GÖRÜNTÜLÜ

Prof. Warren Montag: Kürt hareketi, kolektif özgürlük fikrini yeniden kuruyor

Çağdaş felsefenin önde gelen isimlerinden düşünür Warren Montag, “Barış ve demokratik toplum perspektifi etrafında şekillenen fikirler, yalnızca Kürt halkı için değil, tüm Ortadoğu ve dünya halkları açısından da umut verici bir alternatiftir” dedi.

WARREN MONTAG

26 yıldır İmralı Ada Hapishanesi’nde ağır tecrit koşullarında tutulan Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum” süreci, uluslararası düzeyde giderek daha fazla destek ve yankı buluyor. Farklı toplumsal kesimlerden ve uluslararası çevrelerden gelen açıklamalarda, Kürt Özgürlük Hareketi’nin attığı diyalog ve çözüm adımları olumlu karşılanıyor. Bu süreçte, barışın kalıcı ve anlamlı hale gelmesi için Türk devletine, siyasi ve hukuki düzlemde somut adımlar atması yönünde güçlü çağrılar yapılıyor. Sürecin başarısı için, özellikle Önder Apo’nun müzakere koşullarının sağlanması ve özgürlüğünün sağlanması gerektiği vurgulanıyor.

Bu süreç, aynı zamanda Önder Apo’nun ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin yıllardır savunduğu demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmanın daha geniş kesimlerce tanınmasını ve görünürlük kazanmasını sağladı. Barış ve demokratik toplum perspektifi etrafında şekillenen bu fikirler, yalnızca Kürt halkı için değil, tüm Ortadoğu ve dünya halkları açısından da umut verici bir alternatif olarak değerlendiriliyor. Mevcut krizlere karşı giderek daha fazla tartışılan bu paradigma, yeni bir alternatif model olarak ortaya çıkıyor.

Önder Apo’nun öncülüğünü yaptığı sürecin önemini ve özgürlük mücadelesinin savunduğu fikirlerin teorik ve siyasal önemini, çağdaş siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden Prof. Warren Montag ile konuştuk. Montag, Rojava’da hayat bulan Önder Apo’nun fikirlerinin sadece bölgesel değil, evrensel düzeyde bir ilham kaynağı olduğuna dikkat çekti.

Kürtlerin barış ve özgürlük talebinin her kesim tarafından destek bulmasının önemini vurgulayan Prof. Montag, sürecin başarısı için hem Önder Apo’nun özgürlüğünün sağlanmasının hem de Türk devletinin atacağı siyasi ve hukuki adımların önemine işareti etti.

Yaptığı önemli teorik çalışmalarla, batı edebiyatı ve felsefesinin önde gelen isimlerinden bir olan Amerikalı Düşünür Prof. Warren Montag ile yaptığımız söyleşi şöyle:

‘SÜRECİN DESTEKCİSİYİM’

Öncelikle yoğun gündeminiz içerisinde bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Çalışma alanlarınız farklı olsa da Kürt meselesini yakın takip ettiğinizi biliyorum. Bu anlamda Türk devleti ile Kürt Özgürlük Mücadelesi arasında başlayan barış süreci ile başlamak istiyorum. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle, okuyucularınıza hitap etme fırsatını verdiğiniz için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Ve belirtmeliyim ki, ‘Kürt meselesi’ olarak adlandırdığımız konuyla ilgilenmem çok eskilere dayanıyor. Muhtemelen bu ilgim, 1978-79 İran Devrimi ile başlamıştı.

O dönemde Kaliforniya, Los Angeles’taydım. Los Angeles’taki geniş İranlı öğrenci hareketi içinde birlikte çalıştığım birçok Kürt yoldaş vardı. O dönemde Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı gibi konular son derece önemliydi.

