Temelli: Bütçe faize ve güvenlik harcamalarına kaynak aktarırken emekçiyi vergilendiriyor

Meclis’teki bütçe görüşmelerini değerlendiren Sezai Temelli, bütçenin emekçileri vergilendiren, sermayeyi koruyan, faize kaynak aktaran ve güvenlikçi harcamaları artıran bir anlayışla hazırlandığına dikkat çekti.

SEZAi TEMELLİ

Meclis’te yeni dönem bütçe görüşmeleri sürerken Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Türkiye ekonomisindeki son durumu ve iktidarın bütçe politikalarını değerlendirdi.

Ekonomideki temel sorunun kaynakların üretimden, emekten ve toplumsal refahtan koparılarak sermayeye, finans kapitaline ve rant çevrelerine aktarılması olduğunu belirten Temelli, ekonomik krizin yükünü emekçilerin, emeklilerin, çiftçilerin, küçük esnafın, kadınların ve gençlerin taşıdığını ifade etti.

Ücretlerin enflasyon karşısında eridiğine ve alım gücünün giderek düştüğüne dikkat çeken Temelli, halkın en temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi zorlandığını belirtti. Yaşanan ekonomik sorunların yalnızca enflasyon, faiz ve döviz kuru üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Temelli, “Bu ciddi bir bölüşüm ve adalet krizidir” dedi.

‘TÜRKİYE YOLSUZLUK VE TALAN NEDENİYLE KAYIT DIŞI EKONOMİNİN HAKİM OLDUĞU BİR ÜLKE HALİNE GELDİ’

Üretilen toplumsal zenginliğin adil dağıtılmadığını vurgulayan Temelli, şunları kaydetti:

“Bir tarafta emeğiyle geçinenler yoksullaşırken diğer tarafta sermaye kazanmaya devam ediyor. Servet ve gelir dağılımındaki adaletsizlik; derinleşen bir yoksulluğa, gıda krizine, kronik yüksek işsizliğe ve enflasyona yol açmıştır. Dünyanın en kırılgan ekonomilerinden biri olan Türkiye, yapısal sorunlarına çözüm üretemediği gibi yolsuzluk ve talan nedeniyle adeta kayıt dışı ekonominin hakim olduğu bir ülke haline gelmiştir. Çözüm; demokratik, kamucu, ekolojik ve emek merkezli bir ekonomi politikasını hayata geçirmektir.”

‘TOPLANAN HER 100 LİRANIN 17’Sİ FAİZE GİDECEK’

Bütçelerin iktidarın hangi kesimlerden yana olduğunu gösteren en somut belgeler olduğunu belirten Temelli, 2027 bütçe teklifinde de iktidarın tercihlerinin değişmediğini söyledi. Temelli, bütçenin emekçileri vergilendiren, sermayeyi koruyan, faize kaynak aktaran ve güvenlikçi harcamaları artıran bir anlayışla hazırlandığını belirterek teklifin rakamlarına dikkat çekti.

2027 bütçesinde faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrıldığını aktaran Temelli, bunun geçen yıla göre yüzde 45’lik artış anlamına geldiğini söyledi. Toplanan her 100 liranın 17 lirasının faize gideceğini ifade eden Temelli, iktidarın dar gelirli yurttaşlara tasarruf çağrısı yaparken faize trilyonlarca lira ayırmasını çelişkili bulduğunu ifade etti.

Savunma harcamalarına da dikkat çeken Temelli, bu kalem için yüzde 60,28 artışla 3 trilyon 454 milyar lira ödenek öngörüldüğünü belirtti. Söz konusu artışın eğitim ve sağlık gibi temel kamusal hizmetlere ayrılan kaynaklardaki artışın çok üzerinde kaldığını vurguladı.

‘DEMOKRATİK ÇÖZÜMÜN EKONOMİK KARŞILIĞI BÜTÇEDE YOK’

27 Şubat 2025’te Önder Apo’nun çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni hatırlatan Temelli, savunma ve güvenlik harcamalarındaki artışı şu sözlerle eleştirdi:

“Demokratik ve barışçıl çözümün konuşulduğu bir dönemde savunma harcamalarının bu ölçüde artırılması ciddi bir çelişkidir. Barış ve normalleşmeden söz ediyorsak bunun ekonomik karşılığı nerede? Barış yalnızca silahların susması değil; kaynakların savaşa değil, toplumun ihtiyaçlarına ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesine ayrılmasıdır. Savaşa değil barışa, faize değil halka, güvenlikçi politikalara değil, demokrasiye kaynak ayrılmalıdır.”

