Silahlar yakıldı, devlet adım atmadı

Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun silah yakma eyleminin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, Türk devleti AİHM’in “Umut Hakkı” kararını uygulamadı, “Çerçeve Yasa”yı Meclis’e sunmadı ve Rêber Apo’nun özgür çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmedi.

BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğünde 30 kişilik “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” 11 Temmuz 2025’te Silêmanî’deki Şikefta Casenê’de silah yakma eylemini gerçekleştirdiğinde, “Bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz” mesajını verdi.

Bu adım, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın, PKK’nin fesih ve silahlı mücadeleyi sonlandırma çağrısı yaptığı 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından atılmıştı. Tüm dünyanın eylemini konuştuğu 30 gerillanın mesajında şu vurgular öne çıkmıştı: “Umuyoruz ki herkes, tüm halklar ve insanlık da attığımız bu barış ve demokrasi adımını görür, anlar ve takdir eder. Halkımızın yaşadığı acının sorumlusu olan tüm bölgesel ve küresel güçleri halkımızın meşru ulusal haklarına saygı göstermeye, barış ve demokratik çözüm sürecine destek vermeye davet ediyoruz. Başta kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler olmak üzere tüm halkları, demokratik ve sosyalist güçleri attığımız bu tarihi adımı anlamaya ve halkımızla dayanışmaya çağırıyoruz. Yine Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununun demokratik çözümü için daha fazla aktif mücadele etmeye, küresel düzeyde demokratik sosyalist enternasyonal mücadeleyi, dayanışmayı geliştirip güçlendirmeye çağırıyoruz.”

SÜRECİ ZAMANA YAYDI

Ancak Türk devleti, aradan geçen bir yıla rağmen AİHM’in Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğü için verdiği “Umut Hakkı” kararını uygulamadı ve Kürt sorununun demokratik çözümü için adım atmadı. Dahası 40 günü aşkın bir süredir Rêber Apo ile görüşmeleri engelliyor ve kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen hukuki değişimleri kapsayan yasa tasarısını Meclis’e sunmuyor.

Oysa Kürt Özgürlük Hareketi, 11 Temmuz’daki eylemden bu yana birçok adım atarak çözümün sadece diyalogla mümkün olabileceğine dikkat çekti. Hem hareketin barışçıl adımlarına hem de Rêber Apo’nun bu süreçte gönderdiği mesajlara bakacak olursak, Türk devletinin çözüm yerine süreci zamana yaydığını daha net görüyoruz.

İŞLEYEN BİR KOMİSYON OLMALI

Kürt Hareketi ve Rêber Apo, sürecin sağlıklı ilerlemesi için sorumluluğunu eksiksiz yerine getirirken, Türk devleti Meclis çatısı altında siyasi partilerin üye verdiği bir komisyon kurmak ve toplantılar düzenlemek dışında hiçbir somut adım atmadı. 5 Ağustos 2025’te “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altında kurulan komisyonda ilk toplantı yapıldı. Ana hedeflerini “terörün ülke gündeminden tamamen çıkarılması”, “toplumsal bütünleşmenin sağlanması” ve “demokratik standartların yükseltilmesi” olarak belirleyen komisyon, 8 Ağustos’ta Türk İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ı “kapalı” oturumda dinledi.

Komisyon Başkanı ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, 24 Aralık 2025’te yaptığı açıklamada, komisyonun 19 toplantıda 58 oturum gerçekleştirdiğini, 86 saat çalışma yapıldığını, 135 kişi dinlenerek 4 bin 139 sayfa tutanak tutulduğunu kaydetti. Aynı toplantıda komisyonun görev süresi 31.12.2025’ten geçerli olmak üzere iki ay uzatıldı. Komisyon hazırladığı nihai raporu 18 Şubat 2026’da oy çokluğuyla (47 kabul, 2 ret, 1 çekimser) kabul etti. Ancak rapor büyük eksikliklerle doluydu; “Kürt sorunu” ifadesi yer almadı, sadece “terör sorunundan” söz edildi. “Umut Hakkı” ifadesi doğrudan yer almadı ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları üzerinden bir çerçeve çizildi. Söz konusu rapor, yasal düzenleme ve uygulama açısından herhangi bir bağlayıcılığa sahip değil. Raporda süreç için “kritik eşik” olarak PKK’nin silah bırakmasının “teyit ve tescili” öne sürüldü. Oysa Kürt Hareketi, silahlı mücadeleyi sonlandırma kararını çoktan almıştı.

