Tülay Hatimoğulları: Bir karar verme eşiğinden geçiyoruz
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, süreç konusunda “Bir karar verme eşiğinden geçiyor” derken, “Sayın Öcalan'ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım" vurgusunda bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, süreç konusunda “Bir karar verme eşiğinden geçiyor” derken, “Sayın Öcalan'ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım" vurgusunda bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi.
DEM Parti grup toplantısına katılan Alevi örgütlerini selamlayan Tülay Hatimoğulları, özellikle Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekti.
Bu katliama karşı dünyanın birçok kesiminde çok önemli çalışmalar yürütüldüğüne ifade eden Tülay Hatimoğulları, “DEM Parti olarak bizler bu çalışmaların sonuna kadar yanındayız. Bizler Suriye’de Alevilere, Alevi kadınlara yapılan saldırılara ve soykırıma karşı çıktık, çıkmaya devam edeceğiz" dedi.
Geçen yıl Suriye’de çok sayıda Alevi, Dürzi, Hristiyan, Kürt kadın ve kız çocuklarının ciddi insan hakları ihlaline maruz kaldığına ifade eden Tülay Hatimoğulları, daha sonra Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin nafaka kararına tepki gösterdi.
Tülay Hatimoğulları, “Tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazançmış gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır” dedi.
Ağır ekonomik krize vurgu yapan Tülay Hatimoğulları, “Bakın Türkiye'de her 10 kişinin altısı borçlu, ikisi açlık sınırının altında yaşıyor. Ne yazık ki Türkiye'yi bu tabloya mahkum ettiler” diye konuştu.
Türkiye’nin gıda enflasyonunda açık ara bütün ülkelerin önüne geçtiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Dünyada gıda enflasyonunda Türkiye 4'üncü sırada. Avrupa Birliği ülkeleri arasında ve OECD ülkeleri arasında ilk sıralarda yer alıyor” dedi.
Tülay Hatimoğulları, “Bu iktidar, uyguladığı ekonomik politikalarla Türkiye'yi hububatta bile yurt dışına bağımlı hale getirmiş durumda” ifadelerini kullandı.
EKONOMİK KRİZ, HUKUK KRİZİ
Türkiye’de “sadece derin bir ekonomik krizin içinde değil, demokrasi krizinin dibini” yaşadıklarını ifade eden şunları ekledi:
“Hukuk krizinin dibini yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi kimi zaman darbelerle kimi zaman olağanüstü hukukla, kimi zaman yargı kararlarıyla baskılanmıştır. Zaman zaman sekteye uğratılmıştır. Bugün CHP'ye mutlak butlan ataması demokratik siyasetin yeniden dizayn edilme örneklerinden biridir. Askeri vesayet rejimine karşı çıkanlar şimdi oluşturdukları yeni bir yönetim zümresiyle, otoriter bir zümreyle vesayet rejimine dönüşmüş durumda. Böyle bir tablo içinde CHP ve mutlak butlan tartışması bir parti içi kriz, bir koltuk kavgası ya da güncel bir siyasi çekişmenin çok ama çok ötesinde. Ve biz şuna inanıyoruz. Asıl mesele kimin nerede, hangi koltukta oturacağı ya da oturduğu değil. Asıl mesele Türkiye açısından demokrasinin nereye oturacağıdır. Siyasal rekabet sandıkta mı kurulacak, mahkeme koridorlarında mı? Halkın, üyelerin, delegelerin, seçmenlerin iradesi mi esas alınacak? Yoksa yargı eliyle siyaset yeniden mi dizayn edilecek?”
MUTLAK BUTLAN KARARI SİVİL ALANI TEHDİT ETMEKTİR
CHP'ye mutlak butlan kararının, “demokratik ve sivil alanı komple tehdit ettiğini” kaydeden Tülay Hatimoğulları, “Halkın iradesine yönelik her türlü müdahaleye net olarak karşıyız” diye vurguladı.
Demokratik siyaset alanının daha fazla genişlemesini savunduklarının altını çizen Tülay Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin de konuştu.
BİR KARAR VERME EŞİĞİNDEN GEÇİYORUZ
Tülay Hatimoğulları şunları ifade etti:
“Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız demişti. Ve ardından hayırlı işlerde çabuk olunmalı demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmeli. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz, buna hapsedilemez. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı.