‘SOSYAL YARDIMLARIN ARTMASI BAŞARI DEĞİL YOKSULLUĞUN KANITIDIR’

Eğitim, sağlık ve sosyal yardım kalemlerindeki artışların aldatıcı olmaması gerektiğini vurgulayan Temelli, 2027’de eğitime ayrılan kaynağın 2 trilyon 459 milyar liraya yükselmesine rağmen artış oranının yüzde 26,49’da kaldığını belirtti. Okullarda bir öğün ücretsiz yemek, hijyen ve barınma sorunlarının yanı sıra öğretmenlerin güvencesiz çalışma koşullarının da çözüm beklediğini ifade etti.

Sağlık bütçesinin 2 trilyon 134 milyar liraya çıkarıldığını aktaran Temelli, randevu sorunları ve hizmet kalitesine ilişkin problemlerin devam ettiğine dikkat çekti. Sağlık hizmetlerinin ücretsiz, nitelikli, erişilebilir ve anadilinde sunulması gerektiğini vurguladı.

Sosyal yardımlarda öngörülen yüzde 46,24’lük artışın başarı olarak sunulamayacağını belirten Temelli, yoksulluğun derinleşmesine dikkat çekerek, “Bir ülkede sosyal yardıma ihtiyaç duyanların artması yoksulluğun derinleştiğini gösterir. Asıl olan insanları yardıma muhtaç etmeyen koşulları yaratmaktır” dedi.

VERGİ YÜKÜ EMEKÇİNİN SIRTINDAYKEN SERMAYEYE 4.8 TRİLYONLUK AYRICALIK

Vergi sistemindeki adaletsizliğe de değinen Sezai Temelli, 2027 yılı bütçesinde öngörülen vergi gelirlerinin yükünün büyük ölçüde ücretli çalışanların sırtına yüklendiğini belirterek şunları dikkat çekti:

“2027 bütçesinde gelir vergisinin 5 trilyon 533 milyar liraya ulaşması öngörülüyor. Bu gelirin yaklaşık yüzde 90'ı ücretli çalışanların maaşlarından yapılan kesintilerden oluşuyor. Buna karşılık, şirketlerden alınan kurumlar vergisinin 2 trilyon 223 milyar lirada kalması öngörülüyor. Gelir vergisinde yüzde 57,35 artış beklenirken kurumlar vergisindeki artış yüzde 37,82'de kalıyor. Bu tablo, vergi yükünün kimlere yüklendiğini açıkça gösteriyor.

Adaletsizlik bununla da sınırlı değil. KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler de dar gelirli yurttaşların üzerindeki yükü artırıyor. Çünkü dolaylı vergilerde geliri düşük olanla yüksek olan, aynı ürünü aldığında aynı vergiyi ödüyor. Bu da yoksulun gelirinden daha büyük bir payın vergi olarak alınması anlamına geliyor.”

Sermayeye tanınan vergi muafiyetleri ve istisnalar nedeniyle 2027 yılında 4 trilyon 878 milyar liralık vergi gelirinden vazgeçilmesinin öngörüldüğünü aktaran Temelli, “Emekçinin vergisi kuruşu kuruşuna tahsil edilirken sermayeye bu ölçüde ayrıcalık tanınması kabul edilemez” dedi.

Vergi adaletinin bir an önce sağlanması gerektiğini vurgulayan Temelli, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını istedi. Servet, yüksek gelirler, büyük rantlar ve sermaye kazançlarının artan oranlı tarifeyle vergilendirilmesi gerektiğini belirten Temelli, dolaylı vergilerin dar gelirli yurttaşlar üzerindeki yükünün azaltılması ve temel tüketim ürünlerinden alınan vergilerin düşürülmesi çağrısında bulundu.

