Soydan Akay: Önderliğin manifestosu halka ulaştırılmalıdır
Yeni sürece dair halkın sorularına ve tedirginliklerine cevap olunması gerektiğini belirten Soydan Akay, Önder Apo’nun manifestosunun halka ulaştırılması gerektiğini vurguladı.
Yeni sürece dair halkın sorularına ve tedirginliklerine cevap olunması gerektiğini belirten Soydan Akay, Önder Apo’nun manifestosunun halka ulaştırılması gerektiğini vurguladı.
32 yıllık tutsaklığının ardından tahliye olan Soydan Akay, çıktıktan sonra da mücadeleye devam etmeyi sürdürüyor. Önder Apo’nun 27 Şubat çağrısını zindanda karşılayan Akay, yeni dönemin diğer adımlarını ve Önder Apo’nun 27 yıl sonra yayınlanan videolu çağrısını ise dışarıda karşıladı.
Dışarıda karşılaştıklarını anlatan Akay, “Halkın dile getirdiği en temel konu, gelişmelere dair güvensizliktir. DEM Parti’nin yaptığı toplantıların sınırlı olduğu anlaşılıyor. Başta da belirttiğim üzere, manifesto, toplumla paylaşılıp tartışmalar geliştirilmiyor. Manifesto, halka mutlaka açılmalı” diyerek, Önder Apo’nun metinlerinin halka ulaştırılması gerektiğini belirtti.
Soydan Akay ile söyleşimizin ikinci bölümünde, tahliye olmasının üzerinden geçen iki ay içerisinde dışarıya dair gözlemlerini ve Önder Apo’nun çağrısının halk üzerindeki etkilerini konuştuk.
‘ÖNDERLİĞİN FİKİRLERİ HALKA NEDEN TAŞINMIYOR?’
Zindandan çıktıktan sonra dışarıyı halen anlamaya çalıştığını belirten Akay, bazı gözlemlerini şöyle paylaştı.
“Hapishaneden çıkalı yaklaşık iki ay oluyor. Dışarıyı anlamaya çalışıyorum. Halkın ve binlerce ismi bilinmeyen yoldaşın emekleri var. Toplumsal güçlere dönük ağır baskılar var. Bunları göz ardı ederek, anlamadan birtakım yorumlar geliştirmek adaletsizce olur. Ancak hapishaneler birer mücadele alanıdır. Bugünkü gelişmelerde rol oynamaktadır. Oradan bir dışarıya bakış var. Oradaki gözlemlerimiz her daim doğru olmayabilir; yine de sınırlı birkaç gözlemimi paylaşabilirim:
Birincisi, Önderliğin yeni dönem manifestosuna göre bir dil ve söylem göremedim. Önderliğin fikirleri halka neden taşınmıyor? Ben bile demokratik toplum manifestosuna ulaşmakta zorluk çektim; ‘illegal’ yöntemlerle elde ettim. Önderliğin fikirleri üzerinde herhangi bir şekilde tekelcilik kurmak, ‘güvenlik’ gerekçesi öne sürmek kabul edilemez.
İkinci husus, yeni dönemi hepimiz anlamaya çalışıyoruz. Anlama bir süreç sorunudur. Ama bir konu dikkatimi çekti: Tüm çalışanlarda dar bir örgüt dili hâkim. Bu konuda demokratik siyaset dili üzerine birtakım çalışmalar olmalıdır.
Üçüncü husus, hapishanedeyken de edindiğim ve bizatihi yaşadığımız bir sorundur: Yönetim olgusunun, görevin iktidarlaştırılması en tehlikeli hastalıktır. Bu, belediyelerden DEM Parti’ye, başka kurumlara kadar sirayet etmiş olabilir. Kanımca kimi sorunların altında yatan önemli bir nedendir.
