Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde iktidarın yasal ve siyasi düzenlemeler konusunda somut adımlar atmaması, sürecin geleceğine ilişkin tartışma ve kaygıları artırıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin süreç kapsamında attığı adımlara karşın devletin sorumluluklarını yerine getirmemesi, karşılıklı güvenin sağlanması ve demokratik çözümün ilerletilmesi önündeki engellerden birini oluşturuyor.
DEM Parti Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin mevcut aşamasını, iktidarın sorumluluklarını ve atılması gereken adımları ajansımıza değerlendirdi.
‘MGK KARARI DUVARI BİR AN ÖNCE AŞILMALI’
Devletin süreci idari ve güvenlik odaklı karar mekanizmalarına bağımlı hale getirmesini eleştiren Sabahat Sarıtaş, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararının sürecin ilerlemesinin önünde engel oluşturmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Burada üzerinde durulması gereken temel mesele, MGK’nin kurumsal rolünün varlığından ziyade, sürecin ilerlemesinin idari ve güvenlik odaklı bir karar mekanizmasına bağımlı hale gelmesidir. Elbette devletin sürece ilişkin bir takvimi olacak ancak bu takvim mevcut süreci gerileten değil, ileriye taşıyan ve hızlandıran bir noktada olmalı. Geride bıraktığımız iki yılda devlet ve iktidar daha çok süreci yavaşlatan konumda oldu. Toplumda, devletin atması gereken adımların MGK kararlarına takıldığı algısı gün geçtikçe yer ediniyor. Dolayısıyla MGK kararı duvarının bir an önce aşılması gerektiğini her platformda ifade ediyoruz.
Barış süreçlerinin ilerleyebilmesi, tarafların attığı adımların karşılıklı güven oluşturmasına ve bu adımların somut sonuçlar üretmesine bağlıdır. Taraflardan birinin attığı adımların diğer tarafın karşılık vermesini sağlayamaması, sürecin sürdürülebilirliği açısından ciddi sorunlar doğurur. Kürt Özgürlük Hareketi yönetiminin açıklamalarında örgütsel yapının feshi, silahların imha edilmesi ve Türkiye sınırları içindeki silahlı güçlerin çekilmesi gibi adımların duyurulması, sürecin geldiği aşama bakımından önemlidir. Bu açıklamalarda, Türkiye’ye karşı silahlı mücadele stratejisinin sonlandırıldığı ve demokratik siyasal mücadele çizgisinin esas alındığı vurgulandı.
Bütün bu adımların ardından devletin üzerine düşen sorumluluk, sürecin hukuki ve siyasi koşullarını netleştirmek, uygulama mekanizmalarını işler hale getirmek ve yeni aşamaya geçişi sağlayacak somut kararları almaktır. Çatışma çözümlerinde nihai sonuca ulaşmanın en önemli aşamalarından biri, karşılıklı adımların atılmasıdır. Tarafların karşılıklı adım atma yöntemini esas almaları, toplumda çözüme dair umut ve desteğin gelişmesi açısından etkili olur. Aksi takdirde tarafların, özellikle de Kürt tarafının sürece dair güveni zayıflar.
Özcesi, devlet atması gereken somut adımlarda bir hayli gecikti. Bu saatten sonra hiçbir bahane üretmeden sürecin selameti için gereken adımları ivedilikle atmalıdır.”
‘KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİ ÜZERİNE DÜŞEN ADIMLARI ATTI’
Kürt Özgürlük Hareketi’nin sürecin başından bu yana ortaya koyduğu iradeye ve attığı adımlara dikkat çeken Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şöyle konuştu: “Kürt Özgürlük Hareketi sürecin en başından beri taahhüt ettiği tüm adımları eksiksiz şekilde gerçekleştirdi. Elli yılın ardından mücadelesini ve direniş tarzını değiştirip dönüştüreceğini açık bir şekilde ortaya koydu. Hareket yönetimi, Sayın Abdullah Öcalan’ın paradigmasına ve çözüm gücüne güvenerek kararlarını çok kısa bir sürede alıp aynı hızda uygulamaya geçirdi.
Geldiğimiz aşamada kendini feshettiğini, silahları bıraktığını ve Türkiye sınırları içinden tamamen çekildiğini ifade etti. Bunun somut karşılığını da görmek en doğal hakları. Aynı şekilde devletin de Kürt meselesine bakışını değiştireceğine ve bu meselenin çözümünde değişip dönüşeceğine dair emareler göstermesi gerekiyor. Bunu atacağı adımlarla ve sürece yaklaşımıyla gösterebilir.
Örneğin, sürecin en kritik aşamalarından biri olan dağdan geri dönüşler konusunda devletin ne kadar hazırlıklı olduğunu henüz bilemiyoruz. Ancak bunun için kapsamlı ve gerçekçi yasalar lazım. İlgili yasal düzenleme, geri dönecek kişilerin her türlü güvenliğini garanti edecek bir durumu da kapsamalıdır. Elbette bunu söylerken tek seferde ya da tek bir yasadan bahsetmiyoruz.
Geçtiğimiz yaz aylarında Meclis’ten geçen kök yasa, bu işin başlangıcı sayılır. Sayın Öcalan’ın ‘Bin kilometrelik yol bir adımla başlar’ sözü burada tam olarak durumun temelini oluşturuyor. Söz konusu kök yasa bu yolun, yani hukuki yolun ilk adımıydı ve devamı gelmelidir.”
