Kürt meselesinin çözümüne ilişkin devam eden Barış ve Demokratik Toplum süreci kapsamında çıkarılacak “çerçeve yasalar” konusunda tartışmalar sürüyor. İmralı heyetinin aktarımlarına göre Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından “Kök yasa” olarak tabir edilen üç başlıklı yol haritasının ilk etabı, çatışma ve şiddetten hukuk ve siyaset zeminine yol açacak geçiş süreci yasalarını kapsıyor. Gerillaların ülkeye dönüşü ve demokratik siyaset alanına katılma formülünü içeren ve üzerine konuşulan çatışmadan siyasete geçiş sürecini, 1999 Barış Grubu’ndan Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin (SAMER) koordinatörü gazeteci Yüksel Genç ANF’ye değerlendirdi.
‘GERİ DÖNÜŞLER İÇİN YASALAR DÖNÜŞTÜRÜLMELİ’
Yüksel Genç, birçok soru işaretine neden olan “Çerçeve yasaların” bir sefere mahsus çıkarılması konusunda, yasaların uygulanabilme zeminlerinin ve o yasanın devamını getirebilecek ek düzenlemelere gidilmesinin önemli olduğunu vurguladı. “Bu tür yasalar zaten ikide bir çıkarılmaz, bir kere çıkar ama iyi formüle edilmiş bir biçimde çıkar” diyen Yüksel Genç, “Örneğin gerillaların katılımını sağlayacak, yargılanmasını önleyecek ve Türkiye'ye gelirken her yurttaş gibi kendi ihtiyacı, kendi mücadelesi, politik duruşu, kimliğinin gereği neyse ona göre yaşayıp örgütlenebilme hakkının tanınıp tanınmayacağı çok önemli bir husus. O açıdan yasa on defa değil, bir kere çıkar ama mesele o bir defa çıkan yasadan sonra gelenin kendine ne kadar güvenli bir yurttaş olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme sürecine katılıp katılmayacağı ya da fikirlerini, düşüncelerini örgütleyip örgütleyemeyeceği konusudur. Bunun için ülke koşullarının o yasal sonucun gereğini kaldıracak biçimde hazırlanması gerekiyor. Geri dönüşler için toplumun hazırlanması, yasalarda güvenlik içerikli bağlamların dönüştürülmesi, örgütlenme ve ifade özgürlüğü sahasının genişletilip güvenceye alınması gerekiyor. Gelenlerin siyaset yapma, kimlik haklarını koruma, kendini ifade etme ve yaşamını güvenle sürdürebilme koşullarını oluşturacak yasal, toplumsal ve bürokratik süreçleri kurmaları gerekiyor. Bunu yapmadıklarında yasayı çıkardım derler, hadi gel diye tuttururlar ve şu ortama geldiklerinde de bir süre sonra tutuklanırlar ya da linç ve hedef olurlar” dedi.
‘GELECEK OLANLARA DA BEDEL ÖDETECEK BİR AKIL OLMAMALI!’
Kendisi de Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümüne ilişkin iyi niyet adımı olarak, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla, 1999’da Türkiye’ye gelen Barış Grubu içinde yer alan Yüksel Genç, ortada bir yasal güvence olmadığını ve daha sonra da sorunlar çıktığını hatırlattı. Yüksel Genç, o dönem yaşananları şöyle anımsattı: “Biz 8 kişilik Barış Grubu olarak kendimiz Türkiye’ye geldik. Devletin bu konuda hiçbir taahhüdü yoktu. Bizim zaten sağlam gelebilme problemimiz de vardı, tutuklanma olasılığımız da vardı. Fakat şöyle bir şey, bizi isteseydiler ve o dönemki görüşmeler içerisinde alan tanımak isteseydiler, zaten TCK'nin ilgili maddesine göre çıkarabilirlerdi. Çünkü mukavemetsiz grup olarak silahlarını bırakıp gelmişsin. Bunu yapmadılar ama o mesele biz geldikten sonra tutuklanma bile değil tek başına. Tahliyelerden sonraki süreçte de yaptığımız barış çalışmaları, Kürt meselesinin çözümüne dair yazılarımız ve konuşmalarımız yeniden suç sayıldı ve tekrar tutuklandım, hakkımda çok sayıda dava açıldı. Dolayısıyla gelenlerin yasal sınırlar içerisinde bile yürüteceği politik duruş ve davranışların, görüşlerini paylaşma, yayma, örgütleme gibi süreçlerin kendisi suç olarak addedilecek, güvenlik siyasetinin konusu yapılacaksa zaten güvende olmayacaklar. Zaten bu süreç çözülmüş olmayacak. O zaman geliş de demokratik katılım süreci gibi bir şey