GÖRÜNTÜLÜ

Karayılan: Her şehit destanlar yaratarak şehadete ulaştı

Özgürlük Mücadelesinin 157 şehidinin daha açıklanacağını belirten Murat Karayılan, kahraman şehitlerin öncülüğünde yürütülen mücadelenin, Kürdistan’da büyük kazanımlar sağladığını ve her şehidin destanlar yaratarak şehadete ulaştığını vurguladı.

MURAT KARAYILAN

Halk Savunma Merkezi (HSM) Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, farklı tarihlerde şehit düşen 157 gerillanın daha açıklanacağını söyledi. Kuzey Kürdistan’dan 749 şehidin isminin daha önce duyurulduğunu hatırlatan Karayılan, geçmiş yıllarda güvenlik koşulları ve bilgilerin geç ulaşması nedeniyle kimliklerin geç açıklandığını belirterek, “Değerli ailelerimizin ve halkımızın bunu anlayacağına inanıyorum. Çünkü o dönemin koşulları gerçekten ağır koşullardı. Birçok bilgi geç geliyordu” dedi.

Önder Apo ve şehitlerin yürüttüğü mücadele sayesinde bugün Kürdistan’ın dört parçasında Kürt ulusal birlik ruhunun oluştuğunu vurgulayan Karayılan, özellikle Apocu harekete her bölgeden katılım sağlanmasının ulusal bilinç yaratılmasında büyük bir etki oluşturduğunu ifade etti. Kürtlerin bir ulus olduğunu artık kimsenin inkar edemeyeceğini kaydeden Karayılan, Kürt halkının her koşulda kendisini kurtaracağını ve özgürleştireceğini belirtti.

HSM Komutanlık Üyesi Murat Karayılan’ın şehitlere ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

“Bilindiği gibi, son yıllarda bize yönelik çok büyük saldırılar gerçekleştirildi. Özellikle son 10 yılda Türk devleti her türlü yöntemle, çağın teknolojisiyle ve modern silahlarla bize karşı çok kapsamlı saldırılar yürüttü. Hatta birçok yerde yasaklı silahlar, kimyasal silahlar kullandı. Amaçları Kürdistan Özgürlük Gerillasını yok etmek, ardından Kürt halkının Rojava Kürdistanı’ndaki ve Şengal’deki kazanımlarını ortadan kaldırmak, ayrıca Kürt halkının Güney Kürdistan’daki kazanımlarını baskı altına almaktı. Yani gerilla şahsında halkımızın kazanımlarına yönelik bir saldırıydı. İmralı’da tecridi ağırlaştırdılar, Kürdistan dağlarında da saldırıları büyütüp genişlettiler. Türk devletinin bu saldırıları karşısında Önder Apo İmralı’da geri adım atmadı, direndi. Gerilla da dağlarda tarihi bir direniş gösterdi. Kürdistan halkının tarihinde ilk kez aynı mevzide üst üste beş yıl boyunca direniş gelişti. Yani devlet bütün silahları ve bütün gücüyle o mevziyi gerillanın elinden alamadı.

Kürt genç kadınları ve erkekleri böyle tarihi bir direniş gösterdiler. İşte bunun örneği Metîna’dır. Bakın, kısa bir süre önce diyalog yoluyla Metîna’dan güçlerimizi çektik. Ancak onlar 17 Nisan 2021’de Metîna’yı işgal etmek için saldırı başlatmışlardı. Fakat bu ülkenin fedaileri, bu yiğit kahramanlar, işgal etmelerine izin vermediler. Halkımızın tarihinde daha önce gerçekleşmemiş böylesine büyük, tarihi bir direniş gelişti. Bu temelde Türk devleti Metîna’da, Zap’ta ve birçok başka yerde tıkandı. Şimdiki süreç de bu nedenle başladı. Yoksa neden Önder Apo’ya çağrı yapma ve Kürtlerle diyalog kurma gereği duysunlar? Onlar ortadan kaldırmak istiyorlardı. Ama bu yiğit kahramanlar buna izin vermediler. Şehitlerimiz buna izin vermedi.

FARKLI TARİHLERDE YAŞAMINI YİTİREN 157 ŞEHİT VAR

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer aileler!

