Ekolojik yaşamın giderek azaldığı, iklim krizinin ise arttığı ülkede canlı yaşamı yok sayılıyor. Gerek petrol arama, gerek maden çalışmaları, gerek ise termik santrallerle açığa çıkan bu krize dair herhangi bir önlem ise alınmıyor. Yıllardır hem Elbistan hem de çevre kentlerdeki yaşamı tehdit eden Afşin-Elbistan Termik Santrali ise Türkiye’nin en büyük linyit kömürüyle çalışan enerji üretim tesislerinden biri. İlk olarak 1984, ardından ise 2004 yılında üretime başlayan santral, baca gazı arıtma sistemindeki yetersizlik ve ihmaller nedeniyle yoğun bir şekilde hava kirliliğine neden oluyor. Açılan davalar ve halkın tepkilerine rağmen herhangi bir iyileştirmeye gidilmeyen santral, çıkan zehirli tozların mevzuata uygun olmamasına rağmen üretime devam ediyor.
GÖRÜNTÜLER KİRLİLİĞİ AÇIK BİR ŞEKİLDE GÖSTERİYOR!
Konuya dair çektiğimiz son görüntüler, santralin sadece Elbistan’a değil, çevresinde bulunan ilçe ve köylere de zarar verdiğini açıkça gösteriyor. Yukarıdan ve uzak çekime rağmen santralden yayılan tozlar her alana yayılırken, yayılan bu tozlar bütünüyle havayı kirletiyor. Harvard Üniversitesi ile Türk Tabipleri Birliği’nin de kamuoyuyla paylaştığı sağlık etki modellemesine göre, Afşin-Elbistan A ve B termik santrallerinin 1984-2020 yılları arasında yaklaşık 17 bin 500 erken ölüme neden olduğu tahmin edilmektedir. Bölge halkı üzerinde yapılan bir anket araştırmasında ise hanelerin yüzde 28,9’unda akciğer hastalığı bulunduğu, hanelerin yüzde 54’ünde kronik bir hastalık olduğu, altı yaş altındaki çocuklarda üst solunum yolu şikâyetlerinin yüzde 23 oranında olduğu yer almıştır.
‘HAVAYA KARIŞAN TOZ DUMANI BİR COĞRAFYAYI KİRLETİYOR’
Artan bu zararlara rağmen herhangi bir önlemin alınmadığı santrale dair konuşan Yaşamı Yeniden İnşa Kooperatifi Aktivisti Ahmet Güden, çalışmaların bölge halkı üzerindeki zararlarına dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin çevre, tarım ve halk sağlığı üzerinde uzun yıllardır ciddi olumsuz etkiler yarattığını belirten Güden, santralin etkilerinin yalnızca tesis sahasıyla sınırlı kalmadığını vurguladı. Güden, “Emisyonlar, kül depolama sahaları ve kömür madenciliği nedeniyle oluşan hava kirliliği, rüzgârın etkisiyle onlarca kilometrelik bir coğrafyaya yayılıyor. Hava, su ve toprak aynı ekosistemin parçalarıdır. Bunlardan birinin kirlenmesi diğerlerini de ciddi biçimde kirletmektedir” dedi.
‘GELECEK KUŞAKLARIN HAKKI YOK EDİLİYOR’
Filtre sistemlerinin yeterince etkin çalışmadığını öne süren Güden, baca gazlarının yeterince arıtılmadan atmosfere karışması, kül depolama alanlarının gerekli çevresel önlemler alınmadan işletilmesi ve açık kömür ocaklarının yarattığı toz bulutlarının çevreye ciddi zararlar verdiğini aktaran Güden, Elbistan Ovası’nın Türkiye’nin en önemli tarım alanlarından biri olduğuna dikkat çekerek, ağır metaller ve kirletici gazların tarımsal üretimi olumsuz etkilediğini belirtti. Güden konuşmasının devamında şunlara yer verdi: “Bu ovaya çöken ağır metaller, kükürt dioksit, azot oksitler ve ince partikül maddeler yalnızca tarımsal üretimi değil, toprağın doğal verimliliğini de tehdit etmektedir. Meyve bahçeleri, meralar, su kaynakları ve doğal yaşam bu kirlenmeden doğrudan etkilenmektedir. Bizler hiçbir şartta teknolojiye karşı değiliz. Ancak teknolojinin doğayla ve ekolojik yaşamla uyumlu biçimde faaliyet göstermesini savunuyoruz. İnsan yaşamını, ekolojik dengeyi ve gelecek kuşakların hakkını hiçe sayan bir üretim anlayışını kabul etmedik, etmeyeceğiz.”
‘TARIMSAL VERİM DÜŞÜYOR VE TARIM ÜRÜNLERİ KİRLENİYOR’
Hava kirliliğinin tarım ve canlı yaşamı üzerindeki etkilerine de değinen Güden, “Kirlenen hava nedeniyle meyve ağaçları zarar görüyor, tarımsal verim düşüyor, arıcılık olumsuz etkileniyor ve biyolojik çeşitlilik giderek azalıyor. Tarım ürünlerinin ve su kaynaklarının kirlenmesi ise halk sağlığı açısından uzun vadeli riskler doğurmaktadır. Meralarda otlayan hayvanlar kirlenmiş otlarla besleniyor, su kaynakları kirleniyor. Bu durum yalnızca bugünü değil, gelecekteki yaşamı da tehdit ediyor. Solunum yolu hastalıkları, astım, KOAH, bronşit ve kalp-damar hastalıklarında artış yaşandığı yönünde ciddi kaygılar bulunmaktadır. Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalar bu kirlilikten en fazla etkilenen kesimlerdir” dedi.
‘GÖÇÜ ARTIRIYOR’
Son olarak temiz çevrenin yaşamsal önemine vurgu yapan Güden, “Sağlık yalnızca hastanelerde korunmaz. Sağlıklı yaşamın temel koşulu temiz hava, temiz su ve temiz topraktır. Eğer bunlar kirlenmişse toplumun geleceği de tehlike altındadır. Termik santralin verimli tarım arazilerinin bulunduğu bölgede faaliyet göstermesi göçü de hızlandırıyor. Maraş coğrafyasında ve özellikle Elbistan’da insansızlaşan bir süreci hep birlikte yaşıyoruz. Çevredeki köylerin büyük oranda boşaldığı biliniyor. Birkaç ünitenin birlikte çalıştığı dönemlerde oluşan yoğun duman, insan sağlığını tehdit edecek seviyeye ulaşıyor ve bölge halkının tedirginliğini her geçen gün artırıyor. Buna karşı göçün ve insansızlaşmanın artmaması için bir an önce önlemler alınmalı” diye konuştu.