Prof. Dr. Adaman: Yapısal sorunlar çözülmedikçe mevsimlik işçilerin sorunları tekrarlanacak

Mevsimlik işçilerin sorunlarının yapısal olduğunu belirten Fikret Adaman, “Tarım sektörü neoliberal yapının insafına terk edilmiştir. Yapısal sorunların üzerine gidilmedikçe mevsimlik tarım işçilerinin sorunları kendini tekrarlamaya mahkumdur" dedi.

FİKRET ADANAN

Türkiye’de sayıları bir milyona yaklaşan mevsimlik tarım işçileri, kentten kente, tarladan tarlaya göç ederek yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Tarımsal üretimin en ağır yükünü taşıyan işçiler; güvencesiz ve düşük ücretli çalışmanın yanı sıra sağlıksız barınma koşulları, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişememe, çocuk işçiliği ve eğitim hakkından mahrumiyet gibi sorunlarla karşı karşıya. İklim krizinin yol açtığı aşırı sıcaklar ve sert hava olayları ise çalışma ve yaşam koşullarını her geçen yıl daha da ağırlaştırırken, Kürt mevsimlik tarım işçileri ırkçılıkla da karşılaşıyor. Mevsimlik işçilerin sorunlarına ilişkin yayımlanan genelgeler, projeler ve Meclis önergelerine rağmen sahadaki tablo değişmiyor. 

Araştırmalar, mevsimlik tarım işçilerinin önemli bir bölümünü Kürtlerin oluşturduğuna ve ekonomik sömürünün etnik ayrımcılıkla iç içe geçtiğine dikkat çekiyor. Pınar Uyan Semerci, Emre Erdoğan ve Sinem Kavak’ın hazırladığı Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu’nda da Kürt işçilerin çalışmak için gittikleri bölgelerde ayrımcılığa uğradığı belirtiliyor. Raporda, ücret ayrımcılığı ve sosyal dışlanma başta olmak üzere etnik ayrımcılığın somut örnekleri vurgulanıyor.

Araştırmalara göre ailelerin yüzde 80’i çadırda yaşıyor, yarısından fazlası elektriğe erişemiyor ve işçilerin neredeyse tamamı günde dokuz saatten fazla çalışıyor. Araştırma kapsamındaki hanelerde yaşayan nüfusun yüzde 52’sini ise çocuklar oluşturuyor.

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi, iktisatçı Prof. Dr. Fikret Adaman, mevsimlik tarım işçilerinin yaşadığı sorunları ANF’ye değerlendirdi.

Prof. Adaman, mevsimlik tarım işçilerinin tarım ürünlerinin ekim, bakım ve hasat dönemlerinde geçici olarak çalışan ve önemli bir kısmının yılın büyük bölümünde geçimlerini sağlamak için farklı kentler arasında göç etmek zorunda kalan kişiler olduğuna dikkat çekti.

Adaman, “Göç durumunda bireysel hareket söz konusuysa da genelde bu süreç ailenin tüm bireyleriyle yapılagelmektedir. Barınma, eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişimde büyük zorluklara maruz kaldığı bilinen mevsimlik göç işçilerinin büyük çoğunluğunun yoksulluk sınırının altında olduğu gözlemlenmektedir ve sosyal güvenceye erişimleri de genellikle kısıtlı durumdadır” dedi.

Mevsimlik işçilerinin önemli bir bölümünün, çoğunlukla aileleriyle birlikte, yılın 4-5 ayını tarlalarda, çadırkentlerde veya uygun olmayan barınaklarda geçirdiğini belirten Adaman, şöyle devam etti:

“Diğer taraftan, bulunduğu kırlık yerde yeterli geçimlik imkanı olmayan kesimin de mevsimlik tarım işçiliği yapması ve göç etmek zorunda kalmadan emek vermesi söz konusudur. Çoğu mevsimlik işçi için aşırı sıcaklar ve hijyen eksikliği hayatı zorlaştırır. Örneğin, doğumlarda anne ve bebek ölümlerindeki prevalansın Türkiye ortalamasının çok üstünde seyretmekte olduğu bilinmektedir.