O zamandan beri bu hareketi belli ölçüde takip ettim. Ve özellikle şu anki dönemin, Kürt halkı için -hem Türkiye’de hem de özellikle Suriye'de- çok kritik bir eşik olduğunu fark ediyorum. Kürt halkının refahı ve geleceği konusunda derin bir endişe taşıyorum.

Barış sürecini mümkün olduğunca kamuoyuna açık bir şekilde desteklemek istiyorum; çünkü bunun önemli bir an olduğunu düşünüyorum. Bence bu süreç önemli olmalı. Önemli olabilir. Ama olayların nasıl gelişeceğini görmemiz gerekiyor.

Bölgede değil, uluslararası ölçekte de son derece istikrarsız bir dönemdeyiz. İşlerin nasıl sonuçlanacağını tam olarak bilmiyoruz, ancak en azından Kürt güçleri ile Türk devleti arasındaki ilişkiler açısından bu, oldukça verimli olabilecek bir açılım olabilir.

‘ÖCALAN ÖNEMLİ BİR FÜGÜR, ÖZGÜR OLMALI’

Bu sürecin merkezinde 26 yıldır ağır tecrit koşullarında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan var. Böylesi tarihi bir süreci bugün tutuklu bulunduğu İmralı Cezaevi’nden yönetmeye çalışıyor. Kürt tarafı, her fırsatta sürecin başarısı için kendisinin özgürlüğünün önemli olacağına dikkat çekiyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

Elbette özgür olması gerekir. Bence gerçek ve samimi bir müzakerenin yapılabilmesi için Öcalan’ın serbest bırakılması gerekir. Bu konuda hiç şüphe yok. Hareket adına taleplerde bulunmak istemem -bu benim görevim değil- ancak bence, siyasi mahkumlar için genel bir ‘af’ çok önemli bir meseledir.

Pek çok aktivist, entelektüel vs. hâlâ hapiste ya da hapse girme tehdidi altındayken bu ciddi bir sorun teşkil ediyor. Bu durumun derhal ele alınması gerekiyor. Ama özellikle Öcalan söz konusu olduğunda, elbette müzakerelere tam anlamıyla katılabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani kendisi önde gelen bir figür, bu tartışmasız bir gerçek.

 

‘SÜREÇ ERDOĞAN’IN İYİ NİYETİYLE ALAKALI BİR MESELE DEĞİL’

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı tarihi çağrının ardından, PKK 12. Kongresi’ni toplayarak hareketin feshi dahil olmak üzere bir dizi kararlara gitti. Yine geçtiğimiz günlerde bir grup PKK savaşçısı sürece hazır olduklarını gösterme niyetiyle sembolik olarak silahlarını bıraktı ve imha etti. Tüm bu adımlar karşısında bugüne kadar Türk devleti hala siyasi ve hukuki somut bir adım atmış değil. Bu durumda ister istemez bir endişe konusu. Sizce sürecin başarısı için Türk devleti ne yapmalı?

Elbette, bunlar çok zor sorular çünkü bunlar ilkesel ya da genel fikirlerle ilgili sorular değil. Bunlar strateji ve taktik meselesi ve mevcut konjonktürde -çok geniş anlamda- neyin mümkün olduğunun sorusu.

Daha önce de söylediğim gibi, şu anda olağanüstü karmaşık bir dönemden geçiyoruz -geçmişte çoğu zaman gördüğümüzden daha karmaşık bir dönem. Her şey çok hızlı değişebilir. Ancak müzakere yoluna dönülmesi ve -umarım uzun bir süreliğine- silahlı mücadelenin, askeri yönün durdurulması fikri kesinlikle meşru bir yoldur ve bu yolun araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Yani, silahlı mücadele sonsuza kadar sürdürülemez, hele ki bugünkü koşullarda -sadece Türkiye’de değil, Türkiye’nin çevresinde, özellikle Suriye’deki durum da göz önüne alındığında.

