Eren: Komisyon kapsayıcı ve katılımcı olmak durumunda

Mecliste kurulacak komisyona dair somut adımlar atılmaya başlarken DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, komisyonun katılımcı ve kapsayıcı olması gerektiğini vurguladı.

SERHAT EREN

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle barış süreciyle ilgili kurulacak komisyon için cuma günü bir toplantı yaptı. Toplantıya AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit, MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, İYİ Parti Grup Başkanvekili Buğra Kavuncu ve Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Bülent Kaya katıldı.

Mecliste yapılan bu toplantıyla adımları atılacak komisyon hakkında sorularımızı yanıtlayan DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, komisyonun ilk etapta görev tanımı yapması, katılımcı ve kapsayıcı olması ve de dünya örneklerindeki özelliklere sahip olması gerektiğine yönelik değerlendirmeler yaptı.

GÖREV TANIMI YAPILMALI

DEM Parti Amed Milletvekili Serhat Eren, Komisyonun öncelikle görev tanımını yapması gerektiğini belirtirken, bu çerçevede kapsayıcı ve katılımcı olması gerektiğinin de altını çizdi: “Kurulmasını beklediğimiz komisyonun öncelikle görev alanının tanımlaması gerekiyor. Görev alanı tanımladıktan sonra aslında buna uygun sayıda kişi belirlemeli. Bazen komisyon üyelerinin çok sayıda olması o komisyonu hantallaştırabilir. O nedenle görev alanı aynı zamanda komisyonunun üye sayısını da belirlemeli.

Biz hep şunu söylüyoruz; komisyon kapsayıcı ve katılımcı olmak durumunda. O nedenle bu komisyon olabildiğince Türkiye toplumunu temsiliyetini sağlayacak bir komisyona dönüşmeli. Mecliste hem şu an grubu bulunan siyasi partiler ama aynı zamanda grubu olmadığı halde 10’a yakın da parti var. Dolayısıyla çözüm ve barış sürecinin toplumsallaşmasını sağlamak adına bütün bu partilerin her ne kadar grupları olmasa da bu komisyona dahil edilmesi gerekiyor. Yine herhangi bir partiden bağımsız milletvekilleri de var. Formülasyon nasıl bulunur bilmiyorum ama bunların da o komisyonda yer alması gerekiyor. Komisyonun kapsayıcı ve katılımcı olması gerektiğine ilişkin ifade ettiğimiz şey aslında bu. Dolayısıyla bu komisyon böyle kapsamlı olmalı.

Tabii komisyon şimdi meclis bünyesinde siyasi partilerden oluşuyor ve Meclis Başkanı'nın inisiyatifiyle kuruluyor. Ama ileriki dönemlerde bu komisyonun kendisini genişletecek bir komisyona dönüşmesi gerekiyor. Yani sadece milletvekillerinden, siyasi partilerden yani mecliste bulunan siyasi partilerden oluşacak bir komisyonun dar olacağını, kapsayıcı olmayacağını bu süreci götürebilecek, yürütebilecek bir komisyon olmaktan çıkabileceğini düşünüyorum. Belki alt komisyonlar kurma yetkisine sahip olmalı. Bu alt komisyonlar sivil toplum örgütlerinden, hukuk örgütlerinden yine mecliste grubu olmasa bile çok sayıda siyasi parti var Kürdistanlı partilerden tutun da tüm Türkiye'ye kadar, belki bu partilerin de bu alt komisyonlar üzerinden sürece dahil olmalarını sağlamak gerekiyor yine.”

TÜM AKTÖRLER İÇİN YASAL BİR DOKUNULMAZLIK OLMALI

DEM Partili Eren, önceki deneyimleri de örnek göstererek sürecin tüm aktörleri için yasal bir dokunulmazlık hazırlanması gerektiğini söyledi.

Serhat Eren, bunun katılım açısından çok önemli olduğunu şu ifadelerle vurguladı: “Bu sürece desteğin yaklaşık yüzde 70’e yakın olduğu ifade ediliyor. Bu dünya deneyimlerinde de açısından bile çok çok iyi bir oran. Dolayısıyla yüzde 70’lik bir oranını korumak gerekiyor. Bunu korumak için de güven artırıcı adımların atılması lazım. Güveni tesis etmek lazım. Tabii bunun için de hukuksal zemin gerekli. Başından beri işaret ettiğimiz hukuksal zeminin öncelikle oluşması lazım.

