Sümeyye Boz: JES projesi doğayı, yaşamı ve geleceği tehdit ediyor

DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz, Gimgim’e bağlı Xwarik köyünde yapılması planlanan JES projesinin yalnızca doğayı değil, bölgenin ekolojik dengesini, ekonomik yaşamını, kültürel dokusunu ve toplumsal geleceğini tehdit ettiğini belirtti.

SÜMEYYE BOZ

Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesine bağlı Xwarik köyünde, Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim A.Ş. tarafından kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı başlatılan direniş sürüyor. Gimgim Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi’nin öncülüğünde tutulan çadır nöbeti devam ederken, köylüler doğalarını, su kaynaklarını ve yaşam alanlarını korumak için kendi topraklarına sahip çıkmayı sürdürüyor.

DEM Parti Milletvekili Sümeyye Boz, konuya ilişkin  ANF’ye değerlendirmelerde bulundu.

Gimgim’de yürütülen mücadelenin yalnızca belirli köylerin tarım arazilerini ya da mera alanlarını koruma girişimi olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Sümeyye Boz, projenin yaratacağı etkilerin çok daha geniş kapsamlı olduğunu ifade etti.

Sümeyye Boz, “Bugün Gimgim’de insanlar yalnızca bir şirketin sondaj çalışmasına karşı çıkmıyor. Halk, su kaynaklarını, tarım alanlarını, meralarını, ormanlarını, kültürel yaşamını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını savunuyor. Bu nedenle burada verilen mücadele yalnızca çevreyi koruma mücadelesi değil, aynı zamanda yaşamı, üretimi ve halkın kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma hakkını savunma mücadelesidir. Enerji yatırımı adı altında yürütülmek istenen bu proje, bölgenin bütün doğal dengesini değiştirecek sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bu nedenle halkın kaygıları son derece haklı ve meşrudur” dedi.

‘SU KAYNAKLARININ TAHRİP EDİLMESİ BÜTÜN YAŞAMI ETKİLEYECEKTİR’

Jeotermal sondajların yaratacağı en büyük risklerden birinin yeraltı su kaynakları olduğuna dikkat çeken Sümeyye Boz, “Derin sondajlarla yeraltındaki doğal su damarlarına müdahale edilmesi ciddi sonuçlar doğurabilir. İçme suyu kaynaklarının kirlenmesi, sulama sularının zarar görmesi ve yeraltı su rejiminin değişmesi yalnızca bugünü değil, gelecek yılları da etkileyecek sorunlara neden olacaktır. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği büyük ölçüde bu su kaynaklarına bağlıdır. Su zarar gördüğünde yalnızca çiftçi değil, bölgede yaşayan herkes bundan etkilenecektir. Su yaşamdır ve yaşamın temel kaynağına yönelik her müdahale aslında bütün toplumsal yaşamı hedef almaktadır” diye konuştu.

‘TARIM VE HAYVANCILIK AĞIR DARBE ALACAK’

Projenin ekonomik sonuçlarına da işaret eden Sümeyye Boz, mera alanlarının sondaj sahalarına dönüştürülmesinin hayvancılığı doğrudan etkileyeceğini belirterek şunları söyledi:

“Bugün Varto’da binlerce insan geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlıyor. Meraların daraltılması, üretim alanlarının şirket faaliyetlerine açılması, küçük üreticiyi çok ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya bırakacaktır. Tarım topraklarında yaşanacak verim kaybı üretim maliyetlerini artıracak, çiftçiyi toprağından uzaklaştıracaktır. Bunun doğal sonucu ise üretimden kopuş, yoksullaşma ve zorunlu göç olacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca çevresel değildir, aynı zamanda kırsal yaşamın geleceğiyle doğrudan bağlantılı sosyal ve ekonomik bir meseledir.”

