Karasu: Önder Apo’nun konumunun yasada belirtilmemesi eksikliktir

‘Çerçeve Yasa’da Önder Apo’nun konumunun belirtilmemesinin bir eksiklik olduğunu söyleyen Mustafa, “Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa bu sürecin yönetilmesinde, yönlendirilmesinde rol oynamazsa o yasada belirtilenleri gerçekleştirmek mümkün değil” dedi

MUSTAFA KARASU

Medya Haber TV’de yayınlanan özel programa katılan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan ‘Çerçeve Yasa’ ve sürecin nasıl gelişmesi gerektiğine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Bu süreci 27 Şubat 2025 yılında Önder Apo’nun başlattığını belirten Karasu, aradan bir buçuk yıl geçtiğini, bu süreçte ‘Çerçeve Yasa’ gibi rahatlıkla çıkarılabilecek bir yasanın bile bu kadar geciktirilmesinin sebebinin AKP’nin, devletin, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda kararlı irade göstermede yetersiz kalması olduğunu belirtti. Yasanın eleştirilecek çok yanı olduğunu fakat bir kulvara girildiğini vurgulayan Karasu, “Bu yasa Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değil. Ama hedefi, amacı o olan bir yaklaşımın ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor. Tabii yasa ne kadar ifadelerde bulunsa da Kürt sorunundan söz etmemesi, Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan, Kürt gerçeğini ortaya koyan bir yasa olmaması tabii ki önemli bir eksikliktir” dedi.

Yasanın bir başlangıç olduğunu, bundan sonra bu adımın demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü temelinde sonuçlanması için üzerine düşeni yapacaklarını söyleyen Karasu, bu süreci başarıya götürme konusunda kararlı olduklarının altını çizdi. Yasada kullanılan dili eleştiren ve 100 yıllık bir sorun çözülecekse önce dilin değişmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Karasu, dil değişmeden, üslup değişmeden, yaklaşım değişmeden barışı gerçekleştirmenin mümkün olmadığına dikkat çekti. Karasu, bundan sonraki sürecin esas olarak demokratikleşme doğrultusunda ilerlemesi ve yasanın sonuca gitmesi için bu yönlü adımların devreye konulması gerektiğini kaydetti.

15 Ağustos Atılımı’nın 42. Yıldönümünü kutlayan Karasu, bugün bir siyasal çözümden bahsediliyorsa, Kürt sorununun demokratik siyasal yolla çözülme çabasından bahsediliyorsa bunu yaratanın 50 yıllık mücadele olduğunu ve bu durumun yaratılmasında 15 Ağustos'un, 15 Ağustos şehitlerinin de çok önemli payı olduğunu belirtti. Silahlı mücadelenin yarattığı değerlerin çok önemli olduğunun altını çizen Karasu, silahlı mücadele ve bu temelde gelişen serhildanların, halkın mücadelesinin bütün bu kazanımları yarattığını hatırlattı.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun değerlendirmeleri şöyle:

Geçtiğimiz günlerde değerli anneniz Xanê Karasu yaşamını yitirdi, Hakk'a yürüdü, biz de çalışma ekibi arkadaşları adına ve tüm basın emekçileri adına başsağlığı diliyoruz.

Kalanlar sağ olsun. Bu mücadele içinde o da tabii ki bir eziyet çekti. Bir nevi bizimle beraber mücadele içinde oldular. Zaten biz Amed Zindanı'ndayken sürekli görüşmeye gelirlerdi. O yönüyle hep bizimle beraber oldular. Mücadelemizin bir parçası oldular. Tabii ki annem, babam bunlar yoksul aileden geliyorlardı. Özellikle baba tarafı daha da yoksuldu. Babam Almanya'ya gitti, annem de gitti, işçi olarak çalıştı. Özcesi bu mücadelenin parçası haline geldiler, bunun zorluklarını, sıkıntılarını yaşadılar. Bu yönüyle onların da özlemi vardı. Barış özlemi vardı, demokrasi özlemi vardı, Kürt sorununun çözümü özlemi vardı. Biz de mücadelemizle onların da özlemini, yine tüm şehitlerimizin özlemini gerçekleştirmek için bundan sonra da çaba göstereceğiz. Onların iyi evlatları olmaya çalışacağız. Annem vefat için bunları belirtebilirim.

Ağustos ayı bizim için önemli bir ay. 15 Ağustos'un başladığı bir aydır. Bu ayda bugün de Kürdistan'ın birçok yerinde serhildanlar oldu. Digor’da 15 Ağustos serhildanında halka ateş açıldı. 16 yurtsever katledildi. Hatta daha fazla olduğu da söyleniyor. Yine bir 15 Ağustos günü, tabii ki devlet onu bilinçli seçti, Lolan’da Kendekola köyünü vurdu. 57 yurtseverimiz katledildi. O alan bizim daha çok üstlendiğimiz alanlardı, açıkça 15 Ağustos'ta saldırıldı. Artık ya doğrudan bize saldırı oldu. Ya da köylüler bizimle yakın ilişki içinde oldukları için köylüleri cezalandırdılar kendilerine göre. Onlara da minnet ve saygıyla anıyorum. Engin Sincer yoldaş da 15 Ağustos töreninde kendisi zaten töreni örgütleyen, düzenleyen arkadaştı. O dönem Cemal arkadaşın yardımcısıydı. O da kazayla törende şehit düştü. Engin Sincer yoldaş'ı da saygıyla anıyorum. O da mücadelemizde gerçekten önemli değerler yarattı. Bu mücadelenin örnek komutanlarındandı.

