Bilmez: Umut Hakkı bir lütuf değil, hukuki bir haktır!

Umut Hakkı konusunda AKBK’ye başvuruda bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, müvekkilinin statüsü konusunda yapılan tartışmalara, “Umut Hakkı bir lütuf değil, hukuki bir haktır” diyerek son noktayı koydu.

İBRAHİM BİLMEZ

Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin atılması gereken adımların siyasi iktidar tarafından geciktirilmesi tartışma konusu oldu. Sürecin başlamasından bu yana Kürt siyaseti ve Kürt hareketi tarafından Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) hakkında verdiği Umut Hakkı kararının uygulanmasının müzakerelerin olmazsa olmaz koşullarından biri olduğunun altı çiziliyor. Ancak çıkan Çerçeve Yasa’dan 2005 yılından önce ceza alanların yararlanamayacağına işaret edilmesi ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, Öcalan’ın statüsüne ilişkin, hükümlü statüsünün değişmeyeceğine ve infaz süresinin askıya alınmayacağına dair açıklamaları gerginliğe neden oldu. Umut Hakkı konusunda geçen hafta Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne (AKBK) tekrar başvuruda bulunan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, ANF’ye konuştu. Bilmez, Umut Hakkı’nın bir lütuf değil, Türkiye’nin yerine getirmekle yükümlü olduğu hukuki bir hak olduğunu vurguladı.

‘UMUT HAKKI SÜRECE BAĞLANAMAZ!’

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başmüzakerecisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsüne ve özgür çalışır koşullara kavuşmasına yönelik iktidar cenahı tarafından yapılan açıklamalara bir tepki de Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından geldi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarından İbrahim Bilmez, AİHM’in 2014 yılında müvekkilleri hakkında verdiği Umut Hakkı kararının iki yıldır yürütülen süreçten bağımsız ele alınması gerektiğinin altını çizdi. Müvekkilleri Abdullah Öcalan’ın hem Türkiye hukukunun hem de uluslararası hukukun tanıdığı hakları olduğunu vurgulayan Bilmez, ancak bu hakların kendisine teslim edilmediğini hatırlattı. Bu haklardan en önemlisinin AİHM’in 2014 yılında verdiği Umut Hakkı kararı olduğunu anımsatan Bilmez, “AİHM’in Umut Hakkı’na ilişkin bir kararı var ve bu kararda açık bir şekilde deniyor ki, ‘Siz bir insana ölünceye kadar hapis cezası veremezsiniz. Bir insanı dışarıya çıkma umudu olmadan dört duvar arasında tutarsanız, bu sözleşmenin üçüncü maddesinin ihlali sayılır, yani bu bir işkencedir’ vurgusunda bulunuyor. Dolayısıyla bu karar verildiği günden bu yana aslında Sayın Öcalan ve ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olarak tutulan herkesin işkence koşulları altında olduğu anlamına geliyor. Bu sürecin şüphesiz ki devam etmesi ve sonuca ulaşması gerekir, çok önemli bir süreç. Sonuçta Türkiye halklarının barışa ve çözüme ihtiyacı var. Müvekkilimiz Sayın Öcalan da bu süreçte önemli bir rol oynuyor. Ancak Sayın Öcalan’ın hakkında verilmiş Umut Hakkı kararının sürece bağlanması doğru bir yaklaşım değil. Çünkü Umut Hakkı bir lütuf değil, hukuki bir haktır. Bu sadece müvekkilimiz Sayın Öcalan ile de sınırlı bir hukuki hak değildir, bu hak bütün ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerini ilgilendirmektedir” dedi.