‘SOMUT ADIMLAR GÜVENİ GÜÇLENDİRİR’
Barış süreçlerinde güvenin yalnızca açıklamalarla korunamayacağını, verilen mesajların somut uygulamalarla desteklenmesi gerektiğini belirten Sabahat Erdoğan Sarıtaş, devletin adım atmamasının toplumda belirsizlik yarattığını söyledi. Sürecin geleceği açısından hukuki ve siyasi adımların gecikmeden hayata geçirilmesinin önemini vurgulayan Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şunlara dikkat çekti: “Barış süreçlerinde güven, bir kez oluştuğunda kendiliğinden devam eden bir unsur değildir. Güvenin korunması ve güçlendirilmesi, verilen mesajların uygulamayla desteklenmesini, tarafların yükümlülüklerini yerine getirmesini ve ortaya çıkan sorunların zamanında giderilmesini gerektirir. Devletin gerekli adımları geciktirmesi, özellikle sürecin desteklenmesi konusunda beklentisi olan toplumda soru işaretleri yaratıyor.
‘Somut adım’ kavramı bir anlamda çatışma çözümlerinin gövdesini oluşturur. Nitekim bu kavramdan yoksun süreçler belirsiz bir seyir izler. Geride bıraktığımız iki yılda devlet kanadının somut adım atmaması, süreçte sisli bir hava oluşmasına neden oldu. Bu sisi dağıtmak, toplumsal güveni ve desteği artırmak devletin elinde.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığı günden bu yana aslında aşağı yukarı her iki tarafta da kimin ne sorumluluğu olduğu oldukça açık. Sayın Öcalan, henüz süreç başlamadan ‘Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim’ demişti. Sayın Öcalan, devletin bütün ağır adımlarına rağmen iki yılda söylediği şeyi yaptı.
Geldiğimiz noktada, bu sürecin artık siyasi ve hukuki kısmındayız diyebilmemiz için sürecin sağlıklı yürümesi ve demokratik müzakere için tarafların eşit koşullara sahip olması gerekiyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın statü meselesi hâlâ netlik kazanmış değil. Bu da belirsizliği ve güvensizliği derinleştiren bir başka nokta. Yine sorumlulukları yerine getirme konusunda devlet tarafının işin bu ayağını hala eksik bıraktığının göstergesidir.”
‘SAYIN ÖCALAN’IN STATÜSÜ NETLEŞTİRİLMELİ’
Sürecin siyasi ve hukuki bir zeminde ilerleyebilmesi için Önder Apo’nun rolünün ve statüsünün açık biçimde tanımlanması gerektiğini ekleyen Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şöyle devam etti: “Sayın Öcalan’ın ‘Demokratik siyaseti esas alıyoruz’ yaklaşımı, bugüne kadar bütün zorlu şartlara rağmen hâlâ geçerliliğini koruyor. Öte yandan devlet tarafına baktığımızda, iki yıllık pratik bize Kürt meselesinin çözümü konusunda hâlâ stratejik bir planı ve programının olmadığını gösteriyor. Daha çok taktiksel bir yaklaşımın izlerini görüyoruz.
Örneğin, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için kurulan kurulların daha net ve etkin açıklamalar yapması, adımlar atması beklenirken devletin çoğu zaman siyasi danışmanların ağzından sözünü söylemeye çalıştığına tanıklık ediyoruz. Cumhurbaşkanı başdanışmanının belirli aralıklarla yaptığı açıklamalar buna en açık örnektir. Elbette burada karşımıza muhataplık ve statü konusu çıkıyor.
Dolayısıyla Sayın Öcalan’ın Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü olarak bulunacağını ilgili kurul artık deklare etmelidir.”
‘DEVLETİN DİLİ BARIŞA VE ÇÖZÜME DÖNÜK OLMALI’
Devlet yetkililerinden siyasi partilere, medyadan sivil toplum kuruluşlarına kadar bütün kesimlerin barış ve çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmesinin önemine dikkat çeken Sabahat Erdoğan Sarıtaş, şunları vurguladı: “Bu tür süreçlerin en önemli başlıklarından biri de kullanılan dil ve kavramlardır. Uzun soluklu bir şiddet halini siyasi ve hukuki yollarla çözme kararı aldıysanız, bu, kavram setinizi de değiştirmeyi, güncellemeyi ve sürecin ruhuna uygun hale getirmeyi gerektirir. Dolayısıyla devletin en tepesinden siyasi partilere, medyadan sivil toplum kuruluşlarına kadar bütün kesimlerin dilini barışa ve çözüme dönük kullanmaları çok önemli. Bugüne kadar maalesef devlet tarafının bu ayağı da eksik kaldı, diyebiliriz.
Devletin ya da iktidarın sorumluluk alanları bellidir. İlk başta sözünü ettiğimiz MGK onayı, Sayın Öcalan’ın statüsü, yasal adımların hızlandırılması, cezaevlerindeki siyasi tutsakların durumu, dağdan dönüşlerin takvimi ve hayata geçirilmesi gereken buna benzer birçok başlık devletin sorumluluğudur. Bu sorumluluklar yerine getirildiğinde kalıcı barış ve demokratik çözüm için hızlı bir yol almış oluruz.”