olmayacak. O yüzden öncelikle bunun koşullarının oluşturulması gerekiyor. Silah bırakabilmek için silahın yerine siyaset yapabilme güvenceleri, mücadele kimlikleri boyunca edindiklerinden yargılanmama, hedeflenmeme süreçlerinin güvenceye alınması, Kürt meselesi üzerinden ortaya çıkmış olan kriz ve inkar sahalarının yasal, toplumsal ve politik olarak ortadan kaldırılması gibi süreçler gerekiyor. Mesela 2009 sürecinde de Maxmûr’dan gelen Barış Grubu’nun büyük bir kısmı tutuklanıp ceza aldı. Grubun bir kısmı da cezalandırma usulleriyle karşılaşınca geri gitti. Dolayısıyla aslında bu iki örnekten Türkiye'nin bir şey anlaması lazım. Bir Barış Grubu geldi, yattı ve hala yargılanıyor, ısrarla kalıyor. Bir grup ise ödenmiş bedeli tekrarlamayı anlamlı bulmadı, çıktı gitti. Gelecek olanlara da bize yapıldığı gibi sürekli bedel ödetecek bir akıl olmaması lazım.”
‘SİSTEM İÇİ SİYASET YAPICILARIN BİLE GÜVENCESİZLEŞTİRİLDİĞİ BİR ORTAMDA NASIL GELECEKLER!’
Kürt meselesinin çözümünün iki ana parametreye dayandığını belirten Yüksel Genç, bu iki parametreyi birincisi, demokratik siyaset alanının açılması ve güvenceye alınması, ikincisinin ise silahların bırakılması olarak sıraladı. Silahları bırakanların demokratik siyaset sahasında Kürt meselesinin siyasal çözüm sürecini ve Türkiye'nin demokratikleşmesini inşa etmeye geleceklerini ifade eden Yüksel Genç, “Şimdi demokratik siyaset sahasının gerektirdiği düşünce ve ifade özgürlüğünü, siyaset yapabilme özgürlüğünü, yurttaşın siyasal iradesinin ve temsil alanlarının korunması etiğini ele alamazsan bunları dönüştüremezsen ve bu konuda açık kanunlar, açık teminatlar kuramazsan o silahı bırakıp siyaset yapmaya, demokratik siyaset sahasına nasıl girecek? Demokratik siyaset alanı yok çünkü. Bunun en yeni ve somut örneklerinden birisi de CHP’ye yapılan son müdahale. Zaten Sayın Öcalan, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını, belediyelere yönelik operasyonları ve en son ‘Mutlak butlan’ kararıyla CHP Genel Merkezi’ne polis eşliğinde zorla girilmesini sürece dönük bir sabotaj olarak açıkladı ve çok öfkelendiği söylendi. Çünkü demokratik siyaset koşullarında çok sesliliğin, toplumun siyaset yapabilme koşullarının oluşturulması, dolayısıyla örgütlenme ve ifade özgürlüğü alanına ilişkin geniş bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyorken, var olan sistem içi siyaset yapıcıların bile güvencesizleştirildiği bir ortam kuruyorsun. Çok seslilik değil tek seslilik getiriyorsun. O zaman gelenler nasıl yapacak? Hangi ortama gelecek?
‘CHP’YE YAPILANLAR DEMOKRATİK SİYASETİ ÖNCELEYEN DAVRANIŞLAR DEĞİL!’
O tek seferlik yasayı çıkartabilmek için o tek seferlik yasanın etkili olacağı Türkiye koşullarını yaratma sorumluluğu var. Şimdi İmamoğlu’nun tutuklanmasından CHP’li belediyelere yapılan operasyonlara ve son olarak ‘Mutlak butlan’ kararıyla siyaseti dizayn hikayesine varıncaya kadar, bütün bunlar demokratik siyasetin Türkiye'de inşa edilmesini, güvenceye alınmasını ve geliştirilmesini önceleyen davranışlar değil, demokratik siyaset sahasının kalan öğelerinin de yok edilmesine yol açabilecek riskte. O yüzden siyasal alanı daraltan, siyasal alanı güvensizleştiren, siyasal alanı kriminalize eden ya da güvenlik politikalarının parçası haline getiren tüm bu davranış biçimleri, demokratik siyaset ortamının kurulmasını istemeyen davranışlardır. Demokratik siyaset ortamı yoksa nasıl gelecek? Çünkü silahları bırakan demokratik siyaset ortamında, demokratik siyaset hakkını kullanmaya, Kürt meselesinin çözümünün ve demokratik inşa sürecinin parçası olmaya gelecek. Bu nasıl olacak? Örneğin kalkıp oradan gelenler ana dilde eğitim istiyoruz diyecekler, örgütleme, politika yapacaklar. Ne yapacaksın sen? Bölücü mü diyeceksin?” diye tepki gösterdi.
