29 yıldır oğlunun ve gelininin akıbetini soruyor: ‘Bir mezarları olsun’

29 yıl önce kaybedilen oğlu Orhan ve gelini Zozan’ın akıbetini öğrenmek için yıllardır mücadele eden Dilber Eren, “Ben bir taşa dahi dokunup ağlayamadım. Benim bir mezarım bile yok. Artık yaşamadıklarını biliyoruz, en azından bir mezarları olsun” dedi.

DİLBER EREN

Kürdistan’da hemen her evin, yakınlarını kaybetmenin, katliamların, gözaltı ve tutuklamaların ardından oluşmuş bir hafızası var. Kimi yakınının katledilmesine, kimi kardeşinin kaybedilmesine, kimi annesinin işkenceyle tutuklanmasına, kimi ise çocuğunun ölümüne tanıklık etti. Yıllar geçse de bu hikayeler, geride kalanların yaşamında her gün yeniden hatırlanıyor.

Barışın yeniden gündeme geldiği bugünlerde, Kürdistan halkı geçmişin acılarıyla yüzleşilmesini ve benzer kayıpların bir daha yaşanmamasını talep ediyor. Ancak binlerce aile için geçmiş, hala sonuçlanmamış bir arayış anlamına geliyor.

Bu ailelerden biri de 29 yıldır oğlunun ve gelininin akıbetini öğrenmeye çalışan kayıp yakını Dilber Eren. Oğlu Orhan Eren ile gelini Zozan Eren’in kaybolmasının ardından kendilerinden bir daha haber alamayan Dilber Eren, yıllardır yakınlarının izini sürüyor.

Dilber Eren’in arayışı, yalnızca kayıplarının akıbetini öğrenme mücadelesiyle sınırlı değil. 29 yıldır oğlunun bir gün geri döneceği umudunu taşıyan Dilber Eren, her seferinde onun evine giderek gelip gelmediğini kontrol ediyor.

Onun hikayesi, Kürdistan’da kayıpları için yıllardır adalet ve hakikat arayan binlerce ailenin yaşadığı acının da bir parçasını oluşturuyor.

Amed’in Licê ilçesinden Pasur’a (Kulp) gitmek üzere yola çıkan hemşire Zozan Eren ve eşi Orhan Eren, 25 Eylül 1997’de kayboldu. Çiftin aracı, Angül Jandarma Karakolu’na yaklaşık 50 metre mesafede bulundu. Ancak araçlarının bulunmasına rağmen Zozan ve Orhan Eren’den bir daha haber alınamadı.

Çiftin kaybolmasından önce Zozan Eren’in Kulp Kaymakamı tarafından makamına çağrıldığı ve kendi isteğiyle tayinini ilçeden aldırması istendiği, kaymakamlıkta görevli iki polisin ise Zozan Eren’e, “Sen PKK’lilere ilaç gönderiyorsun, onun için gitmek zorundasın” dediği aktarıldı.

Kızından ve damadından haber alamayan Pembe Toprak ise, 26 Eylül’de Kulp Jandarma Karakolu’na başvurmak istedi. Ancak karakoldakiler tatil olduğunu gerekçe göstererek başvuruyu kabul etmedi ve Pembe Toprak’tan pazartesi günü gelmesini istedi. Pembe Toprak, pazartesi günü Kulp Savcılığı’na başvurarak durumu bildirdi. Savcının da olayın yaşandığı bölgedeki karakolu arayarak bilgi almaya çalıştığı aktarıldı.

Karakoldan savcılığa ise, Zozan ile Orhan Eren’in PKK tarafından kaçırıldığı yönünde bilgi verildiği belirtildi.

Yapılan tüm başvurulara rağmen iç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM, 21 Şubat 2005’te Türkiye’yi “yaşam hakkının ihlali” nedeniyle mahkum etti.

Daha sonraki süreçte, gözaltında kaybedilen Sadık ve Seyithan Ulusmaskan kardeşlerin yakınlarının kendi kayıplarını araştırırken Zozan ve Orhan Eren’in gözaltında tutulduğuna ilişkin bilgileri JİTEM elemanlarından duyduklarını aktardıkları belirtildi.

Ancak Zozan ve Orhan Eren’in kaybolduğu 25 Eylül 1997’den bu yana çiftin akıbetine ilişkin herhangi bir bilgiye ulaşılamadı.