‘EKMEK, BARIŞ VE ADALET İÇİN BÜTÇE’

Bütçe görüşmelerini yalnızca rakamların tartışıldığı teknik bir süreç olarak görmediklerini, doğrudan halkın yaşamını ve geleceğini belirleyen ekonomi-politik bir mücadele alanı olarak ele aldıklarını belirten Temelli, şöyle konuştu:

“Bizim mücadelemiz halkın bütçe hakkını savunma mücadelesidir. İktidarın kaynakları kimden toplayıp kime aktardığını Meclis gündemine taşıyacağız. Faize ve güvenlikçi politikalara ayrılan bütçe kısılarak eğitim, sağlık, tarım, istihdam ve yerel kalkınmaya yönlendirilmelidir. Asgari ücret gerçek yaşam maliyetlerine göre belirlenmeli, emekliler insanca yaşayacak ücrete kavuşmalı, çocukların beslenme ve barınma ihtiyaçları kamusal güvence altına alınmalıdır.”

Bütçe hakkının yalnızca Meclis’tekilere ait olmadığını vurgulayan Temelli, yürütülen “Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe” kampanyasını hatırlatarak, “Bütçenin hazırlanmasında ve denetlenmesinde halkın, emek örgütlerinin, kadın yapılarının, demokratik kitle örgütlerinin ve yerel yönetimlerin doğrudan söz ve karar sahibi olması gerekir. Şiarımız tam da budur. Meclis’teki görüşmeleri, bütçenin sermayenin değil emeğin, savaşın değil barışın, rantın değil üretimin, ayrıcalığın değil eşitliğin bütçesi olması gerektiği zeminine dönüştüreceğiz. Başka bir bütçe mümkündür” diye konuştu.

‘DEMOKRATİK KOMÜNAL EKONOMİ TOPLUMUN EKONOMİK YAŞAM ÜZERİNDE SÖZ VE KARAR SAHİBİ OLMASIDIR’

Ekonomiye yalnızca büyüme rakamları, faiz oranları veya sermaye birikimi üzerinden bakmadıklarını belirten Temelli, insanı, toplumu ve doğayı merkeze alan bir ekonomi anlayışını savunduklarını ifade ederken alternatif model olarak da “Demokratik Komünal Ekonomi”yi işaret etti:

“Demokratik Komünal Ekonomi, ekonomiyi yalnızca piyasanın, sermayenin veya devlet bürokrasisinin kararlarına bırakan anlayışın karşısında, toplumun ekonomik yaşam üzerinde söz ve karar sahibi olmasını esas alan bir yaklaşımdır. Burada temel mesele, üretimin, paylaşımın ve tüketimin toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda, demokratik katılımla örgütlenmesidir.

Demokratik Komünal Ekonomi, üretim araçlarının ve ekonomik kaynakların toplum yararına kullanılmasını, kooperatiflerin, üretici birliklerinin, dayanışma ağlarının ve yerel ekonomik örgütlenmelerin güçlendirilmesini hedefler. Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve yerel toplulukların ekonomik karar alma süreçlerine doğrudan katılımını esas alır.”

‘KÜRDİSTAN’DA DEMOKRATİK KOMÜNAL EKONOMİNİN İNŞASI İÇİN ŞARTLAR ELVERİŞLİ’

Üretimin yalnızca kâr elde etmek amacıyla değil, toplumsal ihtiyaçları karşılamak ve yaşamı sürdürülebilir kılmak için örgütlenmesi gerektiğini belirten Sezai Temelli, Demokratik Komünal Ekonomi’nin yalnızca kooperatif kurmaktan ibaret olmadığını vurguladı.

Demokratik karar alma mekanizmalarının güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin ekonomik süreçlerde etkin rol üstlenmesi, kadın emeğinin görünür ve değerli hale getirilmesi, ekolojik dengenin korunması ve kaynakların adil paylaşılmasının bu modelin temel unsurları olduğunu ifade eden Temelli, şunları belirtti:

“Toplumsal doğanın hafızasında komünal akıl ve miras mevcuttur. Propaganda amacıyla söylemiyorum; özellikle Kürdistan’da demokratik komünal ekonominin inşası için şartlar son derece elverişlidir. Kapitalist sistemin eşitsizliklerine karşı temel meselemiz sadece ekonominin ne kadar büyüyeceği değil, üretilen zenginliğin nasıl adil paylaşılacağı ve kararların kimler tarafından alınacağıdır. Türkiye’nin ihtiyacı emeği, eşitliği, özgürlüğü ve toplumsal dayanışmayı esas alan demokratik bir ekonomik düzendir.”

Temelli son olarak, Türkiye’de Demokratik Komünal Ekonomi modelinin uygulanabilmesi için merkezi bürokrasinin yetkilerinin yerel yönetimlere devredilmesi ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.