Yine 15 Ağustos'ta Mam Zeki ve Atakan yoldaş da şehit düştüler. Onlar da zaten bizim yürütme konseyi üyelerimizdi, yönetimimizdi. Onları da minnetle saygıyla anıyorum. Ağustos ayı Êzidîler için gerçekten bir soykırım ayı oldu. 74. Ferman gerçekleşti, binlercesi öldürüldü, binlercesi kaçırıldı. Onları da, şehitleri de saygıyla anıyorum. Tabii ki biz hareket olarak her zaman Êzidîlere sahip çıktık. Önder Apo her zaman Êzidîlerin korunmasını istedi. Belki Önder Apo'nun dediği düzeyde, zamanında Êzidîlere yönelik katliamı önleyemedik. Aslında bu yönlü harekete de geçtik ama bazı engeller çıktı. Ama daha sonra DAİŞ'in saldırısına müdahale ederek Êzidîleri daha büyük bir soykırımdan kurtardı hareketimiz. Bu açıdan tabii Êzidîler Kürtlerin en eski inancına sahip bir halk. Zaten Êzidîlik sadece Kürtler içinde var. Bütün inançlar farklı halklar içinde var. Ama Êzidîlik sadece Kürtler içinde var. Bu yönüyle tabii özgürlük hareketi olarak, Kürtler olarak onları koruma, özgür ve demokratik yaşama kavuşturma sorunumuz bulunmaktadır. Bundan sonra da üzerimize düşen görevi yapacağız.

Bu ayda değerli sanatçı Aram Tigran da yaşamını yitirdi. Ben de Aram Tigran'ı tanıdım. Avrupa'da birçok konuşmamız oldu, görüşmemiz oldu, sohbetimiz oldu. Bir Ermeni olarak Kürt kültürüne, Kürt varlığına gerçekten büyük hizmet yapmıştır. Önder Apo'nun dediği gibi o ses Kürdü var eden, Kürdün varlığını ortaya koyan bir sesti. Bu açıdan özgürlük mücadelemize de, Kürt halkının varlık mücadelesine de, kimliğini, kültürünü koruma mücadelesine de önemli katkıda bulunmuştur. Onu da her zaman minnet ve saygıyla anacağız. Onun özlemi olan Kürt kültürünün, dilinin, kimliğinin özgürce yaşaması, gelişmesi, var olma mücadelesini tabii ki sonuna kadar yürüteceğiz.

Oldukça uzun bir süreden sonra iktidarın hazırladığı ‘Çerçeve Yasa’ Meclise geldi. Öncelikle ‘Çerçeve Yasa’nın Meclisi'ne ilişkin neler söylemek istersiniz?

Tabii, aylardır bekleniyordu. Gerçekten çok tartışıldı. Önderlikle de uzun süre bu yönü tartışmalar oldu. Halkımız da, demokratik güçler de, DEM Parti de, biz de bu yasa konusunda düşüncelerimizi ortaya koyduk. Aslında çok gecikmiş bir yasa. Süreci 27 Şubat 2025'te başlatsak bile, çünkü Önder Apo Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yaptı, o günden bugüne bir buçuk yıl geçti. Böyle bir yasa rahatlıkla çıkarılabilirdi. Bu aslında tabii ki AKP iktidarının, devletin, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda, çatışmasız temelde, hukuki ve siyasal çözümü doğrultusunda çok hazırlıklı olmadığı ya da bu konuda kararlı irade göstermede yetersiz kaldığının ifadesidir. Böyle belirtmek lazım. Yoksa niye bir buçuk yıl içinde böyle bir yasa çıkmasın? Bu yönüyle bir buçuk yıl sonra çıktı. Bu yasa tabii şu anlamda önemlidir, eleştirilecek çok yanı vardır ama bir kulvara girilmiştir.

Zaten Kürt sorununun çatışmasızlık içinde demokratik-siyasal yollardan çözümünün tartışmalarıydı. Bu süreci esas olarak böyle gördük. Önder Apo'nun ortaya koyduğu Barış ve Demokratik Toplum çağrısı da bu yönüydü. Zaten Önderliğin Barış Demokratik Toplum çağrısı, İmralı'dan yapıldı, devletin yetkililerinin bilgisi dahilinde dışarıya çıkan bir çağrıydı. O çağrı da açık şudur, sorun Kürt sorunudur. Kürt sorunuyla ilgilidir. Bu yasa adına ne denilirse denilsin. Biz de toplumsal bütünleşmeyi tabii savunuyoruz. Türk devleti ile Kürtler arasında yüz yıllık kopukluk var. Zaten demokratik-siyasal çözümün amacı bu kopukluğu gidermektir. Yaklaşımımız böyledir. Silahlı mücadeleyi sonlandırdığımızı söyledik. Demokratik-siyasal mücadele yapacağımızı, demokratik-siyasal mücadele içine girmek istediğimizi tabii bu örgütlü olacak bir yapı olarak değil. Biz de artık yeni stratejimize demokratik-siyasal mücadele yürüteceğimizi söyledik. Önder Apo zaten hukuki ve siyasi zemine çekme biçiminde karşılık verdi. Bu yasayı böyle hukuki ve siyasi çözüm, siyasi sürece girmenin bir başlangıcı olarak değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada bir adım atılmıştır.

