Yürüyen süreç ve köylü kuruntusu

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde yaşanan gelişmeler, süreç karşıtlarını da harekete geçiriyor ve daha saldırgan hale getiriyor. Nitekim sağı ve soluyla bilcümle rantçı ve ırkçı çevre, son günlerde topyekûn saldırıya geçmiş bulunuyor.

Kürt tarafı, 10 Ağustos gecesi Meclis'ten geçen 'çerçeve yasa'yı yeterli bulmayıp eleştiriyle karşıladı ama tarihi önemini de çok güçlü bir biçimde vurguladı. Söz konusu yasa, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin tarihi önemi açısından gerçekten de çok ciddi hata ve eksiklik içeriyordu ama en azından savaşı durduruyor ve tarafların siyaset yapmasının önünü açıyordu. Sorun, 100 yıldır şiddete boğulmuş demokratikleşme ve Kürt sorunu olunca, kuşkusuz siyasetin önünün açılması da tarihi öneme sahipti.

Şimdi ‘Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirme Kanunu’nun Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması ardından siyasetin hızlandığını gözlüyoruz. Nitekim yasayı uygulayacak üst kurul olan ‘Takip ve Değerlendirme Kurulu’ gecikmeden 24 Ağustos günü ilk toplantısını yaptı ve “Dört alt komisyonun kurulduğunu” açıkladı.

Henüz söz konusu komisyonların kimlerden oluşacağı ve nasıl çalışacakları, görev ve yetkilerinin neler olacağı kamuoyuna duyurulmamış olsa da belli ki devlet ve iktidar tarafı, süreç çalışmalarını daha çok ciddiye alıyor ve zamana yaymadan daha hızlı bir biçimde yürütmeye çalışıyor. Kuşkusuz bunda iç ve dış siyasi ve askeri gelişmeler temel bir rol oynuyor. Nitekim İsrail yönetiminin son açıklamaları ve Suriye üzerinde yaşanan olaylar, Türkiye açısından sürecin ne denli kritik olduğunu çok daha net olarak ortaya koyuyor. İç siyaset açısından da AKP yönetiminin süreç çerçevesinde adımlar atmasının kendisi açısından gerekli olduğu, herkes tarafından görülebiliyor. Bunlar çerçevesinde yasayı uygulamaya dönük yeni ve daha ciddi adımların atılabileceği beklentisi, kamuoyunda giderek daha çok güçleniyor.

Kürt tarafının da süreç kapsamında hareketli olduğu gözleniyor. Kuşkusuz Kürtler açısından sürecin ilerlemesinin temel koşulu, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması ve süreci doğrudan yürütür hale gelmesidir. Kürt Özgürlük Hareketi de Kürt halkı da bu gerçeği kırmızı çizgi olarak sürekli ifade ediyor. DEM Parti İmralı Heyeti'nin Cumhurbaşkanı dahil birçok ilgili çevre ile görüşmüş olması ve yaptığı açıklamalar; yine Önder Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarını geliştirecek olan komisyon örgütlenmelerine karar verilmiş olması, bu yönde ön açıcı adımlar olarak değerlendiriliyor. Bu da Kürt tarafındaki umutlu bekleyişi güçlendiriyor.

Kuşkusuz Kürtler, süreci edilgen bir bekleyişle ele almıyor. Tersine Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin toplum tarafından yürütülmesi gereken aktif bir mücadele süreci olduğunu iyi biliyor ve her koşulda bunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyor. Bu çerçevede dört parça Kürdistan’da siyasetin hareketlendiği ve kitle eylemlerinin arttığı gözleniyor. Son günlerde Kürt gündemini belirleyen ‘Şehit anmaları'nı da işte bu çerçevede ele almak ve değerlendirmek gerekiyor.

Bilindiği gibi, Kürtleri bugüne Şehitlerin yürüttüğü kahramanca mücadele getirdi. Önder Abdullah Öcalan öncülüğündeki son 50 yıllık şehadet çizgisinde süren büyük mücadele olmasaydı, bugün Kürtlük adına canlı bir şey ortada kalmazdı. Eğer bugün başı dik ve onurlu bir Kürtlük varsa, Kürtlük yaşıyor ve etrafını etkiliyorsa, Kürtlük sevilen ve yükselen bir değer olarak insanlığa ilham kaynağı oluyorsa, bu temelde Kürt sorununun çözümünden artık herkes söz ediyorsa, işte bunların hepsi söz konusu mücadele sayesinde oldu ve Şehitler gerçeği tarafından yaratıldı.

Bu gerçeği iyi bilen Kürt halkı, her zaman olduğu gibi şimdi de temel değerlerine sahip çıkıyor ve demokratik entegrasyon sürecini bu temelde başlatıp geliştiriyor. Temel yaratıcı değerler olarak Önderliğine ve Şehitlerine sahip çıkarak, yeni güçlü adımlar atmaya hazırlanıyor. Söz konusu etkinliklerle hem süreci daha toplumsal hale getiriyor hem de demokratik entegrasyonun temellerini döşüyor. Bunlar temelinde Kürt tarafının da süreç çerçevesinde daha güçlü ve kalıcı adımlar atması bekleniyor.

Kuşkusuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde yaşanan bu gelişmeler, süreç karşıtlarını da harekete geçiriyor ve daha saldırgan hale getiriyor. Nitekim sağı ve soluyla bilcümle rantçı ve ırkçı çevre, son günlerde topyekûn saldırıya geçmiş bulunuyor. Bu tür çevreler, süreci sabote edebilmek için ellerinden ne geliyorsa onu yapıyor, her türlü yönteme başvurup her türlü aracı kullanıyorlar. Faşist baskıcılıkta, Kürt düşmanlığında ve savaş kışkırtıcılığında hiçbir sınır tanımıyorlar.

Son günlerde Önder Abdullah Öcalan’a, Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve mevsimlik işçiler dahil sokaktaki Kürtlere yönelik sözlü ve fiili saldırıları, işte bu kapsamda ele almak ve değerlendirmek gerekiyor. Tabii sadece bunları izlemekle yetinmemek, tersine yurtseverliğin, demokratlığın ve sosyalistliğin gereği olarak bu tür saldırılara karşı çok yönlü ve aktif bir mücadele yürütmek gerekiyor. Belli ki Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başarısı, işte bu temelde yürütülen aktif mücadele sonucunda gerçekleşecek. Irkçı ve savaş rantçısı çevreler topyekûn demokratik mücadeleyle geriletilerek Barış ve Demokratik Toplum Süreci başarıya ulaşacak.

Bunlarla birlikte, Barış ve Demokratik Toplum Süreci geliştikçe, bir tür ‘kuruntu’ olarak tanımlayabileceğimiz eğilimlerde de bir artış gözleniyor. Bu durumu aslında “Köylü kuruntusu” olarak tanımlamak yanlış olmuyor. Daha önemlisi, bu tür eğilim, esas olarak süreç yanlısı olması ve sürece destek vermesi gereken çevreler içinde gelişiyor. Eskiden biz köydeyken anlatırlardı. Olay şöyle: Adını yazmaya gerek yok, bizim bir köylü varmış. Bir gün yakın bir komşuları, köylüleri davet ettikleri bir etkinlik düzenleyecekmiş. Bunu öğrenen söz konusu köylü, eşine dönerek “Hanım, filanlar etkinlik yapacakmış, eğer bizi de davet ederlerse gitmeyelim, yok eğer davet etmezlerse de küselim” demiş.

Şimdi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi, tabii tüm Kürt halkı, benzer bir durumu yaşıyor. Kendine demokrat, solcu, sosyalist ve hatta komünist diyen öyle çevreler var ki, Önder Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi her fırsatta ortak demokrasi ve özgürlük mücadelesi geliştirmeye davet ediyor, çağrı yapıyor, üstelik bu işin en ağır yükünü omuzlamayı da esas alıyor fakat bir türlü ortak demokrasi mücadelesine gelmiyorlar ama ardından da “Niye Kürtler başka güçlerle iş tutuyor” diye küsüyorlar, söylenip duruyorlar. Örneğin Kürlerin, AKP ve CHP veya başka parti ve örgütler ile ilişki ve mücadele tutumu üzerine kafa karıştırıcı her türlü sözü söylüyorlar. Kendileri ortak çalışmaya ve mücadeleye gelmiyor, Kürtlerin başkalarıyla geliştirdiği ortak çalışmaya yönelik de her türlü karalayıcı sözü söylüyorlar.

Burada “Onların da hakkı var, istedikleri gibi söyleyip yapabilirler” denilebilir. Elbette bu da doğrudur, buna yönelik bir şey söyleyemeyiz, ancak bu tutumun basit bir köylü kuruntusu olduğunu ve demokrasi mücadelesine ciddi zarar verdiğini söyleme hakkımız da vardır. Eğer Türkiye’de Kürt sorunu, böyle yaşandıysa ve demokratikleşme bu denli zayıf kaldıysa bunda söz konusu bu tür çevrelerin sorumluluğu da en az egemen yönetici kesimler kadar vardır. Hatta bu kesimlerin sorumluluğunun daha da fazla olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu tür çevreler, hem doğru mücadele etmeyerek ve hem de demokrasi hareketini içten bölüp zayıflatarak daha olumsuz rol oynamaktadır.

O halde Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin daha hızlı ve etkili gelişip başarıya ulaşması, ırkçı ve rantçı çevrelerle birlikte bir tür ‘Köylü kuruntusu'na tutulmuş olan bu tür çevrelerle de mücadele temelinde gerçekleşecektir. Elbette her kesime karşı yürütülecek doğru mücadele yöntemleri başarıyı getirecektir.

Kaynak: Yeni Özgür Politika