Komün deneyimleri II: Günümüzde komünal yaşam arayışları

Zapatistalar, Venezuela komünleri ve Brezilya’daki Topraksız Tarım İşçileri Hareketi deneyimleri, halkların kendi yaşamlarını örgütleme, ortak üretim ve doğrudan katılım arayışlarının günümüzdeki en dikkat çekici örnekleri arasında yer alıyor.

KOMÜN DOSYASI

Önder Apo, demokratik toplum paradigmasında komünü, toplumun kendi yaşamını kendi iradesiyle örgütlediği temel bir yapı olarak değerlendiriyor. Peki, günümüzde komün fikri nasıl yaşatılıyor?

Meksika'nın Chiapas bölgesinde Zapatistalar, yerli halkların özerk yönetimlerini ve yerel meclislerini; Venezuela'da komünler, halkın karar alma ve üretim süreçlerine katılımını esas alan topluluk örgütlenmelerini; Brezilya'da ise Topraksız Tarım İşçileri Hareketi (MST), kolektif üretim ve dayanışma temelindeki kırsal yaşam alanlarını geliştiriyor.

Eğitimden sağlığa, ekonomiden tarıma kadar yaşamın farklı alanlarında halkın kendi kararlarını almasını ve ihtiyaçlarını ortaklaşa karşılamasını hedefleyen bu deneyimler, komün fikrinin günümüzde farklı biçimlerde nasıl sürdürüldüğünü ortaya koyuyor.

ZAPATİSTALAR: YERLİ HALKLARIN ÖZERK YAŞAMI

1994 yılında Meksika'nın Chiapas bölgesinde ortaya çıkan Zapatista hareketi, neoliberal politikalara, toprakların özelleştirilmesine ve yerli halkların dışlanmasına karşı gelişen bir mücadele olarak başladı. Özellikle Rojava Devrimi'nin ardından Kürt halkıyla dayanışma içinde olan hareketin öncülüğünü Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu (EZLN) yürütüyor. Hareketin temel talepleri arasında toprak hakkı, demokrasi, özgürlük ve yerli halkların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması yer alıyor.

1 Ocak 1994'te, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nın (NAFTA) yürürlüğe girdiği gün, San Cristóbal de las Casas başta olmak üzere Chiapas'ın birçok bölgesinde denetim sağlayan Zapatistalar, kısa süre sonra Meksika devletiyle ateşkes sürecine girdi. Ancak hareket, zaman içinde silahlı mücadeleden çok, yerli toplulukların kendi yaşamlarını örgütleyebileceği özerk bir toplumsal yapı kurmaya yöneldi.

Zapatista deneyiminin merkezinde özerk topluluklar ve belediyeler bulunuyor. Devlet kurumlarının dışında örgütlenen bu yapılar, köylerden ve yerel topluluklardan seçilen temsilciler aracılığıyla işliyor. Temsilciler kararları tek başlarına almıyor; topluluk toplantılarında alınan kararları uyguluyor ve görevleri yine topluluklar tarafından denetleniyor. Yani yöneticiler, toplulukların aldığı kararları hayata geçiren görevliler olarak görülüyor.

CARACOLES VE İYİ YÖNETİM KONSEYLERİ

2003'te kurulan Caracoles (Salyangozlar), Zapatista özerk yönetimlerinin bölgesel örgütlenme merkezleri olarak oluşturuldu. Bu yapılar, farklı toplulukların deneyimlerini paylaşmasını, kararların ortaklaştırılmasını ve özerk bölgeler arasındaki koordinasyonun sağlanmasını amaçlıyor. Caracoles bünyesinde faaliyet gösteren “İyi Yönetim Konseyleri’ ise sağlık, eğitim, tarım, ticaret ve toplumsal ilişkiler gibi alanlarda karar alma süreçlerini yürütüyor. Konseylerde görev alan kişiler belirli sürelerle seçiliyor ve görevleri nedeniyle ayrıcalıklı bir konuma sahip olamıyor.

Zapatista bölgelerinde eğitim ve sağlık hizmetleri de özerk örgütlenmenin temel mekanizmaları arasında yer alıyor. Topluluklar kendi okullarını kurarak yerel tarih, kültür ve dillerin korunmasına önem verirken, sağlık alanında da yerel klinikler ve topluluk sağlık çalışanları aracılığıyla hizmetler veriyor.

KADIN ÖRGÜTLENMESİ

Zapatista deneyiminin önemli boyutlarından biri de kadınlara dayatılan ataerkil zihniyetin yıkılması. 1993’te ilan edilen “Kadın Devrim Yasası” ile kadınların siyasal süreçlere katılımı, eğitim ve çalışma hakkı, şiddete karşı korunması gibi başlıklarda ilkeler belirlendi.

Kadınlar, zaman içinde yerel meclislerde, sağlık, eğitim ve özerk yönetim mekanizmalarında aktif roller üstlendi. Bu yönüyle Zapatista Hareketi, komünal yaşam tartışmalarını yalnızca ekonomik örgütlenme üzerinden değil, toplumsal ilişkilerin yeniden düzenlenmesi üzerinden de ele aldı.

KOMÜNAL EKONOMİ VE ORTAK ÜRETİM

Zapatista bölgelerinde ekonomi büyük ölçüde toplulukların kendi ihtiyaçlarını karşılaması için düzenleniyor. Tarım kolektifleri, kooperatifler ve ortak üretim alanları aracılığıyla dayanışmacı ekonomik modeller geliştirilmeye çalışılıyor.

