Egîdlerin izinde iki komutan
Bu yazıyı Özgür Politika Gazetesi’nin editöryasının talebi üzerine yazıyorum. Zira Ağustos ayındayız ve Ağustos ayı Erdal (Engin Sincer) ve Atakan Mahir (İbrahim Çoban) yoldaşların da şehadete ulaştıkları ay oluyor.
Bu yazıyı Özgür Politika Gazetesi’nin editöryasının talebi üzerine yazıyorum. Zira Ağustos ayındayız ve Ağustos ayı Erdal (Engin Sincer) ve Atakan Mahir (İbrahim Çoban) yoldaşların da şehadete ulaştıkları ay oluyor.
Kürdistan’da yüzyıllar boyu süren örtük tarih dönemi ardından son yüz yılda geliştirilen parçalama ve inkar-imhaya dayalı sömürge siyaseti, kültürel ve sosyolojik açıdan Kürt halkının bütün toplumsal özelliklerini ve meziyetlerini bastıran, çarpıtan ve yok eden bir gelişmeye yol açmıştır. Mezopotamya’nın en eski halklarından olan Kürt halkı, Neolitik Devrim’e beşiklik etmiş bir coğrafyada şekillenip kültürleşen bir halk topluluğudur. Bu yüzden toplumsal zenginlikleri yoğun olan Kürt toplumuna dayatılan inkar ve soykırım siyaseti, fiziki ve beyaz soykırım yöntemleriyle sonuç almak isteyen bütün sömürgeci saldırılar, tarihin derinliklerine dayanan Kürt halkının zengin gelenek ve kültür duvarına çarparak amaçladığı sonuca ulaşamamıştır. Elbette ki bu temelde geliştirilen çok yönlü derinleştirilmiş asimilasyon, belli bazı sonuçları almış, büyük toplumsal tahribatlara yol açmış, ancak tümden yok etmeyi başaramamıştır.
Yirminci yüzyılın son çeyreğinde tarih sahnesine çıkan Önder Apo’nun yarattığı ve geliştirdiği ideolojik-siyasi doğrultunun başta Kürdistan gençliği içerisinde yayılması, karşılık bulması ve buna dayalı olarak gerçekleşen partileşme, kitleselleşme ve direniş süreciyle birlikte Kürt toplumunda yüzyıllar boyu bastırılmış, toplumun bağrında gizli kalmış bütün özellikler, yetenekler, meziyetler, gelişen bu direniş süreciyle birlikte açığa çıkarılmıştır. Bu temelde, Kürt toplumu yeniden canlanırken, Diriliş Devrimi sürecinde birçok toplumsal ve kültürel özellikleri adeta bir volkan gibi fışkırarak toplumu canlandırmış ve uçurumun kenarında bulunan toplumsal gerçeklik bu temelde adeta kanatlanarak yeniden canlanmayı ve tarihin zenginliklerine dayalı olan geleneksel özellikleriyle bütünleşmeyi, bu temelde ulusallaşma sürecini geliştirmeyi yaşamıştır.

SÖMÜRGECİLİĞE KARŞI MARAŞ'IN KAHRAMANLARI
Gerçekleşen bu Apocu çıkışın ilk yanıt bulduğu ve yankı yarattığı alanlardan birisi de Kürdistan’ın Anadolu sınırında olan kenti, Maraş olmuştur. Hareketimizin Kürdistan’a taşırılma sürecinde ilk kitlesel taban bulduğu yerlerin başında Pazarcık gelmektedir. Pazarcık, Elbistan ve bir bütünen Maraş, yine Malatya, Adıyaman, Dêrsim gibi sınır hattındaki bütün alanlar, sömürgeci, soykırımcı, asimilasyoncu saldırılara en çok maruz kalmış alanlardır. Hareketimiz de ilk başta buralara ağırlık verdi ve bu hatta da, gereken toplumsal yanıt çok geçmeden verilmiş oldu. Bu temelde bölge halkı asimilasyona ve erimeye karşı bir tutum olarak Apocu düşünceye rağbet gösterdi ve katılım yaptı. Bu, aslında yok olmamaya karşı bir var olma ve direnme tutumuydu. Bu temelde gelişen devrimci hareket başta Pazarcık olmak üzere alanda önemli bir tabana ulaşarak ilk kitleselleşmesini buralarda yaşadı.
Köylere bile Vietnam isminin verildiği düzeyde devrimciliğin yükseliş yaşadığı bir dönemde Maraş Katliamı’nın yaşanması kesinlikle bir tesadüf değil örgütlü ve planlanmış bir sömürgeci politikadır. Hemen ardından gelişen 12 Eylül Faşist Cuntası bunun açık kanıtıdır. Bütün bunlar gelişen devrimci mücadelenin önünü alma, bölgede hızla gelişen yurtsever devrimciliği geriletme girişimi biçiminde büyük bir saldırı dalgası olarak geliştirildi. Bundan sonra baskılar, yönelimler artmış, göçertme politikası derinleştirilmiş, adeta bölge Kürtsüzleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak bölge halkı yine de yılmamış, gittiği her yerde devrimci-yurtsever faaliyetlere destek vermiş, öncülük yapmıştır.
Çok iyi biliyoruz ki, büyük enternasyonal devrimciler olan Haki Karer ve Kemal Pir yoldaşların emeğiyle hareketimizin ilk kadrolaşma ve militanlaşma sürecinin zemini de buralar olmuştur. Başta Erdal (Mustafa Yöndem), Besê Anuş, Cin Ali (Ali Erek), Sarı Ömer (Mustafa Ömürcan), Sabri (Şıho Dirlik), Kasım Engin (İsmail Nazlıkul), Erdal (Engin Sincer), Nucan (Cennet Dirlik), Atakan Mahir (İbrahim Çoban), Savaş Maraş (Mehmet Soysüren) ve Berfin Nurhak (Hanım Demir) gibi yiğit-öncü kadroların gelişmesi yaşanmıştır. Yöreden olan her bir yoldaşın içinden geldikleri toplumdan aldıkları sade kişiliklerin yanı sıra, aynı zamanda kendilerine has duruşları ve özellikleri vardır.

