GÖRÜNTÜLÜ

Tuğçe Tatari: PKK üzerine düşeni yaptı, sıra devlette

Gazeteci Tuğçe Tatari, Casenê’deki silah yakma töreninin tarihi bir eşik olduğunu belirterek, sürecin kalıcı barışa dönüşmesi için yasal adımların atılması ve tüm taraflarla iletişim kanallarının açılması gerektiğini söyledi.

TUĞÇE TATARİ

Kürt Özgürlük Hareketi ile Türk devleti arasında yaklaşık elli yıldır devam eden savaşın sona erdirilmesine yönelik atılan en güçlü adımlardan biri, bir yıl önce Güney Kürdistan'ın Silêmanî kentinin Dukan ilçesi yakınlarındaki Şikefta Casenê’de atıldı.

11 Temmuz 2025’te düzenlenen törende, Besê Hozat öncülüğündeki 30 kişilik “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”, Önder Apo’nun 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” doğrultusunda silahlarını kamuoyu önünde yakarak silahlı mücadeleden demokratik siyasete geçiş iradesini ilan etti.

Casenê’de yakılan silahlar, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yeni dönemin hafızalara kazınan anlarından biri olarak tarihe geçti.

Süreci başından itibaren yakından izleyen ve geçen yıl Casenê'deki tarihi törene yerinde tanıklık eden gazeteci Tuğçe Tatari ile, bir yıl sonra o güne dair tanıklıklarını, sürecin geldiği noktayı ve bundan sonra atılması gereken adımları konuştuk.


22 Ekim'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla başlayan ve Önder Apo’nun PKK’ye yönelik yaptığı çağrı ile devam eden sürecin beklenmedik bir gelişme olduğunu belirten Tuğçe Tatari, ne Devlet Bahçeli'den böyle bir çağrı beklediklerini ne de mevcut hükümetin böyle bir barış sürecine yeniden gireceğini düşündüklerini ifade etti.

Önder Apo’nun çağrısının ardından PKK'nin buna yanıt vererek fesih kararını açıklamasıyla birlikte, kamuoyunun çok da hazırlıklı olmadığı yeni bir döneme girildiğine dikkat çeken Tuğçe Tatari, kısa süre sonra 11 Temmuz 2025’te Süleymaniye bölgesindeki Casenê Mağarası'nda düzenlenen silah yakma töreninde yaşananların yoğun duygulara sahne olduğunu belirterek, “Her şeyi bir tarafa bırakın, bir gerilla grubunun kendi disiplin düzeni içinde bir dağın tepesinden yürüyerek inişini izlemek bile çok etkileyiciydi” dedi.

Tören alanında barış annelerinin bulunmasının ve yıllar boyunca ağır bedeller ödemiş siyasetçilerin silah bırakmaya gelen gençleri gördüklerinde verdikleri duygusal tepkilerin atmosferi daha da etkileyici hale getirdiğini ifade eden Tuğçe Tatari, “Bir gazetecinin belki de hayatı boyunca bir kez tanıklık edebileceği türden bir deneyimdi. O sırada sürecin nereye evrileceğini düşünmekten çok, yaşadığımız ana odaklanmış ve gördüklerimize inanmakta zorlanmıştık” diye konuştu.

11 Temmuz'daki törene Türkiyeli az sayıda gazetecinin katıldığını belirten Tuğçe Tatari, törende herkesin farklı bir heyecan yaşadığını söyledi. Hayatında ilk kez gerillalarla karşılaşan genç gazetecilerin bulunduğunu aktaran Tuğçe Tatari, barış annelerinin de törene gelecek 30 kişinin kim olduğunu bilmeden beklediğini, benzer heyecanın siyasetçiler arasında da hissedildiğini dile getirdi.

Tuğçe Tatari, “Devletin davetiyle gelen gazeteciler de dahil olmak üzere herkes atmosferden etkilenmişti. Gerillaların silahlarıyla tek sıra halinde aşağıya doğru yürüdüğü anda alanda büyük bir sessizlik oluştu. Bir süre sonra ise barış annelerinin zılgıtları ve gözyaşları duyuldu” ifadelerini kullandı.

