Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi üyesi Muzaffer Ayata, Amed zindanında 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi’nde yer ve 12 Eylül 1982 yılında şehit düşen Mehmet Hayri Durmuş’un yaşamını ve direnişini anlattı.
12 Eylül öncesinde Apocu Hareket’in durumu nasıldı, 12 Eylül ile birlikte cezaevlerindeki durum ne hale geldi?
Apocu Hareket’in, Kürdistan’da halkı canlandırmasıyla birlikte darbe süreci hızlandırıldı. 12 Eylül döneminde PKK kadrolarının çoğu cezaevindeydi. Genel olarak darbeden önce tutuklanmışlardı. Faaliyetlerimiz gizliydi, illegaldi. Hareket tarzımız, halkın içinde kalmamız ve yeterli tedbir almamamız, her birimizin farklı yerlerde yakalanmasına neden oldu. Yakalananlar işkenceden geçirildi. Heval Hayri, heval Mazlum ve heval Karasu 1979 yılında, darbeden önce tutuklandı. Heval Rıza benden bir ay önce tutuklandı. Ben de 17 Mart 1980 tarihinde tutuklandım. Heval Kemal Pir ise Ağustos ayında tutuklandı. Amed 1 No’lu Cezaevi’nde heval Mazlum ve Hayri bulunuyordu. Küçük bir cezaeviydi. 12 Mart 1971’de yapılmıştı. Daha sonra beni ve heval Rıza’yı heval Hayri’nin yanına götürdüler.
Heval Hayri cezaevinde bir düzen oluşturmuştu. Komünal bir yaşam vardı ve bu yaşam yürütülüyordu. Arkadaşlar birbirleriyle ilgileniyordu. İnsana güven veren, kişiyi cezaevi koşullarına hazırlayan bir atmosfer vardı. Ben heval Hayri’nin koğuşunda kaldım. Dışarıdan kitap ve benzeri hiçbir şeyin içeri girmesine izin vermiyorlardı. Biz bir eğitim grubu hazırlamıştık. Darbeden sonra askerlerin yaklaşımı değişti. Saldırı ve baskılar arttı. Darbeden sonra koğuşların sayısı arttı. Sadece kadrolar değil, örgüte yardım eden, ekmek veren kişiler de tutuklandı. Sol ve sosyalist grupları tamamen tasfiye etmişlerdi. Kürdistan’da operasyonlar, katliamlar, işkenceler ve daha birçok şey yapıldı. Darbeyle birlikte bir grup arkadaş ülkeden çıktı, biz tutuklanmıştık. NATO’nun bir darbesiydi.
Şehit Mehmet Hayri Durmuş’u Önder Apo aracılığıyla tanıdığınız söyleniyor. Bu doğru mu?
1975 yılında Ankara’ya gittiğimde Hacettepe Üniversitesi’ni kazanmıştım. Heval Hayri ve heval Mazlum da Hacettepe’deydi. Onlar benden bir yıl önce kayıtlarını yaptırmışlardı. Ben gittiğimde Önderliğin adını duymuştum. ‘Adı Apo olan biri var, Urfalıdır’ diyorlardı. Siyasal Bilgiler’e gittik. Hemşerilerimden biri vardı, ona ‘Sen Apo’yu tanıyor musun?’ diye sordum. ‘Evet’ dedi. Onun aracılığıyla tanıdım. Arkadaşlar arasında Önderliği tanıdım. Bahçede oturduk, sohbet ettik. Çok fazla ideolojik ve teorik konu tartışmadık. Normal, sade bir konuşmaydı. Bir keresinde Önderlik bizi heval Hayri ve heval Mazlum’un evine götürdü. Bu arkadaşları tanımam Önderliğin aracılığıyla oldu. Fakülteler birbirine yakındı.
Cezaevine girmeden önce şehit M. Hayri Durmuş ile olan ilişkinizin düzeyini paylaşabilir misiniz? Ayrıca dikkatinizi çeken özellikleri nelerdi?
Heval Hayri, Riha (Urfa) ve Semsûr (Adıyaman) sorumlusuydu. Ben Hilvan’daydım. Zaman zaman bizim yanımıza gelirdi. Hilvan’da Süleymanlarla bir mücadelemiz vardı. Süleymanların fazla alternatifi yoktu, tecrit edilmişlerdi. Cezaevinde de aynı koğuşta bulunuyorduk. Tüm arkadaşlar arasında en çok heval Hayri ile ortak özelliklerimiz vardı. Çok sakin bir arkadaştı, olağanüstü bir pratik zekâsı vardı. Uyum sağlama yeteneği çok yüksekti. Hangi bölgeye giderse gitsin kısa sürede uyum sağlardı.
