GÖRÜNTÜLÜ

KCDK-E Eşbaşkanları: Yeni sürecin destekleyicisi değil, öznesiyiz

Önder Apo’nun çağrısı ve Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun silahlarını imha etmesinin ardından konuşan KCDK-E Eş Başkanları Zübeyde Zümrüt ile Engin Sever, kapsamlı kurumsallaşmaya gideceklerini belirtti.

KCDK-E EŞBAŞKANLARI

27 Şubat’ta Önder Apo’nun yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile başlayan süreç, Başûr’da gerçekleşen silah yakma töreniyle kritik bir eşiğe ulaştı.

Diasporadaki Kürt örgütlülüğünün temsilcisi pozisyonundaki Avrupa Kürdistanlı Demokratik Toplumlar Kongresi (KCDK-E) Eşbaşkanları Zübeyde Zümrüt ve Engin Sever hem Önder Apo’nun videolu çağrısını ve Barış ve Demokratik Toplum Grubunun silahlarını imha etmesini hem de Avrupalı devletlerden beklentilerini ajansımıza değerlendirdi.


26 yıl sonra Önder Apo'dan videolu bir çağrı geldi. Kişisel olarak neler hissettiniz?

Zübeyde Zümrüt: Ben bir Kürt kadını olarak gerçekten çok duygulandım. Ben bu mücadeleyle kendi kimliğimi, kadın kimliğimi tanıdım. Bu mücadeleyle aslında var olmaya çalıştım. Onun için benim açımdan Önderliğin sesini duymak gerçekten tarif edilecek bir duygu değildir. Hani derler ya, tam bir bayram havası yaşadık.

Önderliğin sesi çok diri ve dinçti. Yeniden hem moral hem de motivasyon aldık. Gerçekten ciddi bir motivasyon oluştu. Elbette bu yetmiyor, bu bir başlangıç ve yeni bir aşamadır. Yeni bir tarih yazılıyor Kürtler arasında.

Sayın Zümrüt “yeni bir tarih yazılıyor” dedi. Siz neler söylemek istersiniz?

Engin Sever: Ben şahsen gözümü bu mücadelenin ilk çıkışıyla beraber açtım. Her çocuğun gönlünde, televizyonlarda gördüğü bir kahraman olur; her Kürt'ün gönlünde de bir gerilla kahramanı vardır. Gerilla, Kürt halkı için, Kürt çocukları ve Kürt kadını için vazgeçilmez bir kahramandır. Herkes, gerillayı bir öncü, bir yaşam tarzı olarak gördü.

Silah, Kürtlerin kendi varlığı, kendi kimliği, kendi dili, bulunduğu topraklarda özgürce yaşaması için mecburi koşullarda başvurduğu bir mücadele yöntemiydi. Bunu Önder Öcalan da dile getiriyordu bütün açıklamalarında.

Bu süreçte Önder Öcalan'ın sesini duymak, fotoğrafını görmek, kendi sesiyle halkına seslenmesi büyük bir heyecan yarattı. Çünkü biz, komplonun ilk günlerini -15 Şubat 99’u- Avrupa'da birebir yaşadık. Ağlayan, eyleme geçen, kendi bedenini ateşe veren, ‘Güneşimizi Karartamazsınız’ eylemleri çerçevesinde kendini ateşten bir çember topuna dönüştüren bir halk gerçekliğinden bahsediyoruz. Önder Öcalan, bu soykırım tarihi içerisinde kendini yoktan var eden bir sistemi inşa etti.

Duygusal açıdan baktığımızda, bugün milyonlarca Kürt çok duygulu anlar yaşadı. Ancak hepsi alnı açık, gururlu ve başı dikti. Çünkü Kürt halkı, kendi başlattığı silahlı mücadeleyi, kendi öz gücüyle sona erdirdi. Önder Apo'nun ortaya koyduğu barış ve demokratik toplum çerçevesinde kendini yeniden inşa edecek.

Önder Apo tarihsel bir çıkış yaptı. ‘Tarihsel’ diyoruz çünkü kaosa, savaşa ve şiddete karşı barış ve demokratik toplum manifestosunu ortaya çıkardı. Bu, aslında dünyaya mal olmuş liderlerin, öncülerin yapabileceği ve cesaret edebileceği bir çıkıştır.