2013-2015 döneminde de birçok şeyi deneyimledik. O dönemde çözüm sürecine katılan aktörlerin büyük bir kısmı tamamen yasal güvenceden mahrum bırakıldı. Süreç bozuldu ve böyle bir riskle karşı karşıya kaldılar. Sadece devlet tarafı, devlet içerisindeki aktörler o yasadan yararlanabildi. Şimdi bu dönemde biraz evvel de söyledim, yüzde 70’lik bir destek var. Bu desteğin mecliste temsilcileri var, siyasi partiler var, sivil toplum örgütleri var. Dolayısıyla bütün bunların bu süreçte rol alabilmesi için kendilerini güvende hissetmeleri gerekiyor. Bu anlamda yasal bir dokunulmazlığa ihtiyaç var.

Örneğin Güney Kürdistan'da 11 Temmuz'da yapılan merasime çok sayıda sivil toplum örgütü, hukuk örgütü, meslek örgütü hatta siyasi partinin katılmak istediğini biliyoruz ama kaygılarını dinledik, o kaygılardan dolayı da katılamadıklarını gördük. O nedenle bu sürecin kapsayıcı olmasını sağlamak, katılımcı olmasını sağlamak için bir an önce bu komisyonun bir yasal düzenleme yapması, bir taslak hazırlaması ve meclise sunması gerekiyor. Bu çok önemli.”

RİSKLER ORTADAN KALDIRILMALI

Serhat Eren ,sürece bağımsız bir gözlemci heyetinin de eşlik etmesi gerektiğini ifade etti. Bağımsız gözlemcilerin olması gerektiğini ifade ederken özellikle Endonezya’yı örnek gösteren Eren, sürecin bazı risklerine de dikkat çekti: “Bu komisyon kısa süre içerisinde şunu da yapabilir. Dünya deneyimlerinde de çok görüyoruz; bağımsız bir izleme mekanizmasının olması gerekiyor. Bu bağımsız izleme mekanizmasını ifade ettiğimiz zaman, bazı çevrelerde Avrupa'ya yönelik alerjik bir reaksiyon ortaya çıkabiliyor. Ama mesela Kolombiya, Filipinler, Endonezya, Finlandiya gibi birçok deneyim var. Belki de dünyada en deneyimli örneklerden biri Endonezya. Dolayısıyla bu ülkelerden oluşacak bağımsız bir izleme heyetinin olması bu süreci kolaylaştırabilir. Tıkanıklıkların ya da sorunların yaşandığı anda bu komisyonun kolaylaştırıcı, yol açıcı olması önemlidir diye düşünüyorum. Yine BM'den de bir ekip olabilir, bunlar sürecin akışını sağlamak, kolaylaştırıcı olmak açısından da önemli bir role sahip olabilirler.

2013-2015 sürecinde şunu hatırlıyoruz, en nihayetinde iktidarlar bu sürece şöyle bakarlar, bu süreç kendi iktidarlarının zayıflamasına neden olacaksa, bir noktadan sonra o sürecin kendisini bozma eğilimine girebilirler veya bozabilirler. O nedenle bu riski ortadan kaldırmak açısından belki şunu da yapmak gerekiyor; bir yıl sonra diyelim ki bir seçim olacak. AKP, anketlerde bu sürecin iktidar olarak kendisine zarar verdiğini tespit edip bu süreci bozabilir. O nedenle bu riski minimize etmek açısından iktidarı bu sürecin yürütücüsü olmaktan çıkarmak gerekiyor. Aynı zamanda süreci toplumun bütün kesimlerine yaymak gerekiyor. Bütün kesimleri derken bütün siyasi partileri, bütün kesimleri, bütün dinamikleri, sivil toplum örgütlerinden tutun da bu ülkenin demokrasi kaygısını taşıyan bütün kesimlerini bu sürece katarak aslında sorumluluğu bütün topluma bırakmak, toplumun bütün dinamikleri üzerinde bırakarak da aslında daha sağlıklı bir işleyişi yakalamak.

Aksi takdirde sadece bu sürecin üreticisi iktidar olursa, yarın öbür gün o riski gördüğü an bu süreci dağıtabilir, bitirebilir. O nedenle diyorum, evet, siyasal ve hukuksal sorumluluk kuşkusuz iktidarda ama bu sürecin tek yürüteni iktidar olursa böyle bir risk olabilir. O nedenle bütün dinamikleri bu sürece katmak, bu sürecin sorumlusu haline getirmek belki o riski minimize edebilir.

Bu komisyon, belki mecliste ilk defa kuruluyor çünkü dünya deneyimlerinde meclis bünyesinde kurulan bir komisyon örneği yok veya çok az. Çünkü genelde kurulan komisyonlar daha bağımsız komisyonlar olur ama bu komisyonun meclis bünyesinde kurulması önemli. Biraz önce de söylediğim gibi bağımsız komisyonlar da kurulabilir.