İKİ DEĞERLİ YOLDAŞ: ERDAL VE ATAKAN
Bu yazıyı Özgür Politika Gazetesi’nin editöryasının talebi üzerine yazıyorum. Zira Ağustos ayındayız ve Ağustos ayı yukarıda saydığım yoldaşlardan Erdal (Engin Sincer) ve Atakan Mahir (İbrahim Çoban) yoldaşların şehadete ulaştıkları ay oluyor. Bir yandan tarihi 15 Ağustos Atılımı’nın coşkusu, diğer yandan ise 15 Ağustos’un yarattığı yüce değerler olan bu iki arkadaşın anısı temelinde yazmak benim için büyük bir görev durumunda. Dolayısıyla bu yazı vesilesiyle Özgür Politika Gazetesi’nin tüm çalışanlarını saygıyla selamlıyorum. Zira onların benden Erdal ve Atakan yoldaşlarla ilgili bir yazı istemeleri ve bu yazıda benzerliklerinin neler olduğunu sormaları, beni de çok yakından tanıdığım bu yoldaşlar üzerine daha fazla yoğunlaşmaya itmiş, her iki arkadaşın çocukluktan bu yana gelişen bireysel özellikleri ve meziyetlerine bir kez daha bakmama yol açmıştır. Buradan hareketle gördüm ki gerçekten aynı yöreden olan bu iki değerli yoldaşın birbirine benzeyen birçok yönü vardır. Dolayısıyla, her ne kadar çok yakinen tanıdığım bu arkadaşlara dair değerlendirmeleri birkaç sayfaya sığdırması çok zor olsa da, her iki arkadaşı da elimden geldiğince kısa ve özlü bir biçimde anlatmaya çalışacağım:

DİPLOMAT VE KOMUTAN ERDAL
Ben Erdal arkadaşı 1990 yılında Avrupa’da tanıdım. İlk tanışmamız bir eğitim devresinde gerçekleşmişti. Daha o zaman, sorduğu sorular ve belirttiği görüşlerle, sıradan biri olmadığı, henüz yeni katılmış olmasına rağmen zeki ve kavrama düzeyi yüksek olan bir arkadaş olduğu anlaşılıyordu. O zaman kod adı Hayri’ydi. Hayri arkadaşın Avrupa pratiğindeki çalışmalarını yakından izledim. Bu yönüyle belirgin özellikleri olan bir arkadaş olduğu pratikte de gözlemlediğim bir sonuç olmuştu. Daha sonra 1992’nin Ekim ayında savaş içinde Heftanîn’de karşılaştım.
Bilindiği gibi 1992 yılı hareketimize karşı Uluslararası Komplo’nun başladığı yıldır. O dönemde komplo, ilk olarak Önderliğin çalışma ve eğitim sahası olan Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’ne yönelik gerçekleştirildi ve bu temeldeki baskılar sonucu akademi kapatıldı. Hemen sonrasında ise Güney Kürdistan’da, daha çok da yeni savaşçıların eğitim alanı olan Heftanîn, Zap ve Xakûrkê gibi alanlara karşı da bu komplo sürecinin sıçrama durumu yaşandı. Akademi kapanınca tüm akademi öğrencileri Önderlik tarafından gruplar halinde Heftanîn alanına aktarıldı. Tam bu aktarma sürecinin başladığı bir dönemde Heftanîn’de de savaş başladı. Hem Güneyli güçlerin bizleri Güney’den çıkarmak üzere saldırıları gelişti hem de Kuzey’den Türk ordusunun saldırıları başladı. Koordineli bir biçimde her iki taraftan da gelişen bu saldırılar ortamında akademiden Rojava’ya, Rojava’dan da Heftanîn sahasına geçen ilk grubu bizzat karşıladım ve düzenlemelerini yaptık. Fakat daha sonraki grupların ulaşma sürecinde savaş başlamıştı. Savaş içerisinde alana ulaştıkları için onları görme imkanım olmadı. Çünkü artık savaş faaliyeti, koordine, vb. çalışmalar vardı.