Bunun nedenle Önder Apo etrafında kenetlenmek, onurlu yaşamak isteyen herkesin boynunun borcu olmalıdır. Bu temelde, devletin de buna yönelik adım atması gerekiyor. Bu barışın ve bu demokratik toplum mücadelesinin tek taraflı yürütülemeyeceğini herkes biliyor. Bunun için de mücadeleyi devam ettirmek gerekiyor.

Önce 27 Şubat'ta Önder Apo'nun yapmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı oldu, ardından da PKK, 5-7 Mayıs tarihleri arasında düzenlediği 12. Kongresi ile kendini feshetti. Önder Apo'nun 9 Haziran'da yapmış olduğu çağrı da var. Ayrıca dün, Barış ve Demokratik Toplum Grubu kendi öz iradeleriyle silahlarını imha ettiğini belirtti. Bütün bu süreci de göz önüne alarak Avrupa devletlerine nasıl bir rol düşüyor? Avrupa Devletleri'nden nasıl bir beklenti var?

Zübeyde Zümrüt: Tabii ki Avrupa’nın rolü önemlidir. Avrupa’nın Kürt meselesinin çözümü için rol oynaması gerekiyor. 27 Şubat'taki çağrıyı dünyanın birçok devleti destekledi ve açıklamalar yaptı. Bu süreçte, sadece bir destekle yetinilmemeli.

Avrupa'nın direkt bu meseleye dahil olması, bu meselenin çözümü için rol oynaması gerekiyor. Avrupa bu konuda rol oynarsa, bu mesele çok fazla uzamaz. Hem Türkiye'nin Avrupa ülkeleri ile olan ilişkileri hem politik ilişkiler hem de ekonomik ilişkileri bu süreçten etkilenir.

Peki nasıl bir rol oynayabilir? Örneğin Almanya ve Fransa'da PKK yasağı var. Bazı ülkelerde ise izleme listesinde, nasıl bir rol oynamasını beklersiniz?

Zübeyde Zümrüt: Özellikle Almanya’nın, Kürtlere karşı politik yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor. Çünkü PKK'nin yasaklı olması, Kürtlerin bir bütün olarak kriminalize edilmesine neden oluyor ve sürece de olumsuz yansıyor. Almanya'da ve Avrupa'nın birçok ülkesinde yürütülen politik çalışmalar ve  mücadeleler, bu yasak nedeniyle ciddi engellerle karşılaşıyor.

Neredeyse her siyasi faaliyet yürüten Kürt, bu konuda yargılanıyor ya da hakkında dava açılıyor. Şu an Almanya'da yirminin üzerinde Kürt siyasetçi cezaevinde tutuklu bulunuyor. Özellikle Almanya’nın, Kürtleri kriminalize eden bu yaklaşımdan vazgeçmesi ve PKK’yi bu yasaklı listeden çıkarması gerekiyor. PKK kendini feshetti. Hukuksal olarak da artık bu yasağın devam etmesi için herhangi bir gerekçe yok.

Almanya'nın siyaseti, Avrupa açısından belirleyicidir. Aynı zamanda Türkiye açısından da belirleyici rolü var. Bu nedenle, Almanya’nın barış ve demokratik toplum çağrısının ve mücadelesinin direkt içinde yer alması gerekir. Yani dahil olması gerekir. Dahil olma biçimi nasıl olur?

Almanya’nın Türkiye ile hem politik hem de siyaseten güçlü ilişkileri mevcut. Bu ilişkileri kullanarak Türkiye'ye, bu meselenin çözümü için destek vermesi, bu sürece güç katması gerekir. Aslında mesele, tek başına Kürt meselesi de değil, aynı zamanda bir Ortadoğu sorunu var. Bu sorun, Kürt meselesiyle de bağlantılı bir meseledir. Kürt meselesinin çözümü demek, Ortadoğu meselesinin de çözüldüğü anlamına gelir. Kalıcı bir barış isteniyorsa, bu kalıcı barış Kürt meselesinin çözümüyle gerçekleşebilir.

Peki bu süreçte Avrupa devletleri nasıl bir rol oynar?

Engin Sever: Bu süreç içerisinde Türk devletiyle yıllarca süre gelen ekonomik, siyasi, askeri ve diplomatik işbirlikleri var. Türk devleti, bir NATO üyesi olarak Avrupa ülkeleriyle birlikte çalışıyor ve birlikte karar alıyor. Bu nedenle, Türk devletini etkileyecek kararlar alabilirler.

