Engin Sincer: Bir ömür, bir çizgi, bir talimat
“Erdal arkadaşın yakaladığı düzeyin bizim hedefimizdir. Önderlik çizgisi, demokratik komuta tarzı, az imkanla başarı, moral üstünlük ve coşkulu duruşu bizler için ilke olmaya devam ediyor.”
“Erdal arkadaşın yakaladığı düzeyin bizim hedefimizdir. Önderlik çizgisi, demokratik komuta tarzı, az imkanla başarı, moral üstünlük ve coşkulu duruşu bizler için ilke olmaya devam ediyor.”
Kürdistan özgürlük mücadelesinin 53 yıllık zaman diliminde on binlerce şahadet, hikaye ve değerin tarihsel akışa yaptıkları katkılara tanıklık ettik. PKK’nin kuruluşundan günümüze değin, Kürdistan ve Kürt halkının ödediği bedeller, verdiği emekler sadece bir halkın politik bilincini ve doğal haklarını ilerletmekle sınırlı kalmadı. Yanı sıra “Bugün yaşasalardı çok farklı bir noktada olurduk” diye başlayan cümlelerin zeminini oluşturan on binlerce PKK’li devrimcinin tarihe ve Kürtlere bıraktıkları koca bir mirasın da gelişmesini sağladı.
Bu devrimcilerden biri de Engin Sincer. Kürt halkının “Komutan Erdal” olarak bildiği Sincer, 18 Ağustos 2003 tarihinde Kandil’de şehit düştü. Şahadetinin ardından PKK, onu “Meşru savunma çizginin öncü komutanı” ilan etti ve HPG Meclisi’nin onur üyeliğine seçti.
DEVRİMCİ BİR AYDIN
Sincer’in mücadele arkadaşlarının anlatımları, Avrupa’da diplomasi çalışması yürütürkenki örgütlü, entelektüel derinliği ve devrimci duruşu benliğine kazıma bilinci, onun gerçek bir aydın kişiliğine sahip olduğunu ortaya koyuyor. Devrimci bir aydının, siyasal ve toplumsal edimlerle inşa ettiği kişiliği PKK’nin örgütsel ve askeri ortamıyla da harmanlanınca, “meşru savunma çizginin öncü komutanı” olarak somutlaşmış oluyor.
Hareket içerisinde “Güler yüzlü komutan” olarak da bilinen Engin Sincer’in bugün itibariyle şahadetinin üzerinden 23 yıl geçti.
Engin Sincer’e dair kaleme alınan ve anılardan, mektup ile değerlendirmelerden oluşan anlatılar; Murat Karayılan, Bahoz Erdal, çocukluk arkadaşı Kasım Engin, silah arkadaşları Cafer Sorî, Heqî Armanc, Beritan Cûdî ve Kurtay Faraşin’in kaleminden dökülüyor.
Murat Karayılan: Kürdistan'da çağdaş Demokratik Çizgisi'nde ilerleyen önderliksel hareketin ortaya çıkardığı büyük kişiliklerin, önder militan komutanların tarihsel yürüyüşünün son halkası, Engin Sincer (Erdal) yoldaş olmuştur. Erdal yoldaş, sadece bir komutan değil, aynı zamanda meşru savunma stratejisinin öncü komutanı, yeni dönemin zafer talimatıdır. Erdal yoldaşın şahsında Apocu hareketin yetiştirdiği militan önder kadronun, insani yetenekleri ayaklandırarak iradeleşmeyi ve büyümeyi esas alan kahramanca yürüyüşünün zirveleştiğini görüyoruz. Onu anlatmak çok güç bir iştir. Kendisini böylesine kapsamlı bir şekilde pratikleştirmiş, çok yönlüleştirmiş, her bakımdan örnek bir düzeyi yakalamış bir yoldaşı, kelimelerle, cümlelerle ifade etmek gerçekten çok zor bir şeydir.