Önderliğin dediği gibi bin kilometre bir adımla başlar. Böyle değerlendiriyoruz. Yoksa bu yasa Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değil. Ama hedefi, amacı o olan bir yaklaşımın ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor. Tabii yasa ne kadar böyle ifadelerde bulunsa da Kürt sorunundan söz etmemesi, Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan, Kürt gerçeğini ortaya koyan bir yasa olmaması tabii ki önemli bir eksikliktir. Bunu zaten açıklamamızda dile getirdik. Ama artık bir başlangıçtır. Bu başlangıcı nasıl ilerleteceğiz? Bundan sonraki süreç önemlidir. Bundan sonraki yaklaşımlar önemlidir. Gerçekten bunu ilerletecek miyiz? Bu başlangıç ilerleyecek mi? Yoksa bu başlangıç son bir buçuk yıl, iki yıl olduğu gibi yavaşlayacak, gereken hızda, gereken kararlılıkta yürümeyecek mi? Onu tabii zaman gösterecek. Bizim açımızdan şu, biz kesinlikle bu süreci başarıya götürmek istiyoruz. İrademiz bu yöndedir. Devletin yaklaşımı şöyledir, böyledir değerlendirilebilir. Değerlendiriyoruz zaten. Ama bizim açımızdan yasa gerçekleşti. Biz bundan sonra önümüze bakacağız. Bu başlangıç adımını demokratikleşme ve Kürt sorunu çözümü temelinde sonuçlanması için üzerimize düşeni yapacağız.

Siz de bahsettiğiniz hareket yönetimi olarak önemli bir açıklama yaptınız. Yasanın önemine dikkat çekmekle beraber eleştirileriniz de oldu bu açıklamada. Bu çerçevede öncelikle hazırlanan yasanın diline ilişkin neler belirtebilirsiniz?

Şunu bir daha vurgulayalım. Barış ilk önce dille başlar. Bu önemlidir. Bu 100 yıllık bir sorundur. Evet, 50 yıllık bizim öncülük ettiğimiz mücadele var. 50 yıllık bir çatışma var. Fakat bu sorun 100 yıllıktır. Bu yönüyle 100 yıllık bir sorun çözülecekse burada dil önemlidir. Dil değişmeden, üslup değişmeden, yaklaşım değişmeden barışı gerçekleştirmek mümkün değildir. Hem barış için oturacağız, konuşacağız, görüşeceğiz hem de dilimizi buna göre ayarlamayacağız. Bu doğru değil tabii, bunu eleştirdik. Öyle terörist demek, terör örgütü demenin artık anlamı yok. Dün savaşıyorduk, biz de eleştiriyorduk, devlet de tabi bize karşı savaş yürütürken her türlü kavramı kullanıyordu. Yanlış da olsa kabul etmesek de kullanıyordu. Ama şimdi bir barış süreci varsa bu konuda yine dikkat etmek gerekiyor.

Gerçekten bu konuda basın da, iktidar da, sözcüleri de çok dikkat etmediler. Bu yasa da bu konuda dikkatsiz biçimde bir yaklaşım göstermiştir. Şimdi tabii ki bu yasayı eleştirdik. Özellikle bu yasanın hiç Kürt kavramını kullanmaması, yine daha sonra atılacak adımlar konusunda bir gönderme yapmaması, bir belirleme yapmaması, demokratikleşmeden söz etmemesi çünkü bu çok önemli. Gerçekten bu süreç ancak demokratikleşmeyle ilerleyecek bir süreçtir. Bunlardan söz etmemesi gerçekten eleştiri konusudur. Bu yönüyle sorunu sadece silahsızlanma üzerine kurmak gerçekten yanlıştır. Komisyon bile, komisyonun hazırladığı, meclis komisyonun hazırladığı rapor, eksiği yetersizliği vardı ama sorunu sadece bir silah sorunu olarak görmüyordu. Yüzyıllık sorun var. Yüzyıllık yaşananlar var.

Bu açıdan sorunu sadece silah bırakmayı indirgemek, sanki silah bırakıldığında her şey hallolacakmış gibi yaklaşmak, sonra yetersiz yaklaşsın. Nedenlerini görmemek, nedenlerini doğru görmeden hiçbir sorun çözülemez. Bu yönüyle sadece sonuca bakmak, sonuca göre bazı değerlendirme yapmak yetersizdi, yanlıştı. Bu bakımdan biz böyle bu yasanın sadece silah bırakmaya endeksli bir biçimde hazırlanmasını tabii yeterli görmedik. Çünkü bunu şunun için yeterli görmüyoruz. Daha sonraki yaklaşımları, daha sonraki politikaları da etkileyecek bir durumdur. Şimdi böyle tek taraflı, tek boyutlu yaklaşılırsa, daha sonra esas nedenler konusunda yetersiz yaklaşımlar ortaya çıkabilir. Bu yönlü eleştirilerimiz oldu. Ama biz tabii esas olarak bundan sonrasına bakacağız.

Aslında bu süreç Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a Umut Hakkı'nın tanınması çağrısı ile başladı. Ancak çerçevesinde buna ilişkin herhangi bir şey yok. Sürecin ikinci yılını doldurmak üzereyken halen Umut Hakkı'na ilişkin herhangi bir belirleme olmaması bize ne anlatıyor?

