Besê’nin günlüğünden özgürlük yolculuğu

Özgürlük mücadelesinin kahramanlarından Besê’nin (Suna Çiçek) günlüğü, onun özgürlük arayışını, mücadeleye katılımını ve Dersim’e uzanan yolculuğunu anlatıyor. Sararmış sayfalarda Besê’nin düşünceleri, anıları ve mücadele yaşamı bugüne taşınıyor.

SUNA ÇİÇEK

Çoğu zaman anlatım, insanın yüzüne dokunup onu serinleten yumuşak ve nazik bir bahar rüzgârına benzer; fakat kalemin bıraktığı iz, yıllar sonra bile insanın yeniden kokusunu duyabileceği solmuş çiçeklerin hoş kokusuna benzer. Çünkü o kalem, geçmiş zamanların izi ve mirası, tarihin dili ve derinlerde kalmış duygu ve anıların gerçeğidir.

Bu nedenle anlatım sestir, yazı ise kâğıt üzerinde çığlık atan ve yankılanan anlamlı bir sessizliktir derler. Gerilla için de anlatım birini anmanın yolu olur; ancak yazmak, unutturmayan bir zincirin halkasıdır. Direnişin bütün anları, özgürlük kavşaklarındaki anılar, mücadelenin güzellikleri ve zorlukları, onurun ve tarihin silahına dönüşmüş olan o kalemle kayıt altına alınmıştır.

O kalem, çağın bir silahı gibi korunmuş ve yoldaşlığın kolektif hafızası için bir dayanak hâline gelmiştir. Gerilla günlüğünün sararmış sayfaları her okunduğunda, duyulan koku eski bir kâğıdın kokusu değildi; o, kayalıkların arasında ve yıldızların altında bekleyen kalemin kokusuydu. Ardıllarının gelip o yolculuğun izlerini sürmesini ve onun hikâyesini anlatmasını bekliyordu.

BESÊ’NİN GÜNLÜĞÜNDEKİ YOLCULUK

Özgürlük mücadelesinin kahramanlarından biri olan Besê’nin (Suna Çiçek) günlüğü sonsuz bir yolculuğun çağrısını yapıyordu. Daha ilk adımımızda, onun düşüncelerine, anılarına ve komutanlığına ilişkin geçmiş ile bugün arasındaki bağın canlı tanıkları olduk.

O sayfaların arasında yalnızca onun ve arkadaşlarının anlamını bildiği sözcükler, sonsuz bir merak uyandırıyor ve her zaman canlı kalan bir kalemle birlikte bir yolculuğa çıktığımızı hissettiriyordu. Bazı anıların yanı sıra özel yerleri gösteren küçük çizgiler veya işaretler bulunuyor; bu işaretler, bizden bir kez daha o topraklarda yürümemizi ve sayfaların arasında asılı kalmış eşsiz anların sesi olmamızı istiyor.

Adım adım, Kürdistan’ın ovaları ve dağlarındaki kavşaklar boyunca yolculuğumuz devam ediyordu. Gökyüzündeki her yıldız, kırmızı ve mavi çiçeklerle işlenmiş sayfaların üzerine ışığını yansıtıyordu; bu sayfalar dağların doruklarını süslüyor, Botan’dan Dersim’e uzanan anıları ve yolculuğu anlatıyordu.

Yıldızların ışığı altında Besê’nin günlüğünün sayfalarını tek tek açtığımızda sesi kulaklarımızda yankılanıyordu.

‘DEVRİMCİLERE OLAN BAĞLILIĞIM BAŞLADI VE GİTTİKÇE BÜYÜDÜ’

Onun arayışları ve soruları bizi giderek daha derin tartışmalara ve cevaplara götürüyordu. Suna Çiçek, hareket içerisindeki adıyla Besê, günlüğünde özgürlük arayışından şöyle söz ediyordu:

“Büyüdükçe, okumaya başladığımda, başka insanları tanımaya başladığımda, zihnimi kuşatan birçok soru ortaya çıkmaya başladı. Bu insanları, bu sistemi anlayamıyordum. Bu insanlar neden ezilmişti? Bazı insanlar yoksulken diğerleri neden zengindi? Bunu anlayamıyordum. Sosyalizm ve felsefe üzerine okumaya başladığımda birçok şeyi anlamaya başladım. Acaba insan mevcut sistemi nasıl ortadan kaldırabilir diye sormaya başladım. Bana çok akıllıca görünüyordu. Devrimcilere olan bağlılığım başladı ve gittikçe büyüdü. Daha fazla okumaya, araştırmaya başladım, çevremdeki devrimcilerle daha fazla tartışmaya ve sohbet etmeye başladım. Onları tanıdıkça onlara o kadar çok inanıyordum ki; onlara inandıkça kararım da o kadar netleşiyordu.”