DEMOKRATİKLEŞME YASALARINA İHTİYAÇ VAR
Barış ancak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir. Fakat Meclis gündemine dönüp baktığımızda ne ile karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Şimdi 12'nci yargı paketinin paketinin geleceğinden bahsediliyor. Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye'nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Yani demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu. AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP heyetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz.
YASA, GENİŞ VE KAPSAYICI OLMALI
Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı süreçten demokratik sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmeli. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalı. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmeli. Bu yasa mutlaka hukuki sonuçlar üretmeli. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmeli. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan'ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir. Parlamentonun elindedir. Ama en önemli sorumluluk da iktidardadır. Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde. Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı'nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım.
SESİMİZİ DAHA GÜR ÇIKARMALIYIZ
Toplumun inanın yüzde 95'i barışın olması için canı gönülden duacı istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak sadece bugün barış demedik. Sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz? Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük. Barış demekten asla vazgeçmedik. Bakın Barış Anneleri bütün acıları ve kayıplarına rağmen barışın mücadelesini vermekten bir an bile geri durmadılar. Barış demeye devam ettiler. Ben sizlerin huzurunda bir kez daha verdikleri mücadeleyi buradan saygıyla selamlıyorum. Toplumun umut ettiği barış için sesimizi daha gür çıkarmalıyız. Daha fazla sahiplenmeliyiz. Bizler moralimizi, motivasyonumuzu, mücadele azmimizi bu süreçte acaba ne olacak beklentisiyle bunu yavaşlatmayalım. Buradan asla ve asla bir negatif duyguya kapılmayalım. Biraz önce belirttim. Biz savaşın ve çatışmanın en derin olduğu zamanda da barış dedik. Şimdi aynı moral ve motivasyonu daha ileri bir seviyeye taşıyarak acaba ne olacak beklenticiliğinden herkesin mutlaka çıkması lazım.
BARIŞIN TARİHİNİ KESİNLİKLE BİZLER YAZACAĞIZ
Bu ülkede kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, farklı halklardan ve inançlardan canlarımız, insanlar barışın sesini kendi kulvarlarından daha fazla yükselttikçe biz bu iktidara o zaman adım attırabiliriz. Bu anlamıyla demokratik zeminde güçlerimizi farklı yerlerden yükselterek barış sesini bir ortak bileşkeye çevirirsek biz barışa o zaman daha çok yaklaşırız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bakın tarih bu eşikte barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacaktır. Hep birlikte barışın tarihini kesinlikle bizler yazacağız. Barışın tarihini bilinçle, umutla, emekle, mücadeleyle, örgütlülükle yazacağız ve barış kazanacak, barışın mutlaka kazanmasını sağlayacağız. Bu coğrafyada tesis edilmesi için de bedelin ne olursa olsun asla bir geri adım atmadan daha da ileriye yürüyeceğimizin sözünü burada bütün Türkiye yurttaşlarına veriyoruz.
İSTANBUL KONFERANSI
Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran'da İstanbul'da gerçekleşecek olan Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansını, Türkiye'nin demokrasisi, barışı ve ortak yaşam arayışını güçlendirmeye dair katkı sunacağına inanıyoruz bu konferansın. Otoriter değil demokratik Cumhuriyet ufkunun İnşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte aydınların, yazarların, sanatçıların böyle bir çalışmaya öncülük etmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin Türkiye'de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına yürekten inanıyoruz. Bu değerli girişim Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Barış ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmayı sahiplenmesi son derece önemli.
ZOR BİR ZAMANDAN GEÇİYORUZ
Zor bir zamandan geçtiğimizin hepimiz farkındayız. Barışın yolunun, demokratikleşmenin yolunun zorlu bir yol olduğunu, ince, uzun ve aynı zamanda dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Tarih boyunca verdiğimiz emek, ödediğimiz bedeller, bezendiğimiz bilinç, yürüttüğümüz mücadele, dökülen alın teri, verilen emek bu mücadelenin daha ileriye taşınması içindir. Ve bizler barışın ve demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesi ve demokratik cumhuriyete giden bütün yolları ardına kadar açmak için yola devam diyoruz.”