Şunu da belirtmek gerekir. 1993'ten bu yana başta Almanya olmak üzere Avrupa’da PKK yasağı ilan edildi. 2002'den sonra ise Avrupa Birliği ülkeleri PKK'yi yasakladı. Bu yasak çerçevesinde, son 32 yıldır Kürtlerin başta Almanya olmak üzere Avrupa'da yaptıkları tüm çalışmaları kriminalize edilmek istendi.

Birçok insan, sivil toplum örgütleri içerisinde mücadele eden birçok siyasetçi gözaltına alındı, bazıları sınır dışı edildi, seyahatleri yasaklandı. Birçok kişi çeşitli cezalara çarptırıldı, oturumları ellerinden alınanlar oldu. Avrupa devletleri başta olmak üzere, Almanya’nın bu anti Kürt politikalarından vazgeçmesi gerekiyor.

Çünkü Kürtler burada yaşıyor. Bugün Avrupa'da 3,5 milyondan fazla Kürdistanlı bulunuyor; Almanya'da 2 milyonun üzerinde Kürt var. Çocukları okullarda okuyan, bugün iş sahibi olan, vergisini ödeyen milyonlarca Kürt'ten bahsediyoruz.

Bu insanların kurumlarını yasaklamak, aslında dillerini ve kültürlerini yasaklamak demektir. Resmen bir asimilasyon politikası uygulanmaya çalışılıyor. Kürt halkı bu politikaları 90'lı yıllarda Türkiye'de çok yaşadı. Şafak baskınlarıyla evleri talan edildi, gözaltına alındılar, tutuklandılar, göç etmek zorunda bırakıldılar. Şimdi, 2025 yılında da aynı politikaların yürütülmesi, Avrupa’nın Kürt sorununa nasıl yaklaştığını da ortaya koyuyor.

Biz, Kürt kurum temsilcileri olarak Kürtlere ayrı bir kanundan bahsetmiyoruz. Sadece kendi çıkardıkları yasalara uymaları gerektiğini söylüyoruz. Örneğin, 129b maddesi çerçevesinde dış terör örgütlerine bağlı kuruluşlara veya örgütlere bir yasaklama getirdiler. Aslında Kürtler bu yasakların dışındaydı. Ama şu an Almanya'da uygulanan bu yasalar, direkt olarak Kürt halkının üzerinde uygulanıyor. Sivil toplum örgütü çalışmalarında, dernek çalışmalarında, kültür çalışmalarında veya herhangi bir kurumda dil çalışmalarında yer alan insanlar gözaltına alınıyor. Bu uygulamalardan bir an önce vazgeçmeleri gerekiyor ki, Türk devletini de teşvik edebilsinler. Çünkü yasalar herkes için bağlayıcıdır.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekiyor: Avrupa Konseyi'nin Önder Öcalan için aldığı bir karar vardı ve geçen yıl bu kararın uygulanması için Türkiye’ye bir yıllık süre verilmişti. Bu sürenin Eylül ayında dolmasıyla birlikte, ‘umut hakkı’ kapsamında Türk devletinin adım atması bekleniyor.

Alında Önder Öcalan'ın Demokratik Toplum Çağrısı'ndan sonra, bir an önce ilgili kurumların devreye girmeleri gerekiyor. Çünkü bu süreci yönetecek kişi Önder Öcalan'dır. Önder Öcalan'ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan barıştan, demokratik toplumu inşadan ya da birlikte yaşamdan bahsetmek mümkün değil.

Yine aynı şekilde Avrupa'nın da başta PKK yasağı olmak üzere anti-Kürt politikalarından bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Sivil toplum örgütlerimiz, demokrat toplum merkezlerimizde yapılan çalışmaları, meclislerimizde yapılan çalışmaları, federasyonlarımıza yönelik baskı, terörize etme, kriminalize etme politikalarından vazgeçmesi gerekiyor ki önümüzdeki süreçte biz demokratik toplumu birlikte inşa edelim.

Kürt halkı, 1982 yılından bu yana Avrupa'da bir örgütlenme ağı oluşturdu. Dernekleşmeye gitti ve bulunduğu ülkelerin dernekler yasasına göre resmiyetini oluşturdu; mücadelesini ve çalışmalarını yürüttü.

