Türkiye’de ve dünyada son üç yıldır yapay zeka kullanımı giderek artmaya, yapay zeka destekli birçok program insanların gündelik hayatına girmeye başladı.
Kürtçe’nin yaygınlaştırılması, öğrenilmesine dair de yapay zeka destekli işler ortaya çıkmaya başladı. Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde tanıtımı yapılan yapay zeka destekli bir platform olan Kurdolingo. Kurdalingo, Kürtçe’nin öğrenilmesinin yanı sıra Kürtçe’den dünyanın birçok diline çeviri yapabilecek bir konumda ve bunlar dışında Kürtçe sesli kitaplar ile çocuklar için öğrenmeyi kolaylaştırıcı programlar da var.
Yapay zeka destekli Kürtçe platformu Kurdioingo’nun kurucusu Cihad İlbaş ile hem Kurdolingo’yu hem yapay zekanın dünyadaki gelişimini konuştuk.
‘YAPAY ZEKA SANAYİ DEVRİMİNDEN SONRA İNSANLIĞIN ERİŞTİĞİ YENİ NOKTA’
Yapay zekanın Sanayi Devrimi’nden bu yana insan türünün geliştirdiği en önemli aşamalardan biri olduğunu belirten İlbaş, bu gelişimin durmayacağını vurgulayarak şöyle devam etti:
“Önce insan gücünden araç ve alet gücüne geçildi. Daha sonra bilgisayarlarla birlikte bilgi gücüne geçildi. Şimdi ise bu bilgi gücü, insanlığın yüzyıllardır, hatta belki bin yıllardır hayalinde olan robotlarla birleşti. Aslında bu, hayatımızda yeni bir şey de değil; iki yıldır ChatGPT-3’ten beri var. Ama ilk bilgisayardan bu yana kullandığımız, bizim yerimize işlem yapan sistemler; örneğin hesap makinesi de bir tür yapay zekaydı.
Bir bilinci olmayan bir aracın ya da bir nesnenin belirli bilişsel işlevleri yerine getirebilmesine aslında yapay zeka deniyordu. Bilgisayarın İngilizce adı ‘computer’, yani hesaplayıcı; o da aslında yapay zekadan, hesap makinesinden gelme bir şey. Belli hesaplamalar yaparak bir bilgiyi tartmak ve oluşturmak üzerine kurulu.
Bu, şimdiye kadar çoğunlukla yazı üzerinden oluyordu; ama artık ses ve video üzerinden de oluyor. Yani kodlama üzerinden artık bilgisayarlar bunları da yapabiliyor. Buna genel olarak yapay zeka diyoruz.
Kullanım amaçlarına bakıldığında ise bunun çok farklı amaçlarla kullanıldığını görüyoruz. Son yıllarda insanlar genellikle metin yazımı için, psikolojik danışmanlık amacıyla ya da diyetisyen gibi kullanıyor. Yani aslında ücreti mukabilinde erişemedikleri hizmetleri bedavaya getirmek için kullanıyorlar.”
‘YAPAY ZEKA SIRADAN İNSANLARIN VERİLERİ İLE GELİŞTİ’
Yapay zekanın yayılmasının doğal ve gerekli olduğunu dile getiren İlbaş, bu kadar sık kullanılmasının şirketlerin herkesin verilerini toplamasını da beraberinde getirdiğine dikkat çekerek şöyle konuştu: "Bu kadar yayılması doğal ve gerekli. Çünkü yapay zekanın gelişmesi için ona veri lazım. Ve ilk başta ücretsiz olarak sunulduğunda insanlar bunun neden böyle herkese ücretsiz yayıldığını anlayamadı. Ama bir klişe laf var ya; ‘bir ürün ücretsizse orada ürün sizsinizdir’ meselesinin aslında doğruluk payı var.