YPG’nin de içinde bulunduğu çok karmaşık bir tablo söz konusu. Ama bence barış sürecinden faydalanmak çok iyi bir fikir. Üstelik Türkiye’nin, geçmişteki örneklerle kıyaslandığında, örneğin 2000 ya da 2015’teki başarısız barış görüşmeleri gibi, şu anda Kürtlerle barış arayışı için daha fazla gerekçesi olabilir.

Bu süreç, Erdoğan’ın iyi niyetiyle ilgili bir mesele değil. Çok açık ki Kürtleri yeniden kazanma ihtiyacı duyuyorlar.

‘BÖLGESEL GELİŞMELER ETKİLİ’

Bunu, İsrail’in İran’a yönelik planlarından da anlayabiliriz. Yani bu planlar başarısız oldu, asla başarılı olamaz. Ama planın özü şu: Azınlıklara gidip, onlara “Sizi özgürleştireceğiz, İran ulusunu parçalayacağız ve size kendi topraklarınızı vereceğiz” demek.

Bu elbette gerçekçi değil. Ama eğer yeterince Beluç, Kürt ya da başka bir etnik grup bu tür bir şeye inanır ve kabul ederse, bu, İran için bir felaket olurdu. Aynı şeyin Türkiye için de geçerli olduğunu düşünüyorum ve Türk devleti de bunu biliyor; Kürtleri geri kazanmaları gerektiğinin farkındalar. Türk devleti aynı zamanda askeri saldırılarla da Kürtleri kazanamayacağını biliyor.  

Kürt halkını ve liderini, baskıdan ibaret olmayan, adil bir şekilde bir arada yaşamanın mümkün olduğuna ikna etmek zorundalar. Bence Türkiye’nin de artık bu gerçeği gördüğünü söyleyebiliriz: Eğer ulusu bir arada tutmak istiyorlarsa, Kürtlere karşı sadece şiddet ve baskı politikası izleyerek bunu başaramazlar. Bu işe yaramıyor.

Geçtiğimiz yüzyıldaki tüm örneklere bakarsak, Kürtleri bastırma ya da asimile etme çabaları başarısız olmuştur. Ve bir noktada bu stratejiden vazgeçmek zorundasınız. Bunun yanı sıra, petrol boru hatları ve benzeri nedenlerle de bu dönem Kürt hareketi için önemli bir fırsat olabilir. Çünkü şu anda Türkiye’nin Kürtlerle bir tür barışa ihtiyacı var diyebiliriz.

‘AKILLICA BİR YAKLAŞIM’

Bu yüzden, bunun akıllıca, stratejik ve taktiksel olarak mantıklı bir hamle olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde düşünmek gerekiyor. Silahlı mücadeleyi sürdürmek sadece ilkesel bir mesele değildir. Asıl soru şu: Bu dönem için uygun strateji bu mu? Bence Türk devletinin mevcut ihtiyaçlarından faydalanmak çok akıllıca bir yaklaşımdır. Bu sürece mümkün olan en fazla Kürt gücü dahil edilmeli.

Ve bu sürecin mutlaka araştırılması gereken bir yol olduğunu düşünüyorum. Yani, bunu görmezden gelmek ya da "bunu yapmayacağız" demek akıllıca olmaz. Açık konuşmak gerekirse, bu doğru bir tutum olmaz.

 

‘KÜRTLER İLHAM KAYNAĞI’

Sizin de dikkat çektiğiniz gibi Kürt meselesi sadece Türkiye’den ibaret değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası bir mesele. Ve sorunun ortaya çıkmasında hiç kuşkusuz ki uluslararası güçlerin de büyük bir sorumluluğu var. Bu anlamda, böylesi önemli bir meselenin çözümünde uluslararası güçlerin de bir sorumluluğu var diyebilir miyiz?

Evet, kesinlikle böylesi bir sorumlulukları var. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de Kürtlerin kendi kültürleri, kendi dilleri ve “Ben Kürdüm” deme hakları için verdikleri tarihsel mücadele. Bunları talep etmek bile bir noktada yasa dışı hale gelmişti.  Bu, gerçekten akıl almaz bir şey. Verdikleri bu mücadele bugün bir etki yaratıyor.

