Melis Gebeş: İhlal devam ediyor, düzenleme şart

Önder Apo ve diğer siyasi tutsaklara ilişkin "umut hakkı" kararlarının uygulanması için AKBK'ye bildirimde bulunan kurumlar reform çağrısı yaptı. CİSST Koordinatörü Melis Gebeş, somut bir ilerleme olmadığını belirterek ihlalin sürdüğünü ve reform ihtiyacı

MELİS GEBEŞ

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Savunuculuk Koordinatörü Melis Gebeş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Türkiye hakkında verdiği ve kamuoyunda “Gurban Grubu” olarak bilinen kararların uygulanmamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına tabi tutsaklar açısından “umut hakkı” tartışmasının yalnızca belirli kişileri ilgilendiren bir konu olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Melis Gebeş, meselenin insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından yapısal bir boyut taşıdığını belirtti.

Dosyanın ortak noktasının, Türkiye’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilen bazı kişiler açısından cezanın gözden geçirilmesine imkan tanıyan bir mekanizmanın bulunmaması olduğunu belirten Melis Gebeş, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre bir mahpusun hayatının sonuna kadar hiçbir koşulda serbest bırakılma ihtimalinin bulunmaması ve tahliye ihtimalini değerlendirecek herhangi bir mekanizmaya erişememesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesiyle bağdaşmıyor. Mahkeme, bir kişinin yaşamı boyunca hiçbir değerlendirme mekanizmasına erişememesini insan onuru ve cezanın amacı bakımından sorunlu görüyor. Umut hakkı olarak ifade edilen ilke de tam olarak buradan kaynaklanıyor” dedi.

'KOMİSYON KARARINA RAĞMEN BİR REFORM HAYATA GEÇİRİLMEDİ'

Mahkemenin bu konuda verdiği kararların üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen gerekli reformların hâlâ hayata geçirilmediğine dikkat çeken Melis Gebeş, şunları ifade etti: “Sorun tam olarak burada ortaya çıkıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin işaret ettiği sorunu giderecek ve cezanın belirli bir süre sonunda gözden geçirilmesine imkan tanıyacak bir mekanizma hâlâ oluşturulmuş değil. Bu nedenle Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi dosyayı uzun süredir geliştirilmiş denetim usulü kapsamında takip ediyor ve Türkiye’den gerekli reformları gerçekleştirmesini talep ediyor. Komisyon kararına rağmen bugüne kadar bu yönde kapsamlı bir reform hayata geçirilmedi. Dolayısıyla bugün karşı karşıya olduğumuz mesele yalnızca belirli mahpusları ilgilendiren bireysel bir durum değil; bir yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tespit edilmiş ve yıllardır devam eden yapısal bir insan hakları ihlali söz konusu. Diğer yandan da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf bir devletin, Mahkeme kararlarının gerektirdiği düzenlemeleri hayata geçirmemesi meselesi bulunuyor.”

'İHLALİN DEVAM ETTİĞİNİN ALTINI ÇİZDİK'

CİSST olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne sundukları bildirimin amacına da değinen Melis Gebeş, şöyle dedi: “Bu bildirimi sunmamızın temel nedeni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ilişkin süreçte ilerleme sağlanıp sağlanmadığına dair gözlem ve değerlendirmelerimizi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ile paylaşmaktı. Eylül 2025’te kabul edilen ara kararın ardından Türkiye’den cezanın gözden geçirilmesine ilişkin bir mekanizma oluşturması ve gerekli reform adımlarını atması bekleniyordu. Ancak aradan geçen sürede bu yönde somut bir ilerleme kaydedilmediğini görüyoruz. Bu nedenle ihlalin devam ettiğine ve reform ihtiyacının sürdüğüne dikkat çekmek istedik.”

‘UMUT HAKKI ÖRNEKLERİ YOĞUN’

Umut hakkının ceza infaz sisteminin temel yaklaşımıyla ilgili olduğunu belirten Melis Gebeş, Avrupa’daki uygulamalara dikkat çekerek, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, müebbet hapis cezalarının hukuken ve fiilen indirgenebilir olması gerektiğini vurguluyor.

Avrupa ülkelerinde mahpusların belirli bir süre sonra cezasının yeniden değerlendirilmesine imkan tanıyan mekanizmalar bulunuyor ve ilk değerlendirmenin birçok ülkede yaklaşık 25 yıl sonra yapıldığı biliniyor. Mahkeme de müebbet hapis cezasına mahkam edilen kişilerin, belirli bir süre sonunda cezasının yeniden değerlendirilmesine imkan tanıyan bir mekanizmaya erişebilmesi gerektiğini ifade ediyor” dedi.

'YASAL DÜZENLEMELER GÖZDEN GEÇİRİLMELİ'

Mevcut yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Melis Gebeş, şunları belirtti: “Bugün sorunun temel kaynaklarından biri, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107'nci maddesinin 16'ncı fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan ve belirli suç kategorileri bakımından koşullu salıvermeyi tamamen dışlayan düzenlemelerdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eleştirdiği temel husus da cezanın hiçbir koşulda gözden geçirilememesi ve bazı mahpuslar açısından fiilen ömür boyu hapis sonucunu doğurmasıdır.

Suç türüne dayalı farklılaştırmaların yarattığı eşitsizlikler, koşullu salıverme süreçlerinde belirleyici rol oynayan İdare ve Gözlem Kurulları’nın yapısı ve işleyişi, değerlendirme kriterlerindeki belirsizlikler ve geniş idari takdir yetkisi başlıca sorun alanları arasında yer alıyor. Bu nedenle yasa hazırlık sürecinin, infaz sisteminin bütününü kapsayan bir perspektifle yürütülmesi büyük önem taşıyor.”

'İNFAZ SİSTEMİ İNSAN HAKLARI İLE UYUMLU HALE GETİRİLMELİ'

İnsan hakları standartları ile toplumdaki güvenlik ve adalet beklentilerinin birbiriyle çelişmek zorunda olmadığını belirten Melis Gebeş, umut hakkına ilişkin AİHM kararlarının uygulanmasının ceza infaz sisteminin insan hakları standartlarıyla uyumlu hale getirilmesinin önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Mahpusların temel haklarının korunmasına ve kamuoyunun ceza infaz sistemine duyduğu güvenin güçlenmesine katkı sağlayacaktır.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına tabi bazı mahpuslar bakımından tahliye ihtimalini tamamen ortadan kaldıran mevcut yapının değiştirilmesi ve bu kişilerin durumlarının belirli koşullar altında değerlendirilebilmesine imkan tanıyan bir mekanizmanın oluşturulması, hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi hem de infaz sisteminde uzun süredir tartışılan yapısal sorunların çözümüne katkı sağlayacaktır” diye konuştu.