ChatGPT-3’e kadar OpenAI’ın geliştirdiği yapay zeka modelleri pek duyulmamıştı. Öncesinde 1 ve 2 vardı ama yeterince hızlı gelişmiyordu bunlar. Çünkü yeterince veri yoktu ve aldıkları veriler de o zamana kadar modellerini eğittikleri veriler yüzünden birçok basın kuruluşuyla davalık oldular. New York Times’tan tutun bir sürü başka Amerikan basın kuruluşu ‘Bizim verilerimizle, bizim iznimiz dışında o modellerin eğitildiğini öğrendik’ diye dava açtılar. Bu davalar hala sürüyor.
Ama ücretsiz bir şekilde insanların kullanımına açıldıktan sonra, bu modeller sıradan insanın verileriyle eğitildi ve aynı zamanda dünyanın nüfusunun çoğunun bilgilerine de erişti. Yani şu an kolumda akıllı bir cihaz var. Büyük ihtimalle bu cihazlar her dakika başı veya birkaç dakikada bir vücudumdaki birçok bilgiye sahip ve dolayısıyla bu büyük şirketler –‘teknofeodaller’ denen şirketler- insanlığın çoğunun birçok bilgisine sahipler.
Geçenlerde bir haber vardı; bir yazılımcı, kendi evindeki robot süpürgeyi telefonundan daha farklı bir şekilde kontrol etmeye çalışırken bir anda dünya çapında 7 bin robot süpürgeyi aynı anda kontrol ettiğini fark ediyor. Yani aslında evimizin içinde gezen, üstünde kamera olan cihazlar verilerimizin ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyor. Bu araçların gelişmesi sonucunda özel alan diye bir şey kalmıyor.”
‘YAPAY ZEKANIN GELİŞMESİ, ŞİRKETLERİN İNSAN EMEĞİNİ HİÇE SAYMASINI GETİRİYOR’
Yapay zeka üzerinden verilerin toplanmasının büyük şirketlerin insanlar üzerinde bir egemenlik kurmasına yol açacağına işaret eden İlbaş, şunlara dikkat çekti:
“Yani aslında şu an sıradan insanlar olarak nasıl ve ne amaçla kullanıldığını bilmediğimiz muhtemelen birçok kullanım alanı var. İşte çocukların öldürüldüğü okul bombalanmasında OpenAI ile Anthropic birbirini suçladı. Hatta Trump’ın, Anthropic şirketinden çok daha fazla kullanım izni istediği, Amerikan hükümetinin de daha geniş kullanım yetkileri talep ettiği yönünde söylentiler çıktı ve Anthropic bunu kabul etmediğini açıkladı.
Ertesi gün Amerika Savunma Bakanlığı OpenAI ile bir anlaşma imzaladı. Trump karşıtları, Anthropic’in uygulaması Claude'a geçmeye başladı. Bir gün içinde App Store’da birinci sıraya yükseldi. Ama Anthropic’in de bazı savaşlarda hizmetlerini kullandırdığı söyleniyor. Özellikle İsrail'in yapay zekayı çok etkin bir şekilde kullandığı söyleniyor.
Onun dışında şu an Çin’de hiçbir insanın dahil olmadığı, robotlar ve yapay zekayla idare edilen fabrikalar var. Dünya çapında hayvancılıkta ve tarımda çok etkin kullanılıyor. Hiçbir çobanın olmadığı beş bin büyükbaş hayvanın idaresini yapan yapay zekalar var. Binlerce hektar alan, hiç insan emeği olmadan işleniyor.
Peki bu neye yol açıyor? Büyük şirketlerin insanların emeğini üretim dışına itmesi anlamına geliyor. Geçtiğimiz hafta Amerika’nın en büyük şirketlerinden biri olan Oracle, 30 bin kişiyi, yapay zeka araçlarını kullanarak onların işini yapabildiğini gerekçe göstererek bir anda işten çıkardı.
Yani bu gelişim, sanayi devriminde olduğu gibi sermayeye hizmet ediyor; ama bu seferki gelişim hızı çok daha fazla. Sadece son 2-3 yılda yapay zekayla üretilen bilgi birikimi, neredeyse tüm insanlık tarihindekinden daha fazla. Artık orta ve yoksul sınıflar, sermaye sahiplerine karşı çok daha savunmasız hale geliyor.”
