GÖRÜNTÜLÜ

Karakuş: Kalıcı barış için bağlayıcı hukuki çerçevenin oluşturulması zorunludur

Siyasetçi Mehmet Karakuş, çerçeve yasanın yalnızca çatışmaları sonlandırmaya odaklanan dar kapsamlı bir düzenleme olmaması gerektiğini belirterek, kalıcı barışı güvence altına alacak bağlayıcı bir hukuki çerçevenin zorunlu olduğunu vurguladı.

MEHMET KARAKUŞ

Kürt sorununun demokratik ve siyasal yöntemlerle çözümü amacıyla Önder Apo öncülüğünde ilerleyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yeni bir aşamaya geçildi. Sürecin hukuki zeminini oluşturması beklenen çerçeve yasanın önümüzdeki hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenirken, düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmalar da yoğunlaştı. Kamuoyunda en fazla merak edilen başlıklar arasında ise Önder Apo’nun statüsüne ilişkin yapılacak olası düzenlemeler ve sürecin yasal güvenceleri yer alıyor.

Çerçeve yasa ve Önder Apo’nun statü meselesine ilişkin Siyasetçi Mehmet Karakuş, ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.


‘HUKUKİ ZEMİN OLMADAN SÜRECİN İLERLEMESİ MÜMKÜN DEĞİL’

Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan çatışmalı süreçlerin kalıcı çözüme ancak hukuki düzenlemelerle kavuştuğuna dikkat çeken Karakuş, şunları belirtti:

“Dünyada bu tür sorunlar çözüme kavuşturulurken, çatışmalı alanlardaki savaşlar sonlandırılırken mutlaka belli bir yasa çerçevesinde ve hukuksal bir zemin üzerinde ilerlenmiştir. Hukuki güvence olmadan tarafların birbirine güven duyması mümkün değildir. Güven tesis edilmediğinde ise süreç kendi içinde yeni krizler üretir ve ilerleyemez. Bu nedenle çerçeve yasa hem zorunludur hem de kaçınılmazdır.

Bu yasa yalnızca teknik bir düzenleme değildir. Aynı zamanda sürecin hangi hukuki ilkeler doğrultusunda ilerleyeceğini belirleyecek başlangıç metnidir. Böyle bir zemin oluşturulmadan sürecin sağlıklı ilerlemesi mümkün değildir. Ancak burada belirleyici olan, yasanın hangi perspektifle hazırlanacağıdır” diye konuştu.

‘DEVLETİN YAKLAŞIMI ÇÖZÜMDEN ÇOK TASFİYEYE DAYANIYOR’

Devletin çerçeve yasaya yaklaşımının tartışılması gerektiğini söyleyen Karakuş, mevcut anlayışın Kürt sorununun çözümünden ziyade çatışmayı sonlandırma ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme hedefi taşıdığına işaret ederek şöyle konuştu:

“Devlet bugün çerçeve yasasını oluştururken, Kürt sorununu demokratik temelde çözme perspektifiyle değil, daha çok silahsızlandırma ve özel savaş yöntemleriyle Hareket’i tasfiye etme anlayışıyla hareket ediyor. Tarih boyunca uluslararası örneklerde de egemen güçler, silahla başaramadıklarını müzakere masasında gerçekleştirmeye çalışmıştır. Muhalif güçleri etkisizleştirme arayışı hep olmuştur.

Ortadoğu yeniden şekillenirken eski yöntemlerin sonuç vermesi kolay değildir. Kürt sorununun geldiği aşama, bölgesel gelişmeler ve Kürt halkının örgütlü gücü, devleti belli ölçülerde çözüme zorlayacaktır. Çerçeve yasa beklentilerimizin gerisinde kalsa bile uluslararası ve bölgesel koşullar ile halkın örgütlü mücadelesi, çözümü dayatan temel dinamik olmaya devam edecektir.”

