GÖRÜNTÜLÜ

Dîgor Katliamı'nın tanığı Buğur: Koruculuğu kabul etmedik, katledildik

Dîgor Katliamı tanığı Mehmet Buğur, 15 Ağustos 1993'te yaşananları ve sonrasında maruz kaldığı baskıları anlattı. Buğur, katliam dosyası nedeniyle defalarca tutuklandığını, işkence gördüğünü ve 2007'de sürgüne çıktığını belirtti.

Qers’ın (Kars) Dîgor ilçesine bağlı Baceli köyünde doğan Mehmet Buğur, 15 Ağustos 1993'te yaşanan Dîgor Katliamı'nın örgütleyicileri ve tanıkları arasında yer alıyor. Katliamın ardından tutuklanan Buğur, sonraki yıllarda her gözaltı ve tutuklamasında Dîgor Katliamı dosyasıyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Buğur, yaşadığı baskılar nedeniyle 2007'de Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldı. 15 yıl Ukrayna'da yaşayan Buğur, savaşın ardından 2023'te Almanya'ya geldi.

Dîgor Katliamı'nın 33'üncü yılı dolayısıyla Buğur ile katliam öncesinde yaşananları, 14-15 Ağustos günlerini, gözaltı ve hapishane sürecini ve sürgünde geçen yıllarını konuştuk.

‘KORUCULUĞU KABUL ETMEDİK’

Dîgor halkının farklı aşiretlerden oluşan yurtsever bir halk olduğunu belirten Buğur, 1993'te koruculuk sisteminin dayatılmasının ilçede büyük bir tepkiye yol açtığını söyledi.

Buğur, dönemin Dîgor Kaymakamı'nın Ağustos ayından yaklaşık iki ay önce 47 köyün muhtarlarıyla düzenli toplantılar yaptığını ve bu toplantılarda koruculuk sisteminin dayatıldığını belirterek şöyle konuştu:

"Kaymakam, köy muhtarları aracılığıyla hangi köyden kaç kişinin silah alacağını isim isim belirtiyordu. Buna göre köylere silah almaları dayatılıyordu. Bu durum halkta büyük bir tepkiye yol açtı."

Siçan köyünde daha önce kır koruculuğu bulunduğunu belirten Buğur, daha sonra bu kişilere silah verilerek sistemin köy koruculuğuna dönüştürüldüğünü ifade etti. Buğur, "İnsanlar, yavaş yavaş bütün köylere koruculuk sisteminin dayatılacağını anladı" dedi.

13 Ağustos'ta kaymakamın yeniden muhtarlarla toplantı yapacağını öğrendiklerini anlatan Buğur, köylülerin bir araya gelerek Dîgor ilçe merkezine yürüyüş düzenleme kararı aldığını söyledi.

"47 köy muhtarına toplantı sırasında hazırladığımız bildiriyi verdik. Özellikle Siçan, Akrak, Celali ve Taşlıka (Gundê Acema) köylerine ulaşmaya çalıştık. Çünkü bu köyler koruculuk sistemini kabul etmeyeceklerini daha önce açıklamışlardı."

‘İNSANLARIN BEDENLERİ İKİYE AYRILDI’

Buğur, 14 Ağustos'ta üç koldan yürüyüşe geçtiklerini ancak devlet güçlerinin iki gün öncesinden yolları kapattığını söyledi.

"Basın açıklaması yapmak istediğimizi, yetkililerle diyalog kurmak istediğimizi söyledik. Ancak koruculuk sistemine karşı olduğumuzu bildikleri için bizimle diyalog kurmadılar. Askerler havaya ateş açmaya başladı. Köylüler önce oturdu, daha sonra ayağa kalkarak tepelerden aşağıya inmeye çalıştı. Bu sırada tankların üzerindeki uçaksavarlarla insanları taradılar."

Saldırı sırasında 4-5 kişinin yaşamını yitirdiğine tanık olduğunu belirten Buğur, "Bu insanların bedenleri ikiye ayrılmıştı" dedi.