’İŞSİZ İNSANLA EKRANDA DAHA ÇOK ZAMAN GEÇİRİYOR’
Yapay zeka araçlarının çok fazla trende dönüştüğünü ve en çok da yoksullar ile işçiler tarafından kullanıldığını belirten İlbaş sözlerine şöyle devam etti: “Orta sınıf ve yoksullar, insan sağlığına zararlı birçok şeyi de en fazla kullanan grup zaten. Sigarayı zenginler satar ama genelde yoksullar içer. Çok reklam yapılıyor. Yapay zeka araçları bir trende dönüştürüldü. Özellikle akıllı telefonlarla tabana indikçe daha fazla kullanıldığını görüyoruz. Çünkü tabana indikçe işsizlik artıyor. İşsiz insanlar ekran başında daha fazla zaman geçiriyor. Türkiye ve daha doğudaki yoksul ülkelerde bu süreler 8-12 saate kadar çıkıyor.
İnsanlar bir nevi buna mahkum oluyor ve yapay zeka için veri çiftliğine dönüştürülüyor yoksul insanlar. Sosyal medya platformlarının algoritmalarıyla yapay zeka, insanı zihninin en derin noktalarına kadar tanıyor. Hangi tetikleyicilerin dopamin salgılatacağını bu şirketler gayet iyi biliyor ve bizi daha da metalaştırıyorlar. Biz bu konuda çok savunmasız ve bireysel yaklaşıyoruz. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve dezavantajlı dillerde bu savunmasızlık çok daha fazla.”
‘YAPAY ZEKA, EGEMEN DİLLERDE GELİŞTİRİLDİ’
Gazetecilerin de yapay zekayı doğru kullanması gerektiğini, buna yönelik olumlu örneklerin olduğunu belirten İlbaş, şunları söyledi: “Bu konuda dünyada bazı olumlu örnekler var. Dezavantajlı dillerden biri olan Baskça, yapay zeka araçları için düşük kaynaklı bir dil olarak kabul ediliyor ve gelişimden yeterince faydalanamıyor. Çünkü dil modelleri genelde egemen diller için oluşturuluyor. Bask ülkesinde ‘Hz Hits’ adında bir teknoloji ve dil merkezi var. Bu merkez, dezavantajlı diller için düşük veriyle gelişmiş yapay zeka modelleri geliştirmek üzerine çalışıyor ki egemen dillerin haksız gelişimiyle rekabet edebilsin.
İngiltere'de bir milletvekili, parlamentodaki konuşmaların yapay zeka metni olduğundan şikayet ediyor. ‘İletişimimizi bir elektronik cihaza teslim etmemeliyiz’ diyor. Hindistan'da verimi yükseltmek için meteorolojik gelişmeleri ölçen ve çiftçilerle paylaşan kooperatifler var. Afrika'da suyun verimli kullanımı için kullanılıyor. Bu tür kullanımlar ezilen toplumlarda çok önemli.”
‘YAPAY ZEKA, PAZARI OLAN DİLLERLE GELİŞİYOR’
Düşük kaynaklı dil tanımının, konuşanı ve yazanı az olan ya da Kürtçe gibi resmi statüsü olmayan diller için kullanıldığını belirten İlbaş, yapay zekanın egemenlerin elinde bir sistem olduğu için yoğunluklu olarak sık kullanılan dilleri kullandığını dile getirerek şöyle devam etti: “Düşük kaynaklı dil şu: Ya konuşanı, yazanı azdır ya da nüfusu Kürtçe gibi çoktur ama dilin statüsü yoktur. Televizyonu, radyosu, gazetesi ve basılan kitabı azdır. Yapay zeka modelleri büyük sermaye sahibi şirketlerin elinde İngilizce üzerinden gelişiyor. Ondan sonra ekonomisi olan, ‘pazarı olan’ dillerde gelişiyor.