Karşılaştığım kimi şikayetlerin temelinde farklı problemler de var. Bürokratizm ciddi bir problem. Yereller inisiyatif kullanamamaktan muzdarip. Bu sorunlar ve nedenleri halkla ve ilgili birimlerle konuşulmalıdır. Demokratik toplum diyoruz ama ilişkilerde ve uygulamalarda demokrasinin d’si yok. Bu problemi, Önderliğin geliştirdiği süreç açısından engel olarak görüyorum.
Halkın dile getirdiği en temel konu, gelişmelere dair güvensizliktir. DEM Parti’nin yaptığı toplantıların sınırlı olduğu anlaşılıyor. Başta da belirttiğim üzere, manifesto, toplumla paylaşılıp tartışmalar geliştirilmiyor. Manifesto halka mutlaka açılmalı.”
‘ELEŞTİRİLER YAPITI AŞMALIDIR, KARALAYICI OLANLARA KARŞI DOĞRU DİL KULLANILMALIDIR’
Sürecin Önder Apo tarafından belirlendiğini belirten Akay, görüşmelerin ise DEM Parti üzerinden yürütüldüğünü dile getirerek, sürecin müzakereler üzerinden devam ettiğini ifade etti. Önder Apo’nun özellikle reel sosyalizme yönelik eleştirileri ve Marksizm’e dönük sözlerine gelen tepkilere de değinen Akay, şöyle dedi:
“Rus edebiyatını incelerken şöyle bir söz dikkatimi çekmişti: ‘Eleştiri yapıtı aşmalı.’ Eleştiri adı altında hakaret edenlere laf yetiştirmek, zaman ve anlam kaybına yol açacağı için değinmeye gerek yok. Sosyalist olduklarını iddia edenlere ise şunu söylemek gerekir: Eleştiriniz yapıtı, manifestoyu, Önderlik paradigmasını aşıyor mu? Hayır. Oysa Önder APO, Marksist paradigmayı aşıyor; eleştirilerini tarihsel, toplumsal hakikatlere, bilimsel-felsefi perspektife dayandırıyor. Arkasında muazzam bir politik toplum var. Ortadoğu, Türkiye ve dünya hegemonik sistemini ciddi anlamda değişime zorlayacak zihniyet gücü ve pratik var.
Kendine sosyalist diyen elli yıllık hareketlerin yerinde olsam, değil eleştiri yapmak, kendimde tek bir söz söyleme hakkını bile görmem.
Nedir bu her şeyi kendinde görme hakkı? Bu halka, onca bedellere rağmen neden ciddi bir toplumsal mücadele gücü olmadığınızın hesabını verin. Ne demek ‘Kürtlere mi kaldı sosyalist önderlik’ söylemi? Küçümseyici, aşağılayıcı yaklaşımın sosyalist anlayışla, eleştiriyle bir alakası olabilir mi?
Bazı kişi ve çevrelerden bana da Hareket’i ve Önderliği karalayan yazılar geldi. Bunlar bir de ‘yoldaş’ ve ‘heval’ diye hitap etmezler mi? Bu tipler, öyle anlaşılıyor ki kapitalizmle mücadele yerine, Önderlikle mücadeleyi kendilerine görev bellemişler. Bunları dostça eleştirenlerle, tartışanlarla karıştırmamak gerekir. Karalama yapanların ırkçı-faşist çevrelerden farkı yoktur. Bazılarının bilinçli olarak kafa karıştırmak amaçlı yönlendirilmeleri de olasıdır. O yüzden dostları bunlardan ayırt etmek, karalayıcı olanlara karşı doğru bir dil ve yöntemle mücadele etmek gerekir.”
‘SORUMLU, DİNLEYEREK ANLAYAN BİR DİLE, SÖYLEME İHTİYACIMIZ VAR’
Önder Apo’nun 27 yıl sonra yayınlanan videosuna da değinen Akay, demokratik siyasetin yeni stratejik mücadele yöntemi olacağını belirterek şunları söyledi.