‘AF’ DEĞİL ÖZEL YASALAR

Kürt Özgürlük Hareketi, Komisyon’un kurulmasının ardından yaptığı açıklamada özellikle “af” değil özel yasaların şart olduğunu vurguladı. 26 Ekim 2025’te Qendîl’de düzenlediği basın toplantısında net tutumlarını ortaya koyan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, “Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçleri geri çekeceklerini” duyurdu. “Şimdiye kadar hareket olarak yaptıklarımız karşılığında hukuksal alanda bir şeyler olduğunu görebilmeliyiz” diyen Ok, şöyle devam etti: “PKK’ye özgü ya da sürece özgü özel yasalar biz de istiyoruz. Herhangi bir af değil, 50 yıllık bir mücadele bugüne kadar geldi. Önder Apo’nun çok büyük gayretleriyle çok önemli bir aşamadayız. Sadece buna mahsus özel bazı yasalar ve düzeltmeler olabilir. Özel ve özgündür.”

RÊBER APO’NUN RESMİ STATÜSÜ TANINSIN

PKK güçlerini olası provokasyonlara karşı geri çekip, özel yasaları istediğini net bir şekilde dile getirdi. Fakat Türk tarafı yine süreci zamana yayma taktiğini devreye koydu. Bu sırada DEM Parti İmralı Heyeti’nin devlet yetkilileriyle temasları sürdü, Kürtlerin kırmızı çizgileri dile getirildi. Fakat pratikte değişime dair en ufak bir belirti olmadı.

Apocu Hareket Yönetimi, PKK’nin fesih kongresinin birinci yıl dönümü ile “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne ilişkin 5 Mayıs 2026’da Medya Savunma Alanları’nda yaptığı açıklamada Rêber Apo’nun özgür çalışma ve yaşam koşullarının derhal sağlanması gerektiğinin altını çizdi. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu ile KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta’nın katıldığı basın toplantısında, “Ne zaman Rêber Apo’nun statüsü belli olur ve özgür çalışır koşullara kavuşursa o zaman sürecin ilerlemesinden söz edebiliriz” mesajı verildi. Fakat bu talep de yerine getirilmedi.

MECLİS TATİLİ ERTELENDİ

Kürt halkı, aradan geçen zamana rağmen bir yandan adım atılması için eylem ve etkinliklerini sürdürürken bir yandan ise Meclis’te çıkacak yasayı bekledi. “Çerçeve Yasa” ve 12’nci Yargı Paketi görüşmelerinin yapılması zamanı geldi. 1 Temmuz’da tatile girmesi gereken Meclis, süreç görüşmelerinden dolayı çalışmalarına ara vermeden devam etme kararı aldı. 12’nci Yargı Paketi görüşmeleri tamamlandı ve teklif kabul edildi; ancak kanun maddelerinin Meclis Genel Kurulu’ndaki esas görüşmeleri henüz bitmedi ve paket henüz yasalaşmadı. 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’nin ardından, 14 Temmuz’da esas görüşmelerin yapılması bekleniyor.

ÇERÇEVE YASA TARTIŞMALARI

“Çerçeve Yasa” görüşmelerinin ne zaman yapılacağı ve yasanın neleri kapsadığı ise belirsiz. Dahası bu konuda Türk devletinin hem Rêber Apo’ya hem Kürt Özgürlük Hareketi’ne dayatmalarda bulunduğu açık. Türk medyası her ne kadar İmralı’da Rêber Apo ile görüşmelerin yapıldığını, bir mutabakatın sağlandığını ve PKK’nin birçok bölgeden çekildiğini iddia etse de bunun gerçekte bir karşılığı yok. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, 3 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne dair çok fazla bilgi kirliliğinin dolaştığını belirterek, şunları söyledi: “Yer yer hayal kırıklığına neden olan bazı iddialar, asılsız haberler görüyoruz ve bunların aslına ilişkin de yetkililerin açıklama yapmaktan kaçındığını görüyoruz. En başta bundan vazgeçmeye çağırıyoruz.”