Elbette mesele sadece bu değil. Benim gibi pek çok insan da siyasallaşma sürecinde Kürt halkının mücadelesiyle bir şekilde temas kurdu. Elbette başka mücadeleler de var, sadece bu değil ama Kürt mücadelesi bence çok önemli bir yere sahip.

Son yıllarda Suriye’de YPG’nin deneyimleri, yaşanan dönüşüm ve Öcalan’ın fikirlerinden de ilham alan yeni toplumsal fikirler hâlâ insanlara ilham veriyor. Bence bu deneyim, uluslararası sol için çok önemli bir mesele. İnsanlar olup bitenleri gerçekten takip ediyor.

Şu anda da çok tedirgin edici bir dönemden geçiyoruz. Çünkü ne olacağını bilmiyoruz. Her ne kadar Türkiye’den söz ediyor olsak da Suriye rejiminin Kürtlere karşı ne yapacağı henüz belli değil. Türkiye’yle ilişkilerinin ne yöne evrileceği de hâlâ şekillenme aşamasında. Amerika Birleşik Devletleri’nin de Kürtlere ne kadar süre daha destek vereceği belli değil, bunu da kestirmek zor.

Bu, biraz da DAİŞ’in yeniden ortaya çıkıp çıkmamasına bağlı olacak. Yani çok fazla bilinmez var. Ama gerçekten inanıyorum ki, Kürt halkı için uluslararası ölçekte geniş bir destek ve sempati mevcut ve bu çok anlamlı.

 

‘KÜRTLER EMPERYALİSTLERİN ÇİZDİĞİ SINIRLARI REDDEDİYOR’

Dünyanın her kıtasında, her bölgesinde benzer durumda olan azınlık grupları var. Ve Kürtler büyük bir azınlık grubu olarak, yasal olarak tanınmasa da kültürel ve toplumsal olarak gerçek bir Kürt ulusunun varlığı inkâr edilemez. Bu ulus, büyük ölçüde emperyalist ülkelerin çizdiği ulusal sınırlara uymuyor ama buna rağmen orada ve herkes bunun farkında.

Bu anlamda Kürt mücadelesi, Latin Amerika’daki yerli halklar için de Afrika’daki azınlıklar için de dünyadaki pek çok kesim için de bir sembole dönüştü. Kendi kültürünü, kimliğini ve ulusal varlığını koruma mücadelesinin sembolü. Ve bu mücadele, bugün de geçmişte olduğu kadar, belki daha da fazla önemli.

Dünyaya bakarsanız, bu tür mücadelelerin hâlâ her yerde sürdüğünü görürsünüz. Belki de tarihte hiç olmadığı kadar merkezde yer alıyorlar. Bu yüzden, Kürt mücadelesinin sadece desteklenmesi gerektiğini düşünmüyorum, aynı zamanda büyük bir sempati potansiyeline de sahip olduğunu düşünüyorum. Tabii bu kendiliğinden ortaya çıkmaz; harekete geçirilmesi gerekir.

Kürt halkının barış girişimlerini desteklemek, onları her yönden savunmak ve yanlarında durmak gerekiyor. Çünkü barış yönünde adım atan onlar. Ve bence bu çabalar kutlanmalı, her türlü destek verilmelidir. Benim bakış açım bu.

 

‘ÖCALAN’IN FİKİRLERİ GELECEĞE DÖNÜK UMUT VERİYOR’

Rojava’da inşa edilen toplumsal ve siyasal sistemin önemine dikkat çektiniz. Bu sistemin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden esinlendiği biliniyor. Bu sistemin veya Öcalan’ın fikirlerinin önemi hakkında ne söylemek istersiniz?