Bildiğiniz gibi, daha önce Kuzey Kürdistan’dan 749 arkadaşımızın anmalarını duyurduk. Kuzey’de taziyeler kuruldu ve halkımız bu kahramanların anmalarını gerçekleştirdi. Bu arkadaşlarımız sıcak savaş içerisinde farklı tarihlerde şehit düştüler. Birçok şehidimizi zamanında açıkladık. Ancak hepsini açıklayamadık. Arkadaşların güvenliği nedeniyle haberleşme durdurulmuştu; bilgiler geç geliyordu. Bir de savaş devam ediyordu, sürekli yeni şehitler oluyordu. Bazı şehitlerimizin açıklanması böylece kaldı. O dönemde açıklanmadılar. Yani bunun nedeni buydu. Güvenlik meselesiydi, bilgiler geç geliyordu; bir de üst üste birikmişti. Bu nedenle zamanında açıklanamayan bu şehitlerimizi şimdi duyuruyoruz.

Değerli ailelerimizin ve halkımızın bunu anlayacağına inanıyorum. Çünkü o dönemin koşulları gerçekten ağır koşullardı. Birçok bilgi geç geliyordu. Örneğin bilgiler altı ay sonra geliyordu. O sırada gündemde yeni şehitler bulunuyordu ve onlar da sıraya giriyordu. Böylece bazı arkadaşlarımızın açıklanması bugüne kadar kaldı. Söylediğim gibi, Kuzey’den olanların tamamını açıkladık. Şimdi diğer parçalardan, yani Rojava, Başûr, Şengal ve Rojhilat’tan olanları açıklamak istiyoruz. Zaten Rojava’dan 19 arkadaşımız Dêrik ve Girkê Legê’de açıklandı ve anmaları yapıldı. Şimdi burada henüz açıklanmayı bekleyen 157 arkadaşımız var. Bunlar da diğer bölgelerden. Önümüzdeki günlerde açıklanacaklar. Yine Şengal’den sekiz yiğidimiz var. Güney Kürdistan’dan 21 yiğidimiz, şehidimiz var. Doğu Kürdistan’dan da 78 kahramanımız, şehidimiz var. Bu ay ve önümüzdeki ay içerisinde bunların tamamını açıklayacak ve kamuoyuyla paylaşacağız.

ŞEHİTLERİN ÇİZGİSİNİ TAKİP EDEREK SORUMLULUĞUMUZU YERİNE GETİRMELİYİZ

Hareketimiz adına, açıklayacağımız bütün bu kahramanları saygı ve hürmetle anıyorum. Anıları önünde eğiliyorum. Onlara verdiğimiz sözü bir kez daha yineliyoruz. Bu yiğitler destanlar yarattılar ve şehadete ulaştılar. Onlara layık olacağımıza söz veriyoruz. Bundan sonraki yaşamımız ve mücadelemiz onların çizgisinde olacaktır. Onların düşlerini ve hayallerini gerçekleştirmek, bu halkın kazanımlarını güvence altına almak ve davalarını başarıya ulaştırmak için elimizden gelen hiçbir şeyi esirgemeyeceğiz. Yoldaşlık sözümüze sonuna kadar bağlı kalacağız. Böyle yiğitleri yetiştiren ve büyüten her aile, bu değerli arkadaşlarla gurur duyabilir. Zaten biz şehit ailelerini değer aileleri olarak görüyoruz. Çünkü gerçekten bir değer yaratmışlardır. Ailenin her ferdi bu kahramanlarla her zaman gurur duyabilir.

Ancak bizler bu yiğitlerin yoldaşları ve aileleri olarak onlara karşı sorumluluğumuzu da yerine getirmeliyiz. Nedir bu? Onların çizgisini takip etmeliyiz. Onların davası için mücadele etmeliyiz. Onları böyle yaşatacağız. Biz ne diyoruz? “Şehitler ölmez” diyoruz. Bu, yalnızca duygusal bir söz değildir. Hayır, şehitler ölmez. Nasıl ölmezler? Şehitler her zaman çizgiyi korurlar. Bize her zaman emir verirler. Bu nedenle şehitler ölümsüz önderlerimizdir; her zaman vardırlar. Bu nedenle Önder Apo, “Büyük bir amaç uğruna ölmek, ölüm değil, her zaman yaşamdır” diyor. Değerli ailelerimizin de böyle yaklaşmasını, kahramanlık düzeyine ulaşmış çocuklarıyla gurur duymasını umuyoruz. Ancak onlara layık olmak için onların izinden de gitmeliler. Onları ölümsüz kılmalılar.

KAPİTALİZMİN GELİŞTİĞİ DÖNEMDE HALKLAR ARASINDA ULUSLAŞMA DA GELİŞİYOR

Değerli arkadaşlar, saygıdeğer aileler!