Kahve üretimi, el sanatları ve küçük ölçekli tarım faaliyetleri, toplulukların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar arasında yer alıyor. Elde edilen gelirlerin bir bölümü ortak ihtiyaçlar için kullanılırken, üretim süreçlerinde topluluk kararları belirleyici oluyor. Zapatista deneyimi, devlet kurumlarından tamamen kopuk bir yapıdan ziyade, halkın kendi karar alma mekanizmalarını ve yaşam alanlarını oluşturma çabası olarak gelişiyor.

VENEZUELA: KOMÜNAL ÖRGÜTLENME ARAYIŞI

Venezuela’da komün fikri, özellikle 21. yüzyılın ilk yıllarında Hugo Chávez döneminde devlet politikalarının önemli başlıklarından biri haline geldi. 1999’da kabul edilen yeni anayasa ile halkın siyasal katılımını artırmaya yönelik mekanizmalar geliştirilirken, ilerleyen yıllarda mahalle ve topluluk merkezli örgütlenmeler üzerinden yeni bir yerel katılım modeli oluşturulmaya çalışıldı.

Bu sürecin belirleyici unsurlarından biri de Topluluk Konseyleri (Consejos Comunales) yapılanması oldu. 2006’da yasal çerçeveye kavuşan bu konseyler, mahallelerde yaşayan insanların ihtiyaçlarını belirlemesi, projeler geliştirmesi ve yerel karar alma süreçlerine doğrudan katılması amacıyla kuruldu. Konseyler aracılığıyla halk, altyapı, barınma, eğitim, sağlık ve üretimde kendi önceliklerini belirlemeye başladı.

Bu örgütlenmeler, ilerleyen yıllarda komünler çatısı altında bir araya getirilmeye çalışıldı. 2010’da kabul edilen “Komünler Yasası” ile birden fazla topluluk konseyinin ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda ortak karar alabileceği komün yapıları oluşturuldu. Bu modelin amacı, halkın kendi ihtiyaçlarını belirleyen ve üretim süreçlerine katılan örgütlü kişilere dönüşmesiydi.

KOLEKTİF ÜRETİM

Venezuela komünlerinin önemli boyutlarından biri ekonomik örgütlenme oldu. Komünler içerisinde tarım, gıda üretimi, küçük ölçekli sanayi ve hizmet sektörlerinde kolektif üretim projeleri geliştirildi. Bu çalışmaların odak noktası ise ihtiyaçların yerel üretimle karşılanması ve toplulukların ekonomik karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmasıydı. Bazı bölgelerde komünler, tarım kooperatifleri kurarak gıda üretimini örgütledi; bazı yerlerde ise ekmek üretimi, tekstil, geri dönüşüm ve tüketim kooperatifleri gibi çalışmalar yürüttü. Üretimden elde edilen kaynakların bir bölümünün topluluğun ortak ihtiyaçları için kullanılması hedeflendi.

Bu yönüyle Venezuela deneyimi, ekonomik yaşamın da yeniden örgütlenebileceği bir model olarak ele alınabilir.

DEVLET İLE TOPLUM ARASINDAKİ DENGE TARTIŞMASI

Öte yandan Venezuela komünleri, devlet desteğiyle gelişen bir model oldu. Bu durum, deneyimin en fazla tartışılan yönlerinden biri haline geldi. Devlet ile yerel özerklik arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı, komünlerin ne ölçüde bağımsız toplumsal örgütlenmeler olabileceği ve merkezi yapılarla ilişkilerinin sınırları günümüzde de tartışılmaya devam ediyor.

Buna rağmen Venezuela deneyimi, Latin Amerika’da halkın mahalle ve topluluk düzeyinde örgütlenmesini hedefleyen en kapsamlı komün projelerinden biri olarak öne çıkıyor. Topluluk konseyleri ve komünler aracılığıyla yerel karar alma süreçlerine katılım sağlanıyor.

BREZİLYA: TOPRAK, ÜRETİM VE KOLEKTİF YAŞAM

Brezilya’da ise Topraksız Tarım İşçileri Hareketi (MST), doğrudan “komün” adıyla örgütlenmese de ortak üretim, kolektif yaşam ve halkın kendi ihtiyaçlarını örgütleme pratikleri açısından günümüzün önemli komünal deneyimleri arasında yer alıyor.

1984’te kurulan MST’nin temel mücadelesi, topraksız köylülerin kullanılmayan büyük topraklarda kolektif yerleşimler kurması ve toprağın toplumsal bir hak olarak değerlendirilmesi üzerine şekillendi. Ancak hareket, yalnızca toprak edinme mücadelesi yürütmekle sınırlı kalmadı, kurduğu yerleşimlerde eğitimden üretime kadar birçok alanı kolektif biçimde örgütledi.

MST’nin yerleşim alanlarında kararlar, toplantılar ve kolektif yapılar aracılığıyla alınıyor. Tarım üretiminde kooperatifler kuruluyor, ürünlerin işlenmesi ve dağıtımı ortak örgütlenmeler üzerinden yürütülüyor. Bu model, küçük üreticilerin ve köylülerin dayanışma temelinde alternatif ekonomik yapılar oluşturma arayışını yansıtıyor.

EĞİTİMDE DE DEVRİM

MST deneyiminin en dikkat çekici yönlerinden biri eğitim çalışmaları oldu. Hareket, kırsal bölgelerde yaşayan çocuklar ve yetişkinler için okullar kurarak eğitimi toplumsal dönüşümün temel araçlarından biri olarak ele aldı. Bu okullarda tarım, ekoloji, kolektif çalışma ve toplumsal haklar üzerine çalışmalar yürütülüyor. MST ayrıca üniversitelerle iş birlikleri kurarak öğretmen yetiştirme programları ve kırsal eğitim projeleri geliştirdi.

Yarın: Komün deneyimleri-III: Rojava’da yeni bir yaşam