Fransa, modern dünyanın siyasal hafızasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Aydınlanma, 1789 Devrimi ve İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi, özgürlük ve eşitliğe evrensel bir anlam kazandırdı. Ancak hakların ilan edilmesiyle toplumun bütün kesimlerince eşit biçimde yaşanması aynı şey olmadı. Cumhuriyetin eşitlik vaadi, sömürgecilik, sınıfsal ayrımlar ve göçmen kökenli yurttaşların yaşadığı ayrımcılıkla sürekli sınandı.
Babasını Nazi işgali sırasında kaybeden, 1981’de ölüm cezasının kaldırılmasına öncülük eden hukukçu ve devlet insanı Robert Badinter’in şu sözleri bu nedenle önemlidir: “Fransa, insan haklarının ülkesi değil, İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin ilan edildiği ülkedir.” Hakların tarihsel mirasıyla bugünkü toplumsal gerçeklik arasındaki mesafe, bugün de sorgulanmayı gerektiriyor.
SOKAĞIN YENİ DİLİ
Eylül ortasında başlayıp Ekim 2026 boyunca süren liseli eylemleri, Fransa’nın bugünkü toplumsal gerçekliğini anlamak açısından dikkat çekici. Öğretmen eksikliği, uzun okul günleri, kalabalık sınıflar, kantinlerdeki sorunlar ve gelecek kaygısı gençlerin itirazları arasında. Bazı pankartlarda mizah da var: Okul saatlerinin yoğunluğundan sevgilisini göremediğini söyleyen bir öğrencinin ironisi, ilk bakışta önemsiz görünebilir. Oysa gençler yalnızca eğitim koşullarını değil, gündelik hayatlarının nasıl düzenlendiğini de sorguluyor.
Beş haftalık eylemlerin ardından hükümet, 26 Ekim’de Parcoursup* sisteminin değiştirilmesi, sınıflardaki öğrenci sayısının azaltılması ve yükseköğretimde yeni kontenjanlar açılması yönünde bir plan açıkladı. Öğrenci örgütleri bu adımları yetersiz buldu. Yıllardır dile getirilen sorunların ancak gençlerin kitlesel hareketliliğiyle gündeme taşınması, gençleri dinlemekle taleplerine karşılık vermek arasındaki farkı gösteriyor.
Fransa’da sokağa çıkmak yeni değil. Devrimlerden Mayıs 1968’e, işçi grevlerinden emeklilik reformu protestolarına uzanan köklü bir itiraz kültürü var.
Bugünün Z kuşağı ise geleneksel kurumlarla farklı ilişkiler kuruyor. Dijital iletişim, belirli talepler etrafında hızla bir araya gelmeyi kolaylaştırıyor. Ancak mesele yalnızca yeni örgütlenme araçları değil. Gençler, hayatlarının ve geleceklerinin başkaları tarafından belirlenmesini kabul etmiyor, sözlerinin, yaşam koşullarının ve beklentilerinin ciddiye alınmasını, kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmayı istiyorlar.
Mayıs 1968’i ve geçmişin siyasal mücadelelerini ayrıntılarıyla bilen bizler, bugünün Fransız gençlerini ve onların yaşadıkları toplumsal gerçekliği gerçekten ne kadar tanıyoruz?
Bilgiye ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu bir dönemden geçiyoruz. Fakat bilgiye erişmek, yaşayan toplumu anlamak değildir. Geçmişin siyasal hafızasını taşımayan gençler de kendi adaletsizliklerine karşı mücadele edebilir. Onları geçmişin kalıplarıyla ölçmek yerine bugün ne söylediklerini dinlemek gerekiyor.
DAYANIŞMA İLE IRKÇI ŞİDDET ARASINDA
Fransa’nın toplumsal gerçekliğini yalnızca gençlerin itirazları ve dayanışma arayışları üzerinden okuyamayız. Özgürlük ve eşitlik ideallerinin güçlü bir tarihsel mirasa sahip olduğu bu ülkede, ayrımcılık, dışlanma ve ırkçı şiddet de varlığını sürdürüyor.
Liseli eylemlerinin gündemde olduğu günlerin ardından, 23 Ekim’de Trappes ve La Verrière’de yaşanan silahlı saldırı, Fransa’nın farklı ve karanlık bir yönünü yeniden gündeme getirdi. Bir kişi öldürüldü, aralarında on iki yaşında bir çocuğun bulunduğu beş kişi yaralandı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron saldırıyı “ırkçı terör saldırısı” olarak nitelendirdi. Olay, ırkçı saik ve terör suçlamaları kapsamında soruşturuluyor.