Bu derneklerde yasa dışı faaliyetler yürütüldüğüne dair bir tane belge olmadığı gibi, alınan kararların, gözaltına almaların, Türkiye devletiyle var olan siyasi gerekçelerden dolayı yapıldığı kanaatindeyiz. Şu ana kadar hiçbir somut delil gösteremediler.

Bundan dolayı kurumsal olarak çağrımız şudur: PKK'nin silahlarını bıraktığı, Önder Apo'nun ‘Demokratik Toplum Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ yaptığı bu süreçte bir an önce adım atmaları gerekiyor. Tabii, çok olumlu açıklamalar yaptılar ve ilk açıklamayı yapan devletlerden biri de Almanya İçişleri Dışişleri Bakanlığı'ydı. Hemen ardından İngiltere, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler ve Fransa gibi ülkeler de çağrıda bulunup süreci olumlu karşıladı ve Türk devletinin siyasi ve hukuki adımlar atması gerektiğini vurguladılar.

Biz de aynı şeyi Avrupa devletlerinden, diasporada yaşayan Kürt halkı için bekliyoruz. Yasal ve hukuki zeminlerin bir an önce oluşturulması, anti-Kürt politikalarından vazgeçmeleri gerekiyor. Şu an gözaltında tutulan ya da tutuklanan bütün siyasetçilerin de bir an önce serbest bırakılması gerekiyor ki toplumsal barışı birlikte inşa edelim. Başta Almanya olmak üzere, Fransa, İngiltere ve diğer tüm ülkelerin bu adımları atacağı inancındayız.

Kürt halkı, son iki yıldır -10 Ekim 2023'ten itibaren- birçok dostun ve siyasetçinin katılımıyla ‘Kürt Sorununa Çözüm, Önder Öcalan'a Özgürlük’ kampanyası başlattı. Bugün bu yaşadığımız zeminler de işte bu kampanyanın ve mücadelenin sonucudur. Bu mücadeleyle bu aşamaya gelindi.

Binlerce avukat ve hukukçu başvurular yaptı. 70'e yakın siyasetçi, yazar, Nobel Barış Ödülü almış birçok önemli şahsiyet çağrılar yaptı. Hala da çağrılar yapılmaya devam ediyor. Yaklaşık on gün önce, İstanbul'a bir barış heyeti gitti. Bu heyette yer alanlar, ‘Önder Öcalan'la görüşmek, onu dinlemek, onunla tartışmak istiyorum’ diyerek bunun başvurusunu yaptı.

Bugün dünyanın her yerinde Kürtlerin demokrasi ve barış mücadelesine omuz veren milyonlardan bahsediyoruz.

Bu nedenle, devletlerin ve siyasetçilerin de buna uygun şekilde politikalarını belirlemeleri gerekiyor. Ancak bu şekilde, önümüzdeki süreçte demokratik toplum mücadelesini birlikte geliştirebiliriz. Buna inanıyoruz ve inancımız da sonsuz.

Peki son bir sorum olacak. Gerek Önder Apo'nun yapmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı'nda gerek bugün PKK'nin yapmış olduğu açıklamada, yeniden inşa vurgusu vardı. Barış ve Demokratik Toplum bağlamında yeniden inşa ve örgütlenme vurgusu vardı. Avrupa'daki Kürdistanlı topluluklar, kurumlar bu yeniden inşayı nasıl karşılayacak? Buna dair neler söylemek istersiniz?

Zübeyde Zümrüt: Bu süreç örgütlenecektir. Mücadele devam ediyor. Bu, bir başlangıçtır. Adı üzerinde: Barış ve Demokratik Toplum İnşası. Dolayısıyla Avrupa'da ve diasporada yaşayan Kürt nüfusunun da bu konuda kendi demokratik mücadelesini demokratik bir zeminde örgütlemesi gerekir.

Zaten mevcut örgütlülük yapısı da var ve bu yapı oldukça güçlü. Özellikle son yıllarda yaşanan göçler ve sürgünlerle birlikte, diasporadaki Kürt nüfusu oldukça arttı. Avrupa'da yaşayan 4 milyonun üzerinde bir Kürt nüfusundan bahsediyoruz. Bu nüfusun da diğer halklar gibi kendini örgütlemesi gerekiyor. Bununla birlikte, dilini ve kültürünü korumak ve geliştirmek için de örgütlenmesi gerekiyor. En üst çatısı KCDK- E olan konfederasyonlarımız var. Dolayısıyla bu yapıyı büyütmek ve güçlendirmek gerekiyor.