Süreçle ilgili en önemli konu budur. Zaten Devlet Bahçeli, örgüt feshedilsin, silahlı mücadele sonlandırılsın. O zaman Umut Hakkı'ndan yararlanılsın dedi. Hem de sonuna kadar yararlanılsın dedi. Şimdi böyle bir söz söylendi. Bu bir taahhüttür. Şimdi herkes de biliyor ki Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önderi, halkın baş müzakerecisi Önder Apo'dur. 1993'te Özal ile o süreci başlatan Önder Apo'ydu. Özal'ın yaklaşımına Önder Apo cevap verdi. Daha sonra 1998'de yine tek taraflı ateşkes ilan etti. Daha sonra silahlı güçlerin Türkiye sınırlarının dışına çıkması yaklaşımını gösterdi. Ve defalarca Önder Apo bu sürecin demokratik siyasal yollarla çözülmesi için tutum koydu, tavır koydu. Devlet yetkilileriyle defalarca görüşmeler de oldu. Bu yönüyle bu devlet Önder Apo'nun Kürt halkı için ne anlam ifade ettiğini, özgürlük hareketi için ne anlam ifade ettiğini çok iyi biliyor.

Bu süreci başlatan Önder Apo. Eğer bu süreç gelişecekse, çünkü Devlet Bahçeli’ye Önder Apo cevap verdi. Barış ve Demokratik Toplum çağrısını Önder Apo yaptı. Hukuki ve siyasi zemine çekebilirim çatışma durumunu bunları Önder Apo söyledi ve gereklerini de yerine getirdi. Şimdi bu gerçek ortadayken eğer süreç ilerleyecekse bu ancak Önder Apo'yla olabilir. Bu bakımdan bu yasada Önder Apo'nun konumunun belirtilmemesi bir eksikliktir. Öte yandan Devlet Bahçeli böyle bir yasanın ne temelde çıkacağı konusunda bazı değerlendirmeleri yaptı. Aslında çıkan yasa birçok yönüyle orada belirtilenlerin daha sistemli formüle edilmiş biçimidir. Orada da işte Cumhurbaşkanı Yardımcısı Başkanlığında bir kurul olacak dedi. Önder Apo'nun barış ve siyasallaşma koordinatörü olacağını söyledi. Şimdi bu gerçek ortada. Bunu yetkililer de kabul etti. Ama Önder Apo'nun oynayacağı rolünün yasada olmaması gerçekten eksiklik. Barış ve siyasallaşma kurulunun açık biçimde ifade edilmemesi eksikliktir.

ÖNDER APO’NUN KONUMUNUN BELLİ OLMASI GEREKİYOR

Bu bakımdan şunu özellikle belirtelim; Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa bu sürecin yönetilmesinde, yönlendirilmesinde rol oynamazsa o yasada belirtilenleri gerçekleştirmek mümkün değildir. Gerçekleşmesi için Önder Apo'nun rol alması gerekiyor. Rolünü oynaması gerekiyor, yönetmesi gerekiyor. Çünkü bu durum bir kişiyi ilgilendirmiyor ki. Bir toplumu ilgilendiriyor. Binlerce savaşçıyı ilgilendiriyor. Binlerce kadroyu ilgilendiriyor. Evet PKK kendini feshetti ama bir yine de bir topluluk var ortada. PKK zaten şöyle bir hareket olmadı. Tüzükle yürüyen bir hareket olmadı. PKK bir örgüt kültürüyle bugünlere geldi. Tüzüğü kültür olarak geldi. Şu anda bu topluluk var. Zaten bu topluluğun durumu tartışılıyor. Şimdi bu açıdan bu topluluğun nasıl hareket edeceği, nasıl yaklaşacağını belirleyecek Önder Apo'dur.

Önder Apo yönetmeden, yönlendirmeden hiç kimse, eskisi de yeni katılan gerilla da bireysel bir davranış içine girmez, yaklaşım içine girmez. Her zaman söyledik. Buna bizim de gücümüz yetmez. Herkes Önder Apo'ya bakıyor. Önder Apo ne diyecek? Bu sürece nasıl yaklaşıyor? Önder Apo demokratik siyasal örgütlenmenin nasıl olacağını söylüyor? Demokratik siyasal çözümün nasıl olacağını söylüyor? Demokratik siyasal mücadelede, demokratik siyasal çözümde bize hangi rol verecek? Herkes buna bakıyor. Bu açıdan Önder Apo'nun konumu çok çok önemlidir. Buna dikkat edilmesi gerekiyor. Öyle herhangi bir kişi değildir. Örgüt içinde de etkisi vardır. Hepimiz Önder Apo'nun öğrencileriyiz, biz Önder Apo'ya katıldık biz. Bu bakımdan Önder Apo'nun yasada konumu belirtilmemiştir. Ama eğer bu süreç gelişecekse, ilerleyecekse mutlaka Önder Apo etkin biçimde yer almalıdır.

Evet gazetecilerle, siyasetçilerle görüşmeli bazı görüşmeler yapmalıdır. Zaten bu görüşmelerin yapılacağı söylendi ama bu yetmez. Sadece birkaç görüşme yaptırmakla olmaz. Önder Apo'nun konumunun belli olması ve Önder Apo'nun çalışması gerekiyor. Çalışmasının da bir sonucunun olması gerekiyor. Bir hukuki sonucunun olması gerekiyor. Bu bakımdan biz bu yasayla birlikte Önder Apo'nun rolünün ne olacağına bakacağız. Halkımız bakacak. Bu süreç nasıl gelişecek? Halk açısından nasıl gelişecek? Bizim açımızdan nasıl gelişecek? Demokratik siyasal alanda nasıl gelişecek? Bunların tümü Önder Apo'nun devreye girmesiyle belirlenecektir. Önder Apo'nun devreye girmediği bir yasa açık söyleyelim kadük kalır. Bunu özellikle belirtmemiz gerekiyor.

Değerlendirmemizde bazı ipuçları verdiniz ama bu çerçeve yasası nasıl bir politika, nasıl bir pratik izlenirse gerçek anlamına kavuşur?