MEZAR İDDİASI ARAŞTIRILMADI

Yıllar sonra çiftin aracının bulunduğu bölgeye yakın bir alanda bir mezarlık tespit edildiği belirtildi. Avukatların başvurusu üzerine savcılığın ilk olarak başvuruyu kabul ettiği, ancak daha sonra “güvenlik” gerekçesiyle mezarlık olduğu belirtilen alanda keşif yapmadığı aktarıldı.

2014 yılında yaşanan bu gelişmenin ardından soruşturma dosyasının, dönemin Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği ve dosyanın halen Lice’de bulunduğu öğrenildi.

'ÇOCUKLARI ONLARIN HASRETİYLE BÜYÜDÜ'

Binlerce kayıp yakınından biri olan Dilber Eren, yıllardır oğlunun ve gelininin başına ne geldiğini öğrenmeye çalışarak yaşamını sürdürüyor. Ne gözaltına alındıklarına ilişkin bir kayda ne de bir mezarda isimlerine rastladıklarını belirten Dilber Eren, akıbetlerine dair tek bir bilgiye ulaşamadıklarını söyledi. Dilber Eren, geride kalan iki torununun ise hem babasız hem de annesiz büyüdüğünü belirtti.

Yakınlarından bir haber alma umuduyla yıllarca başvurmadığı yer kalmayan Dilber Eren’in elinde, bir gün geri gelecekleri umuduyla kapı ve pencereden bakmak kaldı.

Dilber Eren, “Oğlumun iki kızı vardı. Birkaç hafta önce en küçük kızının düğününü yaptık. Oğlumla gelinim, merkezden Pasur’a geldiler, buradan Amed’e dönmek isterlerken Kocaköy yolunda araçlarını durdurdular. O günden sonra da onlardan hiç haber alamadık. Nereye gittiysek, nereye sorduysak herhangi bir yanıt alamadık. Herkes kör, sağır ve dilsizi oynadı” diye konuştu.

‘HABER ALIRIM, GELİRLER DİYE EVLERİNE GİTTİM’

Karakollara başvurduklarını ancak sonuç alamadıklarını söyleyen Dilber Eren, “Karakollara sorduk ama ‘bilmiyoruz’ yanıtını aldık. Tek bir haber alamadık, tek bir iz bulamadık” dedi.

Oğlu ve gelininin evlerinin kendisine yakın olduğunu belirten Dilber Eren, kaybolmalarının ardından onları beklediğini şu sözlerle ifade etti: “O olaydan sonra kaç defa haber alırım, gelirler diye evlerine gittim. Kapılarını açık bıraktım ama hiçbir haber alamadım. Oğlum ve gelinim sanki hiç yokmuşlar gibi kayboldular, gittiler. Ben, gelirler diye her gün bir kapının, bir camın önünde onları bekledim. Onları bir gün olsun görmek için yaşadım, nefes aldım ama olmadı. Hâlâ en büyük talebim onları görmek. Beni sadece bunu yaşayanlar anlar, onlar dışında kimse anlayamaz.”

YASINI DAHİ TUTAMIYOR

Zozan ve Orhan’ın akıbetine ilişkin bilgi alamadığı için yasını dahi tutamadığını belirten Dilber Eren, şunları söyledi:

“Onları göremedim, ne olduğunu bilmiyorum. O yüzden hiç yas da tutamadık. Ben bir taşa dahi dokunup ağlayamadım. Benim bir mezarım dahi yok. Şimdi barıştan söz ediyorlar. Bana göre barış, yasımı tutmak ve bir mezar sahibi olmaktır. Benim sonsuz yasım içinde bir kemik dahi yok. Akıbetlerine dair bir bilgi yok. Benim gibi binlerce aile var. Kemikleri bulunsa, mezar taşları yapılsa dahi yasım geçmeyecek. Ben acı çeken bir anne olarak önce mezar, ardından ise barış istiyorum. Artık yaşamadıklarını biliyoruz, en azından bir mezarları olsun. Baktığım camdan yas tutacağım bir taşları olsun. Hesapları diğer dünyaya kalmasın. Ne olduysa açığa çıksın ve yapanlar cezalandırılsın.”