Halkımız, Kürt halkı, Mezopotamya bölgesinin en eski halkı olmasına ve bu bölgenin yerli halkı olmasına rağmen uluslaşmasını zamanında yeterince geliştiremedi. Kuşkusuz bunun tarihsel, toplumsal ve inançlarla bağlantılı nedenleri var. Baktığımızda, kapitalizmin geliştiği dönemde halklar arasında uluslaşma da gelişiyor. 1800’lü yıllardan, o dönemlerden itibaren. Fakat Kürdistan halkında böyle olmuyor. Birincisi, kapitalizm zaten Kürdistan’a çok geç geliyor. Diğeri ise Kürt halkının Medler döneminden bu yana kendine özgü bir yapısının bulunmasıdır. Yani aşiretler ve mirler, zaman zaman aralarında ittifaklar kurarak bu klasik ve eski yapıyı sürdürüyorlar. Böylece üzeri örtülü bir tarih yaşanıyor. Önder Apo bunu böyle tanımlıyor. Yani kendi adı pek öne çıkmayan ama bölgede etkin olan bir dönem yaşanıyor. Özellikle Kürt halkının büyük bölümünün İslamiyet’i kabul etmesinden sonra durum hep böyle oluyor. Zaten halifeyi kabul ettikleri için ulus-devlet ve uluslaşma yönündeki yaklaşım fazla öne çıkmıyor. Bu özellikler nedeniyle kendine özgü biçimiyle kalıyor.

Diğer yandan Kürt halkı dil bakımından çok zengindir. Kürt dili çok zengindir. Dünyada sekizinci sırada olduğunu söylüyorlar. Çok sayıda lehçesi ve kolu var. Yani dili zengindir. Ayrıca inanç bakımından da Kürdistan çok renklidir. Doğrudur, çoğunluğu Müslüman’dır. Ancak Kürdistan’da, Kürt halkı içerisinde her inanç vardır. Sünni var, Alevi var, Şii var, Yarsan var, Kakaî var, Êzidî var, Zerdüşt var, Hristiyan var. Yani Kürt toplumunda böyle bir çeşitlilik bulunuyor. Daha sonra 1639’da Osmanlı Devleti ile İran arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması yapılıyor. Bu antlaşmayla Kürdistan bölünüyor. Yani parçalanıyor. O sınırlar bugün de geçerlidir. Daha sonra Lozan Antlaşması’yla Osmanlı’nın denetimindeki Kürdistan da üç parçaya ayrılıyor. Böylece dört parça oluyor. Şimdi bütün bunlar ulusal birliğin ve ulusal ruhun geliştirilmesinin önünde engeldir. Özellikle çevredeki devletlerin politikalarıyla Kürt toplumu içerisindeki bu farklılıklar ve ayrılıklar daha da derinleştiriliyor. Öyle bir noktaya geliniyor ki Kuzey Kürdistan’da Amed savaşıyor, Dersim seyrediyor. Sonra Serhat savaşıyor, herkes seyrediyor. Ardından Türk devleti yönünü Dersim’e çeviriyor ve orada büyük bir katliam gerçekleştiriyor. Diğerleri seyrediyor.

Aynı durum Güney Kürdistan’da da var. Bilindiği gibi Soran ve Behdînan çoğu zaman birlikte değil; aralarında anlaşmazlıklar bulunuyor. Doğu Kürdistan’da Kurmancların, Mukriyan’ın ve Erdelan’ın durumu farklıdır. Özellikle Kirmanşah ve Îlam bölgesi daha da farklıdır. Neden? İnançları aynı değildir, birlikte hareket etmemişlerdir. Yani Kürdistan’da temelde zenginlik olan bu unsurlar, parçalanmanın ve parçalanmanın derinleşmesinin nedeni hâline geliyor. İşte bu konuda Önder Apo’nun ortaya çıkışı Kürdistan’da yeni bir dönemi beraberinde getirdi. Ulusal dava açısından bir milat oldu. Önder Apo, daha başlangıçta, henüz resmen çalışmaya başlamamışken Fuat arkadaşla tanışıyor; yani onunla tanışmak istiyor. Ankara’da aynı okulda okuyorlar. Böylece çalışmaya başlıyor. Yani kendisiyle Fuat arkadaş arasında bir birlik oluşturuyor, ortaklık oluşturuyor ve çalışmaya başlıyor.