Bu çerçeve yasa hangi sürecin sonucu? Hangi tartışmaların sonucu? Bir kere bunu belirtmek gerekiyor. Aslında anayasalar vardır, yasalar vardır. Anayasa ve yasalar değerlendirirken, bu maddeler yorumlanırken kanun koyucunun maksadı nedir derler. Böyle yorumlar yapıyor. Siyasetçi böyle yorum yapar, hukukçular böyle bir yorum yapar. Ve anayasa maddeleri, kanun maddeleri biraz da kanun koyucunun maksadı doğrultusunda pratikleşir. Şimdi bu kanun oluşma sürecinde ne tartışıldı? Neler tartışıldı? Çünkü bu süreçte en fazla tartışılan demokratik, siyasal alan nasıl genişleyecek? İşte silahların değil de siyasetin devrede olduğu bir Türkiye nasıl olacak? Demokratik siyasetin geliştiği bir Türkiye nasıl gerçekleşecek? Artık silahların olmadığı siyasal zemin hangi hukuka dayanacak? Bunlar tartışıldı. Bu yönüyle de tabii ki bunların hepsi demokratikleşmeyi ifade ediyor. Demokratikleşme tartışıldı.

İşte silahlanmanın bırakılıp demokratik siyasal mücadelenin devreye girmesiyle birlikte demokratikleşmenin gelişeceği söylendi,esas hedef demokratikleşmedir. Bunu böyle anlamak lazım.  Demokratik siyasal mücadele içine girmek de, demokratik siyasal çözüm de neyle gerçekleşecektir? Demokratikleşmeyle gerçekleşecektir. Bu açıdan bundan sonraki süreç nasıl olacak denirse bu ancak demokratikleşme adımlarıyla olur. Demokratikleşme adımları olmadan nasıl demokratik siyaset yapılacak? Nasıl silahların yerine demokratik siyaset devreye girecek? Demokratik siyasetin devreye girmesinin yolu demokratikleşme. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğüdür. Demokratikleşme derken de şunu herkes de biliyor ki Kürt sorunun çözümsüzlüğü nedeniyle demokratikleşme olmuyor. Türkiye şimdiye kadar yanlış bir politika yürütüyordu. Kürtler üzerinde kültürel soykırım politikası yürütüyordu. Kürtler Türkleştirilecekti. Böyle bir politika yürütülüyordu.

Bu nedenle demokratikleşme adımları atılmadı. Demokratikleşme adımlarını kültürel soykırım konusunda bir engel görüyorlardı. Demokratikleşmeyi, Kürt varlığının tanınmasının yolunu açacağını düşünüyorlardı. Bu yönüyle demokratikleşmeyi gerçekleştirmiyorlardı. Şimdi eğer Kürt sorunun çözümü için bir gelişme olacaksa o zaman demokratik yaklaşımın ortaya konulması gerekiyor. Çünkü bütün çatışmaları ortaya çıkaran, savaşı ortaya çıkaran, kavgayı ortaya çıkaran, bir anayasa demokratik olmayan yasalardan dolayıydı. Bu yönüyle bundan sonraki süreç esas olarak demokratikleşme doğrultusunda ilerlemesi gerekiyor. Bu yönlü adımların devreye konulması gerekiyor. Bu yasanın sonuca gitmesi için de bu gerekiyor. Eğer demokratikleşme doğrultusunda gelişme olmayacaksa, Önder Apo'nun dediği gibi hukuki siyasi zemine taşınmayacaksa, bu çatışmayı yaratan etkenler o zaman tabii ki süreç ilerlemez.

BU SÜRECE SEYİRCİ KALINMAMALIDIR

Bu bakımdan biz sürecin ilerlemesi açısından bunları önemli görüyoruz. Biz bu konuda kararlıyız, bunun olabileceğine inanıyoruz. Türkiye toplumu ihtiyacı bu. Türkiye halkı demokratikleşme istiyor. Şu andaki mevcut, geçmişten bugüne kadar olan siyasal sistemden Türkiye halkı rahatsızdır. Aslında AKP iktidarı da topluma demokrasi vaat ettiği için iktidara geldi. Zaten Türkiye tarihinde hep iktidara gelenler demokrasi çağrısı yapanlardır. Çok partili süreç başladı, Demokrat Parti demokrasiden söz etti, güç kazandı. Bir dönem Ecevit demokrasiden söz etti, önemli bir güç kazandı. Demirel bile hep demokrasiden söz ederdi. AKP de demokrasiden söz ederek iktidara geldi. Bu yönüyle Türkiye toplumunun isteği var, demokratikleşme isteği var.

Bu yönüyle eğer iktidar, siyasal alan bu konuda karar kılarsa bunu gerçekleştirmek mümkündür. Bu yönüyle biz bu sürecin sonuca gitmesi açısından bunu gerekli görüyoruz. Tabii ki bu da kendiliğinden olacak bir durum değildir. Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının, herkesin bu mücadele içine girmesi gerekiyor. Bu yönüyle iktidarı, devleti etkileyecek bir mücadele içinde, örgütlenme içinde olması gerekiyor. Bu sürece seyirci kalınmamalıdır, bu sürece müdahil olunmalıdır. Halk ve demokrasi güçleri bu sürece müdahil olursa o zaman bu yasanın pratikleşmesi, bu süreç içinde bir buçuk, iki yılda yapılan tartışmalar çerçevesinde düşünülen, tartışılan demokratik Türkiye hedefine böyle ulaşılabilir.