Önümüzdeki sürece dair de Avrupa ve diaspora olarak yüzlerce toplantı aldık. Bu konuda daha önce birçok programda da belirttiğim gibi, burada da tekrar vurgulamak istiyorum: Önder Öcalan'ın olduğu yerde asla kaybetmek söz konusu olmaz. Toplum, bu konuda hem sonsuz güveniyor hem de inanıyor. Biz de Avrupa’ya yaşayan Kürtler olarak, direkt sorumluluklarımızla bu sürecin yürütücüleriyiz ve yürütmeye devam edeceğiz.

Halkımızla birlikte bu mücadeleyi, kalıcı bir barış sağlanana kadar yürütmeye devam edeceğiz. Biz her zaman barıştan yana olduk. Tüm halklarla bir arada yaşama talebini her zaman ifade ettik. Bugün de aynı şekilde, kardeşçe birlikte yaşama arzumuzla; barış ve demokratik toplum sürecinin inşasını da tüm halklarla birlikte gerçekleştireceğiz.

Engin Sever:  Biz Avrupa'da bu süreci nasıl karşılayacağız? Aslında 2005'ten sonra bir değişim dönüşüm sürecine girdik. Eski çalışma tarzımızda sadece Kürdistan'daki siyasi zemini ve mücadeleyi desteklemek önceliğimizken, artık sadece destekleyici değil, direkt demokratik toplum mücadelesinin ana öznesi olarak kendimizi konumlandırıyoruz.

Bunun için de yıllardır sürdürdüğümüz demokratik toplum çalışmalarını daha da büyüterek kapsamlı bir kurumsallaşmaya gideceğimizi belirtebiliriz. Hem diplomasi hem kültürel hem çocuk, kadın ve gençlik sorunlarında perspektif üreten, bunların öncülüğünü yapan, projeler geliştiren, etkinlik düzenleyen bir çalışma ağımız vardı. Bunu daha da geliştireceğiz.

Ayrıca daha önce de belirttiğim gibi, Kürtleri kriminalize eden politikalara, onları yanlış anlayan ve algılayan yapılara karşı, Kürt halkını ve mücadelesini doğru anlatma sorumluluğumuz var. Demokratik toplum paradigmasını, toplum diplomasisi çerçevesinde dostlarımıza ve bulunduğumuz alanlarda tüm halklara kavuşturma çalışmalarımızı sonuna kadar devam ettireceğiz.

Federasyonlar ve meclisler düzeyinde örgütlenme alanını büyütüyoruz. Şu an KCDK-E bünyesinde 400’ün üzerinde kurum ve kuruluş yer alıyor. Ancak Avrupa’da 3,5 milyon Kürt yaşadığını göz önünde bulundurduğumuzda, bunun yetmediğini görüyoruz. Hedefimiz, bu sayıyı binlerle ifade edilen daha güçlü bir kurumsallaşmaya dönüştürmek; diplomasi, kültür, akademi alanlarında yeni zeminler yaratmak. Bu temelde bir tartışma süreci başlattık. Yüzlerce halk toplantısı gerçekleştirdik. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve Kürtlerin dostu olan kurumlarla görüşmeler yaptık. Bu süreçte, Avrupa diasporasında Kürt halkının nasıl örgütleneceği üzerine kapsamlı çalışmlalar yürüttük.

Burada şunu çok net olarak belirtmek gerekiyor: Önder Öcalan'ın fiziki özgürlüğü temelinde başlayan hamle, bütün mücadelemizin ve örgütsel mekanizmalarımızın temelini oluşturdu. Çünkü demokratik toplum sürecinin öncülüğünü yapan, bu süreci yürütecek olan Önder Öcalan’dır. Bunun nedenle bir an önce fiziki özgürlüğünün sağlanması gerekiyor.

Bulunduğumuz ülkeler ve toplumlar içerisinde ortak yaşamı esas alan, kendi diliyle, diplomasisiyle, kültürüyle, kimliğiyle yer alan bir mücadele ağını oluşturacağımızı burada bir kez daha ifade ediyoruz. Önümüzdeki süreçte, demokratik toplum inşa sürecini, seferberlik ruhuyla ve tüm kurumlarımızla birlikte yürüteceğimizi KCDK-E eş başkanları olarak belirtmek istiyoruz.