‘İKTİDAR SÜRECİ GÜVENLİK ZEMİNİNE ÇEKEREK KENDİNE GÖRE DEFTERİ KAPATMAYA ÇALIŞIYOR’
İktidarın bu anti demokratik pratiğiyle dolaylı olarak sürecin gereklerini yapmayı reddettiğini ilan ettiğini vurgulayan Yüksel Genç, iktidarın aslında süreci güvenlik zeminine çekerek kendine göre defteri kapatmaya çalıştığına işaret etti. Yüksel Genç, şunları kaydetti: “İktidarın, kendi inisiyatifi dışındaki inisiyatif sahalarını sürecin dışına iterek, toplumun sürecin parçası olmasını sağlamayıp sürekli toplum dışında tutan, güvensizleştiren politikaları kalıcı bir strateji gibi uygulayarak, çözüm sürecini kendi zeminine çekerek kendi değer yargılarına uygun bir biçimde müzakeresiz ya da zayıf bir müzakere biçimiyle kapatmaya çalışıyor. O nedenle süreci kendi inisiyatif ve kontrol çeperinin içinde tutarak dilediğince çözmeye çalışıyorlar. Kürtlerin müzakere alanını, siyasal alanını daralttıkça, zayıflattıkça çözmek isteyecekleri kulvar, silahların tasfiyesinden öte bir şey olmaz. Ama Kürt siyasal alanı çoğaldıkça, genişledikçe ve Kürtlerle beraber masanın demokratik ayağı güçlendikçe bunu böyle yapamaz.”
‘TÜRKİYE’NİN MUHALEFETİ, SOL VE DEMOKRAT KANADI EZBER BOZMALI!’
Silahların bırakılmasıyla Türkiye'nin demokratikleşmesinin ancak paralel olabileceğiyle ilgili sonuçların o zaman üretilebileceğini kaydeden Yüksel Genç, “İktidara kalsa zaten silah bırakılsın, PKK’liler de buhar olsun. Duyguları bu. Ama hayatın böyle yürümemesi ancak siyaset yapıcıların ve masanın etrafındakilerin gücüyle ilgili bir şey. Bu süreç, Türkiye'nin devlet olarak da 20. yüzyıl siyaset alışkanlıkları ve akımları açısından dönüşümünü gerektiren bir süreç. Dönüşmeyenin çözülmesi gereken bir süreç. Şimdi AKP tarafından yapılanlar bir dönüşüm müdür, demokratik bir dönüşüm müdür, yoksa yüzyılla ilgili farklı bir hesaplaşma biçimi midir? Bunu da düşünmek gerekiyor. Ama bu süreçte eğer Kürt masası, masanın Kürt tarafı ve demokrasi ayağı güçlü olur ise Türkiye çok güçlü bir şekilde dönüşmek durumunda kalacak zaten. Şimdilik İktidar bu sürecin dönüşüm hedeflerinden biri olmaktan kaçınıyor. O yüzden de kendini tekilleştiriyor. Dolayısıyla aslında CHP'nin klasik kodlarının da dönüşmesi şart, onu söyleyeyim. Ama şimdi esas yapılacak olan şey, mevcut durumda demokrasi arayışı içinde olan herkesin, farklı siyasal kulvarlarda olsalar bile, ortaya çıkan bu çözüm sürecinin demokrasiyi üretebilmesi için doğru yerde saflaşmasıdır bana kalırsa. Hani iktidar ‘iç cepheyi tahkim etmek’ diyor ya, işte iktidar aslında süreci kendi siyasetinin tahkimi için kullanıyor. O halde demokrasi güçleri de demokrasinin tahkimi için el birliği yapmak zorunda. Ezber bozmalı Türkiye'nin muhalefet kanadı, sol ve demokrat kanadı. Şimdiye kadar hep Kürtleri yanında isteyip yedeklemeye çalışan akıl, artık bu süreçle ve Kürtlerle birlikte bir cephe kurma cesaretini göstermeliler” vurgusunda bulundu.