Onun 97 yılında geliştirdiği bu taktik açılım ve tekniğe dayalı sonuç alıcılığı, bugün eğitsel faaliyetlerimizin ana hedefi durumuna getirmiş bulunmaktayız. Şimdi birçok özel birliklerde, askeri akademide ve yine değişik eğitim birimlerinde, 97 yılında Erdal arkadaşın uyguladığı taktik düzeyi yakalamak için yoğun eğitsel faaliyetler yürütülmektedir.
15 Ağustos'un 19. yıldönümünün, ikinci 15 Ağustos atılım ruhuyla karşılandığı ve bizzat kendisinin komuta ettiği kutlama töreni esnasında beklenmedik bir anda yaşanan vahim bir kaza sonucu şahadete ulaşmış olması, hareketimiz, tüm halkımız ve halkımızın dostları için acı ve büyük bir kayıp olmuştur. Ancak bu şahadet bir dönüm noktasıydı. Mücadele tarihimiz boyunca her büyük acı ve önemli şahadet halkası, yeni bir dönemin başlangıcı ve hamlesel çıkışın ruhu, gücü ve talimatı haline dönüşmüştür.
Nasıl ki, halk savaşı sürecinin komutanı Agit yoldaş olduysa, meşru savunma savaşının komutanı da Erdal yoldaş olmuştur. Yeni dönemin öncü komutanının talimatı, demokratik kurtuluş yürüyüşünün başarıyla sonuçlandırılmasıdır.
Şehit Kasım Engin: Çocukluk ve gençlik arkadaşıydık onunla. Erdal'ın en derin kişilik özelliklerine tanıklık ettim. Erdal, boyun eğmeye asla tahammül göstermeyen bir kişilik olarak hep onurlu kalmasını bilmiştir. Bu PKK saflarında daha belirginleşerek öne çıkmıştır. Çünkü PKK'lilik bir nevi her türden geri ve hükmetme yaklaşımına karşı bir başkaldırı hareketidir aynı zamanda. Onun doğuştan bir militan olduğuna inanırım. Ben bazı insanların doğuştan PKK'li doğduğuna giderek inanan bir insanım. İşte PKK'lilik biraz Erdal arkadaş gibi olmaktı. O yaşamıyla henüz genç bir delikanlıyken kendisini herkesin gönlüne nakşetmişti.
Yıl 1988, aylardan Kasım, günlerden 19, bir Cumartesi günü. Arabayla hızlı bir süratle otoyolda ilerlerken arabamızın tekerleği patladı. Düşünün dört gidişli bir otobanda tekerlek patlıyor ve siz son süratle takla atıyorsunuz. Erdal bu olay sonrası aylarca komada kaldı. Ancak bu ağır kaza Erdal'ın iradesini kıramamış, aksine pekiştirmişti. Erdal anılmaz, o ancak yaşanılır. Gerçekten Erdal'ı anmak değil onu yaşamak hem de doludizgin yaşamak ancak ona yakışır. O ancak onun gibi yaşandıkça kabul eder insanı. Tersini asla kabul etmezdi ve etmezde.
Erdal'la arkadaşlık, onun gibi Golgotha Tepesi’ne çarmıhını Kudüs'ten sırtlayarak yukarıya tırmanmakla olur. Çarmıha gerdirilirken dahi gülümsemesinden bir şey yitirmeden “tanrım çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar, af et onları” demesini söyleyebilmekle ancak Erdal'la arkadaş olunur. Aksisi ona tersliği ifade eder. Erdal! Seni o son karşılaşmamız gibi arıyorum. Özlüyorum… Ama bu mektubu sadece bunun için sana yazmıyorum. Daha söyleyeceğim o kadar çok konu var ki!
Şehit Kurtay Faraşin: Erdal, Avrupa’daki yaşamı geride bırakıp özgürlük dağlarına dönen, “Bu dağlar Erdalsız olmaz” dedirten bir savaşçıydı. 1994’te PKK’nin en çetin döneminde Botan’da tanıştığımızda, kısa boylu, genç ve kan ter içindeydi ama o sıcaklığı, sempatik duruşu ve insanları kendine yaklaştıran enerjisiyle herkesin kalbini kazanmıştı. Arkadaşların mayına basmasına rağmen yılmayan, onları ameliyatın başından sonuna kadar yalnız bırakmayan o moral küpünü, ilk görüşte içimde bir şeyler uyandırmıştı.