‘DOĞANIN BÜTÜNLÜĞÜ GERİ DÖNÜLMEZ BİÇİMDE BOZULABİLİR’

“Orman alanlarında meydana gelecek tahribat, doğal bitki örtüsünün zarar görmesi ve yaban hayatının yaşam alanlarının parçalanması yalnızca bugünün sorunu olmayacaktır” diyen Sümeyye Boz şöyle devam etti:

“Ekolojik sistem bir bütündür. Bir noktada meydana gelen tahribat zaman içerisinde bütün bölgeyi etkileyebilir. Endemik bitki türlerinden yabani hayvanların yaşam alanlarına kadar çok geniş bir ekolojik denge söz konusu. Eğer bu denge bozulursa bunun geri dönüşü son derece zor olacaktır. Bugün alınacak yanlış kararlar, gelecek kuşakların yaşam hakkını ellerinden alabilir.

1966 yılında yaşanan büyük Varto depremi hâlâ halkın ortak hafızasında canlılığını koruyor. Böylesine hassas bir bölgede gerçekleştirilecek derin sondaj faaliyetlerinin yaratabileceği sismik etkiler mutlaka bilimsel olarak araştırılmalıdır. Özellikle ilerleyen süreçlerde uygulanabilecek sıvı enjeksiyonu gibi yöntemlerin fay hatları üzerindeki etkileri, uluslararası bilimsel çalışmalarda uzun süredir tartışılıyor.

Bütün bu riskler ortadayken, ‘herhangi bir sorun yaşanmaz’ anlayışıyla hareket edilmesi kabul edilemez. İnsan yaşamını ilgilendiren hiçbir konuda ihtimaller görmezden gelinemez.”

‘HALKIN İRADESİ YOK SAYILIYOR’

Gimgim’in Alevi köylerinin tarih boyunca çok sayıda baskı ve yerinden edilme politikasıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Sümeyye Boz, şöyle konuştu:

“Köylüler yalnızca ekonomik kaygılar yaşamıyor. İnsanlar, kendi yaşadıkları coğrafya hakkında karar verme haklarının ellerinden alınmasına da itiraz ediyor. Bu topraklarda yaşayan halkın görüşü alınmadan, rızası oluşturulmadan yaşam alanları hakkında karar verilmesi kabul edilemez. Geçmişte inkar ve tasfiye politikalarıyla karşı karşıya bırakılan Varto’nun Alevi köyleri, bugün de benzer bir anlayışla karşı karşıyadır. Halkın iradesini yok sayan hiçbir proje meşru değildir.

Buna karşı yaklaşık 7 bin kişinin katıldığı miting, aslında halkın bu projeye karşı ortak iradesini açık biçimde gösterdi. Ardından başlatılan çadır nöbeti yalnızca şirket faaliyetlerini engelleyen bir nöbet olmadı. Çadır, halkın birlikte düşündüğü, birlikte karar aldığı ve ortak mücadeleyi örgütlediği bir yaşam alanına dönüştü. Kadınların, gençlerin, çocukların, çevre köylerden gelen yurttaşların ve demokratik kitle örgütlerinin güçlü katılımı, bu direnişi her geçen gün daha da büyüttü. Yetmiş sekiz gündür süren nöbet, halkın geri adım atmayacağını açık biçimde göstermiştir.”

‘MÜCADELEYİ HER ALANDA SÜRDÜRECEĞİZ’

Şirketin Kürdistan’da yürüttüğü diğer jeotermal projelerin de birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sümeyye Boz, şunları vurguladı:

“Bu projeleri birbirinden bağımsız değerlendirmek doğru değildir. Aynı şirketin farklı kentlerde yürüttüğü faaliyetlerin su havzaları, ekosistem, tarım, halk sağlığı ve bölgenin jeolojik yapısı üzerinde yaratacağı toplam etki ortaya konulmalıdır. Hukuki süreçte yürütmenin durdurulmasını ve projenin iptalini talep ediyoruz. Ancak biz mücadeleyi yalnızca mahkeme salonlarına bırakmıyoruz. Çadır nöbetimiz devam edecek, köy toplantılarımız sürecek ve halkın ortak iradesini daha da büyüteceğiz.

Süreci Meclis’te de yakından takip edeceğiz. Kamu kurumlarının sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin takipçisi olacağız. Hukuki, toplumsal ve siyasal mücadeleyi birlikte büyüterek Gimgim’de ekolojik talana izin vermeyeceğiz. Doğamızı, suyumuzu ve yaşam alanlarımızı korumaya kararlılıkla devam edeceğiz.”