‘Çerçeve Yasa’ çok uç bir durum yaşanmazsa çıkacak. Sizin de dikkatinizi çektiği gibi bu bir başlangıç noktası ‘Çerçeve Yasa’sı. Peki Kürt halkına, Kürdistan halklarına ve dostlarına düşen görev nedir, sorumluluk nedir?

Kısaca bazı şeyler zaten belirttim. Tabii ki bu sürecin başarısı açısından sadece devlet ne yapacak, hangi adım atılacak diye beklemek doğru bir yaklaşım değildir. Bu bakımdan Önderlik şunu söylüyor, biz demokratik toplumla demokratik cumhuriyete ulaşacağız. Önderlik son görüşme notlarında hep demokratik toplum ve demokratik cumhuriyetten söz ediyor. Hatta demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet hareketinden söz ediyor. Bunun gerçekleştirilmesi gerektiğinden söz ediyor. Çünkü burada halk müdahil olmalı ama bir de örgütlü olacak, müdahil olacak. Hangi programda, hangi amaçla müdahil olacak? Bu yönüyle tabii ki bu sürecin esas amacı demokratik cumhuriyete ulaşmaktır. Bu demokratik cumhuriyete de ancak demokratik toplumla ulaşılır. Demokratik toplum, demokratik cumhuriyeti gerçekleştirebilir. Bu yönüyle Kürt halkının demokratik toplum biçiminde örgütlenmesi gerekiyor. Kendisini komünler, meclisler biçiminde demokratik toplum haline getirmesi gerekiyor.

Demokratik toplum demek siyasal gücü olan toplum demektir. Siyasal gücü olan halk gerçekliği demektir. Bu açıdan tabii ki çok önemli. Bu halkın kendi örgütlenmesi çok çok önemli. Tabii bu sadece Kürt halkının örgütlenmesiyle olacak bir şey değil. Önderlik, demokratik cumhuriyeti Türkiye halklarıyla, demokrasi güçleriyle birlikte gerçekleştirebiliriz dedi. Bu yönüyle demokratik toplum, evet ağırlıklı olarak Kürt toplumuna sesleniyor. Tabii Türkiye'de de demokratik toplumun gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye halkının da örgütlü hale gelmesi gerekiyor. Bunun için de Kürt demokratik güçleriyle Türkiye'deki demokrasi güçlerinin, sol güçlerin, işte demokratik İslam anlayışında olanların, işte Müslüman demokratların, Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda rol oynayacak en geniş kesimlerle ittifak yapmak gerekiyor. Bu bakımdan yeni mücadele dönemi yeni stratejidir. Yeni strateji silahla, halk savaşıyla değil de halkın demokratik mücadelesiyle sonuca götürülecek, demokratik siyasal mücadele sonuca götürülecek.

Önderlik yeni dönemin stratejisini demokratik siyasal stratejisi olarak değerlendirdi. Böyle olunca bu sadece Kürt toplumunun örgütlenmesiyle gerçekleşecek bir durum değildir. Örgütlü Kürt toplumunun Türkiye'deki demokrasi güçleriyle birlikte ortak mücadele vererek demokratik cumhuriyeti gerçekleştirmesi gerekir. Bu bakımdan bu sürecin başarılı olmasıyla demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet hareketinin çalışmasının iç içe yürütülmesi gerekiyor. Bu yönüyle devletle bir tartışma var. Devletin ya da siyasal güçlerin üzerine düşeni yapması gerekenler var. Ama dünyanın her yerinde devlet ve siyasetin ancak demokrasi güçlerinin mücadelesiyle, demokrasi güçlerin yürüttüğü mücadeleyle demokratikleşmenin geliştiğini biliyoruz. Demokratikleşme bir lütuf olarak değil, bir mücadeleyle bir uzlaşma biçiminde ortaya çıkar. Bu bakımdan gerçekten de Kürt halkına ve Türkiye demokrasi güçlerine bu dönemde çok önemli bir görev düşüyor. Özcesi seyirci kalmamalılar.

İlk günden itibaren süreç karşıtları, esas olarak aslında Kürt karşıtları her türlü tahrik noktasına dokunarak süreci, ortamı provoke etmek istediler. Çerçeve yasa süreci boyunca da bundan geri durmadılar. Ancak bu konuda esas olarak sürecin bir tarafı olan iktidarın medyasına yönelik eleştiriler var. İktidar medyası hangi noktada Kürt karşıtlığını bırakmıyor?

Şunu anlıyoruz, savaş çığırtkanları var, Kürt düşmanları var, açıkça bu sürece böyle Kürt düşmanlığı temelinde, demokrasi düşmanlığı temelinde karşı çıkanlar aslında savaş istiyorlar. Bir dönem söyleniyordu ya işte Apo rantı PKK rantı aslında bu çatışma ve savaş ortamında var olmak isteyen siyasi hareketler var, bunları böyle anlamak lazım. Gerçekten savaş istiyorlar. Bu süreç bozulduğu an çatışma çıkar, savaş çıkar. Ve ne kadar sürer de belli olmaz. Çünkü şöyle bazılarının düşündüğü gibi sorun yenme-yenilme sorunu değil. Biz 93'ten beri demokratik siyasal yollardan çözüm arıyoruz. Bu bir zihniyetin yaklaşımıdır, onun ortaya çıkardığı süreçtir. Bu yönüyle çözümsüz kalsın demek savaş sürsün, çatışmalar olsun. Türkiye'de askerler ölsün, gerillalar ölsün. Bunu istiyorlar, bunları anlıyoruz. Bunlar Türkiye'de her zaman var oldu.