‘ERDAL’ İSMİNİ ÖNDERLİK VERDİ
O arada akademiden gelenlerin içinden diplomasi çalışmalarından da bir grubun olduğu ve hepsinin cephelere düzenlendiği tekmilini arkadaşlar aktardı. Sonra Avrupa’dan gelmiş bir arkadaşın hastanede yaralı olduğunu, adının Erdal olduğunu duydum. Ancak tariflerden onun Hayri arkadaş olabileceğini tahmin ettim. Taburcu olacağı belirtilince o arkadaşı yanıma çağırdım ve Hayri arkadaş olduğunu gördüm. Meğer Önder Apo ile diyaloglarında değerli Komutanımız Şehit Erdal (Mustafa Yöndem) arkadaşın akrabası olduğunu söyleyince Önderlik de, “adın Erdal olsun” demiş ve adını Erdal yapmıştı. Bu temelde birlikte çalışmaya başladık.
MANGA KOMUTANLIĞIYLA BAŞLADI
Yarası hafifti ve kendisi savaşın ileri hatlarında yer alma eğilimindeydi. Fakat bizim yanımızda muhabere-güvenlik birimi içerisinde yer alması temelinde düzenlemesi yapıldı. Bu görevine 1993 baharına kadar devam etti. Daha sonra hem savaş pratiğine girmesi hem de ideolojik-örgütsel hakimiyetin sağlanması amacı çerçevesinde düzenlemeleri oldu. Bu temelde arkadaş, savaşta yetkin tecrübeye sahip olan Cuma Biliki ve daha sonra Adil Biliki gibi arkadaşların yanında savaşa katıldı. İlkin manga komutanlığıyla başladı; özellikle takım komutanı olarak birçok etkili-sonuç alıcı saldırıyı komuta etti ve yönetti. Böylece savaşta belli bir yetkinlik kazandı. Sonra tekrar karargah çalışmalarına alındı.
O zorlu 1995 yılında beraberdik. Karargah çalışmalarındayken hem güvenlik sorumlusu hem muhabere, hem de karargaha bağlı yürütülen askeri harekatlarda keşifçi olarak yer alıyordu. En etkili eylemlerin keşif ve planlamasına katılımı olmaktaydı. Daha sonra artık birliklere düzenlemesi oldu. 1996’dan itibaren öyle faaliyetler içerisinde bulundu.

ADIM ADIM EYALET KOMUTANLIĞINA
Son tahlilde savaşta pişen, yetkinlik kazanan bir kadro formasyonuna kavuştu ve özellikle ‘96-‘97 yıllarında Gabar’da, büyük zorlukların olduğu bir ortamda hem o zorluklara göğüs germe, yapısını eğitme ve savaşa hazırlama hem de savaş taktiğinde yenilikler yapma, az kayıpla önemli sonuçlar alacak yeni bazı taktik denemeler yaparak çok sonradan bizim genelde de geliştirdiğimiz sabotaja dayalı saldırı ve silah kaldırma eylemlerini Gabar’da yoğun bir biçimde uyguladı. Bütün bunları kayıp vermeden başarma inceliğiyle yaptı. Böylece taktik öncülükte önemli katkıları olan bir komutan olarak öne çıktı. Daha sonra tabur ve bölge gibi komutanlıklara terfilendirilme süreci oldu. 6. PKK Kongresi’nde ise, yüksek bir oyla PKK Merkez Komitesi’ne seçildi ve eyalet komutanlığı düzeyinde görevler yaptı.
SON GÜN DE YAN YANAYDIK
Kuzey pratiğinin ardından 2000 ve 2003 yılları arasında arkadaşın tekrardan Avrupa pratiği var. O zaman ben de yine Avrupa’daydım ve Avrupa çalışmalarını bırakıp tekrar ülkeye dönmem gerekiyordu. Erdal arkadaşı önerdik; o geldi. İlk önce ona Avrupa’da yürüttüğüm çalışmaları devrederek gizli bir biçimde ülkeye döndüm.
Sonuç olarak bilindiği gibi şehadete ulaştığı süreçte de yine beraberdik. O şehadet olayı yaşandığında kendisi aynı zamanda Anakarargah komutan yardımcılığı görevini yürüten öncü bir komutan durumundaydı ve yan yanaydık.
Yarın: Atakan Mahir (İbrahim Çoban)