‘YARALILARI HASTANEYE GÖTÜREMEDİK’

Ermenistan yolu güzergâhından gelen köylülere de ateş açıldığını aktaran Buğur, yaralananların saman yığınlarının altına saklandığını söyledi.

"Tanklar ve zırhlı araçlarla saman yığınlarının üzerinden geçerek orada saklanan insanları ezdiler. Sağ kalan insanları da çıkarıp kurşuna dizdiler. NATO yolunda da aynı şekilde insanların bedenlerinin üzerinden tanklarla geçtiler."

Yaralıları hastaneye götürmek için yolların kapalı olması nedeniyle bunu gerçekleştiremediklerini söyleyen Buğur, "Yaklaşık iki saat süren süreçte edindiğimiz bilgilere göre 5'i çocuk 63 yaralı vardı ve 17 kişi katledilmişti" ifadelerini kullandı.

‘MİLLETVEKİLİ SESİMİZİ DUYURDU’

Katliamda yaşamını yitirenlerin cenazelerinin ancak iki gün sonra ailelerine ulaştırılabildiğini belirten Buğur, üçüncü gün dönemin DEP Şırnak Milletvekili Mahmut Alınak'ın Dîgor'a geldiğini söyledi.

"Sayın Alınak, Dîgor halkının koruculuğu kabul etmediği için nasıl katledildiğini basına duyurdu. Onun sayesinde Dîgor Katliamı herkes tarafından duyuldu."

Buğur, Dîgor halkının koruculuk sistemine karşı çıkarak direniş gösterdiğini ve bunun tarihe geçtiğini söyledi.

‘KAR MASKELİ ASKERLER KÖYLERE BASKIN YAPTI’

Katliam sırasında gözaltı yapılmadığını belirten Buğur, devletin eylemin nasıl örgütlendiğine ilişkin bilgiye ulaşamadığını söyledi. Ancak 1994 yılının Ocak ayında çok sayıda köye operasyon düzenlendiğini aktardı.

"Özellikle NATO yolu ve Ermenistan sınırı başta olmak üzere onlarca köye Kars Tugayı'na bağlı kar maskeli askerler tarafından baskınlar yapıldı. Yaklaşık 170 kişi gözaltına alındı. Baskının merkezi benim de bulunduğum Baceli köyüydü. Başköy, Şewan ve Kocaköy'de de iki alay asker vardı."

Gözaltına alınanlardan yaklaşık 150 kişinin Erzurum E Tipi Cezaevi'ne götürüldüğünü belirten Buğur, sorgulamalarda iki soru sorulduğunu ifade etti:

"Digor'a neden yürüdünüz? Koruculuk sistemine neden karşısınız?"

İlk iki duruşmada birçok kişinin tahliye edildiğini belirten Buğur, kendisinin ise sonraki süreçte tutuklandığını söyledi.

‘İŞKENCE GÖRDÜK’

Buğur, Mart 1994'te gözaltına alınarak Kars Jandarma Alayı'na götürüldüğünü ve burada dört gün boyunca işkence gördüğünü söyledi.

"Kaldığım süre boyunca dışarıda babam, annem, eşim ve çocuklarım da sorguya alındı. Onlara fiziksel ve psikolojik işkence uygulandı. Babamın başına çaydanlık koyup 'Bunlar teröristlerin babası' diyerek ateş etmişler. Babama o kadar işkence yapmışlardı ki karşıma getirildiğinde onu tanıyamadım."

Buğur, 1992'de gözaltısına alındığında gördüğü işkence nedeniyle kulak zarının patladığını, daha sonra Bayrampaşa Cezaevi'nde yaklaşık 11 ay boyunca hastane ile koğuş arasında gidip geldiğini anlattı.

İşkence sırasında bir tümgeneralin kendisine nerede yakalandığını sorduğunu belirten Buğur, bir askerin kendisinin evin altındaki sığınakta yakalandığını söylediğini aktardı.

"Üç yıl sonraki duruşmada mahkeme heyeti bu sığınağın araştırılması için inceleme başlattı. Sığınak olarak gösterilen yerin aslında arpa ve buğday deposu olduğu ortaya çıktı. Bu sayede davada kalan son 6 kişi de serbest bırakıldı."