Erdal, kendine sınır koymayan, hesapsız ve kaygısız bir devrimciydi. Hepimizin işini o yapıyordu. Onun olağanüstü katılımına, çalışkanlığına ve kabına sığmaz ruhuna hayran kalırdık. Moral küpü gibi düştüğü her ortamda insanlara çalışma şevki aşılar, sorunları çözmedeki yaratıcılığıyla herkesi peşinden sürüklerdi. Onun olduğu yerde moralsizlik, coşkusuzluk diye bir şey olmazdı; genç yaşına rağmen öncülük eden, komuta eden ve Apocu çizgiyi amansızca savunan bu militan, örgütün gizli ruhunu taşıyordu.
Erdal, ihanete ve tasfiyeciliğe karşı dik duran, Eylül toplantısında çizgiyi koruma cesaretini gösteren, Gabar’da olgunlaşıp merkez komite üyeliğine yükselen bir komutandı. Avrupa’dan katılmasına rağmen hiç uyum sorunu yaşamadı, Botanlı arkadaşların göz bebeği oldu. Reklamı sevmeyen, sade ve mütevazı bu gizli kahraman, “Her şeyim Botan’da özgürlük dağlarındadır” derken yüreğini dağlara bıraktı. Arkadaşları ondan hep güzel şeyler öğrendi; onun mirası, o güzel şeylerle mücadeleyi sürdürme sorumluluğu olarak yaşıyor.
Bêrîtan Cûdî’nin mektubu: Cudi bölge komutanını yeni yitirmiştik ve "Hiç kimse Hamza arkadaşın yerini tutamaz" diye kesin hüküm vermiştik. Sen geldiğinde karşımızda çok çocukça ve acemice göründün. Ama yaşamdaki dirayetli duruşun, ince eleyen sık dokuyan tavırlarınla kısa sürede bir yaşam ustası olduğunu anladık. Öncülüğün hemen kabul edildi. Bir toplantıda, birlikte çalıştığın komutan arkadaşların gerçekliğini ve tarzlarını yapı içinde tartıştırarak bize sorgulama düzeyi yarattın ve geri komuta karşısında iradeli duruş için cesaret aşıladın. Birilerini saklayıp birilerini yargılayan yaklaşımın yoktu. Bu vicdanlı ve adil özünün ifadesiydi. Gerçeği alışılmışın ötesinden sunmaya hevesliydin. Hiç kimse senin yanında kusurlarıyla saklanamazdı. "Anlayış görür ve işitir" derler ya, sen militanlıkta öylesine yoğun anlayış kazanmıştın ki çelişkiyi açığa çıkarmakta, püf noktasını yakalamakta hep canlıydın. Gözü açık biriydin, yanılmayı ve aldanmayı yediremezdin özüne.
Bilgiyi eyleminle taçlandırırdın. En tehlikeli, kritik anlarda keskin zekan, taktik doğruların ve manevra kabiliyetinle güven odağımızdın. Alışmışlığımızı sorgulaya sorgulaya eğitirdin bizi. Ceviz ağaçları altında kış için çuval doldururken, üzümden pekmez yaparken imece ruhuyla o ilk çağın komünalitesini canlandırdın. Aç kaldığımızda hepimizi ava çıkarır, ortak ruhu avcılıkta da yakalardın. Bir gün yeni yavrulamış ananın cerenini emzirdiğini görüp noktaya boş döndüğünü unutmam. Başıboş, sorumsuz bir avcılık değildi seninki, doğanın kanunu gibiydi. Tükenmeyen çalışkanlığın, yılmayan cesaretinle hep var oldun. Sen her yerde vardın; düşman karşısında da, içimizde de umut ve güven timsaliydin.
