Irak’ta 12 yıldır süren DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyon misyonu 30 Eylül’de resmen sona eriyor. Bu tarih, 2003’teki işgalden bu yana ülkedeki Amerikan askeri varlığının da bitmesi demek. Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin “sabit ve nihai” diye nitelediği bu süreç, silahların devlet tekeline alınması planlarını da hızlandırıyor. “Geri çekilme tamamlandığında Irak’ı nasıl günler bekliyor?” sorusu hem iç dengeler hem de bölgesel güçler arasındaki dengelerin yeniden kurulması açısından kritik.
GERİ ÇEKİLME KARARININ PERDE ARKASI
Bağdat ile Washington arasında 2024’te imzalanan anlaşma, DAİŞ’e karşı uluslararası koalisyon misyonunun aşamalı olarak sona erdirilmesini öngörüyordu. Bu kapsamda ilk olarak merkezi Irak’taki üsler boşaltılırken, yüzlerce asker ve hava savunma sistemi Başûrê Kurdistan’ın Hewlêr kenti çevresinde konuşlandırıldı.
Mayıs 2026’da başbakanlık görevine gelen Ali Zeydi, temmuz ayında Washington’a giderek ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da görüştü. Trump, görüşmede Zeydi’yi “bölgede uzun soluklu bir lider” olarak tanımlarken, Irak’taki Amerikan askeri varlığına artık ihtiyaç duyulmadığını ve bundan sonraki süreçte şirketler ile yatırımların öne çıkacağını söyledi.
Bu görüşmenin ardından Bağdat yönetimi ile ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) arasında yapılan temaslarda, koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilme takvimi netleştirildi. Böylece 30 Eylül, koalisyon misyonunun sona ereceği nihai tarih olarak belirlendi.
ASKERLER ÜRDÜN’E KAYDIRILACAK
Askerlerin nereye kaydırılacağı yakından takip edilirken, yüzlerce Amerikan askerinin büyük bölümünün başta Ürdün olmak üzere bölgedeki diğer ülkelere sevk edileceği belirtiliyor. Hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere askeri teçhizatın da aynı şekilde Irak’tan çıkarılacağı kaydediliyor. Temmuz ayında yaklaşık 2 bin olduğu belirtilen Amerikan askeri varlığı, son aylardaki kademeli çekilmeyle birlikte yüzlerle ifade edilen bir seviyeye gerilemiş durumda.
Öte yandan, Ali Zeydi’nin Trump yönetimiyle kurduğu yakın ilişki ve yaptığı ticari anlaşmalar, Bağdat’ın egemenlik vurgusunu güçlendirirken Washington’un İran bağlantılı gruplara yönelik baskısını da Zeydi’nin elindeki önemli kozlardan biri haline getiriyor.
Ancak geri çekilme, Irak yönetiminin “yabancı asker yok, silah devletin elinde” formülünü hayata geçirme iddiası açısından da önemli bir sınav niteliği taşıyor.
SİLAHSIZLANMA SÜRECİ
Zeydi hükümeti, koalisyon güçlerinin çekilmesi ile silahların devlet tekeline alınması planını eş zamanlı yürütmek istiyor. Hükümet, “Yabancı güçler gittikten sonra direniş için gerekçe kalmaz” yaklaşımıyla 30 Eylül’ü hem çekilme hem de silahların teslimi açısından hedef tarih olarak belirledi. Haziran 2026’da resmen duyurulan süreç kapsamında bazı gruplar adım atarken, bazıları ise plana karşı çıkıyor.
Asaib Ahl al-Haq ve Kataib İmam Ali, kendi idari yapılarını devlet kurumlarına devretmeye ve tugaylarını resmi çerçeveye dahil etmeye başladı. Söz konusu gruplar, Haşdi Şabi bünyesindeki konumlarını koruyarak bireysel entegrasyon yolunu tercih etti.
Buna karşılık, İran’la bağlantılı daha radikal gruplar silahlarını teslim etmeyi reddediyor. Kataib Hizbullah, Hareketü’n-Nüceba ve Kataib Seyyidü’ş-Şüheda, plana karşı çıkan gruplar arasında yer alıyor. Bu gruplar, “yabancı askeri varlığın tamamen sona ermesini ve bölgesel tehditlerin ortadan kalkmasını” şart koşuyor. Bu grupların açıklamalarında silah, hem Irak’taki iç dengelerde bir pazarlık gücü hem de dış müdahalelere karşı bir korunma aracı olarak görülüyor.
DOKSAN GÜNLÜK YENİ TAKVİM
Bağdat, silahsızlanmayı reddeden grupların etkisini kırmak için 30 Eylül’ü bir “başlangıç” tarihine dönüştürdü. Zeydi, silahların teslimini öngören planın 90 günlük ilk aşamasının başlayacağını, silahsızlanma sürecinin ise 30 Haziran 2027’ye kadar tamamlanmasının hedeflendiğini açıkladı.