‘TÜRKİYE 12 YILDIR KONUYU SÜREKLİ GEÇİŞTİRİYOR!’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yürütülen Barış ve Demokratik Toplum sürecinin en önemli aktörlerinden biri olduğunu hatırlatan Bilmez, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sayın Öcalan'ın önemli bir aktör olduğu, yıllarca süren büyük bir mücadele ve direnişin sonucunda ortaya çıkmıştır. O açıdan devlet kendiliğinden Sayın Öcalan’ı muhatabı olarak belirlememiştir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Sayın Öcalan'ın meseleyi çözmek için iradesi, gücü ve samimiyeti var. Kürt halkı ve hareketi Sayın Öcalan’ın arkasında duruyor. Devlet bunu çok iyi biliyor ve görüyor. Dolayısıyla biz böyle bir aktörden bahsediyoruz ve bu aktörün haklarının teslim edilmediğini görüyoruz. Az önce de belirttiğim gibi ben bunu bu süreçten bağımsız olarak konuşuyorum. Bu süreç olmasa dahi zaten AİHM’in kararının gereğinin yerine getirilmesi lazımdı. AİHM’in Umut Hakkı ilkesi kararının yerine getirilmesi için bizim Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde (AKBK) yaptığımız başvurular var. Fakat Türkiye 2014'ten beri AİHM’in Umut Hakkı kararının gereğini yerine getirmiyor, AKBK’yi sürekli oyalıyor. Türkiye’nin normalde Umut Hakkı ile ilgili şu değişikliği yapacağım veya şu iyileşmeyi yapacağım şeklinde Avrupa Konseyi’ne bir eylem planı hazırlayıp sunması lazım. Ama Türkiye 12 yıldır Umut Hakkı’nı uygulamıyor, bugüne kadar sunduğu eylem planlarında bu konuyu sürekli geçiştiriyor, oyalıyor.”

‘BU, ÇÖZÜME HİZMET EDEN BİR YAKLAŞIM DEĞİL’

AKBK’nin 2025 Eylül ayındaki toplantısında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dosyasının da aynı kategoride olduğu Umut Hakkı’nı içeren Gurban Grubu dosyasının da gündeme geldiğini anımsatan Bilmez, o toplantıda Türkiye’ye Haziran 2026’ya kadar süre verildiğini belirtti. Türkiye’nin ise Umut Hakkı meselesinde bu defa da süreci referans gösterdiğine dikkat çeken Bilmez, “AKBK’nin Türkiye’ye verdiği süre Haziran 2026’da doldu. Ancak bu defa da Türkiye yürütülen sürece işaret edip yasal düzenlemeler yapılacağını ve Umut Hakkı’nın da bu kapsama alınabileceğini söylese de son çıkan Çerçeve Yasa’da gördük ki 2005 dönemi öncesi istisna tutuluyor. Zaten Türkiye ağırlaştırılmış müebbet cezası meselesinin bir istisna olduğunu savunuyordu ve bu cezanın sadece “terör suçlarına” verildiğini öne sürüyordu. Oysa AİHM de tam bu konuda Türkiye’yi mahkum ediyor. AİHM, bu işin istisnası yok diyor. İstisna olarak hiç kimseye bu cezayı veremezsin diyor. Meselenin özü bu zaten. Ama Türkiye adına savunma yapanlar bunu anlamıyormuş gibi davranıyor sürekli. Şimdi Çerçeve Yasa’ya atıf yapıyorlar ama görüyoruz ki orada da aynı zihniyet, aynı tutum devam ediyor. Yine bir istisnai durum var ve yine Sayın Öcalan ve onunla benzer durumda olanlar, yani 2005’ten önce ceza alanlar kapsam dışı tutuluyor. Bu durum çözüme hizmet eden bir yaklaşım değil ne yazık ki” eleştirisini yöneltti.

‘AKBK’NİN DE UMUT HAKKI’NA POLİTİK YAKLAŞMAMASI GEREKİYOR!’

