Demokratikleşme fırsatı kaçırılmamalı
Demokratikleşme konusunda tarihi fırsat kaçırılmamalı. Herkes, vicdanlı yaklaşıp görev ve sorumluluğuna sahip çıkmalıdır. Tarih, geç kalanları ve görevlerini yapmayanları affetmez!
Demokratikleşme konusunda tarihi fırsat kaçırılmamalı. Herkes, vicdanlı yaklaşıp görev ve sorumluluğuna sahip çıkmalıdır. Tarih, geç kalanları ve görevlerini yapmayanları affetmez!
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘Komünalist Yoldaşlık Hareketi’ olarak tanımladığı Kürdistan Özgürlük Hareketi Yönetimi, 8 Ekim günü Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ilişkin yeni ve çok önemli bir açıklama yaptı. Türkiye sınırları içinde bulunan gerilla güçlerini geri çektiklerini ve Metîna'daki dört tüneli boşalttıklarını açıklayan Hareket Yönetimi, “Artık Türkiye’yi tehdit edecek herhangi bir gerilla gücünün kalmadığını” belirtti.
Kuşkusuz PKK’nin feshi ve silahlı mücadele stratejisinin sona erdirilmesi kararları, 11 Temmuz 2025'te 30 gerillanın silah yakma eylemi ve 2025 yılı boyunca Türkiye içinde ve sınır üzerinde çatışma riski bulunan güçleri geri çekme adımları ardından 2026 yılının Eylül sonu ve Ekim başında atılan bu adımlar da Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ilerletilmesi açısından tarihi önem taşıyor. Bütün bunlar, Kürt tarafının sürece ne kadar ciddi yaklaştığını ve sürecin gerektirdiği pratik adımları cesaretle attığını ortaya koyuyor.
Durumu yakından bilen çevreler, aslında bu adımlarla ‘Silahsızlanma’ sorununun ‘Esas olarak çözüldüğünü’ belirtiyor. Böylece AKP sözcülerinin ve Türk özel savaş basınının sık sık gündem yaptığı “Silahsızlanma tamamlanmalı” sözlerinin pek bir anlamının kalmadığı ortaya çıkıyor. Zira mevcut koşullarda gerillanın bundan öteye atabileceği bir adım yoktur. Zaten bu durumu Kürdistan Özgürlük Hareketi sözcüleri de çok açık ve net bir biçimde ifade etmektedir.
Öyle ya, Irak-İran sınırındaki dağlık alanlarda ve savaş ortasında yaşayan Kürdistan Özgürlük Gerillaları, mevcut koşullarda nasıl silah bırakacaklar? Söz konusu ortamda silahsız ve hazırlıksız kendilerini nasıl koruyacaklar? Çok açık ki, bu durumda silahı bırakan gerillanın hemen Türkiye’ye dönmesi gerekir. Peki Türkiye’deki mevcut yasal ortamda silah bırakan gerilla Türkiye’ye nasıl dönecek? Söz konusu dönüşün olabilmesi için buna uygun yeni yasal düzenlemelerin yapılması gerekmiyor mu? Mevcut yasal ortamda dönüş yapan herkesin tutuklanıp zindana konacağı açık değil mi?
TC Devleti ve AKP iktidarı, söz konusu yasal düzenlemeler üzerine hiçbir adım atmıyor. Dahası bunları gündem yapıp tartışmıyor bile! Sadece “Örgüt tüm silahları bırakmalı” biçiminde ve esas olarak Türk toplumunu aldatmaya dönük hamaset edebiyatı yapıyor. Dahası devletin ve AKP iktidarının, “PKK’nin tümden silahsızlanmasını” isteyip istemediği de tam net değildir. Çünkü Irak toprakları içinde silahlı PKK güçleri kalmazsa, o zaman Türk Devleti de Irak ve Suriye’deki ordusunu geri çekmek zorunda kalır. Bunun da devlet ve AKP politikaları açısından istenir olduğu pek söylenemez.
Öte yandan, devletin ve AKP iktidarının kimleri silahsızlandırmak istediği de pek belli değildir. Zira birçok açıdan adeta uygulanamaz konumda olan ‘çerçeve yasa’, bu açıdan da uygulanamaz konumdadır, çünkü sadece TC vatandaşlarına ilişkin değil; Suriye, Irak ve İran vatandaşlarına ilişkin de geçerli olduğu iddia edilmektedir. Yani TC yasalarını başka devletlerin vatandaşlarına da uygulamak istemektedir. Yeter ki Kürt olsun ve de elinde silah bulunsun! Adeta nerede silahlı bir Kürt görse hemen “Silahını bırak” diyecek! Peki bu durumda KDP ve YNK pêşmergelerinden de silah bırakmalarını isteyecek mi? Öyle ya, onlar da silahlı Kürt ve dolayısıyla Türkiye’nin çıkardığı yasanın kapsamına ve AKP yönetiminin politikalarına dahil oluyorlar.