DEM Parti Heyeti’nin AKP ile görüşmesinde bir taslağın paylaşılmadığının altını çizen Doğan, şöyle konuştu: “Biz yasal çerçevenin kapsamını bilmiyoruz. İçeriğini bilmiyoruz. Israrlarımıza rağmen henüz bizimle paylaşılan bir taslak yok. Sayın Öcalan’la taslağın görüşüldüğü ve Sayın Öcalan’ın bu taslağa onay verdiğini nasıl teyit edebiliriz? Kamuoyu bu bilgiye nasıl erişebilir?” diye sordu.

RÊBER APO İLE GÖRÜŞME ENGELLENİYOR

Doğan’ın dikkat çektiği en önemli husus ise Rêber Apo ile 40 günü aşkın süredir görüşmelerin yapılmaması. Doğan, “Heyetimiz Sayın Öcalan’la 40 gündür görüşmedi. Bu konuda yapılan görüşme başvurularına ne yazık ki olumlu bir şekilde dönülmüyor. Keza avukatları görüşmüyor. Ailesi görüşmedi bu süre boyunca” ifadelerini kullandı. Rêber Apo ile en son 24 Mayıs’ta görüşülmüştü.

‘EMRİVAKİYİ KABUL ETMİYORUZ’

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Rêber Apo ile görüşüp tartışılmadan ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin görüşü alınmadan çıkacak yasanın komplo olacağını vurguladı. Devletin üzerinde anlaşılan prosedürü işletmediğine dikkat çeken KCK, “24 Mayıs görüşmesi sonrası Rêber Apo’nun sunduğu öneriler hükümet tarafından değerlendirilecekti. Bu değerlendirmeler Rêber Apo’ya aktarılacak ve sonuçları da Hareketimize iletilecekti. O günden bugüne herhangi bir ilişki ve değerlendirilecek gelişme olmamıştır. Böyle tarihi ve önemli bir konuda Rêber Apo üzerinde tecrit sürerken, Özgürlük Hareketimizin de bu zaman içinde hiçbir bilgisi olmamıştır” dedi.

Numan Kurtulmuş’un, “Çıkarılacak olan yasa, müstakil ve geçici bir yasadır. Yani münfesih örgüt mensuplarını kapsayacak geçici bir yasadır. Bir kereliğine çıkarılacak. Belli bir süre verildikten sonra gelenler bundan istifade edecek. Gelmeyenler için de kapı kapanacak” sözlerine tepki gösteren KCK, Hareket’in savaşçısına ve yönetimine karşı tutumun aynı olacağını, farklı bir yaklaşımın süreci sabote edeceği uyarısında bulundu.

“Eve dönüş yasası gibi bir yasa çıkarılıp, bütünlüklü bir demokratik çözüm yaklaşımı ortaya konulmazsa bunu ne halkımız ne de örgüt yapımız kabul eder” mesajını veren KCK, yüz yıllık sorun, elli yıllık çatışma ve kopuş sorunları çözülmek isteniyorsa doğru bir anlayış ve yaklaşımın ortaya konulması gerektiğini ekledi.

DAYATMALARLA OLMAZ

Öte yandan, Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan da devlet heyetinin Rêber Apo ile görüşmeler yaptığını ama bir neticeye varılamadığı için tecridin sürdüğünün altını çizdi. 6 Temmuz’da açıklama yapan Karayılan, Türk devletinin Rêber Apo’ya kendi istediği yasayı dayatıp kabul ettirmeye çalıştığına dikkat çekti.

“Geniş bir yasa olmalı ve yüzyıllık tarihi sorunu çözmeli. Bu zihniyetle çözüm geliştirilmeli. Kürt halkının önderi zindanda olursa Kürt halkı özgürleşmez. Halkımızın, gerillamızın ve Hareketimizin görüşü böyledir” diyen Karayılan, tecridin kaygı ve endişe uyandırıcı olduğunu söyledi.

