Türkiye’de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet vakaları, iktidarın söylemlerinin aksine her geçen gün artıyor.
Kürdistan’da ise kadınlar yalnızca aile üyeleri ya da yakınları tarafından değil, özel savaş politikaları kapsamında polis ve asker gibi devletin kolluk güçlerinin saldırılarına da maruz bırakılıyor. Kadınların katledilmesiyle sonuçlanan bu saldırılar, Kürt kadınlarının mücadelesini hedef alan politikaların bir parçası olarak uzun yıllardır sürüyor.
‘2026’NIN İLK SEKİZ AYINDA 203 KADIN KATLEDİLDİ’
Kadına yönelik şiddette hem Türkiye’de hem de Kürdistan’da suçu işleyenlerin az ceza alması ya da hiç ceza almaması, şiddetin önünü giderek açıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun 2026 verilerine göre, 2026 yılının ilk sekiz ayında 203 kadın katledilirken, 215 kadın ise “şüpheli kadın ölümü” olarak kayda geçti.
Kürdistan’da ise özel savaş uygulamalarının hedefinde olan kadınlara yönelik şiddet ve öldürme vakaları her geçen gün artıyor. İnsan Hakları Derneği Amed Şubesi’nin verilerine göre, 2026 yılının ilk altı ayında 38 kadın katledildi.
Kadınlara yönelik saldırılar özellikle en yakınları olarak tabir edilen erkekler tarafından gerçekleştirilirken, Kürdistan’da bunun yanı sıra polis ve asker gibi devletin kolluk güçleri tarafından da kadınlar saldırılara maruz bırakılıyor.
Kadınlara yönelik şiddetin temelinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğuna işaret eden Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Selcan Saygı, kadınlara yönelik kırım politikalarını ajansımıza değerlendirdi.
Erkek egemenliğini meşrulaştıran geleneksel kalıpların ve ekonomik bağımlılığın kadınlara yönelik saldırılar içerisinde görülmesi gerektiğini belirten Selcan Saygı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kadına yönelik şiddet münferit bir olay olmayıp temelde toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve güç dengesizliklerine dayanmaktadır. Başlıca nedenleri arasında kadınları ikincilleştiren ve erkek egemenliğini meşrulaştıran geleneksel kalıp yargılar, yasaların kağıt üzerinde kalmasıyla ortaya çıkan cezasızlık algısı, kadınların istihdamdan dışlanması nedeniyle yaşanan ekonomik bağımlılık ve toplumun her kesiminde insan hakları bilincinin yeterince içselleştirilmemiş olması yer alır.”
Kürdistan’da yaşanan duruma da dikkat çeken Selcan Saygı, Kürdistan’da kadına yönelik politikaların devletin kadın mücadelesine bakışı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Özellikle Kürdistan'da veya politik dinamikleriyle öne çıkan kentlerde bu durum, genel nedenlerin yanı sıra bölgeye özgü bazı unsurlarla da beslenmektedir. Uzun süredir çatışmalı ortamların ve güvenlikçi politikaların hakim olduğu bölgelerde toplumsal barışın zedelenmesi, genel şiddet eğilimini artırmakta ve bu durum ev içine daha sert yansımaktadır.
Ayrıca kadın hakları mücadelesi yürüten sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin kısıtlanması veya kapatılması, kayyum politikalarıyla kadın danışma merkezleri ve sığınaklar gibi yerel destek mekanizmalarının işlevsizleşmesi, kadınları başvuru mercilerinden mahrum bırakmaktadır. Bölgedeki feodal yapılar, ‘namus’ baskıları ve yüksek işsizlik oranları da ev içi gerilimleri tırmandıran diğer önemli etkenlerdir.”
‘ŞİDDET MAĞDURLARININ ANADİLLERİYLE BAŞVURU YAPACAĞI MEKANİZMALAR KURULMALI’
Kadınlara yönelik kırım politikalarına karşı nelerin yapılması gerektiğine de değinen Selcan Saygı, şunları belirtti: “Bu sorunla mücadelede hem ulusal düzeyde hem de özellikle Kürdistan için atılması gereken somut çözüm adımları bulunmaktadır. İlk olarak, yerel yönetimlerin kadın odaklı bir perspektifle yeniden yapılandırılması, sığınma evlerinin ve destek merkezlerinin yaygınlaştırılması şarttır.
Bağımsız kadın örgütlerinin ve yerel inisiyatiflerin faaliyet alanlarının genişletilmesi, devlet kurumlarıyla koordineli çalışabilmeleri için zemin hazırlanması gerekmektedir.”
Selcan Saygı ayrıca özellikle Kürdistan’da şiddet mağdurlarının anadilleri ile başvuru yapabilmelerinin önünün açılması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: ,
“Özellikle bu bölgede şiddet mağdurlarının kendi anadillerinde başvuru yapabilecekleri, hukuki ve psikolojik destek alabilecekleri mekanizmaların kurulması hayati önem taşımaktadır. Bunların yanı sıra 6284 sayılı kanun gibi koruma tedbirlerinin aksatılmaksızın hayata geçirilmesi, cezasızlıkla kararlılıkla mücadele edilmesi ve toplumsal barışın tesis edilerek çatışma kültürünün yerini diyalog ortamına bırakması, şiddet sarmalının azalmasında kilit rol oynayacaktır.”