“Silahsızlanma planı isteğe bağlı değil, bir zorunluluktur” diyen Zeydi’nin New York Times’a verdiği bilgilere göre, ilk aşamada gruplar herhangi bir saldırı düzenlemeyecek, karşılığında Amerikan güçlerinden de saldırı gelmeyecek. Ardından füze, dron ve ağır mühimmat gibi stratejik silahların kademeli olarak teslim edilmesi planlanıyor.
Silahların doğrudan merkezi orduya değil, Haşdi Şabi bünyesinde oluşturulacak yeni bir mekanizmaya teslim edilmesi öngörülüyor. Bu yönüyle plan, “tam silahsızlanma”dan ziyade silahlı yapıların devlet çatısı altında kontrol altına alınmasını hedefliyor.
Süreç, özel bir komisyon ve diyalog mekanizması üzerinden yürütülüyor. 30 Eylül’de ayrıntılı takvimin açıklanması beklenirken, Irak’ta devlet dışı yapıların kontrolünde yaklaşık 6 milyon silah bulunduğu tahmin ediliyor.
İran yanlısı etkili grupların üç aylık ilk aşamada da silahlarını bırakmayacağı ve sürecin öngörülen takvimi aşabileceği belirtiliyor. Bu nedenle silahsızlanma sürecinin seyri, ABD-İran arasındaki gerilim ve Bağdat yönetiminin siyasi iradesi gibi bölgesel ve iç dinamiklere bağlı olarak kırılganlığını koruyor.
PEŞMERGE GÜÇLERİ BİRLEŞTİ
Bağdat, ABD ile planlanan süreci ilerletmeye odaklanırken Başûrê Kurdistan bölgesinde de hareketli günler yaşanıyor. 21 Eylül’de KDP’ye bağlı 80. Birlik ile YNK’ye bağlı 70. Birlik, Peşmerge Bakanlığı çatısı altında birleşti.
Peşmerge güçleri, 1940’larda Mahabad Cumhuriyeti döneminde şekillenen, 1960’lardan itibaren ise parti temelli büyüyen bir yapı olarak Kürt siyasi tarihinde yerini aldı. 1990’larda yaşanan iç savaşın ardından güçler, KDP’ye bağlı 80. Birlik ve YNK’ye bağlı 70. Birlik şeklinde iki ayrı yapıya bölündü.
Birleşme kararı, 2016-2017’den bu yana yürütülen reform sürecinin sonucu olarak ortaya çıktı. DAİŞ’e karşı savaş sırasında yaşanan komuta dağınıklığı, Êzîdîleri soykırımdan koruyamama ve güçlerin parti denetiminde hareket etmesi, Kürt kamuoyunda tepkiye neden oldu. Başûr halkı, daha profesyonel ve ortak bir güvenlik gücü talep etti.
2022’de ABD Savunma Bakanlığı ile imzalanan dört yıllık Mutabakat Muhtırası da Peşmerge güçlerinin birleştirilmesini destek, eğitim ve finansman koşullarına bağladı. Söz konusu anlaşmanın süresi de 30 Eylül’de doluyor. Kürt siyasi partileri, bölgede ve çevresinde hızla değişen siyasi koşulların etkisiyle güçlerin birleşmesi yönünde adım attı.
TUTARLI BİR SAVUNMA HATTINA DÖNÜŞMELİ
Bu adım, yıllardır parçalı yapı nedeniyle zayıf kalan Kürt savunma gücünün ortak bir temele oturtulması açısından önemli bir eşik oluşturuyor. Birleşmenin kalıcı hale gelmesi durumunda Başûr’da daha bütünlüklü bir savunma gücünün ortaya çıkması, Bağdat’tan maaş, silah ve lojistik konusunda daha eşit koşullar talep edilmesi ve ortak bir komuta-kontrol sisteminin kurulması gündeme gelebilecek. Peşmerge güçleri bugün Peşmerge Bakanlığı çatısı altında iki bölge komutanlığı ve 11 tümenle örgütleniyor.
Ancak birleşmenin Kürtler açısından sonuçları teknik bir yeniden yapılanmayla sınırlı değil. Parti temelli yapının aşılması, Kürtlerin ortak savunma ve siyasi irade oluşturma kapasitesini güçlendirebilir. Ortak komuta altında toplanan peşmerge güçleri, iç güvenlikten bölgesel tehditlere kadar daha koordineli bir savunma mekanizması oluşturabilir. Bu durum, özellikle Şengal, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde Kürtlerin güvenlik ve siyasi konumları açısından önem taşıyor.