Kadın karşısındaki duruşunla anımsarım seni. Bir tartışmada "Kadına güvenim sonsuz, ama Önderliğin çabalamasına rağmen buna sahip çıkacağınız konusunda tam güvenim yok" dediğinde, öfkenin yüzüne vuran kırmızılığı ve kabaran damarlarından ne kadar içten olduğunu anlardık. Önderliğin kadın yoldaşlığını istismar edenlere duyduğun öfkeydi bu. Savaşa hükmeden bir komutan, yapının işçisi gibi çalışan fedai bir Apocu neferiydin. Keskin konuşmalarınla netliğini belirleyen, kırıcılığa yer vermeyen dobra üslubunla bir dava insanıydın. Botan'ın gizeminde sonsuz uykuya dalmak isterdin ama şimdi doğduğun topraklarda, Pazarcık'tasın. Cûdî zirvesindeki düşlerinde ruhunun yelkenlerini açtın ve ayak basacak özgür toprağı aradın. Geçmiş ile gelecek o zirvelerde solunuyordu; sende var olmaya ve var etmeye çalışarak yaşam gerekçeni yerine getirdin.
Bahoz Erdal: 15 Ağustos 1984, Kürt halkının ve Özgürlük Hareketi'nin miladıydı. Artık "Hayali Kürdistan burada meftundur" kabullenişi bilinçte ve ruhta yıkılacaktı. İşte bu ruha ivme kazandıran Hayri, Kemal, Mazlum, Agit, Erdal ve binlerce şehit yoldaştı. Tarihin talihsizliğinden kaynaklı "Sıfır teori" şansı yolları belirsiz kılarken, Önderliğin deyimiyle "Tarihin çalar saati" mücadeleyi gösteriyordu. Temel taşlarını Haki Karer'den alan irade, fedailik ve ölümsüzlük diyalektiğini "Şehitler Partisi" biçiminde formüle etti. Zindan direnişçiliği yeni bir kimlik, ruh ve irade hazırlamıştı: "Yaşamak direnmektir", "Yaşamı uğrunda ölecek kadar seviyorum", "Mezar taşıma Kürdistan'ın borçlusu yazın." Komutan Agit, Bêrîvanlar, Zekiye Alkanlar, Rahşan, Zîlan, Ronahî ve Erdallara kadar gelen bu gelenek, mücadeleyi büyüttü ve miras bıraktı. Komutan Erdal da bu geleneğe denk gelecek güçlü özelliklere sahipti.
Erdal'ın katılım hikayesi, katılmadan soru sormaktansa katılmakla kendi sorusuna cevap bulmaktı. Avrupa'da büyümüş, Kürtçe bilmiyordu ama Botan gibi çetin bir alanda gerillacılık yapıyordu. Kimlik arayışında olan ve Avrupa kültürünü benimsemeyen Erdal için bu büyük bir buluşmaydı. Dogmatik olmamasının sebebi, her bireyin ve zeminin özgünlüklerini keşfederek toplumsallığın yasalarını öğrenmesiydi. Botan halaylarını bir Botan'lı kadar iyi biliyor, araziyi bir çoban kadar tanıyor, dağları bir köylü kadar aşabiliyordu. Botan'da bin gerillayı ona verseniz, arazide üstlendirir, izlerini kaybettirirdi. En zor çatışma anlarında bile çevresindekileri güldürebilecek kadar soğukkanlıydı. İdeolojik alanda da kendini sürekli eğitti; köylü kökenli yoldaşın öğrenmesi ne kadar zorsa, öğrenci yoldaş için de diğeri o kadar zordu ama Erdal ikisini bütünleştirebilen ender kişilerdendi.