‘DEMOKRATİK TOPLUMUN İNŞASI DEVLETİ ÇÖZÜME ZORLAYACAKTIR’

Kalıcı çözümün temel güvencesinin örgütlü toplum olduğunu vurgulayan Karakuş, şunları söyledi:

“Tarih boyunca hiçbir egemen güç kendi isteğiyle hak ve ayrıcalıklarından vazgeçmedi. Bütün demokratik kazanımlar toplumsal mücadelenin ve aşağıdan gelişen basıncın sonucunda elde edildi. Egemenler ya toplumsal değişime uyum sağlamak ya da yıkılmak arasında tercih yapmak zorunda kaldılar. Bugün de bizim açımızdan temel görev demokratik toplumu örgütlemektir. Demokratik toplumun ilerlemesi için komünler, meclisler, kooperatifler ve akademiler üzerinden örgütlenmesi gerekiyor. 

Toplumun bütün kesimleri örgütlü hale geldiğinde devlet de çözümü erteleyemez. Demokratik toplumun güçlenmesi, demokratik siyasetin gelişmesi ve halkın örgütlü iradesinin büyümesi çözümü zorunlu hale getirecektir.”

‘ÖNDER APO’NUN STATÜSÜ ÇÖZÜM SÜRECİNİN BELİRLEYİCİ BAŞLIĞIDIR’

Çerçeve yasa tartışmalarında en kritik başlığın Önder Apo’nun statüsü olduğunu belirten Karakuş, mevcut yaklaşım ile uygulamalar arasında ciddi bir çelişki bulunduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Süreci başlatan çevreler tarafından Önder Apo için ‘kurucu önder’ ya da ‘baş müzakereci’ gibi tanımlamalar yapılıyor. Ancak bu tanımlamaların gerektirdiği pratik adımlar atılmış değildir. Eğer gerçekten bir müzakere süreci yürütülecekse bunun hukuki karşılığı oluşturulmalıdır. Bu mücadelenin önderliğini yapan kişinin statüsü güvence altına alınmadan, baş müzakereci olarak çalışma koşulları oluşturulmadan; örgütüyle, basınla, yazarlarla, aydınlarla, akademisyenlerle ve demokratik toplumun farklı kesimleriyle özgür biçimde görüşebileceği koşullar sağlanmadan bu sürecin ilerlemesi mümkün değildir. Böyle bir tablo ne örgüt açısından ikna edici olur ne de toplum açısından güven oluşturur.”

‘FİZİKİ ÖZGÜRLÜK VE ÇALIŞMA KOŞULLARI SAĞLANMALI’

Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü ile çalışma koşullarının iyileştirilmesinin sürecin geleceği açısından temel önemde olduğunu vurgulayan Karakuş, şunları ifade etti:

“Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün sağlanması, statüsünün tanımlanması ve çalışma koşullarının oluşturulması halinde hem çerçeve yasa sağlıklı biçimde ilerler hem de barış süreci güçlü bir zemine kavuşur. Bunun yerine Hareket’i ayrıştırma, bölme ya da farklı kesimleri birbirine karşı kullanma politikalarının hiçbir sonuç üretmeyeceği geçmiş deneyimlerle görülmüştür. Bu Hareket, en zor dönemlerde dahi kendisini yeniden üretebilen, değişen koşullara uyum sağlayabilen ve paradigmasını güncelleyebilen bir harekettir. Dolayısıyla eski yöntemlerle sonuç alınması mümkün değildir.”

‘ÇERÇEVE YASA BAĞLAYICI BİR HUKUKİ ZEMİN OLUŞTURMALIDIR’

Hukuki güvencenin sürecin en önemli dayanağı olduğunu savunan Mehmet Karakuş, sözlerini şöyle tamamladı:

“Hukuki zeminin en önemli özelliği bağlayıcı olmasıdır. Devlet bugüne kadar kendisini bağlamamak, ihtiyaç duyduğunda masayı devirebilmek ve yeniden inkar politikalarına dönebilmek için hukuki düzenlemelerden uzak durdu. Oysa kalıcı çözüm için bütünlüklü bir hukuk sistemi oluşturulmalı ve Kürt halkının hakları bu sistem içerisinde açık biçimde güvence altına alınmalıdır.

Kürt halkının haklarını güvence altına almayan, sürecin taraflarını hukuken bağlamayan ve demokratik çözümü esas almayan bir çerçeve yasanın kalıcı sonuç üretmesi mümkün değildir. Hem çerçeve yasanın işleyebilmesi hem de Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ilerleyebilmesi için hukuki güvenceler eksiksiz biçimde oluşturulmalıdır.”