AKBK’nin de Umut Hakkı’na politik yaklaşmaması gerektiğini belirten Bilmez, Umut Hakkı’nın her şeyden önce insan haklarıyla ilgili bir mesele olduğunun altını çizdi. Umut Hakkı’nın sadece müvekkilleri Öcalan’ı değil, binlerce insanı ilgilendirdiğini hatırlatan Bilmez, “Biz geçen hafta AKBK’ye 9/1 başvurusunda bulunduk ve eleştirilerimizi açıkça belirttik. AKBK’nin siyasi davranmaması, sözleşmenin ona yüklediği görevi yapması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’yi bu yönde yönlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz. 2014'ten beri defalarca 9/1 başvurusu yaptık ve Türkiye'nin hep meseleyi sürüncemede bıraktığını ya da Kürt meselesine bağladığını görüyoruz. Bunun yanlış olduğunu hep söyledik Bakanlar Komitesi'ne” diye konuştu. Nitekim AKBK’nin süre olarak işaret ettiği Haziran 2026’ya yönelik Türkiye’nin herhangi bir eylem planı da hazırlamadığına dikkat çeken Bilmez, “AKBK 3 Aralık 2026 tarihinde Gurban Grubu dosyasını tekrar ele alacağını ilan edince, Türkiye 5 Ekim 2026 tarihinde alelacele bir eylem planı sunmuş ve yine diğer eylem planlarında olduğu gibi Umut Hakkı’na dair somut bir planlama açıklamamış” dedi.

‘İMRALI’DA ÖZEL TECRİT REJİMİ SÜRÜYOR!’

Müvekkilleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tecrit koşullarında tutulmaya devam edildiğine işaret eden Bilmez, “İmralı’da özel bir tecrit rejimi uygulanıyor hâlâ. Evet bir süreç var ama biz avukatları olarak bu iki yıllık süreçte müvekkilimiz Sayın Öcalan’la sadece üç kez görüşebildik. En son 21 Mart Newroz günü kendisiyle görüşebildik. Aile görüşünün de normalde her hafta gerçekleşmesi gerekirken, bu süreçte sadece dört veya beş kez yapılabildi. Dolayısıyla İmralı’da koşullar hâlâ hukuka uygun koşullar değil. Kürt meselesinin çözümünden bahsediyorsak, Sayın Öcalan’ın koşullarının düzeltilmesi lazım. Bu aklın, mantığın gereğidir. Böyle büyük bir mesele çözülecekse muhatap kabul ettiğiniz kişinin koşullarını doğal olarak düzenlemeniz lazım ki soruna el atabilsin, müdahale edebilsin, diğer muhataplarla konuşabilsin, topluma mesajını verebilsin, kendi halkını ikna etsin, Türkiye halklarına gerekli mesajları versin. Ancak maalesef henüz bu koşullar oluşmuş değil” ifadelerini kullandı.

‘SAYIN ÖCALAN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMALI!’

Kürt meselesinin sadece Türkiye’yi değil, bütün Ortadoğu'yu ilgilendiren bir mesele olduğunu hatırlatan Bilmez, şunları kaydetti: “Sayın Öcalan gibi meseleyi çözecek bir irade var. Sayın Öcalan yıllardır o tecrit koşullarında bu meseleyi çözmek için yaşamaya devam ediyor. Başka bir amacı yok. Ben kendim avukat olarak gözlerimle gördüğüm için bunu söyleyebiliyorum. Dolayısıyla bu zor sorunun çözülebilmesi için bunun altyapısının hazırlanması, koşullarının oluşturulması lazım. Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne de kavuşması lazım. O yüzden bence sorunun çözümüne hizmet etmeyecek açıklamalar yapmamak gerek. Daha mantıklı, daha soğukkanlı ve sürecin hassasiyetine daha uygun açıklamalar yapmak lazım. Tam da bu nedenle ben Mehmet Uçum’un söyleminden çok hükümetin adamlarına bakmayı tercih ederim avukat olarak. İlk aşamada çıkan Çerçeve Yasa’nın yürürlüğe girmesi lazım ve Sayın Öcalan'ın koşullarının da bir an önce iyileşmesi gerekiyor. Bu sürece uygun bir şekilde hareket edebileceği koşulların yaratılması gerekiyor ve tabii ki en önemlisi özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”