Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat tarihli Barış ve Demokratik Toplum çağrısıyla başlayan Kürt meselesinin çözümüne dair müzakere sürecinde uzun zamandır beklenen yasal düzenlemeye geçildi. İktidar tarafından, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adı verilen ve 12 maddeden oluşan Çerçeve Yasa’nın içeriğinde demokratikleşmeye dair adımlara yer verilmeyip ceza ertelemesi, silah bırakılması gibi dar bir perspektifle sınırlı tutulması tepkilere neden oldu. Yoğun tartışmalara sahne olan Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilen Çerçeve Yasa’nın Genel Kurul gündemine alınıp önümüzdeki hafta Meclis’ten geçmesi bekleniyor. Çerçeve Yasa’yı ANF’ye değerlendiren Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, yasanın beklentileri karşılamadığını ancak eksiklerine ve yanlışlarına rağmen önemli bir eşik olduğunu belirtti.
‘TARAFLARIN İLK DEFA ÜZERİNDE ANLAŞTIĞI BİR YASA VAR ÖNÜMÜZDE!’
Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Kürt meselesinin çözümüne ilişkin Barış ve Demokratik Toplum sürecinin başlamasından 1,5 yıl sonra düzenlenen Çerçeve Yasa’nın beklentileri karşılamadığını ancak tüm eksiklere rağmen önemli bir eşik olduğunu vurguladı. Barış Vakfı’nın Çerçeve Yasa konusunda düşüncelerini Temmuz 2026’da, “Hepimizin tarihi sorumluluğu” başlığıyla kamuoyuna duyurduğunu ifade eden Tahmaz, “Barış Vakfı olarak yasanın hangi kapsamda olması gerektiğine ilişkin bir açıklama yapmıştık. Meclis komisyonunda tartışılan yasanın açıklamamızdaki hususların büyük bir kısmını karşılamadığını görüyoruz. Ama yasanın bütün eksiklerine ve yanlışlarına rağmen önemli bir eşikteyiz. En azından müzakere eden tarafların ilk defa anlaştığı bir yasa var önümüzde. Bu yasanın hayat bulması ve ileriye taşınması için çaba sarf etmek gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Yasa tasarısının madde gerekçelerini açıklayan giriş bölümünde, Kürt meselesinin nedenlerini ve sonuçlarını irdelemek ve buna dair çözüm perspektifleri sunmak yerine, örgütün silah bırakmasına endeksli olması konusunu da değerlendiren Tahmaz, kendi açılarından bunun bir sürpriz olmadığını ifade etti. Bu süreci PKK'nin silahsızlandırılması ile Kürt meselesinin siyaset ve demokrasi zeminine çekilmesi süreci olarak tanımladıklarını dile getiren Tahmaz, “Bu süreci PKK’nin silahsızlandırılması ve akabinde Abdullah Öcalan’ın da ifade ettiği gibi Kürt meselesinin siyaset ve demokrasi zeminine çekilmesi süreci olarak tanımlıyoruz. O nedenle Kürt meselesini çözmeye yönelik bir perspektifin olmayacağı, görüşme masasında zaten benimsenmiş bir şey. Şimdi tarafların anlaştığı bir şeye karşı bizim ‘yok, bu böyle olmaz’ deme şansımız yok. Şu anda esas olarak Kürt meselesinin çözümü üzerine değil, PKK’nin silahsızlanması üzerine taraflar odaklandığı için biz oradan bakıyoruz. Tabii ki oradan baktığımızda da demin de ifade ettiğim gibi eksikler ve yanlışlar görüyoruz. O yüzden biz bu süreçten hemen Türkiye'nin demokratikleşmesinin çıkmayacağını görüyoruz. Taraflar PKK'nin silahsızlanması konusunda öncelikle anlaşmış ve bu anlaşma hayat bulursa, Türkiye'de demokrasi mücadelesini daha sağlam zeminlerde sürdürme imkanını bulacağız” diye konuştu.
‘AYRIMSIZ VE KOŞULSUZ BİR YASA BEKLİYORDUK!’
Çerçeve Yasa’dan ayrımsız ve koşulsuz bir silah bırakma yasası beklerken, bunun böyle olmadığını gördüklerini ifade eden Tahmaz, şöyle konuştu: “Biz bu yasadan bir demokratikleşme çıkmayacağını biliyorduk ama ayrımsız ve koşulsuz bir silah bırakma yasası bekliyorduk. Ayrımsız derken, bu yasanın içerisinde, ‘şunlar, şunlar, şunlar bu yasa kapsamına girmez’ denmesini, bu konuda siyasi koşul getirilmesini doğru bulmuyoruz. Bir de Terörle Mücadele Kanunu yürürlükte kaldığı sürece Türkiye'nin demokratikleşmesinin mümkün olmadığını düşünüyoruz. Ama sonuçta taraflar bu konuda anlaşmış. Abdullah Öcalan buna onay vermiş. Biz Barış Vakfı olarak Umut Hakkı’nın da Çerçeve Yasa’da yer alması gerektiğini düşünüyorduk ve öneriyorduk. Ama bugün, ‘hayır, biz buradan başlayacağız’ deniyor. Biz de buna itiraz etmiyoruz. Başladıkları yerin değerinin hayat bulması için çaba sarf ediyoruz. O nedenle bu sürecin geliştirici bir yanında durmak gerektiğini düşünüyoruz. Çerçeve Yasa’nın bir başlangıç olması gerekiyor. Taraflar da zaten Kürt meselesinin çözümü doğrultusunda bunun bir ilk adım, bir başlangıç olduğunu söylüyorlar. Burada Kürt meselesinin demokratik çözümünden zaten söz edilmiyor. Biz şiddet devre dışı çıktığında da Kürt meselesinin Türkiye'nin gündemi olması ve çözüm için mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyoruz.”