YASA KAPSAYICI OLMALI

Türk tarafı, yasayı oldubittiye getirip kabul ettirmeye çalışırken, Rêber Apo’nun yasa için önerileri merak konusu oldu. Yakın zamanda basına demeç veren DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Rêber Apo’nun birkaç esas çizgisinin olduğuna işaret ederek konuya dair tartışmalara açıklık getirdi: “Birincisi, yasa kapsayıcı olmalı. Gerilla komutanlarını kapsamayan bir yasayı savaşçılar ciddiye almaz. İkincisi, ‘suça bulaşmış, bulaşmamış’ tartışması çok gereksiz bir tartışma. PKK zaten yasa dışı bir örgüt. Dolayısıyla ona üye olan herkes suçlu ilan edilmiş. Üçüncüsü, Sayın Öcalan dahil bütün PKK ile yargılanan herkesi kapsayabilecek nitelikte ve süreli bir yasa olmasıdır. Diğeri de Sayın Öcalan, özgür koşullarda bu sürece öncülük etmelidir. Ama Sayın Öcalan’ın koşullarında hâlâ bir değişiklik yok.”

SÜRECİN BAŞARIYA ULAŞMASI İÇİN

Bir yıllık süre içerisinde hem Rêber Apo hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nin defalarca dile getirdiği gibi, bu sürecin başarıya ulaşması için öncelikle baş müzakereci olan Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğüne kavuşması gerekir. Ardından ise özellikle “Terörle Mücadele Kanunu”nun değişmesi, “çerçeve yasa” maddelerinin kamuoyuna açıklanması, bu maddelerin kapsayıcı ve güvence altına alınması elzemdir.

RÊBER APO’NUN MESAJLARI VE UYARILARI

Rêber Apo, yukarıda belirttiğimiz noktalar ve aslında sürecin başladığı 2024’ten bu yana gerek ailesi ve avukatları gerekse DEM Parti İmralı Heyeti üzerinden sık sık mesajlar gönderdi. Her mesajı aynı zamanda hem Türk tarafına uyarı hem de sürecin başarıya ulaşması için yol haritası niteliğindeydi.

2024’te ilk kez yeğeni ve DEM Parti Riha Milletvekili Ömer Öcalan aracılığıyla gönderdiği “Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim” mesajının gerekliliği sürece rağmen yerine getirilmedi. Şöyle ki, sadece bir kez görüntülü mesaj, mektuplar ve heyet üzerinden halkla temas kurabilen Rêber Apo’nun bugün rolünü oynayabilmesi için koşullar oluşturulmuyor.

DEMOKRATİK ENTEGRASYON

Yine heyet üzerinden farklı tarihlerde kamuoyuna gönderdiği mesajlarında da sık sık sürecin hukuki bir zemine çekilmesi gerektiğini vurguladı. 2 Aralık 2025’te heyetle yaptığı görüşmede, “Barış Yasası”na işaret ederek, “İçinde bulunduğumuz geçiş sürecinde özgün ve bütüncül hukuka dayalı bir barış yasasının gerçekleşmesi ile siyasi şiddet ve demokrasi dışı müdahale olgusu Türkiye gündeminden çıkacaktır” dedi. “Buna, barış yüzyılına geçiş yasası da diyebiliriz” sözleriyle yeni bir yasal çerçeve oluşturulması gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca Kürt halkının “cumhuriyete hukuk yoluyla katılımının” mümkün olduğuna işaret ederek, mevcut süreç için “toplumsal birliktelikle inşa süreci” tanımlaması yaptı.

TASFİYE MANTIĞI SONUÇ GETİRMEZ

16 Şubat 2026’deki görüşmede, “Terörü tasfiye mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” sözleriyle Komisyon’un raporunu eleştirdi. “Barış ve Demokratik Toplum Süreci, kendini sürekli yeniden değerlendiren, strateji ve taktiğini belirleyen bir süreçtir” diyen Rêber Apo, anayasada özgür yurttaş ve demokratik birlik tanımlamalarının yapılması gerektiğini belirtti.

BARIŞ YASALARI OLMALI

Ve 27 Şubat çağrısının birinci yıl dönümünde gönderdiği mesajında da “devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması gerektiğini” söyledi. “Negatif aşamadan pozitif aşamaya” geçilmesi gerektiğine dikkat çeken Rêber Apo, mesajında şunları kaydetti: “Demokratik entegrasyon en az Cumhuriyetin başlangıcı kadar önemlidir. Onun kadar anlam, gelecek ve güç itibarıyla varlık ve zenginlik ihtiva eden bir çağrıdır. Temelinde demokratik toplum modeli vardır. Ayrıştırmacı ya da tersinden asimilasyonist yöntemlerin alternatifidir. Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar. Demokratik toplum çözümü ise siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel boyutlarda bir mimarinin, bir hukukun tesisini öngörür.”