ÖNDER APO ULUSAL BİRLİĞİN OLUŞTURULMASI İÇİN KAPSAMLI BİR İDEOLOJİK ÇALIŞMA YÜRÜTTÜ

Önder Apo, Kürdistan’da ulusal ruhun ve ulusal birliğin oluşturulması için kapsamlı bir ideolojik, siyasi ve örgütsel çalışma yürüttü. Kürdistan’daki bütün farklı kesimlere ulaştı. Kadrolar şahsında ulusal birliği oluşturmak istedi. Yani Kürtlerin bütün renkleri arkadaşların içerisinde vardı. Bunun için çaba geliştirdi ve bunu düşünsel alanda derinleştirdi. Öyle bir noktaya gelindi ki “Sen nerelisin? Hangi lehçeyi konuşuyorsun? Hangi mezheptensin? Hangi dindensin?” soruları değil, “Sen Kürt’sün, bir ulusun mensubusun, Kürdistanlısın” anlayışı öne çıktı. Önce Kürdistanlılık ve ulus olma, ardından inanç, lehçe ve diğer şeyler. Bu, en temel amaçlardan biri olarak geliştirildi.

Bir diğer nokta da hareketimizin diğer hareketler gibi olmamasıdır. Daha başlangıçta küçük bir gruptu. Devlet saldırdı. Haki Karer arkadaş şehit düştü. Yani şehit verildi ve şehidin anısı üzerinde gelişen yoğunlaşma, grubu partileşmeye, mücadele kararına götürdü. Kanı yerde kalmasın diye. Partimiz, bir araya gelişimiz böyle gerçekleşti. Daha başlangıçtan itibaren yoldaşlık ruhu da çok güçlüydü. Arkadaşlar birbirlerine çok bağlıydılar. Yoldaşlık, kan bağından daha güçlü bir bağ olarak öne çıktı. Bir arkadaş şehit düştüğünde herkes şehidin kanının yerde kalmaması, davasının sürdürülmesi için mücadeleye daha fazla katılıyordu. Böylece daha güçlü bir hareketlilik gelişiyordu. Öyle bir noktaya gelindi ki her şehadet beraberinde büyümeyi getirdi. Bir aileden şehit verildiğinde o aile de hareketin ailesi oluyordu. Bir köyden şehit verildiğinde bütün köy hareketin köyü oluyordu. Yani üzerinde duruluyor, birlikte çalışma yürütülüyor, kazanılıyordu. Bir aşiretten şehit verildiğinde aşiretin büyük bölümü hareketin aşireti oluyordu.

Bu hareket şehitlerle büyüdü, şehitlerle mücadele yürüttü. Hareket, Önder Apo’nun fikir ve düşünceleri etrafında ve şehitler etrafında toplandı. Bugüne kadar bu hareketi ayakta tutan, yürüten; kimsenin gösteremeyeceği bir direnişi göstermesini, fedai bir ruhla ve büyük bir cesaretle kadın ve erkeklerin özgün kişilikler oluşturmasını, derin, özgür ve eşit bir yoldaşlık yaşamını geliştiren temelde bu vardır. Yani yoldaşlık ruhu ve Önder Apo’nun çizgisi temelinde yüksek bir maneviyatın oluşması, fedailiği ve yiğitliği geliştirdi. Bu nedenle bir grup yoldaş bir yerde düşmana karşı yıllarca direnebiliyor. O irade ve o ruh oluşturuldu. Kuşkusuz bunun temelinde fikir ve düşünce, bir ideoloji, bir maneviyat vardır. Ancak bu, şehitlerin kanıyla böyle oluşturuldu. Bu hareket şehitlerle meydana geldi ve büyüdü. Şehitler beraberlerinde ulusal ruhu da yarattılar. Yani bir bölgeden şehit verildiğinde o bölge de mücadele alanına dönüştü.