Komutan Agit'in plan, program, disiplin ve irade anlayışı Erdal ile hayat buldu. Çok genç yaşta PKK Meclis Üyesi seçilip Mardin Eyalet Komutanlığı'na atandı. 15 Şubat komplosunda kendisini en erken toparlayan, tepki ve öfkeyi örgütlülük ve kararlılığa dönüştürenlerdendi. Son katıldığı toplantılardan birinde söylediği, "Militan olması gerekenler, militanlığın gereklerini yapmalıdır" sözü başarısını özetliyordu. HPG 2. Konferansı'nda Meşru Savunma Öncü Komutanı ilan edildi. Düşmanın hareketi dağıtmaya çalıştığı dönemde, Erdal bilinci, irade gücü, halka ve Önderliğe bağlılığı, teslimiyete ve tasfiyeciliğe karşı amansız savaşçılığıyla karşılık verdi. Erdal çizgisinden etkilenen yüzlerce militan ön saflarda mücadele edip şahadete ulaştı. Onun sözünü rehber edinen Şehit Dijwarlar, Serxwebûnlar, Nucanlar, Sorxwinler, Medeniler, Adiller, Nudalar, Ferhatlar, Kurtaylar ve ismini yazamadığımız yüzlerce militan, Erdal ruhunun sürdürücüsü olmaya devam ediyor.
Heqî Armanc: Erdal arkadaşı tanımadan önce duymuştum; Botan'ın en genç komutanı olarak tanınıyordu. 1996'da Gabar'ın Basret köyünde ilk kez gördüğümde, daha kim olduğu söylenmeden anladım. Eylemden geliyordu ve o dönem Gabar'ın en başarılı eylemlerinden birini gerçekleştirmişti. Botan'da teori ve pratiği birleştiren nadir arkadaşlardandı. Komuta tarzıyla oranın pratiğine damgasını vurdu. Avrupa'dan gelmiş, köyde ve dağda yaşamamış olmasına rağmen zorlanmadı. "Hem pratik hem düşünsel anlamda bir öncülük ihtiyacı var, eğer biri eksik olursa diğeri olmaz" diyordu. Botan halaylarını bir Botan'lı kadar iyi bilir, araziyi bir çoban kadar tanır, bir dağ köylüsü kadar sarp dağları aşardı. Botan'da bin gerillayı ona verseniz, arazide üstlendirir, izlerini kaybettirirdi. En zor çatışma anında bile çevresindekileri güldürebilecek kadar soğukkanlıydı.
Erdal arkadaş Avrupa'ya gittiğinde bile bizimle konuşurken sanki Botan'da yaşıyormuş gibiydi, sanki hiç kopmamıştı. Her hafta, bazen haftada birkaç gün telefonda görüşüyorduk. Ülkeye, Botan'a dönmeye dair umutlarını hep dile getiriyordu. Son konuşmamızda ülkeye geçeceğini anlamıştım, telefonunu başka bir arkadaşa vermişti. Botan'a bağlılığı o denli güçlüydü ki, en ufak imkan olduğunda birbirimizle görüşüyor, bize moral vermeye çalışıyordu. Komuta tarzında mütevazı, her arkadaşa karşı açık ve güler yüzlüydü. Kendisine bir perspektif olarak algılanacak bir tarza sahipti. Taktik anlamda yoğunlaşması üst düzeydeydi. Boş zaman geçirmez, ya arkadaşlarla sohbet eder ya da araziyi tanımak için uğraşırdı. Tekniğe merakı çok fazlaydı, teknolojinin savaşın hizmetine girmesi için özel çaba gösteriyordu. Bugün tartıştığımız bazı konuları o günlerde bir düzeye getirmişti.
