Kolombiya’da ABD etkisi
ABD, Latin Amerika'daki askeri etkisini yeniden artırırken Kolombiya'nın yeni hükümeti, Washington'ın bölgesel güvenlik stratejisinin öne çıkan aktörlerinden biri haline geliyor.
ABD, Latin Amerika'daki askeri etkisini yeniden artırırken Kolombiya'nın yeni hükümeti, Washington'ın bölgesel güvenlik stratejisinin öne çıkan aktörlerinden biri haline geliyor.
Kolombiya, Gustavo Petro döneminin ardından siyasette belirgin bir sağa dönüş yaşadı. Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella'nın ABD Başkanı Donald Trump ile kurduğu yakın ilişki, ülkenin dış ve güvenlik politikalarında yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Trump'ın açık desteğini alan De la Espriella, 21 Haziran 2026'daki ikinci turda sol aday Iván Cepeda'yı yüzde 48,70 oyla geride bırakarak seçimi kazanmıştı.
De la Espriella'nın zaferi, sadece bir iktidar değişimini ifade etmiyor. “Güvenlik, uyuşturucuyla mücadele ve güçlü devlet” söylemlerini merkeze alan yeni sağın ülkede kazandığı gücü gösteriyor. Kolombiya'daki bu dönüşüm, içeride olduğu kadar dışarıdaki gelişmelerle de bağlantılı. ABD'de Trump'ın ikinci başkanlık döneminde Latin Amerika'daki askeri ve siyasi etkisini yeniden genişletmeye çalışması, Kolombiya'yı bu stratejinin en önemli halkalarından biri haline getirdi.
PETRO’DAN DE LA ESPRİELLA’YA
Kolombiya'nın ilk solcu Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, iktidarı boyunca silahlı gruplarla müzakereyi, barış görüşmelerini ve uyuşturucuyla mücadelede askeri yöntemlere dayanmayan politikaları öne çıkardı. Ancak silahlı grupların faaliyetlerinin devam etmesi, güvenlik sorunlarının sürmesi ve hükümetin “Total Peace” politikasının beklenen sonuçları vermemesi, muhalefetin en önemli saldırı alanlarından biri oldu. De la Espriella ise seçim kampanyasını büyük ölçüde bu güvenlik krizinin üzerine kurdu.
Sağcı siyasetçi, uyuşturucu kaçakçıları ve silahlı gruplara karşı sert bir söylem kullandı. Suçla mücadelede devletin askeri kapasitesinin güçlendirilmesini savundu ve güvenlik sorununa daha doğrudan müdahale edeceğini vaat etti. Seçim kampanyasında ekonomik büyüme, petrol ve doğal gaz sektörünün genişletilmesi ve devletin küçültülmesi de öne çıkan başlıklar arasındaydı.
TRUMP’IN DESTEĞİ
De la Espriella'nın yükselişinin en dikkat çekici boyutlarından biri, Trump'ın açık desteği oldu. Trump, haziran ayında De la Espriella'ya “tam ve koşulsuz” desteğini açıkladı ve seçimin Kolombiya ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Ayrıca De la Espriella'nın kazanması halinde Kolombiya'nın ABD'den “tam destek ve güç” göreceğini ifade etti. De la Espriella'nın seçimi kazanmasının ardından ise bu kez Kolombiya ile ilişkilerin Petro dönemine kıyasla çok daha iyi olacağını söyledi. Bu destek, kuşkusuz Washington'ın Latin Amerika politikasıyla aynı döneme denk geliyordu.
LATİN AMERİKA’DA ASKERİ ETKİSİNİ GENİŞLETİYOR
Trump yönetimi, ikinci döneminde Latin Amerika ve Karayipler'i ABD'nin dış politika öncelikleri arasına yeniden yerleştirdi. Uyuşturucu kartellerini ve silahlı suç örgütlerini “ABD'nin ulusal güvenliğine yönelik bir tehdit” olarak tanımladı. Batı Yarımküre'de ABD'nin üstünlüğünü yeniden tesis etme hedefi doğrultusunda Monroe Doktrini'nin yeniden uygulanmasını öne çıkarıyor. Kartellere karşı mücadelede askeri ve kolluk güçlerinin birlikte kullanılacağını ve ABD ile iş birliği yapmaya hazır hükümetlerle ortak operasyonların sürdürüleceğini belirtiyor.
Bu politikanın en somut araçlarından biri Americas Counter Cartel Coalition (A3C) oldu. “Shield of the Americas” olarak adlandırılan daha geniş güvenlik girişiminin temel mekanizması olan koalisyon, bölge ülkelerini uyuşturucu kaçakçılığı ve örgütlü suçla mücadelede daha yakın askeri ve istihbarat iş birliğine çekmeyi amaçlıyor.
Washington'ın yaklaşımındaki önemli değişiklik ise uyuşturucuyla mücadelede deniz operasyonlarından kara operasyonlarına doğru ilerlenmesi. ABD ordusu, Latin Amerika açıklarında uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik ölümcül operasyonlar düzenlerken, Trump yönetimi şimdi benzer askeri yöntemleri karadaki silahlı ve uyuşturucu bağlantılı gruplara karşı da kullanmaya hazırlanıyor. Bu, ABD'nin bölgede onlarca yıldır görülmemiş ölçekte daha doğrudan bir askeri müdahaleye yöneldiğini ortaya koyuyor.