ŞEHİTLİKLERDE KÜRDİSTAN’IN HER PARÇASINDAN ARKADAŞLAR VAR

Böylece şehitlerin kanıyla, farklı lehçeler, farklı inançlar ve farklı bölgeler temelinde tarihten gelen engeller ortadan kalktı. Önder Apo’nun mücadelesiyle, şehitlerin direnişiyle Kürdistan’ın parçaları arasındaki sınırlar anlamsızlaştı. Önceden Kürdistan’ın her parçası kendi içine kapanmıştı. Birbirlerinden pek haberdar değillerdi. Birbirlerinden uzak olduklarını söyleyebiliriz. Fakat şehitler bu mesafeleri kaldırdı, birbirlerine yakınlaştırdı. Şimdi bakın, halkımız Kürdistan’ın dört parçasında birbirini tanıyor. Bir parça diğer parçayı düşünüyor. Ulusal bir duygu oluşmuş durumda. Ama otuz, kırk yıl önce bu kadar değildi. Doğrudur, bizden önce de uluslaşma çabaları vardı, ancak bu kadar gelişmiş ve güçlü değildi. Özellikle inanç ve din farklılıkları ulusal birliğin önünde engeldi. Şimdi o engeller aşılıyor. Yani yine herkes kendi inancını yaşatsın. Ancak öncelikle herkes ulus olma konusunda bir tutuma, bir reflekse sahip olmalı ve birbirine sahip çıkmalıdır.

Çünkü birbirlerine sahip çıkılmadığı için Êzidî halkının başına bu kadar ferman geldi. Alevi halkının başına bu kadar zorluk geldi. Doğru olan nedir? Ulusun birbirine sahip çıkması ve herkesin inancında özgür olmasıdır. Herkes lehçesinde özgür olmalıdır. Bütün lehçeleri yaşatmalıyız. Bunların hepsi Kürt kültürünün ve dilinin, Kürtlüğün zenginliğidir. Bu şekilde gelişen bilinç, bugün Kürdistan’da bir kanaat, düşünce ve inanç oluşturdu. Bugün Kirmanşah’tan, Îlam’dan bir yoldaş gidiyor, Dersim’de yıllarca savaşıyor. Dersimli biri gidiyor, Sine’de, Erdelan’da yıllarca savaşıyor. Amedli biri gidiyor, diyelim Rojava Kürdistanı’nda ya da Rojhilat Kürdistanı’nda veya Güney Kürdistan’da yıllarca kalıyor. Güneyli biri gidip Kuzey’de kalıyor. Bunu şehitlerimiz şahsında çok iyi görebiliriz. Şimdi gidip oluşturduğumuz şehitliklere bakın; Kürdistan’ın her parçasından arkadaşlar var.

En değerli, en kutsal olan budur. İnanın, bir gencin yalnızca kendi bölgesini ve kendi parçasını değil, başka bir parçayı da düşünmesi; herhangi bir kişisel çıkar istemeden kalkıp Kürdistan’ın başka bir parçasına doğru yola çıkması, mücadeleye katılması, kendisini feda etmesi, o parçayı kurtarmak için fedai biçimde hareket etmesi bir bütün olarak çok anlamlıdır. O genç kadın, o genç erkek kendisinde böylesine bir sorumluluk görüyor; Sine’de okulunu bırakıp Rojava’ya ya da Kuzey’de Amed’e veya Dersim’e gidiyor, mücadeleye katılıyor. Bu sıradan bir şey değildir. Diyelim ki bir kişi Silêmaniyê’de yaşıyor. Orada ulusal mesele bir ölçüde çözülmüş. Ancak kendisini sorumlu görüyor, kalkıp katılıyor ve Kuzey’e gidip savaşıyor. Bu sıradan bir şey değildir. Bu bir uluslaşmadır, ama aynı zamanda bir ruhtur. Bu sorumluluğu kendisinde gören o genç, sıradan bir kişi değildir. Sorumluluk sahibi, değerli ve onurlu bir kişidir. Bir Kürt genç kadını okulunu bırakıyor; Kürdistan dağlarında, daha önce hiç duymadığı, tanımadığı bir parçada savaşıyor. Bu, Kürt Rönesansı’dır, Kürt aydınlanmasıdır. İleri bir uluslaşmadır. Kürtlerin özgürlüğünün, kurtuluşunun işaretidir.