“Bir kez daha demokratik siyasetin yeni stratejik mücadele yöntemi olduğu özenle ve önemle dile getirilmiş olup, adım adım silahların bırakılacağı belirtilmektedir. Silahlı mücadeleye son verme ve fesih kararından sonra, teknik düzeyde yapılacak en temel çalışmaların başında silahların fiilen bırakılması aşamasına geçilmektedir. Bu, aynı zamanda bir mücadele ve müzakere sürecidir. Meclis’in rolü öne çıkacaktır.
Birçok kesim, silah bırakma görüntülerini ‘teslimiyet’ gibi lanse edecektir. İktidar da açık ve kapalı yöntemlerle süreci çarpıtmak isteyecektir. Öyle sanıldığı gibi her şey istenildiği gibi gitmeyebilir. Buna ilişkin hazırlıklar önceden yapılmıştır. Önder Apo, aylardır toplumu yeni stratejik döneme hazırlamaktadır. Sürecin boşluklara tahammülünün olmadığını özenle belirtmektedir.
Bugün komşu köyümüzde katıldığım bir cenaze töreninde halkın son açıklamaya dair düşüncelerini öğrendim. İnsanlarımız, 2015’te yaşananların psikolojik etkisi altındadır. Konu iktidara, devlete ve Erdoğan’a güvenip güvenmemeye indirgeniyor. Her kentte ve köyde buna tanık oldum. Konu oldukça teknik düzeyde ele alınıyor. Öne çıkarılması gereken, kazanımların kanuni güvenceye kavuşturulması ve nasıl bir programla hareket edileceğidir. Demokratik siyasetle Ortadoğu toplumunu ayağa kaldırma stratejisini tartışmalıyız. Komünleri nasıl inşa edeceğimizi anlatmalıyız.
Ancak şiddet sarmalının yarattığı ağır psikolojik ve politik etkileri de görmezden gelerek bunları yapamayız. Silahlı direnişin kazanımlarını tartışmak ayrı bir şeydir; ilkesel olarak silahlı mücadeleye son vermek ve teknik olarak silahları bırakmak ayrı bir şeydir. Devlet ve iktidarın her türlü baskısına karşı güvence olarak dağı ve gerillayı gören halkın da dönüşüme ihtiyacı var. Bu çok nazik bir konudur. Dikkatli, sorumlu ve dinleyerek anlayan bir dile, söyleme ihtiyaç var. Halkın da bir bilgeliği var.
Elli yıllık mücadelenin öyküsü, bizatihi kendisinin öyküsüdür. Önderliğin manifestosu, bu öykünün dönüşümünü; halkın, kadının, çocukların, özgürlüğün ve doğanın dilini, perspektifini içermektedir. Bütünlüklü bir bakışa ama onunla birlikte büyük bir demokrasi aşkına ihtiyacımız var.”
‘DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDEBİLECEĞİMİZİ, KENDİMİZE GÜVENEBİLECEĞİMİZİ HER YERDE ANLATMALIYIZ’
Demokratik siyaset ile demokratik toplumun inşasının yaratılması gerektiğini vurgulayan Soydan Akay, sözlerini şöyle tamamladı:
“Elli yıllık direnişle varlığımızı açığa çıkardığımızı, ebedileştirdiğimizi büyük bir onur ve gururla haykırmalıyız. Bu özgürlük mücadelesinde destansı kahramanlıklara tanıklık ettik. Romanını, sinemasını, müziğini ve sanatını daha da anlamlıca yaşayacağız. Demokratik siyasetle de demokratik toplumu inşa edebileceğimizi, kendimize güvenebileceğimizi her yerde anlatmalıyız.
Özellikle Önderliğin ulus-devlet reddine dair bazıları ‘Boşuna mı mücadele ettik?’ diye feveran ediyor. Bunu gerçekten de anlamak amaçlı soranlar da var. Bunu tartışmalıyız. Kafa karıştırmak isteyenler de var.
Biz özgürce yaşayabilir ve ilişkilerimizi var olan devletle hukuki temelde yeniden kurabiliriz. Sosyolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel olarak bunu başarabiliriz. Zamana, anlamaya, sabra ve mücadeleye ihtiyaç var. Ama boşluğa asla!”