YJK-E ve KON-MED’den kadın kırımına karşı toplumsal mücadele hamlesi

“Kadın kırımına ve erkek egemen zihniyete karşı toplumsal mücadelemizi büyütüyoruz” diyen YJK-E ve KON-MED, 1 Kasım’da başlatacakları hamleyle kadın katliamlarına, şiddete ve eşitsizliğe karşı toplumsal dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.

Almanya Kürt Kadınlar Birliği (YJK-E) ve Almanya Kürdistanlı Demokratik Toplumlar Konfederasyonu (KON-MED), Almanya’da kadına yönelik şiddet ve kadın katliamlarına karşı 1 Kasım’dan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne kadar sürecek bir mücadele hamlesi başlatıyor. “Kadın Kırımına ve Erkek Egemen Zihniyete Karşı Toplumsal Mücadelemizi Büyütüyoruz” başlığıyla duyurulan hamle kapsamında, demokratik aile anlayışının geliştirilmesi, kadın-erkek eşitliğinin güçlendirilmesi ve kadınların yaşam hakkının korunması amacıyla Almanya genelinde seminerler ve çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Kadın Kırımına ve Erkek Egemen Zihniyete Karşı Toplumsal Mücadelemizi Büyütüyoruz” başlığıyla duyurusu yapılan ortak açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Bizler KON-MED ve YJK-E olarak, 1 Kasım'da başlayıp 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'ne kadar devam edecek bir mücadele hamlesi başlatıyoruz. Bu hamlemizle Almanya'da giderek derinleşen kadına yönelik şiddete, kadın katliamlarına, erkek egemen zihniyete ve kadınların yaşam hakkını hedef alan her türlü saldırıya dikkat çekmek istiyoruz.

Bugün Almanya gibi demokratik hakların ve insan haklarının gelişmiş olduğu düşünülen bir ülkede dahi kadınlar, yaşamlarının en temel alanlarında şiddetle karşı karşıya kalmaktadır. 2026 yılı başından bu güne 105 kadının katledildiğine ilişkin veriler ve bu kadınların yüzde 10'unun Kürt kadınları olduğu yönündeki tespit, yaşananların ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir. Bu kadınlar yalnızca birer sayı değildir. Her birinin bir yaşamı, hayalleri, ailesi, çocukları ve yarım bırakılmış bir geleceği vardır.

KADIN KATLİAMLARI TESADÜF DEĞİLDİR

Kadın katliamları tesadüf değildir. Kadına yönelik şiddet, erkek egemen zihniyetin toplumsal yaşamın her alanına yerleşmiş olmasının bir sonucudur. Kadınların en fazla şiddete maruz kaldığı alanlardan biri, güvenli olması gereken aile ve ev ortamıdır. Bu nedenle demokratik aile anlayışının geliştirilmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin temel konularından biridir.

Toplumda aile çoğu zaman sevginin, dayanışmanın ve güvenin merkezi olarak tanımlansa da birçok kadın için ev, baskının, korkunun ve şiddetin yaşandığı bir yere dönüşebilmektedir. Kadının nasıl giyineceğine, kiminle görüşeceğine, çalışıp çalışmayacağına ve nasıl yaşayacağına karar verme hakkını kendinde gören anlayış, şiddetin temelini oluşturmaktadır.

DEMOKRATİK AİLE ANLAYIŞININ GELİŞTİRİLMESİ

Bu nedenle kadına yönelik şiddeti yalnızca bireysel bir sorun olarak ele alamayız. Demokratik aile anlayışının gelişmediği, eşitliğin esas alınmadığı aile ortamında başlayan eşitsizlik, çocukların yetiştirilme biçiminden eğitim sistemine, çalışma yaşamından toplumsal ilişkilere kadar kendisini yeniden üretmektedir.

Erkek çocuklarına üstünlük, kız çocuklarına itaat öğreten anlayış değişmedikçe şiddetin kökleri de ortadan kalkmayacaktır. Kadınların ekonomik bağımsızlıktan yoksun bırakılması, şiddet karşısında sessiz kalmaya zorlanması, aile bütünlüğü adına baskıya boyun eğmesinin beklenmesi bu sorunu daha da derinleştirmektedir.

Oysa hiçbir gelenek, hiçbir aile anlayışı ve hiçbir toplumsal değer bir kadının yaşam hakkından daha üstün değildir. Demokratik aile anlayışı, kadının susturulmadığı; kadın ve erkeğin eşitliğinin, karşılıklı saygının ve ortak karar alma iradesinin esas alındığı, çocukların özgür bireyler olarak yetiştirildiği bir yaşamı ifade etmelidir.