İklim krizinin getirdiği artan sıcaklar ve dolu, sağanak gibi aşırı hava olayları mevsimlik işçilerin durumunu daha da kötüleştirir. Çalışma ve yaşam koşullarındaki olumsuzlukların yanı sıra, çocuklarıyla birlikte göç eden ailelerin ilave sorunlarla karşı karşıya bulunmaları söz konusudur.

Kâh eğitim imkanlarının kısıtlı oluşu kâh çoğu durumda uygulanan, yevmiye yerine çıktı başı ücretleme, örneğin günlük toplanan gül miktarı üzerinden ödeme politikası nedeniyle legal sınır olan 15 yaş altı çocukların da tarlada çalışmaya zorlanmaları söz konusudur. Bu durum hem çocuk bedeninin zor koşullara maruz kalmasına yol açarken hem de belki daha önemlisi, okul kaybının kalıcı bir eğitim kaybına dönüşmesine neden olur.”

İktisatçı Adaman, şunları da kaydetti:

“Türkiye genelinde tarımda yaşanmakta olan zorluklar nedeniyle, tabiri caizse, yarı proleterleşmiş, yarı çiftçilik yapanların yanında, yılın sadece 4-5 ayı boyunca, çoğunlukla çadır hayatına mahkum bir şekilde tarladan tarlaya göç ederek emeklerini sunan bu kesimin yaşamakta oldukları zorluklar gerek akademik çalışmalarda gerek basında kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır.”

Göçebe yaşayan mevsimlik tarım işçilerinin sayısının yaklaşık bir milyon olduğunu söyleyen Adaman, bu işçilerin tarihsel olarak önemli bir bölümünün Kürt bölgelerinde ikamet ettiğini belirtti. Adaman, son dönemlerde yine çoğunluğu bu bölgelerde ikamet eden ve ağırlıklı olarak Suriye kökenli olduğu bilinen göçmenlerin de sürece dahil olduğunu ifade ederek şunları ekledi:

“Buradan hareketle, mevsimsel tarım işçilerinin ilave olarak etnik temelli sıkıntılar yaşama ihtimali bulunmaktadır. Ayrıca, göç ederek emeklerini sunmakta olan mevsimlik işçilerin büyük bir bölümü ‘dayıbaşı’ olarak bilinen, tabir-i caizse yarı feodal bir yapı altında istihdam edilmektedir. Dayıbaşı, bilindiği üzere, toprak sahibi ile mevsimlik işçiler arasında köprü görevi gören, işçi bulma ve yönetim sorumluluğunu üstlenen geleneksel iş aracılarıdır.

Genelde ücretler, yevmiye ya da çıktı başı ödeme miktarları sezon başında toprak sahipleriyle dayıbaşları arasındaki pazarlığa bağlıdır ve işçilerin böylesi bir ortamda örgütlü bir yapıya geçme şansları bulunmamaktadır. Göç etmeyen ve bulunduğu coğrafyada mevsimlik olarak emeğini verenler içinse ücret ve benzeri belirlemeler yerel koşullarda daha teke tek düzeyde oluşmaktadır.”

Pınar Uyan Semerci ve meslektaşlarının 2014 yılında hazırladığı Mevsimlik Gezici Tarım İşçiliği Araştırma Raporu’na dikkat çeken Prof. Dr. Adaman, mevsimlik işçilerin yaşadığı sorunların ayrıntılı biçimde ortaya konulduğunu belirtti.

Adaman, şöyle devam etti: “Devlet katında, konu çeşitli vesilelerle dikkate getirilmiş ve öncelikle ‘Mevsimlik Tarım İşçileri Projesi (METİP)’ devreye sokulmuş, akabinde de 27 Nisan 2024’te konuyla ilgili bir Cumhurbaşkanlığı genelgesi yayımlanmıştır.