Gençlerin eğitim koşullarına ilişkin itirazlarıyla bu saldırı arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kuramayız. Ancak aynı dönemde yaşanmaları, toplumsal gerilimlerin farklı yönlere akabildiğini gösteriyor. Avrupa’da aşırı sağın giderek daha fazla güç kazanması da göz ardı edilemez reel bir durum. Ekonomik güvencesizlik, göç ve gelecek korkusu kimi koşullarda dayanışmayı, kimi koşullarda dışlayıcı kimlik siyasetini besleyebiliyor.
Asıl mesele, yaşananları önceden benimsediğimiz ideolojik yargılara yerleştirmek yerine, kendi nedenleri ve çelişkileri içinde anlayabilmek.
TÜRKİYE’DE NEO-MİLLİYETÇİLİK VE GENÇLİK
Fransa’daki gençlerin gelecek kaygıları, benzer huzursuzlukların başka toplumlarda hangi siyasal yönelimlere dönüşebildiğini düşündürüyor. Türkiye’de gençler arasında gelişen neo-milliyetçilik bu bakımdan dikkat çekici.
Araştırmacı Selin Gücüm’ün Aralık 2025’te IRIS (Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü) tarafından yayımlanan çalışmasına göre, GoFor ve KONDA’nın Şubat 2024’te 18–30 yaş grubuyla yaptığı araştırmada gençlerin yaklaşık yüzde 39’u kendisini milliyetçi, yüzde 44’ü öncelikle Kemalist olarak tanımlıyor. Bu oranlar yalnızca neo-milliyetçileri değil, araştırmaya katılan bütün gençleri kapsıyor.
Neo-milliyetçilik, geleneksel muhafazakâr milliyetçiliğin basit bir devamı değil. Kentli, laik ve otoriter yönetime eleştirel yaklaşan bazı gençler arasında da görülebiliyor. Ekonomik güvencesizlikten ve özgürlüklerin daralmasından yakınan bazı gençler, mültecileri veya Kürtlerin siyasal taleplerini ulusal birlik ve egemenliğe yönelik bir tehdit olarak görebiliyor.
Kendi özgürlüğünü isteyen biri, başkasının özgürlüğünü neden aynı ilkenin parçası saymayabiliyor?
Bu yönelimi yalnızca gençlerin kendiliğinden geliştirdiği bir tepki olarak açıklayamayız. Türkiye’de devletin eğitim, resmî tarih ve güvenlik söylemleriyle yeniden ürettiği tekçi ulusal kimlik anlayışı önemli bir tarihsel zemin oluşturuyor.
Selin Gücüm’ün çalışması başka bir yönü de gösteriyor: Neo-milliyetçi eğilimler taşıyan gençlerin bir bölümü “Devlet Baba”yı kutsal ve yanılmaz görmüyor; sosyal ve ekonomik güvence sağlayamadığı için devleti eleştiriyor. Ancak bu eleştiri, farklı kimliklerin eşit biçimde tanınmasını beraberinde getirmiyor. Rapora göre Kürt, Çerkes ve Ermeni gibi kimlikler, bu çevrelerde ancak “Türklük” çerçevesinde kaldıkları sürece tolere ediliyor. Dolayısıyla eski devlet milliyetçiliğinden farklılaşan, fakat onun tekçi ulusal kimlik anlayışını bütünüyle aşamayan bir yönelim söz konusu.
Fransa’daki gençlerle Türkiye’deki gençler arasında basit bir karşıtlık kuramayız. Asıl soru, benzer gelecek kaygılarının neden kimi koşullarda dayanışmayı, kimi koşullarda başkalarının haklarını reddeden bir siyaseti beslediğidir.
ORTAK GELECEK VE DEĞİŞEN TOPLUM
Kürt ve Türk gençleri, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı karşısında ortak bir demokratik mücadelede buluşabilir mi?
Ortak sorunlar kendiliğinden ortak siyasal bilinç yaratmıyor. Kürt gençlerinin dil, kimlik ve tarihsel hafızayla şekillenen deneyimleri, eşitliğin yalnızca ekonomik taleplerle kurulamayacağını hatırlatıyor.