Öte yandan, birleşme süreci Bağdat’ın “silahların devlet tekeline alınması” politikasıyla da doğrudan kesişiyor. Birleşik peşmerge güçlerinin maaş ve lojistik açıdan merkezi hükümete bağımlılığının sürmesi, Bağdat’ın bu bağımlılığı siyasi bir baskı aracına dönüştürmesi riskini beraberinde getiriyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde temel tartışma, birleşmenin yalnızca idari bir düzenleme olarak mı kalacağı, yoksa parti sınırlarını aşan, ortak komuta ve kurumsal bağımsızlığa sahip bir Kürt savunma gücüne dönüşüp dönüşmeyeceği üzerinde yoğunlaşacak.
ŞENGAL EN HASSAS GÜNDEM
Şengal’de ise farklı bir tablo ortaya çıkıyor. DAİŞ’in Êzîdîlere yönelik soykırımının ardından toplum, kendisini korumak amacıyla özsavunma güçlerini oluşturdu. Êzîdîlerin Irak’a demokratik entegrasyon için öne çıkardığı temel şartların başında, toplumun iradesinin tanınması ve özsavunma güçlerinin korunması geliyor.
Irak Başbakanı Ali Zeydi, 11 Eylül’de YBŞ (Şengal Direniş Birlikleri) temsilcileri ve Êzîdî temsilcilerle görüştü. Son olarak 22 Eylül’de Irak Genelkurmay Başkanı Korgeneral Abdülemir Yarallah’ın başkanlığındaki üst düzey askeri heyet, Şengal’deki güvenlik durumunu yerinde incelemek üzere bölgeyi ziyaret etti. Ancak bugüne kadar yapılan görüşmelerin sonucuna ilişkin Şengal tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
YBŞ, 2014’te DAİŞ soykırımının ardından kuruldu ve Êzîdî toplumunun kendini savunma iradesinin somut bir ifadesi haline geldi. 2016’da kurulan Êzîdxan Asayişi ise yerel polislik ve güvenlik görevlerini üstlendi. Bu yapılar, peşmerge ve Irak ordusunun 2014’te Şengal’den çekilmesinin ardından Êzîdîleri korumayı, yerinden edilenlerin dönüşünü sağlamayı ve yerel özyönetimi güçlendirmeyi esas aldı. Tarih boyunca defalarca katliam ve soykırıma maruz kalan Êzîdîler açısından özsavunma, güvenliğin yanı sıra varlığın korunmasına ilişkin temel bir güvence anlamına geliyor.
Bağdat’ın Şengal’de Êzîdîlerin iradesini ve özsavunma yapılarını dikkate almadan atacağı adımlar, bölgedeki güvenlik dengeleri ve Êzîdîlerin siyasi temsili açısından yeni sorunlar yaratabilir. Bu nedenle Şengal’deki mevcut yapıların geleceği, yalnızca güvenlik politikalarının değil, Êzîdîlerin Irak içindeki siyasi ve idari konumunun da önemli başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Şengal’de izlenecek politika, aynı zamanda Irak’ın silahların devlet kontrolüne alınması hedefinin nasıl uygulanacağı açısından da önemli bir örnek oluşturacak. Özsavunma güçlerinin geleceğine ilişkin kararlar, Êzîdî toplumunun güvenliği, yerel iradenin tanınması ve bölgedeki siyasi dengeler üzerinde doğrudan etkili olacak.
IRAK’I NELER BEKLİYOR?
ABD güçlerinin çekilmesi ve silahsızlanma süreci, Irak açısından önemli bir dönüm noktası olacak. Silahların kademeli olarak devlet kontrolüne alınması, ülkedeki “devlet içinde devlet” görüntüsünü zayıflatabilir. Ekonomik alanda enerji ve altyapıya yönelik yatırımlar da kalkınma açısından yeni fırsatlar yaratıyor.
Ancak sürecin ciddi riskleri de bulunuyor. Silahsızlanma takviminin 2027’ye kadar uzaması, İran bağlantılı grupların etkisinin kısa sürede ortadan kalkmayacağını gösteriyor. Bu grupların bölgesel çatışmalardaki rolü de sürecin güvenlik boyutunu daha karmaşık hale getiriyor.
Zeydi’nin Trump yönetimiyle kurduğu yakın ilişki, kısa vadede Bağdat’a diplomatik ve siyasi manevra alanı açmış görünüyor. Ancak uzun vadede Irak’ın istikrarı; silahların devlet kontrolünde toplanması, farklı toplulukların güvenlik ve adalet taleplerinin karşılanması ve ekonomik reformların hayata geçirilmesine bağlı olacak.
Irak, 1 Ekim’e yabancı askerlerin olmadığı bir ülke olarak girerken, Zeydi hükümeti açısından asıl sınav da başlayacak: Silahların kontrolünü nasıl sağlayacağı, farklı silahlı gruplarla nasıl bir ilişki kuracağı ve ülkedeki yeni siyasi dengeleri nasıl yöneteceği önümüzdeki dönemin temel başlıkları olacak.