‘UYGULANAN YÖNTEM, TÜRKİYE’YE ÖZGÜN BİR YÖNTEM!’
Tahmaz, Yeni Parti’nin Çerçeve Yasa’da, meclis komisyon raporundaki demokratikleşmeye ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının uygulanmasına dair 6. ve 7. Bölümlerdeki hususların yer almaması eleştirilerini de değerlendirdi. Yeni Parti’nin eleştirilerinin haklı bir yönü olduğunu kaydeden Tahmaz, dünyadaki benzer çözüm süreçlerinde sorunların çözülerek ilerlendiğinin görüldüğünü ama Türkiye’de bu sürecin demokratikleşme perspektifini önceleyen bir süreç olmadığını belirtti. Bu konuda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın da açıklamalarına atıfta bulunan Tahmaz, şöyle konuştu: “Öcalan da öncelikle silahsızlanma aşaması geçildikten sonra, sürecin demokratikleşmeye evrilmesi gerektiğini söylüyor. İlk açıklamasında, önce Kürt meselesi hukuki ve siyasal zemine çekilecek demişti. Şimdi bunun için bir fırsat doğdu. Bu fırsat bizim istediğimiz gibi, bizim öngördüğümüz gibi bir fırsat değil. O nedenle ilk etapta bu Çerçeve Yasa’dan bir demokratikleşme beklentimiz yoktu. Ama iç tutarlılığı açısından eleştirilerimiz var. Yasanın odaklandığı konu açısından eleştirilerimiz var. Çünkü ortadaki irade, Kürt meselesinin demokratik çözümü iradesi değil, daha çok Kürt meselesinin demokratik mecralarda çözümü için şiddetin, çatışmanın, PKK'nin silahlı varlığının öncelikle ortadan kaldırılıp dönüştürülmesine odaklanmış bir süreç. Türkiye'de bugün uygulanan yöntem, Türkiye'ye özgü bir yöntem. Dünyada hiçbir çatışma çözümünde önce sorunun şiddet boyutunun çözülüp, silahlı mücadele ve çatışmasızlık sürecinin yasal zeminde düzenlenip, sonra kök sorunların çözüleceği bir süreç yok. Bunlar bütün ülkelerde paralel yürümüştür. Şimdi müzakere eden taraflar Türkiye'ye özgü bir yöntem deniyorlar. Başarılı olurlar mı? Olmazlar mı? 2 yıllık sürece baktığımızda, daha önceki süreçlerde rastlanmadık biçimde sorunsuz gidiyor iki taraf açısından da. Bakın 2 yıldır, 22 aydır Türkiye'de tek bir ölüm olmadı, çatışma olmadı. Yine yasanın görüşüldüğü meclis komisyonunda da tüm eleştirilere rağmen, ilk defa İYİ Parti dışındaki tüm partilerin ortak oylarıyla evet dendi. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Burada bizim gibi sivil toplum kurumlarına düşen görev, bu sürecin ilerlemesi için üzerinde şimdilik anlaşılmış noktaların düzgün bir biçimde hayata geçirilmesini sağlamak. Sürecin düzgün işletilmesi ve uluslararası hukuk açısından yeni sorunlar çıkmaması için çaba sarf etmek zorundayız.”
‘İZLEME KOMİSYONU’NDA YER ALMAK İSTİYORUZ!’
Çerçeve Yasa’da öngörülen izleme mekanizmasında iki farklı komisyonun gündemde olduğunu belirten Tahmaz, bunlardan birinin Milli Güvenlik Kurulu’nun da (MGK) içerisinde olduğu bir yapı, diğerinin ise Meclis bünyesinde oluşturulacak İzleme Komisyonu olduğunu hatırlattı. Ancak bunun yeterli olmadığını vurgulayan Tahmaz, “İzleme Komisyonu’nu sadece Meclis'te oluşturuyorlar. Biz bunun yeterli olmadığını, İzleme Komisyonu’nda Barış Vakfı, İnsan Hakları Derneği (İHD) gibi sivil toplum örgütlerinin mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Silah bırakma süreci esas olarak örgütle güvenlik güçleri arasındaki bir süreçtir. Ama demokratikleşme, yasa yapma, yasayı uygulama sürecini mutlaka sivil toplum, siyaset izlemek zorunda. Biz de bunu talep ediyoruz” dedi.