Üstelik ortak sorunlar aynı ölçüde yaşanmıyor. Kürt Çalışmaları Merkezi’nin SEGE-2017 ve SEGE-2025 verilerini karşılaştıran raporu, Kürtlerin yoğun yaşadığı 16 ili “Eşitsizlik Bölgesi” olarak tanımlıyor. Yaklaşık on yıl sonra bu illerin hiçbiri kademe atlayamadı; hepsi Türkiye sıralamasının son 16 basamağında kaldı. Bu, mutlak bir durgunluk değil, Türkiye’nin geri kalanına göre konumlarının değişmemesi demek. Bölge ülke ortalamasına sınırlı ölçüde yaklaşırken İstanbul’dan daha da uzaklaştı.
Bazı illerde ekonomik kapasite gelişti, ancak eğitim ve sağlık sıralamaları neredeyse değişmedi.
2019/20 eğitim yılında okul öncesi okullaşma oranı bölgede yüzde 36, diğer illerde yüzde 46’ydı. Gençlerin dünyasını anlamak, bu koşulları da görmeyi gerektiriyor.
Kürt gençleri arasında güçlü bir yurtseverlik ve kimlik bilinci bulunabilir. Ancak bunu geçmiş kuşakların siyasal ve örgütsel kalıplarını benimsemekle özdeşleştiremeyiz. Kürt kimliğini sahiplenmek, başka kimlikleri reddetmeden, evrensel özgürlük ve eşitlik değerleriyle birlikte de mümkündür.
Kürt ve Kürdistan meselesiyle ilgilenen herkes, çevresindeki gençlerle doğrudan konuşmayı deneyebilir. Fakat verilen cevapları değiştirmeye çalışmadan dinlemek de önemlidir. Gençlerin siyasal ve ideolojik yaklaşımları beklediğimizden farklı çıkabilir. Bu farklılığı yurtseverlikten veya tarihsel mücadeleden uzaklaşma olarak yorumlamak kolaycılık olur.
Kürdistan’ın dört parçasında, Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın Kürdistan dışındaki kentlerinde, Kafkasya’da ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Kürt gençlerinin koşulları aynı değil. Eğitim, çalışma hayatı, göç, kadınların özgürlük talepleri ve teknolojik dönüşüm, onların siyasetle kurduğu ilişkiyi değiştiriyor.
Kürdistan Özgürlük Hareketi açısından da temel mesele, tarihsel mücadele mirasını gelecek kuşaklara taşıyabilmektir. Ancak dün başarıyı sağlayan yöntemler, değişen toplumu ve yeni dinamikleri anlamakta yetersiz kaldığında yarının zaafına dönüşebilir. Mirası aktarmak, geçmiş kuşakların dilini ve örgütlenme biçimlerini gençlere dayatmak değil, o mirasın onların kendi dünyasında ve kendi diliyle anlam kazanmasına imkân vermektir.
Savaşların, ekonomik krizlerin, kitlesel göçlerin, teknolojik dönüşümlerin ve siyasal gerilimlerin birbirini beslediği bir polikriz, yani iç içe geçmiş krizler dönemindeyiz. Savaşlar artık yalnızca cephelerde değil; ekonomi, teknoloji ve bilgi alanlarında da yaşanıyor. Sanki kaynayan bir volkanın üzerinde yaşıyoruz. Yüzeyde gördüğümüz olayların altında daha derin gerilimler birikiyor.
Böyle bir dönemde toplumsal değişime öncülük etmeyi ve toplumu dönüştürmeyi hedefleyen siyasal hareketler, yalnızca söylemlerini değil, toplumu dinleme ve örgütlenme alışkanlıklarını da sorgulamak zorunda.
Geleceği bu gençler yaşayacak. Bizler ise giderek daha fazla geçmişin deneyimini taşıyoruz. Bu deneyim değerlidir; geleceğe ilişkin perspektif geliştirmek, öngörülerde bulunmak ve yol aramak da siyasal hareketlerin sorumluluğudur.
Ancak geçmişin birikimi, geleceğin nasıl kurulacağını tek başına belirleme hakkı vermez. Asıl mesele, tarihsel deneyimle yeni kuşakların iradesini karşı karşıya koymadan, geleceği birlikte düşünmenin ve kurmanın yollarını bulabilmektir.
Toplumu değiştirmeyi hedefleyen siyasal hareketler, değişen toplumu gerçekten ne kadar tanıyor?
Belki de önce kendimize sormamız gereken soru daha yalın: Geleceğin sahibi olduğunu söylediğimiz gençleri, gerçekten ne kadar dinliyoruz?
* Parcoursup: Fransa’da lise son sınıf öğrencilerinin ve yükseköğretime başvurmak isteyen adayların üniversite ve diğer yükseköğretim programlarına başvurularını yürüttüğü ulusal çevrim içi platform.