‘PKK BİZE HER ŞEYİ ÖĞRETTİ’

Dersimli Besê, varoluşuna ilişkin derin soruları kendisine soruyor ve bu soruları insan olmanın ölçütü açısından ele alıyordu. Duygularını, düşüncelerini ve yaşamın anlamını yalın ve berrak bir dille şöyle ifade ediyordu:

“Bu devrim hepimizin kurtuluşu içindi. Bu duygular ve bu çelişkiler içerisinde savaş saflarına katıldım. Savaş saflarına katıldığımda Kürdistan devrimini yeterince iyi anlamadığımı fark ettim; PKK’yi, düşmanı ve sosyalizmi yeterince iyi tanımıyordum. Ancak PKK benim için çok çalıştı. Bütün bunları daha iyi anlamam, daha iyi bir devrimci ve daha iyi bir insan olmam için büyük bir emek verdi. İnsan nasıl yaşar? İnsan nasıl özgür, bağımsız, onurlu ve doğru olabilir; bütün zorlukların üstesinden nasıl gelebilir, aklını, kalbini ve beynini devrimin hizmetine nasıl sunabilir? İnsan o devrimi nasıl sevebilir, ona nasıl saygı duyabilir, cesur ve kendine güvenen biri nasıl olabilir? PKK, kendi yöntemiyle, kısacası bize her şeyi öğretti. PKK’ye olan inancım çok güçlüdür.”

Onun mücadelesinin canlı tanıkları olan yoldaşları, Besê’nin kaleminin yalnızca kâğıda özgür bir yaşam taleplerini yazmadığını, aynı zamanda her savaşçının yüreğine gelecek için bir harita çizdiğini belirtiyorlardı.

O yoldaşların anılarıyla birlikte günlük, kâğıt üzerindeki hâlinden çıkıyor ve canlı bir gerçekliğin anlatısına dönüşüyordu. Besê’den söz eden her gerillanın gözlerinde, o kalemin ve mücadele ruhunun hepimizin yüreğinde nasıl yeniden hayat bulduğunu bir kez daha görüyorduk. Yolculuk, insanın kendisiyle buluşmasına, kendi özünü anlamlandırmasına dönüşüyordu.

‘SANKİ O KATLİAMI YENİDEN YAŞIYORMUŞUM GİBİ HİSSEDİYORDUM’

Artık komutan Besê Dersim bölgesindeydi. O dağların güzelliğini ve asaletini şöyle dile getiriyordu:

“Yaklaşık on gündür Dersim’deyim. Dersim halkı burada katledilmişti. Yüksek kayalıklara ne zaman baksam, onlarca Kürt kadınının o yüksek kayalıklardan kendilerini suya attığını görüyormuşum gibi hissediyordum. Her mağara, on binlerce Dersimliyi aklıma getiriyordu. Sanki o katliamı yeniden yaşıyormuşum gibi hissediyordum. Nefret, öfke ve intikam duygularıyla doluydum.

“Dünyanın başka hiçbir yerinde bu kadar büyük dağların ya da bu kadar görkemli bir doğanın olduğunu düşünmüyorum. Dersim doğanın bir parçasına dönüşmüştü. Kayalıklara, ormanlara, suya, kuşlara bakıyordum. Doğanın bu güzelliği, gizemli bir şeyden söz ediyormuş gibi görünüyordu. Grup yavaş yavaş ilerliyordu; mevcut doğayı yüreğinde taşıyordu. Fakat insanın ona doyması mümkün değildi. O kirli eller nasıl olur da bu büyüleyici güzelliğe ulaşabilirdi?”

BOTAN’DAN DERSİM’E UZANAN HAFIZA

Bu yolculuk yalnızca coğrafi bir yolculuk değildi; insanın kendisiyle yüzleştiği, toprakla ve özgürlükle olan bağını yeniden okuduğu ruhsal bir yolculuktu.

Her yamaç ve her yayla eşsiz bir direnişe tanıklık ediyor, Kürdistan’ın nehirlerinin sesi ise eski bir ezgi gibi kulaklarımızda sürekli yankılanıyordu.

JIN TV’nin “Starên Azadiyê” programı, bu ezgiyi, anıları, olayları, yaşanmışlıkları ve kahramanlıkları, ülke özlemi duyan yüreklere ve zihinlere nehirlerin akışı gibi taşıyor.

Kaynak: JIN TV – STARÊN AZADIYÊ