Fakat iktidarın yaklaşımı gerçekten ilginçtir. İktidara yakın basın bu sürecin toplumsallaşması için gerçekten bir çaba göstermedi. Hatta muhalefete karşı tutumuyla toplumsallaşmayı daraltan bir yaklaşım içinde oldu. Burada şu var, evet devlet sıkıştı, iktidar da sıkıştı. Bu soruna bir çözüm arama içine girdiler. Ama çözüm konusunda çok net bir yaklaşım yok, çok net bir irade yok, çok net bir kararlılık olmadığı için, biraz böyle siyasal kaygılar olduğu için AKP yandaşı basın, bu süreci gerçekten demokratikleşme temelinde sahiplenen bir dil kullanmadı. Ve hep böyle işte savaş döneminin dilini kullandı. Bu bir yönüyle iktidarın seçim kaygısı, oy kaygısı, acaba şöyle olursa ne kadar oy kazanırım ya da oy kaybederim. Halbuki bu tür sorunlarda gerçekten büyük bir siyasi irade gerekiyor, cesaret gerekiyor. Kaldı ki bu sorun çözüldüğünde, bu sorunu kim çözerse oy kaybetmez. Bu sorunu çözenlerin oy kaybetmesi mümkün değil. Bu yönüyle bir kararsızlığın ifadesidir.

Bu bakımdan biz de hem iktidar zorlandığı için belli nedenler, gerekçeler var. Biz bunu defalarca belirttik. Ortadoğu'daki, Türkiye'deki durum, iktidar böyle bir şeye yöneltti. Ama çok kararlı olmayınca, bu konuda çok da hazırlıklı olmayınca, böyle bir süreçte iktidara yakın basın gerçekten doğru rol oynamadı. Bu sürecin toplumsallaşması konusunda üzerine düşeni yerine getirmedi. Halbuki dünyanın başka yerlerindeki bu tür sorunlarda iktidarlar, sorunu çözmek isteyenler hep toplumsal alanın, toplumsal desteğin genişletilmesini isterler. Muhalefeti de işin içine katarlar. Tabii iktidar yetersiz yaklaşım içinde olunca ister istemez bu basına da yansıdı.

Sürecin en başından itibaren muhalefetin sürece desteğinin önemine hep dikkat çektiğiniz. ‘Çerçeve Yasa’ meclise geldi. Sanıyorum kısa da olsa takip etmişsinizdir. Her parti az çok yasa karşısında rengini belli etti. Nasıl gördünüz?

Biz tabi başından beri muhalefetin desteğinin önemli olduğunu söyledik. Hatta bu konuda AKP iktidarının muhalefete yaklaşımını eleştirdik. Eğer bu sorun çözülmek isteniyorsa, toplumun desteği alınmak isteniyorsa, muhalefeti de bu işin içine katmak gerekir dedik. Ama bu konuda iktidarın yetersiz yaklaşımları oldu. Bugün Özgür Özel, bizi bu sürecin dışına atmak için her şey yapıldı dedi. Evet, Özgür Özel bazı gerçekleri ortaya koydu. Destekleyeceğiz dedi yönetim olarak, arkadaşları olarak. Fakat biraz milletvekillerini serbest bıraktı. Bu doğru bir yaklaşım değil. Çünkü böyle büyük bir süreç toplumsal destekle kazandırılır. Bu açıktan açığa toplumsal desteği ne yapmak, zayıf düşürmek, toplumsal desteği geriletmektir. Toplumsal destek zayıf olursa, gerilerse nasıl olacak sorunun çözümü? Nasıl olacak demokratikleşme? Bu bir mücadele. Hem barış diyorsunuz, hem demokratikleşme diyorsunuz hem de böyle yetersiz bir yaklaşım gösterildi. Bu doğru değildir. Doğru bir yaklaşım olmamıştır.

Tamam, bu sürecin ismini koyalım, Kürt sorunudur dedi. Bunlar iyidir, bunlar anlamlıdır. Ama bu süreç toplum desteğiyle kazanılır. Bu bakımdan CHP Türkiye'nin önemli partisiydi. Şimdi Yeni Parti oldu. Yine önemli bir toplumsal desteği var. Şimdi bu kadar toplumsal desteği olan, toplumsal gücü olan bir siyasal hareketin, biz AKP iktidarını eleştirirken toplumsal desteği doğru yapmıyor, kendi tabanını toplumsal desteği güçlendirecek biçimde hazırlamıyor diye eleştirirken, benzer bir durumu şimdi Yeni Parti yaptı. Bu gerçekten doğru değil. Süreç çünkü devam edecek umarız bundan sonra doğru yaklaşım içinde olurlar. Demokratikleşmeden söz diyorlar. Evet, Kürt sorunu esas olarak demokratikleşme sorudur o zaman Kürt sorununun demokratik çözümü için hem mücadele ederler, hem de bu konuda toplumsal desteği almaları gerekir.

Şu bakımdan önemli gördük. Bütün muhalefet grupları, Yeni Parti de, CHP de hep demokratikleşmeden söz ettiler. Bu bakımdan gerçekten mecliste bu kadar demokratikleşmeden söz etmeleri, işte Kürt sorunun, çatışma sorunun ancak demokratikleşmeyle son bulacağını belirtmeleri gerçekten değerlidir, anlamlıdır. Bu süreç devam edecek. Önemli olan bundan sonra da muhalif partilerin eleştirileri olabilir, her zaman eleştiriler olabilir, yetersizlikler olabilir ama esas olarak da Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başarısı için toplumsal destek vermeleri gerekir. Demokrasi mücadelesi içinde olmaları gerekir. Bu sürecin Türkiye'nin demokratikleşmesiyle, demokratik cumhuriyetle sonuçlanması açısından üzerine düşeni yapmaları gerekir. Bizim muhalefetten beklentimiz budur. Umuyoruz ki bu doğrultuya yaklaşım göstereceklerdir.