Bence bu sistem, gerçekten çok zor koşullar altında hayata geçirilmiş bir deney veya proje. Savaşın ortasında -hem de oldukça karmaşık bir savaşın- yepyeni bir toplum kurma çabası. Bu çabanın önemini ne kadar vurgulasam az.

Ve örneğin, toplumsal cinsiyet eşitliği yaratma girişimleri -kadınların YPG içindeki savaşçıların belki yarısını oluşturması- bu muazzam bir ilerleme.  Tüm dünyaya kadınların yeri konusunda ve kadınların ne yapıp ne yapamayacağına dair geleneksel, idealist kalıpları yıkma konusunda örnek oldular.

Ayrıca sekülerlikle dindarlık arasındaki ayrımın -ki bu Avrupa’da, daha az olmakla birlikte Kuzey Amerika’da da- baskıcı ve takıntılı bir biçimde yaşandığını biliyoruz. Ama Suriye’deki Kürt bölgelerinde, dindar olanla olmayan insanlar birlikte ve hiçbir sorun yaşamadan hareket edebiliyor. Bu bir sorun bile teşkil etmiyor, zaten etmemeli de.

Aynı şey kadınlar için de geçerliydi. Askeri yapı içinde başörtülü kadınlar var ve kimse bunu mesele etmedi. Eğer bu Fransa’da olsaydı ortalık ayağa kalkardı, insanlar kıyameti koparırdı. Böyle bir şey düşünülemezdi bile. Ama biliyoruz ki Fransa, sekülarizm fantezisini sorgulama konusunda pek öncü bir ülke değil.

Ama bence burada yaşananlar dünya için örnek teşkil edebilir. İnsanlar bu süreci yakından inceleyip şu soruları sorabilir: Bu nasıl mümkün oldu? Neden bu kadar büyük sorunlar çıkmadı? Bu dönüşümler nasıl sağlandı?

Ben sadece kadınlar konusundan bahsediyorum ama bu deneyim, yerel yönetim ve toplumsal örgütlenme açısından da çok önemli. Komünal, kolektif yönetim biçimi — bu da geleceğe dair bir umut sunuyor. Tüm bu deneyimler incelenebilir ve çok değerli sonuçlara ulaşılabilir.

Suriye’deki Kürt hareketlerinin inşa etmeye çalıştığı toplum bence çok önemli ve çok ilgi çekici. Çok yakın bir benzetme yapmak istemem ama Meksika’daki Zapatista isyanına benzetilebilir. Çünkü onlar da hâlâ bir ölçüde “özgürleştirilmiş bölge” diyebileceğimiz alanlarda, klasik parlamenter sistemin dışında, meclis temelli bir halk demokrasisi uygulamaya çalışıyorlar.

90’ların başında bu model başka yerlerdeki insanlar için ilham kaynağı olmuştu. Kendi baskılarına karşı mücadele etmek ve yukarıdan değil, aşağıdan denetlenen topluluklar kurmak isteyen insanlar için örnek teşkil etti.

Ve bu açıdan Kürtler de aynı işlevi gördü. Bence Kürtler ve Zapatistalar arasında çok önemli benzerlikler var. Her ikisi de birkaç kuşak boyunca, dünyanın dört bir yanındaki insanlar için ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor. Bu çok önemli. Ben sadece bu örneği verdim ama konuşabileceğimiz daha pek çok başka örnek de var.

‘PKK KARARI SAÇMALIKTAN İBARET’

Kürt Özgürlük Hareketi’nin hayata geçirmeye çalıştığı fikirlerin önemine dikkat çektiniz. Ama bu güç, PKK, bugün hala ABD veya AB’nin ‘terör’ listesinde. Belki bu kararın halklar nezdinde bir karşılığı yok ama, diplomatik anlamda her defasında önlerine çıkarılan bir mesele. Bu devletlerin böylesi bir tanımda ısrar etmesi hakkında ne demek istersiniz?