TC Devletinin ve AKP iktidarının Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne yaklaşımı işte bu denli karmaşıklık ve çelişki içeriyor. Bu nedenle zaten şimdiye kadar pratik değeri olan ciddi bir adım atmamış bulunuyor. Dikkat edilirse Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü konusunda ciddi hiçbir adım atılmadı. Önder Apo, özgür yaşayıp çalışamadan söz konusu bu süreci kim yürütüp yönetecek? Demokratik siyasetin önünün açılması ve özgürlüklerin geliştirilmesi noktasında hiçbir yasa çıkartılmadı. Belli ki söz konusu bu tür yasalarla beslenmeden mevcut ‘çerçeve yasa'yı uygulamak mümkün olmamaktadır. Yine Meclis'te kurulmuş olan komisyonun ve hazırladığı raporun hiçbir pratik değeri bulunmamaktadır.
Dikkat edilirse, AKP iktidarının söz konusu Meclis Komisyonu raporu ve 'çerçeve yasa' dışında sürece ilişkin pratik bir adımı yoktur. Önder Apo ile sadece kendileri ve DEM Parti Heyeti görüşebilmekte ve bunu da atılmış bir pratik adımmış gibi Kürt tarafına pazarlamaya çalışmaktadır. Gerisi iyi niyet içeren sözdür. AKP sözcüleri, “Süreç tıkır tıkır işliyor” diyerek Türk toplumunu uyutmaya çalışmaktadır. Arada bir AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan “Bu işte kararlıyız” diyerek Kürtlere boş mesajlar verme tutumu içine girmektedir. Türkiye toplumunu süreç konusunda bilgilendirmek ve sürece katmak için hiçbir çalışma yapılmamaktadır. Geriye MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çok vaat içeren, ancak hiçbiri uygulanmayan sözleri kalmaktadır.
Nitekim Kürdistan Özgürlük Hareketi Yönetimi'nin 8 Ekim tarihli açıklaması ardından Devlet Bahçeli de yeni bir açıklama yapmak ve “Geri dönüş yok” diyerek sözde kararlılık gösterisi yapmak zorunda kalmıştır. Bu açıklamayı, Kürt tarafının kesin tutumundan zorlanarak yapmış olduğu açıktır. Dahası tekrar tekrar kararlılık belirtmeye çalışması, aslında pratik adım atılmadığının kanıtı olmaktadır. Kuşkusuz güzel söz söylemek de önemlidir, ancak sürecin artık cesur, ön açıcı ve güven verici pratik adımlara ihtiyacı vardır. 22 Ekim 2024 günü Devlet Bahçeli’nin Meclis'te ifade ettiği ve Önder Abdullah Öcalan’ı kastederek “Gelsin Meclis'te DEM Parti Grubu'nda konuşsun” sözlerinin ikinci yıl dönümü yaşanmaktadır. Mevcut haliyle Önder Apo’nun Meclis'e gelmesi ve DEM Parti Grubu'nda konuşması bir yana, Önder Apo ile görüşmeye devlet ve DEM Parti heyetleri dışında kimse gedememektedir. Önder Abdullah Öcalan özgür yaşayıp çalışamadığı gibi, tecrit durumu da esas olarak sürmektedir.
Halbuki Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve bu çerçevede iki yıldır Önder Apo’nun ve Kürtlerin yaptıkları Türkiye’nin demokratikleşmesi ve demokratik entegrasyonun önünün açılması açısından çok büyük bir imkân ve tarihi bir fırsattı. Fakat görünen o ki, devlet ve AKP iktidarı söz konusu bu imkânı ve fırsatı doğru değerlendirmiyor. Zamana yayıyor ve iktidar olma siyasetine bağlamaya çalışıyor. Belli ki başta YENİ Parti olmak üzere muhalefet partileri de sürece sahip çıkıp gereken çabayı harcamıyorlar. Daha önemlisi, sol, sosyalist ve demokratik çevrelerin de az bir kısmı dışında çoğunluğu sürece sahip çıkmıyor. İşte bu nedenlerledir ki, süreç Türkiye cephesinde toplumsallaşmıyor ve AKP iktidarı üzerinde toplumsal baskı oluşmuyor. Elbette toplumsal baskıyla karşılaşmayınca da AKP yönetimi süreci istediği gibi ve kendi çıkarı doğrultusunda yürütmek istiyor.
Peki tüm bu çevreler ne istiyorlar? Barışa karşılar da savaş mı istiyorlar? Devlet ve iktidar dışındaki güçlerin savaşçı olduklarına dair bir pratiği şimdiye kadar görmedik. O halde Kürtlerin ve PKK’nin savaş yapamayacağını düşünüp de yeniden sınamak mı istiyorlar? Geçen savaş pratiği ortada; dolayısıyla en kötü ve kendini kandıran yaklaşımın bu olduğunu herkes biliyor. Peki o halde mevcut atalet niye? Neden Kürtlerin büyük bir özveriyle sundukları demokratikleşme imkânları bu biçimde heba ediliyor?
Bu konuda sözümüz elbette sol, sosyalist ve demokratik güçlere, başta kadınlar ve gençler olmak üzere ezilen toplumsal kesimleredir. Demokratikleşme konusunda tarihi fırsat kaçırılmamalı ve herkes vicdanlı yaklaşarak görev ve sorumluluğuna sahip çıkmalıdır. Süreci sahiplenerek, devlet ve iktidardan gelen engelleri aşma temelinde birleşik demokrasi mücadelesini gecikmeden örgütleyip geliştirmelidir. Tarih geç kalanları ve görevlerini yapmayanları affetmez!
Kaynak: Yeni Özgür Politika