Ayrıca hem Türkiye'de hem Türkiye dışında çatışma ve çözümü çalışmış bu alanda kafa yormuş çok sayıda akademisyen var. Belki onları da bu sürece dahil etmek, çok sayıda dünya deneyimini çalışmış, deneyim biriktirmiş bu insanlardan yararlanmak, Ekim ayında başlayıp halen devam eden bu sürecin akışının sağlıklı yürümesini sağlamak açısından iyi olur diye düşünüyorum.”

DEMOKRATİK SİYASETİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER ORTADAN KALDIRILMALI

Eren, özellikle PKK’nin 11 Temmuz'da vurguladığı demokratik entegrasyon için ise şunların yapılabileceğini söyledi: “Şimdiye kadar anlattıklarım genel çerçevede ama özel olarak belki bu komisyon kurulduktan sonra hızlıca ilk adımı, silah bırakma kararı almış, kendisini feshetmiş PKK'nin de 11 Temmuz'da ortaya koyduğu gibi, onların Türkiye'de demokratik siyasete, demokratik yaşama, siyasal yaşama katılma isteklerinin olanaklarını yaratması olabilir. Komisyon tam da bu noktada öncelikle hem silah bırakmış olan PKK'nin hem yurt dışına göçmek zorunda kalan belki binlerce insanın hem cezaevinde olan binlerce insanın siyasal toplumsal, yani demokratik mücadeleye katılımını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılmasına dönük bir çalışma yürütebilir. Bir taslak hazırlayabilir.

Bu komisyon, öncelikle demokratik siyaset zeminini güçlendirecek o alana olanak yaratacak yasal düzenlemeler yapmalı. İfade özgürlüğü önündeki engeller, basın özgürlüğü önündeki engeller, kayyum politikası, belki nefret suçları gibi demokratik siyasetin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya yönelik hamleler yapabilir. Elbette bunlar ilk aklıma gelenler daha çok fazla var. Bu da sonuçta uzun erimli bir çalışma olacak. Hemen şu yasaları çıkaralım demekle kuşkusuz ki olmuyor.

Bu sürecin bütün bir topluma mal edilmesi için Sayın Öcalan’la İmralı'da görüşmeli. Bu süreci tamamına erdirmek açısından Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarını konuşmalı, tartışmalı. Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarını sağlamak için de bir çalışma yürütmeli. Yine belki sahaya inip toplumun bütün kesimleriyle yani hukuk örgütlerinden tutun, sivil toplum örgütlerine, siyasi partilere saha çalışması yapmalı. Tıpkı belki tam olarak karşılamasa da 2013-2015 sürecine akil insanların yedi bölgede bir çalışma yürütmesi gibi süreci toplumsallaştırmak, barışı toplumun bir talebine dönüştürme çabası, bu süreçte belki bu komisyon ile de yürütebilir.

Yasal düzenlemelerle hukuki zeminle birlikte aynı zamanda siyasal alanda da toplumsal alanda da bazı çalışmalar, çabaların yürütülmesine öncülük edilmeli. Bunlar belki ileriki zamanlarda tartışılır muhtemelen ama anayasa da -bu aşamada henüz belki bu komisyonun ilk temel gündemi değil ama- önünde sonunda sonuçta bu ülkede kalıcı bir barışın tesisi için bir ihtiyaç. Toplumsal sözleşme doğrusu bir anayasada yansımasını bulacak muhtemelen. Dolayısıyla ona yönelik belki şimdi olmasa da daha sonra sivil, özgürlükçü, toplumsal uzlaşıyı ve barışı sağlayacak bir anayasanın yapımı öncesi bu yol temizliğinin yapılması gerekiyor. Demokratik yasaların yapılması konusunda çaba içerisinde olunması gerekiyor.

Entegrasyon çok da negatif anlamda kullanılmamalı. Demokratik entegrasyon yasaları sadece uyumun kendisi değil, aynı zamanda farklılıkların, dilin, kimliğin, kültürün, inancın sistem içinde kabulünü sağlamaktır. Bu bahsettiğim başlıklara ilişkin hakların sistem içerisinde, yani ulus devlet içerisinde güvence altına alınmasını sağlayacak bir süreci de ifade eder. Yani entegrasyonun kendisi çok negatif olarak değerlendirilir ama uluslararası literatürde benim anladığım böyle bir yanı da var. Komisyon bunu da dikkate almalı diye düşünüyorum.”