KÜRT HALKI HER KOŞULDA KENDİSİNİ ÖZGÜRLEŞTİRECEKTİR

Şimdi Rojava’dan, Güney’den ve Doğu Kürdistan’dan bu arkadaşlarımızın şahsında bu gerçeklik ortaya çıkıyor. Yani şimdi açıklanan, anmaları yapılan bu şehitlerin her biri bir kahramandır. Her biri değerlidir. Hepsinin adını burada okuyamayız. Zaten anmalarda her arkadaşın adı tek tek okunuyor. Yaşam öykülerinin ne olduğu yazılıyor ve paylaşılıyor. Her birinin kendine ait bir destanı var. Destanlar yaratarak şehadete ulaşmışlar. Birinin Efrîn’den yola çıkıp gelmesi, Kuzey Kürdistan dağlarında yıllarca kalması ve şehit düşmesi sıradan bir şey değildir. Zamanında binlerce Kürt genci böyle Rojava Kürdistanı’ndan yönünü Kuzey’e çevirmedi mi? Kürdistan’ın bütün parçalarından böyle oldu. Önemli olan, bütün mezheplerden de olmasıydı. Örneğin Kirmaşan ve Îlam’dan katılımları çok değerli buluyoruz. Şimdi bu bölgelerden çok sayıda arkadaşımız, çok sayıda Apocu militan var. Böylece o bölünme de ortadan kalkıyor. Saf birliği ve tek bir ulus olma gelişiyor, güçleniyor. Bu, halkımız ve halkımızın geleceği açısından çok değerlidir.

Yani bu yiğit kahramanların şahsında uluslaşma gerçekliği dile geliyor. Bu, artık bir ulus olduğumuzu gösteriyor. Kimse bunu inkâr edemez. Bu halk artık her koşulda kendisini kurtaracak ve özgürleştirecektir. Şimdi Rojava Kürdistanı’ndan, Güney Kürdistan’dan ve Doğu Kürdistan’dan anmaları yapılan bu yiğitlerin her biri böyledir. Böyle bir rol ve misyon üstlenmiş ve bu temelde şehadete ulaşmıştır. Diğer parçalardan katılım ilk olarak Rojava’da gelişiyor. Daha 1985 yılında İsmail Dêrik arkadaş var; kendisi Dêriklidir. Bu arkadaş mücadelemizde merkez yedek üyeliği düzeyine kadar yükseldi. Bir de Mihemed Eldemir arkadaş var. Bu arkadaş Kobanêlidir. Daha sonra heval Mustafa, kardeşi de aynı şekilde katıldı. İki arkadaş da Mêrdîn’de yıllarca mücadele yürüttü. Mihemed arkadaşın adı Kara Ömer’di. Orada şehadete ulaştılar. Yani Rojava’dan ilk katılanlar bunlardı.

Güney Kürdistan’da da 1989 yılında, ilk olarak Zêve Mülteci Kampı’nda Güney Kürdistanlı gençlerin katılımı gerçekleşiyor. O dönemdeki Zêrevan ve Cotyar arkadaşlar daha sonra şehit düştüler. Onlar da ilk saflarda yer alanlardandı. Doğu Kürdistan’dan da aynı yıl, yani 1989’da bir arkadaş katılıyor, Bakur arkadaş. 1990’da bir başka arkadaş, Kahraman heval katılıyor. Onlar da sonraki yıllarda şehadete ulaşıyorlar. Ondan sonra Doğu Kürdistan’dan tek tek katılımlar başlıyor. Daha sonra kitlesel katılım gerçekleşiyor. Böylece örgüt saflarında uluslaşma giderek kendisini tamamlıyor. Daha sonra her parçada örgütlenmeler oluşuyor ve oralarda mücadele yürütülüyor. Bilindiği gibi, Kuzey Kürdistan mücadelesinde, yani başlangıçta HRK, ardından ARGK, daha sonra da HPG adı altında mücadele edip şehit düşen arkadaşlarımızın sayısını 27 bin yoldaş olarak açıklamıştık.

Şimdi Rojava Kürdistanı’nın, Şengal’in, Güney’in ve Doğu Kürdistan’ın şehitleri de buna eklendiğinde Apocu hareketin şehitlerinin sayısı 40 bine yaklaşıyor. Kuzey Kürdistan’daki sivil şehitlerin sayısının henüz tespit edilmediğini daha önce söylemiştik. Bu, önümüzde duran ve yapmamız gereken bir çalışmadır. Onlar da eklendiğinde, Apoculuk öncülüğünde gelişen devrimin şehitleri toplamda 45 binden fazla, 50 bine yakın militan, savaşçı, gönüllü, yurtsever ve sivilden oluşuyor. Kahraman şehitlerin ve Önder Apo öncülüğünde yürütülen mücadele, Kürdistan’da yeni bir çizgi açtı ve büyük kazanımlar yarattı. Bir Rönesans gerçekleşti. Kürt toplumunun kendi geleceğini inşa edebilmesini sağlayacak mevziler oluşturuldu. Bundan sonra da bunları başarıya ulaştırmak için mücadele yürütülüyor. Kahraman şehitlerin çizgisinde mücadeleyi giderek daha da yükseltelim.”