KOLOMBİYA’DAN ORTAK OPERASYON TALEBİ
Kolombiya, bu stratejinin merkezine tam da De la Espriella'nın iktidara gelmesinin ardından yerleşti. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 12 Ağustos'ta Panama'da düzenlenen bölgesel güvenlik toplantısında, De la Espriella hükümetinin ABD'den Kolombiya topraklarında ortak askeri operasyonlar yürütmesini istediğini ve bunu onayladıklarını duyurdu.
Kolombiya aynı zamanda A3C'nin 19. üyesi oldu. Böylece Petro döneminde Washington'ın bazı güvenlik politikalarına mesafeli duran Bogotá, Trump yönetiminin bölgesel askeri güvenlik mimarisinin doğrudan parçası hâline geldi. ABD yönetimi ayrıca De la Espriella hükümetine yönelik yaklaşık 1 milyar dolarlık güvenlik yardım paketi hazırladığını açıkladı. Washington, bu desteği yeni hükümetle “güvenlik ortaklığının temel unsurlarından biri” olarak tanımlıyor.
ORTAK HEDEFLER KİM?
Ortak askeri operasyon tartışmasının merkezinde Kolombiya'daki silahlı gruplar bulunuyor. Ülkede onlarca yıllık çatışma sürecinin ardından FARC'ın silahsızlandırılması gerçekleşmiş olsa da örgütün bazı gerilla grupları aktif. Aynı şekilde ELN de ülkenin farklı bölgelerinde faaliyet gösteriyor.
Petro hükümeti, müzakere yolunu öne çıkarırken De la Espriella ise askeri yöntemi savunuyor. ABD'nin yeni güvenlik stratejisiyle Kolombiya'nın yeni hükümetinin yaklaşımı burada kesişiyor. Bu nedenle Washington'ın Kolombiya'ya askeri olarak yeniden yaklaşması yalnızca uyuşturucu ticaretiyle mücadele anlamına gelmiyor. ABD açısından Kolombiya, Latin Amerika'daki güvenlik ağının yeniden kurulmasında stratejik bir ortak haline geliyor.
ASKERİ AĞINI GENİŞLETİYOR
Kolombiya'da son iki ay içinde hızlanan gelişmeler, aynı zamanda bölgedeki daha geniş askeri hareketliliğin bir parçası. Trump yönetimi, Ekvador ve Honduras gibi ülkelerle de ortak güvenlik faaliyetlerini genişletiyor. ABD, uyuşturucu kaçakçılığına karşı deniz operasyonlarının ardından kara operasyonlarına geçişi tartışırken, bölgedeki hükümetleri istihbarat paylaşımı, askeri eğitim ve ortak operasyonlar üzerinden daha sıkı bir güvenlik ağı içinde toplamaya çalışıyor.
Öte yandan, bu politika Latin Amerika'da ciddi tartışmalara da yol açıyor. ABD askerlerinin bölge ülkelerinde daha fazla operasyon yapması; ulusal egemenlik, sivil kayıplar ve Washington'ın Latin Amerika üzerindeki tarihi müdahale politikalarının yeniden canlanması konularını gündeme getiriyor. Bazı hükümetler bu iş birliğine açıkça karşı çıkarken, sağ hükümetler Washington'ın yaklaşımına daha sıcak bakıyor.
Dolayısıyla Trump'ın bölgedeki politikası, “uyuşturucu kartelleriyle mücadele”den de öte, yayılmacı bir plan olarak karşımıza çıkıyor.
SAĞIN YÜKSELİŞİ İLE ABD’NİN STRATEJİSİ KESİŞİYOR
Kolombiya'daki siyasi değişim ile Washington'ın bölgesel stratejisi bu noktada birbirini tamamlıyor. De la Espriella, sert askeri mücadeleyi öne çıkarırken, Trump yönetimi ise uyuşturucu kaçakçılığına karşı bölgedeki askeri kapasitesini artırıyor. Yeni Kolombiya hükümeti ABD'den ortak operasyon talep ederken Washington da bu talebe karşılık veriyor. Yani burada aynı zamanda Kolombiya'nın güvenlik politikasının Washington'ın yeni askeri stratejisiyle yeniden hizalanması söz konusu.
KOLOMBİYA NEREYE GİDİYOR?
De la Espriella hükümeti, Kolombiya'nın güvenlik politikasında yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde Trump yönetiminin Latin Amerika'da yeniden kurmaya çalıştığı askeri nüfuzun Kolombiya'da ne kadar kalıcı hale geleceği de belirleyici olacak. Kolombiya böylece hem kendi içindeki sağ dönüşümün hem de Washington'ın Latin Amerika'da askeri gücü yeniden merkeze alan yeni stratejisinin önemli bir kesişim noktası haline geliyor.