HİÇBİR ÖLÜM SIRADANLAŞTIRILMAMALI

Kadına yönelik şiddetin ve toplumsal güvencesizliğin bir diğer önemli boyutu da Almanya'daki mülteci kamplarında yaşananlardır. Savaştan, baskıdan ve şiddetten kaçarak Almanya'ya sığınan kadınlar ve gençler, kimi zaman güvencesizlik, izolasyon, ayrımcılık, psikolojik baskı ve gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Özellikle mülteci kamplarında kadınların ve gençlerin intihar olarak bildirilen ölümleri, yaşam koşulları ve koruma mekanizmalarının yeterliliği konusunda ciddi soruları gündeme getirmektedir. İntihar olarak kayıtlara geçen ölümlerin koşulları şeffaf biçimde araştırılmalı, ihmal, şiddet veya başka bir suç ihtimali varsa bağımsız ve etkili soruşturmalarla aydınlatılmalıdır.

Kadınların ve gençlerin karşı karşıya kaldığı psikolojik ve toplumsal sorunlar görmezden gelinmemeli, mülteci kamplarındaki yaşam koşulları insan onuruna yakışır hâle getirilmelidir. Hiçbir insan mülteci olduğu için görünmez kılınmamalı, hiçbir ölüm sıradanlaştırılmamalıdır.

KADINLARIN YAŞAM HAKKI ORTAK SORUMLULUĞUMUZDUR

Kürt toplumu olarak Şengal'de DAİŞ'in Êzidî kadınlara yönelik kaçırma ve köleleştirme suçlarını, Rojava'daki kadın kazanımlarına yönelik tehditleri, İran ve Rojhilat'ta kadınlara uygulanan baskı ve idam cezalarını ortak özgürlük ve adalet mücadelemizin gündemleri olarak görüyoruz.

Bütün bu gelişmeler bize bir kez daha göstermektedir ki kadına yönelik şiddet sınır tanımamaktadır. Şiddetin biçimleri ve koşulları farklı olsa da kadınların yaşam hakkının, iradesinin ve özgürlüğünün korunması ortak bir sorumluluktur.

KADINLARIN KORUNMASINA YÖNELİK MEKANİZMALAR GÜÇLENDİRİLMELİ

Bizler KON-MED ve YJK-E olarak kadına yönelik şiddetin yalnızca cinayet gerçekleştikten sonra gündeme gelmesini kabul etmiyoruz. Şiddeti ortaya çıkaran toplumsal koşulların sorgulanmasını, demokratik aile anlayışının geliştirilmesini, aile içinde eşitliğin güçlendirilmesini, çocukların cinsiyet eşitliği temelinde yetiştirilmesini ve kadınların ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamda özgürce yer alabilmesini önemsiyoruz.

Almanya'da kadınların korunmasına yönelik mekanizmaların güçlendirilmesini, kadın yaşam evlerinin ve danışma merkezlerinin desteklenmesini, şiddete uğrayan veya şiddet tehdidi altındaki kadınların başvurularının ciddiyetle ele alınmasını ve kadın cinayetlerinin önlenmesi için etkili adımlar atılmasını talep ediyoruz.

Aynı zamanda mülteci kadınların ve gençlerin güvenli barınma, psikolojik destek, hukuki danışmanlık ve şiddetten korunma haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguluyoruz.

MÜCADELE DE TOPLUMSAL OLMAK ZORUNDADIR

Kadına yönelik şiddet yalnızca kadınların değil, bütün toplumun sorunudur. Bu nedenle mücadele de toplumsal olmak zorundadır.

1 Kasım'dan 8 Mart'a kadar sürecek hamlemiz kapsamında Almanya genelinde, başta “Demokratik aile nedir, demokratik aile nasıl oluşturulur ve demokratik aile anlayışı neden önemlidir?” konularında seminerler ve eğitim çalışmaları olmak üzere çeşitli etkinlikler düzenleyeceğiz.

Demokratik aile anlayışının toplumsal yaşamda geliştirilmesini, kadın özgürlüğünün ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesini mücadelemizin önemli bir parçası olarak ele alacağız. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle kadınların yaşadığı sorunları daha görünür kılacağız.

KADINLARIN KORKMADAN YAŞAYABİLDİĞİ BİR TOPLUM MÜMKÜN

Kadınların evlerinde, sokaklarda, işyerlerinde, mülteci kamplarında ve yaşamın her alanında korkmadan yaşayabildiği; gençlerin ise geleceğe umutla bakabildiği bir toplumun mümkün olduğuna inanıyoruz.

Kadınların yaşam hakkının korunduğu, demokratik aile anlayışının ve aile içinde eşitliğin esas alındığı, gençlerin geleceğinin güvence altına alındığı, şiddetin normalleştirilmediği ve kadın iradesinin tanındığı bir gelecek istiyoruz.

Kadınların ve toplumun tüm kesimlerinin dayanışmasıyla, örgütlü mücadeleyle, demokratik aile anlayışının gelişmesiyle ve toplumsal farkındalığın güçlenmesiyle bu şiddet kültürünün değişebileceğine inanıyoruz.

Çünkü biliyoruz ki kadın özgürleşmeden toplum özgürleşemez.

Kadın kırımına karşı yaşamı savunuyoruz! Erkek egemen zihniyete karşı kadın özgürlüğünü savunuyoruz!

Jin, Jiyan, Azadî!”