Kendisini en fazla barış annelerinin etkilediğini belirten Tuğçe Tatari, tören boyunca gözünü onlardan alamadığını söyledi. “Aklımda sürekli, acaba o 30 kişinin arasında onların çocukları ya da yakınları var mı sorusu vardı. Ancak barış anneleri, gelenlerin hiçbiriyle akrabalıkları olmadığını söylediler. Buna rağmen orada kendi çocuklarını gördüklerini ifade ettiler. Verdikleri tepkiler, silahlar yakılırken yaşadıkları duygu, tören alanına hakim olan atmosferin en etkileyici anlarından biriydi” dedi.

Barış annelerinin bu meselede tarih boyunca kritik bir rol üstlendiğini vurgulayan Tuğçe Tatari, törendeki en etkileyici sahnelerden birinin de barış anneleri ile gerillalar arasındaki karşılaşma olduğunu söyledi. Fiziksel ya da sözlü herhangi bir temas kurulmadığını hatırlatan Tuğçe Tatari, tören öncesinde de bunun yapılmayacağının duyurulduğunu ancak buna rağmen duygusal temasın çok güçlü hissedildiğini ifade etti.

Silahların yakılmasının ardından gerillaların geldikleri güzergahtan geri döndüğünü belirten Tuğçe Tatari, bu sırada barış anneleri arasında fenalaşanlar ve gözyaşlarını tutamayanların olduğunu anlattı. Törene yabancı basın mensuplarının yanı sıra çok sayıda güvenlik görevlisinin de katıldığını söyleyen Tatari, “Hayatımız boyunca yalnızca isimlerini duyduğumuz bazı yapılardan insanlarla da ilk kez bu kadar yakından karşılaştık. Hem duygusal hem de siyasal açıdan Türkiye'nin çözmesi gereken büyük bir sorunu ve geçmişle yüzleşme ihtiyacını gözler önüne seren bir atmosfer vardı” değerlendirmesinde bulundu.

Törende sürecin birinci dereceden muhataplarına ne hissettiklerini soramadıklarını belirten Tuğçe Tatari, bunun önemli bir eksiklik olduğunu dile getirerek İmralı ve Kandil'e erişim imkanının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Tuğçe Tatari, şunları söyledi: “Orada bulunuyor olmak sadece bu meseleyi savunan ya da Kürtlerin kazanımlarını önceleyen bir insan olmanın dışında elbette ki bir gazeteci olarak da çok heyecan verici bir şeydi. Nereden geldiler, biz oraya gidebilir miyiz, görüşme şansımız olur mu? Bu törenin arkasından gelişecek süreçte iletişim kanallarımız açılır mı? Mesela Kandil'e gidebilir miyiz? Besê Hozat'la bir röportaj gerçekleştirebilir miyiz? Normalde çünkü bu kadar büyük gelişmelerden sonra bunların da olması gerekir. Gazetecilerin sürecin taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesi gerekir. Bu da sürecin toplumsallaşması açısından en büyük adım olacaktır.

Konunun esas birinci dereceden muhatabı olan insanlarla iletişim kuramadıktan, o törende silah bırakanların kendilerinin ne hissettiğini soramadıktan sonra, sadece kendi gözlemleriniz ve kendi kurabildiğiniz empati kadar ya da kendi siyasi görüşünüz kadar olayı yorumlayabilir hale gelmiş oluyorsunuz.”

