçısı Dimitrios Kalumenos’un Objektifinden 6-7 Eylül 1955” isimli kitabı hatırlatan Korucu, şöyle devam etti:

“İlk 6-7 Eylül kitabını 2015’te İstos’tan yayımlamıştık. O kitabın ilk etkinliği Beyoğlu’nda bir kilisenin bahçesindeydi. Bir grubun İstiklal Caddesi’nden Galatasaray Lisesi’nin önüne çıkarken sloganlarla yürüdüğünü duyduk. Sloganlar şöyle diyordu: ‘Operasyon değil katliam istiyoruz.’ O günlerde çözüm süreci yerini savaş politikasına bırakmıştı. Yine tam da o günlerde, unutmamamız gerekir ki kamuoyunun Cemile diye hatırladığı, gerçek adı Cizîr olan Çağırga ailesinin küçük kızı evinin içinde öldürülmüş, cansız bedeni gömülemediği için buzdolabında tutulmuştu. Bu yaşananlar bize 6-7 Eylül’deki o kalabalığın tarih sayfalarında kalmadığını gösteriyor.”

LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS VE AYSEL TUĞLUK’UN ANNESİNİN CENAZESİNDE YAŞANANLAR

Mezarlık ve cenazelere yönelik saldırıların yalnızca 6-7 Eylül’de kalmadığını söyleyen Korucu, 6 Eylül’den 15 gün önce gol sevinciyle omuzlarda taşınan Lefter Küçükandonyadis’i hatırlattı. Korucu, “Şişli Mezarlığı’nda daha yeni gömülmüş bir kişinin cansız bedenine ucunda Türk bayrağı bulunan bir mızrağı saplayan, mezarlığı yağmalayan, kafataslarını çıkarıp ‘Lefter gol gol’ diye bağıranların kendileri olmasa da o ruh hâlâ aramızda. Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesinde yaşananlar hâlâ hafızamızda değil mi? Ankara’da uğradıkları saldırı nedeniyle annesini memleketine götürmek zorunda kalmıştı” dedi.

Yıllar içinde yüzleşme yönünde adımlar atılmamasına ilişkin, “Adil bir yargılamadan da gerçek bir yüzleşmeden de söz etmek imkansız” diyen Korucu, 6-7 Eylül sonrasında ilk gözaltıların komünistlere yönelik yapılmasının bile devletin hedef şaşırtarak kendisine bir suçlu yarattığını gösterdiğini ifade etti.

Gecenin ilerleyen saatlerinde saldırganlardan da yakalananların olduğunu ancak yine cezasızlığın işlediğini belirten Korucu, “Mahkeme diyebileceğimiz tek süreç, 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada yargılamalarıydı. O da zaten askeri bir mahkemeydi ve 6-7 Eylül’ü Demokrat Parti’ye karşı kullanmayı amaçladı. Amaç yaşananlarla yüzleşmek değildi” dedi.

DEVLET RESMEN ÖZÜR DİLEMELİ

Adil bir yüzleşme için bugün atılması gereken ilk somut adımın ne olduğu sorusunu yanıtlayan Korucu, yaptığı röportaj ve görüşmelerde öne çıkan taleplerden birinin devletin resmen özür dilemesi olduğunu belirtti.

Korucu, yeni bir 6-7 Eylül’ün yaşanmaması için yapılması gerekenlere de dikkat çekerek, Patrik Bartholomeos’un 10 yıl önce bir kitap tanıtım etkinliğinde dile getirdiği şu sözleri hatırlattı:

“Ama bir yandan yeni bir 6-7 Eylül yaşanmaması için yapılması gerekenler var. Bunu Patrik Bartholomeos, kitap tanıtım etkinliğinde 10 yıl önce şöyle ifade etmişti: ‘Toplumun bir kesimi nasıl olur da toplumun başka bir kesimini bu kadar düşman olarak algılama ve ona yapılacak her türlü zulmü hak olarak görme durumuna gelir. Bunu anlayabilirsek, dünü doğru tahlil edebilirsek ancak, benzeri olayların vuku bulmasını engelleyebiliriz.’”

DEMOKRATİK BİR TOPLUM İÇİNDE BARIŞIN GERÇEKLEŞMESİ HERKESİN TALEBİ

Kürt sorununun adil ve barışçıl bir şekilde çözülmesinin toplumun tamamı için çok kıymetli olduğuna dikkat çeken Korucu, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin şunları söyledi:

“Bu barışta hedefin demokratik toplum olduğunu biliyoruz. En azından yapılan açıklama bu. Ve bu herkes için, toplumun tamamı için çok kıymetli. Öte yandan sürece dair eleştirileri de duyuyoruz ve bunlar da çok normal, doğal, kıymetli ve değerli ama ben açıkçası kulağımı acıyı taşıyanlara çevirmeyi tercih ediyorum. Bu şiddetin en ağır yükünü taşıyanlara… Yakınlarını kaybedenlere… Ve onların büyük bölümünden bugüne kadar sürece destek duydum.”

Korucu, yaptığı görüşmelerden demokratik bir toplum içinde barışın gerçekleşmesinin Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin ve Süryanilerin de talebi olduğu sonucunun çıktığını belirterek, şöyle devam etti:

“Şiddetin, savaşın olduğu dönemlerde gözden kaçırılan bir kesim Türkiye’deki Hristiyanlar ve Yahudiler. Halbuki bu toplumlar da 80’lerden beri büyük acılar çekti. Özellikle de Süryani toplumu. Çünkü yaşadıkları coğrafya şiddetin en güçlü hissedildiği yerdi. Ya da Hristiyanlığın, Ermeni kimliğinin ya da Yahudilerin de zaman zaman bu şiddet sarmalı içinde hedef gösterildiğini biliyoruz. 11 yıl önce Yüksekova’daki duvarlara yazılan ‘Türk Kürt kardeştir ama siz Ermenisiniz’ gibi sözleri ya da Cizre’deki polis anonslarında ‘Ermeniler sizinle gurur duyuyor. Hepiniz Ermenisiniz, Ermenisiniz’ denildiğini de hatırlıyoruz. Bu nedenle yaptığım görüşmelerden çıkan sonuç, demokratik bir toplum içinde barışın gerçekleşmesi toplumun bu kesimlerinin de talebi.”