Özgür Basın’dan özgür dağlara: Egîd Amed
Egîd’in Amed’in sokaklarında başlayan direniş hikayesi, İstanbul’da, özgür basın geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Özgür Halk dergisinde devam etti.
Egîd’in Amed’in sokaklarında başlayan direniş hikayesi, İstanbul’da, özgür basın geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Özgür Halk dergisinde devam etti.
“Dağlarda
Yaşadığımız hayat
Yaşadığımız zamanın içinde gizlidir.
Hayatımız sona erdiğinde
Yaşadığımız hayatın ne kadar anlamlı olduğu anlaşılacaktır.”
Böyle diyor şehit Egîd Amed bir şiirinde…
Kürdün hikayesi, bir yandan baskılar sürerken diğer yandan direnişlerin ve büyük fedakarlıkların da hikayesidir. Kürdün attığı her adım, söylediği her söz, büyük direnişlerin içerisinde geçmiştir. Tarihin en büyük direnişlerinden birini sürdüren Kürt Özgürlük Hareketi’nin tarihi de bu direnişlerin bütününü ifade eder.
Kürdistan’da çocuklar, yaşanan bütün baskılara rağmen “Bijî Serok Apo” sloganlarıyla oyun oynayarak büyüdü. Onlar için “Bijî Serok Apo” sadece eylemlerde atılan bir slogan değil, yaşamın ta kendisi, tam merkeziydi.
Egîd Amed de bu çocuklardan biriydi. Apê Musa’nın tanımıyla “Kürdistan’ın küçük generallerinden” biriydi. Direnişler içerisinde büyüdü. Kendisinden büyük insanların direnişleri ve inançları arasında bir yaşam sürdü.
Amed’in sokaklarında başlayan direniş hikayesi ise İstanbul’da, özgür basın geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan Özgür Halk dergisinde devam etti. Özgürlük Hareketi tarihinde büyük direnişlerle kazanılan Özgür Basın geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olan ve 90’lı yıllarda Kürdistan ile Türkiye’de Kürt gençlerinin ve Kürt halkının Özgürlük Hareketi’ni takip ettiği Özgür Halk dergisinde, özgür basının bir emekçisi olarak çalıştı.
‘EGİD İÇİN YOLDAŞLARI HER ZAMAN ÖNEMLİYDİ’
Halise Ana, Egîd’i, “Her seferinde benden yiyecek ve tatlı ister, arkadaşlarıyla paylaşmak için götürürdü” diye anlatıyor.
Yurtsever bir aile içerisinde büyüyen Egîd için yoldaşları ve arkadaşları her zaman büyük önem taşıyordu. Yoldaşlık bilincini küçük yaşta öğrenen Egîd, arkadaşlarının kötü alışkanlıklar edinmesini istemiyor, bu konuda onlara müdahale ediyordu.
Mücadele içerisinde bir aile oldukları için Egîd’in çocukluğundan itibaren partiyi tanıdığını ve mücadele içerisinde büyüdüğünü dile getiren Halise Ana, Egîd ile son gününü şöyle anlatıyor:
“Bir gün geldi, benden güveç istedi. ‘Et yemezsem çalışamam’ diyordu. Kardeşiyle birlikte amcasının yanında çalışıyorlardı. Erken geldiler. Ben yemeği hazırlamıştım ama Serdar izin vermedi ve bana, ‘Sen git yat, ben yemeği hazırlayacağım’ dedi. Gidip yıkandı, sonra çay yaptı. O dönem ilaçlardan dolayı çok uyuyordum. Gece geldi, başımın üzerinde durup bana baktı. ‘Ne yapıyorsun?’ diye sordum. ‘Annemin sesini duydum, geldim’ dedi.”
‘Git yat, yarın işe gideceksin’ dedim.
‘OĞLUM GİDECEKTİ AMA BUNU BANA SÖYLEYEMİYORDU’
Saat 2’de yine başucuma geldi. Ona, ‘Bu gece ne istiyorsun, neden uyumuyorsun?’ dedim. Bana, ‘Annem ne kadar güzel, ona bakmak istiyorum’ dedi. Kızdım, yine yatmasını söyledim.
Saat 3’te tekrar başucuma geldi. Bu kez de ‘Anneme bakmak istedim’ dedi.
Oğlum gidecekti ama bunu bana söyleyemiyordu.
Sabah kalktım. Çocuklarım kahvaltılarını yapmadan evden çıkmalarına izin vermezdim. Çay hazırlayacaktım, Serdar geldi ve izin vermedi. Bana, ‘Sen hastasın, onun için ben ve kardeşim Sercan poğaça alıp yiyeceğiz’ dedi.
Serdar ve kardeşi işe gidecekti. Serdar kardeşine, ‘Sen git, ben geleceğim’ demiş. Evde hazırlık yapıyordu. Serdar henüz gitmeden ben uykuya daldım.Uyandığımda evde kimse yoktu. Yatağını kaldırmak için gittiğimde, Serdar’ın yastığının altında kimliğini ve bazı eşyalarını gördüm.
Daha sonra amcası beni aradı ve ‘Serdar neden işe gelmedi?’ diye sordu. Ben de ‘O ve Sercan birlikte gelecekti’ dedim.
İşe giderken Serdar, kardeşine, ‘Sen git, ben kimliğimi evde unutmuşum, onu alıp geleceğim’ demiş. Böylece yola çıkmış.
‘SEN BÜTÜN ARKADAŞLARIN ANNESİSİN’
Egîd’in gidişinden sonra birkaç kez konuştuğunu dile getiren Halise Ana, o anları şöyle anlatıyor:
“Bana ‘Sen sadece benim annem değilsin. Bütün arkadaşların annesisin’ dedi.
Bir gün gündüz beni aradı. ‘Merak ettin, ne yediğimizi öğrenmek için mi aradın?’ diye sordum. Serdar, tirşîk ve et yemeklerini çok severdi. Ona ‘Heci tirşîka Farqînî’ derdik. Ben hâlâ et ve güveç yiyemiyorum.
Bana, ‘Bizim her şeyimiz var, yiyoruz’ dedi.
Yine bir gün aradı, konuştuk. Bana, ‘Spor yapıyorum, boyum 1,88 metre oldu’ dedi.
Son konuşmamızdı. Artık onun özlemi ve acısı içimde.
Kürt halkına yönelik baskıya karşı çıktı, Kürt halkına uygulanan baskıyı kabul etmedi. İşe gidiyor, ardından da çalışmalara katılıyordu. Ben de çok üzülüyordum. Bana, ‘Anne, ben ne uykusuz ne de çalışmasız kalıyorum’ derdi. Gideceğini bilseydim, ben de onunla giderdim.”
Egîd Amed, 17 Nisan 2007’de Zap’ta yaşanan direniş sırasında şehit düştü.