Süreçte tüm tarafların eşit bir şekilde dinlenmesi gerektiğini vurgulayan Tuğçe Tatari, şöyle devam etti:

“Sürecin taraflarından biri, aslında istediği özgürlükte konuşabiliyor, AK Parti uygun bulduğu açıklamaları yapıyor veyahut da kendine yakın gazetecilere birtakım açıklamalar yayınlatabiliyor. Ha Keza, MHP de öyle, hatta DEM Parti de öyle fakat bizim esas hikayesini dinlemek istediğimiz kanat tamamen boşa düşmüş oluyor. Abdullah Öcalan'la görüşemiyoruz. Sürece ilişkin ne düşündüğünü, hangi riskleri gördüğünü, nerelerde hata yapıldığını ya da nasıl ilerlenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerini öğrenemiyoruz.

Yazılarımda da sıklıkla vurguladığım gibi, bir gazeteci olarak bu süreçte hem Kandil’e hem de İmralı’ya giderek konunun esas muhataplarıyla görüşüp toplumu bilgilendirme talebimi ajansınız aracılığıyla da yineliyorum.”

Sürecin yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerektiğini belirten Tuğçe Tatari, zaman kaybedilmesinin provokasyon riskini artırabileceğini ifade etti. Geçmiş çözüm süreçlerinde yaşanan olumsuz deneyimlerin tekrar edilmemesi gerektiğini vurgulayan Tuğçe Tatari, devletin hangi adımı ne zaman atacağı konusunda belirsizliklerin sürdüğünü kaydetti.

Bir gazeteci olarak süreci yakından izlediğini belirten Tuğçe Tatari, bunun belki de son büyük barış fırsatı olarak değerlendirildiğini ifade etti. Genç kuşakların artık barışa olan inançlarını kaybetme ihtimalinin konuşulduğuna ve bugün masada bulunan aktörlerin barışı isteyen son kuşak olabileceği yönündeki değerlendirmelere dikkat çekti.

Tuğçe Tatari, gazetecilerin, akademisyenlerin, sanatçıların ve siyasetçilerin daha fazla söz almasının önemini de vurgulayarak, “Cesaret bulaşıcıdır. Barışı konuşmayı toplum açısından cazip hale getirebilirsek, siyasetçiler de bazı adımları atmak zorunda kalacaktır. Bu sorumluluk yalnızca devletin, örgütün ya da Abdullah Öcalan'ın değil; bu sürece tanıklık eden herkesindir” dedi.

Geçen bir yıl içerisinde yaşanan en önemli gelişmenin can kayıplarının yaşanmaması olduğunu belirten Tuğçe Tatari, “Hiç kimsenin ölmemesi, cenazelerin gelmemesi bile bu sürecin neden korunması, pamuklara sarılması gerektiğinin en önemli göstergesidir” ifadelerini kullandı.

PKK’nin silah bırakma ve fesih konusunda üzerine düşeni yerine getirdiğine dikkat çeken Tuğçe Tatari, buna karşın devletin verdiği sözlerin büyük ölçüde sözlü düzeyde kaldığına işaret etti. Beklenen yasal düzenlemelerin hayata geçirilmediğini belirten Tuğçe Tatari, “Süreci güvence altına alacak, insanların yarın yaşayabileceği olası sorunları önleyecek yazılı ve somut hiçbir adım atılmadı. Bu durum zamanla kaygı yaratıyor ve sürecin akamete uğrayabileceği endişesine neden oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Buna rağmen umudunu koruduğunu söyleyen Tuğçe Tatari, “Barış söz konusu olduğunda umuttan yana olmak gerektiğini düşünüyorum. Henüz beklenen adımlar atılmadı ancak eninde sonunda küçük de olsa somut adımların geleceğine inanıyorum. Törende ne kadar umutluysam bugün de o kadar umutluyum” dedi.

Tuğçe Tatari, sözlerini şöyle tamamladı:

“Barış konuşulduğu sürece umut da canlı kalır. Umutsuzluğu ya da karanlık senaryoları büyütmenin kimseye faydası yok. Önümüzdeki dönemde iletişim kanallarının her alanda açılmasını, herkesin kendi hikayesini anlatabilmesini, gazetecilerin de bu hikayeleri özgürce dinleyip yazabilmesini bekliyorum.”