Bu sorunuz, yakın zamanda öğrencilerimle de konuştuğum bir konu. Ben aynı zamanda Filistin’i destekleyen hareketin içinde de çok aktif biriydim. Ve özellikle bu hareketin başlangıcında, 1982 Lübnan Savaşı sırasında, çok yakın çalıştığım insanlar vardı.

Bunların hepsi -yani Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi gruplar- açıkça ortadaydı. Şimdi bugün onlarla ilişkim olsa, muhtemelen tutuklanabilirim ya da benzeri bir şey yaşanabilir. PKK’ye dönük bu karar bence tamamen saçmalık.

Yani, bugünlerde terörist tanımı tamamen gülünç hale geldi. Gerçekten. Teröristten söz etmek istiyorsak, önce İsrail’i konuşmamız gerekir. Uygulamaları apaçık ortada.

Ama haklısınız, ne yazık ki böylesi bir kararın yasal sonuçları oluyor. Bu anlamda, PKK’nin terör örgütü olarak tanımlanması kabul edilemez bir şey. Yani bu mümkün değil. Onlar meşru bir silahlı mücadele yürüttüler ve şu anda bir barış süreci başlatmaya çalışıyorlar. Bu koşullar altında hâlâ bu tanıma dayanmak ya da buna sığınmak tamamen saçma.

Sağcı gruplar bunu her durumda söyleyecektir, bu belli. Ve muhtemelen birçok Türk siyasetçi de aynı şeyi söyleyecektir. Ama bu, aslında kendi uyguladıkları şiddetin üzerini örtmek için kullanılan bir kılıftan ibaret. Sonuçta Türk devleti de pek masum sayılmaz.

‘PKK’NİN STRATEJİK YÖN DEĞİŞİMİ DESTEKLENMELİ’

Değerli profesör, bize zaman ayırdığınız ve değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Sadece şunu söylemek isterim: Umarım herkes PKK’nin bu stratejik yön değişimini destekler. Aynı şekilde YPG’yi de. Bu sürecin desteklenmesi için herkesin bunu kamuoyuna duyurması ve tartışması çok önemli. Ayrıca dünyaya, bir grubun -bir halkın- kendi haklarını, kendi dilinde konuşma, kendi kültürünü yaşatma hakkını nasıl geri kazandığını göstermek açısından da çok değerli.

Kürt halkının mücadelesi, bugün dünyada son derece kritik bir mesele. Ve bu süreç (barış), bu konuyu görünür kılıyor, gündeme taşıyor. Bence bu, gerçekten çok önemli.

Warren Montag kimdir?

Warren Montag, Amerikalı sosyalist düşünür ve edebiyat kuramcısıdır. Occidental College’da İngiliz Dili ve Karşılaştırmalı Edebiyat profesörü olarak görev yapmakta. Çalışmaları ağırlıklı olarak 20. yüzyıl Fransız düşüncesi, özellikle Louis Althusser ve çevresindeki marksist teorisyenler üzerine odaklanmakta. Montag, ayrıca Spinoza, Locke, Hobbes ve Adam Smith gibi erken dönem modern düşünürlerin metinleri üzerinden politik liberalizmin ve bireycilik ideolojisinin içsel çelişkilerini analiz ediyor.

Akademik üretimlerinin yanı sıra, 1970’li ve 1980’li yıllarda sosyalist örgütlenme içinde de aktif rol alan Montag, 1976–1978 yılları arasında Ernest Mandel’in etkisi altındaki bir kolektifte, 1978–1990 arasında ise Workers Power ve Solidarity gibi sol örgütlerde çalışmalar yürüttü. Marksist teori ve edebiyat eleştirisi alanında saygın bir yere sahip olan Montag, Décalages: An Althusser Studies Journal dergisinin de editörlüğünü üstlenmektedir. Althusser’in mirasına ilişkin derinlikli analizleri, onu çağdaş eleştirel teorinin önemli figürlerinden biri haline getiriyor.