Büyük ve uzun soluklu bir mücadele sonucu bugün barış ve çözüm umudunu tartışabiliyoruz, konuşabiliyoruz. Bunun önemli kilometre taşlarından olan 15 Ağustos 1984 tarihi atılımın 42. dönümünü yaşıyoruz. Bugün Kürt ve Kürdistan halklarının yaşadıklarına baktığınızda tarihi atılımın yıldönümüne ilişkin neler söylemek istersiniz?

En başta bu tarihi atılımı başlatan Egîd yoldaş, (Mahsum Korkmaz) arkadaş şahsında tüm 15 Ağustos şehitlerini, mücadele şehitlerini minnetle ve saygıyla anıyorum. Bugün bir siyasal çözümden bahsediyorsak, Kürt sorununu demokratik siyasal yolla çözme çabasından bahsediyorsak, şu açıktır ki bunu yaratan 50 yıllık mücadelemizdir. Bu durumun yaratılmasında 15 Ağustos'un, 15 Ağustos şehitlerinin de çok önemli payı vardır. Bunu bir kere böyle bilmemiz gerekiyor. Evet, biz silahlı mücadeleyi Türkiye'ye karşı sonlandırdık ama bu silahlı mücadelenin yarattığı büyük değerler vardır. Buna açıkça söyleyebiliriz. Bu silahlı mücadele ve bu temelde gelişen serhildanlar, halkın mücadelesi bütün bu kazanımları yarattı. Türk devletini de artık zorla, şiddetle bu sorunu çözemeyeceği noktaya getirdi. Bunu böyle ifade etmek gerekiyor.

Bu bakımdan 15 Ağustos sadece Kürt halkını değiştirmedi, bütün 4 parçada Kürt halkını değiştirdi. Halkın mücadelesini geliştirerek, bütün Türkiye'de de demokrasinin mücadelesinin gelişmesinde, her yerde, Irak'ta, İran'da, Suriye'de, bütün Ortadoğu'da demokrasi bilincinin, özgürlük bilincinin gelişmesinde çok önemli etkide bulundu. Bu bakımdan 15 Ağustos atılımını önemli ve değerli görmek gerekiyor. Kuşkusuz eksikleri olmuştur, yetersizlikleri olmuştur, daha başarılı olabilirdi, daha başarılı olması için imkânlar da vardı. Bunlar zaten bizim tarafımızdan eleştirilen, özeleştirisi verilen konulardır. Ama 15 Ağustos atılımı çok değerlidir. Kürdistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kürdün iradeleşmesi vardır, Kürdün kendine gelmesi vardır, Kürdün özgüven kazanması vardır. Eğer serhildanlar ortaya çıkmışsa, demokratik siyasal alan ortaya çıkmışsa, çünkü demokratik siyasal alanın serhildanlar sonucu ortaya çıktığını biliyoruz. Serhildanları yaratan da tabii ki 15 Ağustos, gerilla mücadelesinin etkisidir.

Bugün Kürt kültüründe önemli bir gelişme varsa, bu da yine bu mücadelenin sonucudur. Bu bakımdan biz demokratik siyasal çözümü ararken böyle inkârcı bir yaklaşım içinde olamayız. Demokratik siyasal çözümü arıyoruz dediğimiz için bazıları bizim yürüttüğümüz bu mücadeleyi anlamsızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu mücadelenin yarattığı büyük değerleri, sonuçları görmezden geliyorlar. Bunlar tabii doğru yaklaşımlar değildir. Tarihi gerçekliğe de, toplumsal gerçekliğe de terstir. Bu bakımdan 15 Ağustos’u herkes doğru anlamalı, halkımız da doğru anlamalı, Türk devleti de doğru anlamalı. Niye 15 Ağustos gerçekleşti? Önder Apo şunu söyler; demokratik siyasal mücadele imkânı olsaydı 15 Ağustos olmazdı. Yine 12 Eylül'ün o kasıp kavuran zulmü olmasaydı, olmayabilirdi mücadele başka yol ve yöntemlerle de sürebilirdi. Ama Kürt halkı varlık mücadelesini bu yolla sürdürmek zorunda kaldı. Bu açıktır.

Bu açıdan silahlı mücadeleyi sonlandırmadan söz ederken artık 15 Ağustos ulaşacağı sonuçlara ulaşmıştır. Özgürlüğü için mücadele eden bir halk ortaya çıkarmıştır. Kürt gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Kürt varlığını her bakımdan kalıcı hale getirmiştir. Bu yönüyle de önemli sonuçlar olmuştur. Bu bakımdan 15 Ağustos gerçekten de özgürlük mücadelesi açısından, Kürt halkının tarihi açısından çok değerli ve anlamlıdır. Bu bakımdan 15 Ağustos şehitlerini bir daha anıyoruz. Biz demokratik siyasal mücadeleyle onların özlemlerini gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Barış mücadelemiz onların özlemlerini gerçekleştirme mücadelesidir. Demokratik siyasal çözüm onların özlemlerini gerçekleştirme mücadelesidir. Bunu kesinlikle böyle anlamak gerekir. Bu temelde şunun sözünü verebiliriz; onların özlemlerini mutlaka gerçekleştireceğiz.