Örneğin bazı arkadaşlarımız Zazaca, Dimilkî öğrenmekte zorlanırlardı. Bu konuda heval Hayri herhangi bir zorluk yaşamadı. Arkadaşlarla ilişkisi güven temelindeydi. Heval Hayri bir bölgeye gittiğinde, çalışanımız, kadromuz veya bir yoldaşımız onu arkasını yaslayabileceği bir dağ gibi görürdü. Heval Hayri’nin sorunlarla karşılaşacağını ve bunları çözeceğini bilirlerdi. İnsanları iyi dinlerdi, sabırlıydı. Pratik bir zekaya sahipti, teorik bilgisi vardı. Örgütlenme açısından çok dikkatliydi.
Amed Zindanı’ndaki dönemlerden bahsedebilir misiniz? Eylemci grubun durumu nasıldı? Tutumlarını ve mücadele düzeylerini anlatabilir misiniz?
1981 yılının başlarında koğuşlara saldırdılar. Biz açlık grevindeydik. 1981 yılının Şubat ayının sonunda Esat Oktay geldi. Özel askerler geldi, işkence konusunda uzman ekipler getirildi. Biz direndik, mücadele ettik. Sonunda açlık grevi yapma kararı aldık. Henüz mahkememiz başlamamıştı. Heval Hayri bu konu üzerinde çok duruyordu, Heval Mazlum ile çok tartışıyordu. Heval Hayri, cezaevinde kendi durumumuzu kanıtlamamız gerektiğini söylüyordu. Savunma üzerinde çok duruyordu. Bu sırada işkence devam ediyordu. Sonunda Kemal ve Hayri tartıştılar ve ölüm orucu kararı çıktı. Bana da sordular; ‘Bunu yapmak istiyoruz, sen de katılacak mısın?’ dediler. Ben de ‘Evet’ dedim.
Toplam 15 arkadaştık. Eylemimiz ağır koşullar altında 43 gün sürdü. Bu süre içerisinde mahkemeler başladı ve iddianameler geldi. Mayıs ayında fiili direnişimiz sona erdi. 1981 yılının sonlarına doğru baskı daha da arttı. İnsanları birer birer dışarı çıkarıyor, itirafçı olmaları için baskı yapıyorlardı. Hiçbir sınır tanımıyorlardı. Yavaş yavaş itirafçılar ortaya çıkmaya başladı. Bazıları direnemedi. 14 Temmuz’da hep birlikte mahkemeye gittik. Heval Hayri elini kaldırdı. Heval Hayri’nin bir özelliği vardı; insan onun nasıl bir özellik olduğunu tarif etmekte zorlanır. Çok sakin ve açık konuşur, kendisini güzel ifade ederdi. Ayağa kalktı ve şöyle dedi: ‘Artık cezaevinden cenazeler çıkacak. Davamızı savunmamıza izin vermiyorlar. Bu şartlarda yaşamımızın artık bir anlamı kalmamıştır. Ölüm orucuna giriyoruz.’
Hâkim de ‘Böyle yapmayın, koşullarınızı düzelteceğiz’ dedi. Bunun üzerine Heval Hayri, ‘Eğer öyleyse arkadaşlar adına memnun olurum. Fakat size güvenimiz kalmadı. Bu benim son mahkememdir, belki artık gelemem’ dedi. Son sözlerini söyledi. Vasiyet niteliğinde, mezarının üzerine şunların yazılmasını istedi: ‘Halkına borçludur.’ Konuşması bu kadardı. Bunu ifade etmek ve dile getirmek çok zor. Heval Hayri’den bahsedildiğinde insanın dili tutuluyor, sözler boğazımızda kalıyor. Heval Hayri arkadaşlar için çok acı çekiyordu. ‘Gözümüzün önünde tertemiz insanlara işkence ediyorlar, biz hiçbir şey yapamıyoruz’ diyordu. Arkadaşları için adeta eriyip gidiyordu.
Genel olarak mahkemede 6 arkadaş heval Hayri’ye katıldı. Heval Hayri, çok arkadaşımız şehit olmasın diyordu. Ölüme giderken bile örgütlenmeyi, örgütlü olmayı hesaplıyorlardı. Mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Önder Apo şehitlerin ölmesine izin vermedi. Biz her zaman onların mirasıyla ayakta kaldık. Mücadelemiz Kürt halkının varlığını ortaya çıkardı. Şehitler mücadelenin büyütülmesiyle yaşatılır. Bizler her zaman onlara borçlu olacağız. Sonuna kadar onlara layık olmalıyız.