Erdal arkadaşın 97'deki Gabar pratiğinde çarpıcı örnekler vardı. Küçük grup, az imkan ama başarı düzeyi yüksek eylemler gerçekleştiriyordu. Tim tarzı ilk başarılı eylemleri o organize etti. Düşmanın hiç beklemediği sabah saatlerinde, tahmin etmediği zamanda eylem yapıp sonuç alıyordu. Bu tarzıyla düşman üzerinde büyük bir heybet oluşturmuştu. Önderliğe yaklaşımı ise yaşayan bir komutandı. Hiçbir toplantısı veya sohbeti Önderliksiz geçmiyordu. Sadece sözüyle değil, pratiğiyle de Önderliğe layık olmayı esas alan bir tarzı vardı. Kadın konusunda ise birçoğumuzdan ileriydi. Botan'daki kaba pratikçiliğe tepkisi vardı. Kadının sadece kaba bir pratikle ele alınamayacağını her davranışında hissettiriyordu. Kadın kurtuluş ideolojisine ilgisi günlük davranış ve pratiğine yansıyordu. Şahadetini duyduğumda inanmak istemedim, ruhsal olarak çok etkilendim. Ancak zamanla Erdal arkadaşın yakaladığı düzeyin bizim hedefimiz olduğunu anladım. Önderlik çizgisi, demokratik komuta tarzı, az imkanla başarı, moral üstünlük ve coşkulu duruşu bizler için ilke olmaya devam ediyor.
Cafer Sorî: Erdal arkadaş insanlara karşı müthiş saygılı biriydi. O örgütçü biriydi. Bir üstüne karşı duyarlıydı. Bu uzlaşma anlamında değil. Belki de en çok eleştiren arkadaşlardan biriydi. Ancak bir üstü varsa ona dikkat ederdi. 1994 yılında Serxatê eyleminde saldırı komutanı olarak görev aldı. 60'lık havanın ilk kez kullanıldığı bu eylemi tümden başarıyla tamamladığını, 19 silah kaldırıldığını gördük. Gabar yılları, Erdal'ın taktiksel zekasının zirveye ulaştığı dönemdir. 1996-97 yıllarında Gabar'da yaşanan yoğun alt yapı sorunlarına rağmen, Erdal gücünü her zaman moralize etmiş, en iyi bir biçimde örgütleyerek askeri sistem ve taktik doğrultusunda yoğunlaştırıp taktikte ileri düzeydeki açılımları ortaya çıkarmıştır.
‘97 yılında Gabar'da geliştirdiği taktiksel açılım ve eylemsel çıkışlar ile önemli yenilikleri ortaya çıkarmıştır. Bu süreç, gerçekleştirdiği birçok eylemde gücünü hiç riske sokmadan, tekniği etkili bir biçimde kullanıp hedefi imha eden, imha ettikten sonra da gidip malzemeyi alan, sonuç alıcı ve kesin vuruş tarzını uygulayabilen bir komuta kişiliği ve taktisyen olma gerçeğini pratikte en iyi yansıtan eylemsellikler süreci olmuştur. Çok az cephane sarf ederek en çok sonuç almayı esas alıyordu. Her eyleminde düşmanın bir parçasını alıp getirme esastı. Neredeyse tüm eylemleri gündüzdü. Ve genelde tek bir kayıp yoktu. Vuruş tarzı koparıcıydı. O uzaktan gölge dövüşünü sevmezdi. O yakın dövüşçüydü. Ancak yakın dövüşürken de eski Kürt tarzı kabadayılık onda yoktu. O hep savaşın bir incelik ve hile işi olduğunu bilerek her zaman düşmanı yanıltarak kandırarak savaşmıştır.
Gabar'da her zaman kadın yoldaşlarla erkek yoldaşların uyum sorunları yaşanmıştır. Ama ilginçtir Erdal yoldaşın yanında hiçbir gün kadın erkek çelişkisi yaşanmamıştır. O kadın yoldaşlara oldukça toleranslı ve anlayışlı yaklaşırdı.
Erdal yoldaşı bir kaza sonucu kaybettik. Biz onu belki de parti tarihimizde yaşanan en büyük kaza olarak yaşadık. Çünkü bizim kaybettiğimiz sıradan bir yoldaş değildi. Parti tarihimizin en çok gerilla sahasında gelişme gösteren yoldaşımızı kaybetmiştik. Diplomaside en çok başarıyı kısa bir süre içerisine sığdıran yoldaşımızı kaybetmiştik. Ve de yaşarken parti saflarında belki de en çok sevilen yoldaşımızı kaybetmiştik.