Dîgor dosyasının daha sonra kendileri üzerinden sürdüğünü belirten Buğur, yaklaşık dört yıl sonra Erzurum E Tipi Cezaevi'nden tahliye olduklarını, bunun yaklaşık 1,5 yılını Erzurum Özel Tip Cezaevi'nde geçirdiklerini söyledi.

‘LEGAL SİYASETTE YER ALDIM’

1999 sonrasında Dîgor'un sınır köylerinin zorunlu göçe maruz bırakıldığını belirten Buğur, ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındığını söyledi.

İstanbul'da siyasi faaliyetlerde yer aldığını belirten Buğur, HADEP döneminde üç dönem il ve ilçe başkanlığı yaptığını aktardı. Bu süreçte çok sayıda gözaltı ve tutuklama yaşadığını belirten Buğur, Ümraniye ve Erzurum E Tipi Hapishanelerinde kaldığını söyledi.

2001 yılında İstanbul'da görülen bir davanın 1993'teki Dîgor dosyasıyla birleştirildiğini belirten Buğur, yeniden Erzurum E Tipi Hapishanesine gönderildiğini ve kendilerine pişmanlık dayatıldığını söyledi.

"Dosyadaki diğer arkadaşlarım da tutuklanmıştı. Bize pişmanlık dayattılar ancak kabul etmedik."

‘VÜCUDUMDA DARP EDİLMEDİK YER BIRAKMADILAR’

Buğur, 2001 yılında F Tipi hapishanelere karşı HADEP Sarıgazi İlçe Örgütü binasında düzenlenen 10 günlük açlık grevine destek verdikleri gerekçesiyle evine baskın düzenlendiğini söyledi.

"Kardeşlerimle birlikte ayakkabılarımızı bile giymemize izin vermeden gözaltına alındık. Sarıgazi Jandarma Karakolu'na götürüldük. Kardeşlerimi tekme ve tokat dövdüler, daha sonra bıraktılar. Bana ise HADEP olarak Türk solundan arkadaşlara neden yer verdiğimiz gerekçesiyle işkence yaptılar."

İşkence sırasında kolunun, kaburgalarının, dişlerinin ve çenesinin kırıldığını belirten Buğur, izlerin iyileşmesi amacıyla gizlice hastaneye yatırıldığını söyledi.

"İl ve ilçe teşkilatları benim kaybolduğuma ilişkin basın açıklaması yapıyordu. O süreçte hastanede tutuluyordum."

‘2007’DE YENİDEN SÜRGÜNE ÇIKTIM’

2007 yılında Erzurum dahil hakkındaki tüm dosyaların Beşiktaş 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde birleştirildiğini ve hakkında ağır cezalar istendiğini belirten Buğur, bunun üzerine yurt dışına çıkmak zorunda kaldığını söyledi.

"Ukrayna'da 15 yıl boyunca oturumsuz ve kimliksiz yaşadım. Birleşmiş Milletler gözetiminde Ukrayna'da kalabildim. 2022'nin Şubat ayında Ukrayna'da savaş başlayınca Almanya'ya geçmek zorunda kaldım."

Sürgünde yaşamanın zorluklarına dikkat çeken Buğur, "Benim gibi 4 bin köyü boşaltılmış çok sayıda insan var. Ben sürgündeydim, ailem de bensiz yaşamak zorunda kaldı. Memleket, aile ve arkadaş özlemi her zaman var ve var olacak" dedi.

‘DÎGOR KATLİAMINI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIM’

1999'da hapisten çıktıktan sonra Dîgor'a gittiğini anlatan Buğur, yıllar önce yaşananların yeniden gözlerinin önüne geldiğini söyledi.

"Orada yaşadıklarım yeniden gözümün önünden geçti. İnsanlar olmasaydı oturup hüngür hüngür ağlardım. Dîgor Katliamı'nı hiçbir zaman unutmayacağım."

Buğur, katliamın üzerinden yıllar geçmesine rağmen yaşananların hafızasında canlılığını koruduğunu belirterek, Dîgor halkının koruculuk dayatmasına karşı verdiği mücadelenin unutulmaması gerektiğini ifade etti.