Genelge, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda göç veren ve göç alan illerdeki valilikler ile diğer kamu kurumlarına önemli görevler yükler. Genelgede, işçilerin geçici barınma merkezlerinde barınma ve altyapı standartlarının sağlanması, güvenli ulaşım için uygunsuz araçlarla taşımaya yasak getirilmesi, konaklama alanlarında mobil sağlık hizmetleri ve bulaşıcı hastalıklara karşı önlemler alınması öne çıkar.

Ayrıca, çocuk işçiliğiyle mücadele kapsamında eğitim haklarının güvence altına alınması ve çocuklar için eğitim ve sosyal alanların oluşturulması hedeflenir. Ücret ve idari takipte ise il komisyonlarının çalışma koşullarını belirlemesi ve tüm işçi ile aracıların kayıt altına alınması düzenlenmiştir.”

‘KURALSIZ VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMA SÜRÜYOR’

Adaman, genelgeye rağmen raporda yer alan sorunların devam ettiğini vurgulayarak, şunları belirtti:

“Mevsimlik tarım işçilerinin zorlu hayatları devam etmektedir. İşçilerin aşırı sıcaklarda, ara ara aşırı hava olaylarına da maruz kalarak, uzun saatler ve bazen hafta sonu dinlenmesi olmadan, çoğu zaman kuralsız ve güvencesiz koşullarda çalıştırıldığı; büyük bölümünün sosyal güvencelerinin olmadığı ve düşük ücretle geçim sağlamaya çalıştıkları bilinmektedir. Ayrıca, çadırlarda altyapısız ve sağlıksız koşullarda barınan işçiler, temiz suya ve temel sağlık hizmetlerine erişimde ciddi zorluklar yaşamaktadır. Çocukların çalışmaya zorlanmalarının yanı sıra ciddi eğitim kayıpları yaşaması da söz konusudur.”

‘GEÇİCİ DEĞİL, YAPISAL ÇÖZÜM GEREKİYOR’

Prof. Dr. Fikret Adaman, hükümet nezdinde ele alınmış olmasına, siyaseten gündemden düşmemesine ve sivil toplum kuruluşlarının çabalarına rağmen sorunun sürmesini şöyle yorumladı:

“Mevsimlik tarım işçilerinin sorunları yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır ve an itibarıyla alınan ve ancak kısmen realize edilebilen önlemler daha ziyade palyatif niteliktedir. Yapısal sorunları üç başlıkta aktarmak mümkündür: Tarım sektörü yaklaşık son 30 yılda oldukça ihmal edilmiş ve neoliberal yapının insafına terk edilmiş durumdadır. Keyder ve Yanel’in çok isabetli bir seçimle Bildiğimiz Tarımın Sonu başlığını verdikleri çalışması, bu gerçeği çok yalın bir şekilde ortaya koymaktadır.

İklim krizinin de ilave etkisiyle tarım sektörü giderek daha zor günler yaşamakta, küçük üretici yoksullaşmakta ve ancak ilave işlerle, başkalarının tarlasında emeğini satmak da dahil olmak üzere hayatta kalabilmektedir. İkincisi, Türkiye kronik işsizlik problemi yaşamaktadır. Bunun en önemli nedeni yeterli işgücü talebi yaratamaması ve geniş kesimlere kaliteli eğitim sunamamasıdır. Üçüncüsü, Türkiye kronik enformalite (kayıt dışılık) sorunu yaşamaktadır. Mevsimlik tarım işçilerinin büyük bir kesimi için geçerli olan enformel çalışma hayatı, birçok sektörde çalışan, özellikle düşük vasıflı işçi için de geçerlidir.

Dolayısıyla, anılan yapısal sorunların üzerine gidilmedikçe ve hatta Türkiye ekonomisinin geneline yönelik yapısal ve uzun soluklu yeni bir vizyon getirilmedikçe, mevsimlik tarım işçilerinin sorunları maalesef kendini tekrarlamaya mahkum gözükmektedir.”