400-500 yıl önce Ahmedê Xanî, Kürtçe’nin ‘pazarı yok’ tespitini yapmıştı. İnsanların neden Kürtçe yazmadığının sebebi olarak bunu görüyordu. Düşük kaynaklı dil demek aslında pazarı olmayan, ekonomik değeri olmayan dil demek. Türkiye'de 20-30 milyon Kürt yaşıyor diyoruz ama hangi şirket bir ürünün reklamını veya broşürünü Kürtçe yapıyor?
Bu hakikaten çarşıda sokakta konuşulmazsa evlere hapsoluyor ve ekonomisi olmuyor. Büyük şirketler bunu yapmayacak çünkü kapitalizm tekliği ister. Bir büyük şirket için ikinci bir dilde tanıtım yapmak ekstra bir masraftır. O yüzden ulus devletlerle kapitalizm 20. yüzyıl boyunca hep iç içe gelişti. Ülkelerin kendi içinde ikinci, üçüncü bir dile sahip olması sermaye sahipleri tarafından istenen bir şey değildir.”
‘KURDOLİNGO KÜRTÇENİN GELİŞİMİ VE YAYILMASI İÇİN KURULDU’
Kurdolingo’nun bir eksikliği gidermek için ortaya çıktığını ve Duolingo gibi platformların yaptığını Kürtçe için yapmayı düşündüğünü söyleyen İlbaş, şöyle devam etti:
“Ben 2013'ten beri Kürtçe dersler veriyor ve tercümanlık yapıyorum. Kürtçemi İstanbul Kürt Enstitüsü'nde geliştirdim. 2012'deki açlık grevleri sonrası ana dilde savunma hakkı elde edilince tercümanlığa da başladım.
Duolingo veya Cambly gibi uygulamalarla İngilizce öğrenme şansı çok arttı. Ben de bu platformlara benzer şekilde online Kürtçe dersleri veriyorum. Online ders verince dijital materyale ihtiyaç duyuyorsunuz çünkü dünyanın 33 farklı ülkesinden öğrencim var; Çin’den, Yeni Zelanda’dan, Amerika’dan... Bunlara fiziki kitap gönderme şansım olmuyor.
Son 3-4 yıldır bu ihtiyaca yönelik bir dijital arşiv oluştu. Hikaye kitapları, sesli kitaplar, alıştırma kitapları derken bunları bir platforma çevirmeye karar verdim. Gazeteciler, siyasetçiler ve sağlıkçılar için mesleki kurslar oluşturdum. Sonunda yapay zeka destekli Kürtçe sözlük ve flashcard uygulaması gibi araçları da ekleyince ortaya Kurdolingo çıktı.”
Bundan sonra Kurdolingo’nun yapay zeka destekli bir şekilde Kürtçe’nin alanını daha da genişletmek için çabalayacağını vurgulayan Cihad İlbaş, şunları ifade etti: “Bir dil öğrenirken dersler bittikten sonra film, kitap, müzik gibi dili kullanma ihtiyacı doğuyor. Öğrencilerin Kürtlerle iletişime geçtikleri alanlar genelde sınırlı. Dili öğrenmek istiyorsa o dile her alanda maruz kalması lazım. Kurdolingo bu tür içerikler üretmeye devam edecek. Yapay zekayla daha başka neler yapabiliriz diye araştırıyoruz; mobil oyunlar, bilgi yarışmaları gibi. Kürtçe düşük kaynaklı bir dil olduğu için büyük şirketlerin kullandığı o gelişmiş algoritmaları taklit edebiliriz.
Mesela Kurdolingo ismi ilgi çekmesi için Duolingo'ya benzetildi ve onların ‘gamification’, yani oyunlaştırma taktiğini izliyoruz. Bir şeyi öğrenirken eğlenceli hale getirmek özellikle gençler için önemli. Ama bu taktik bazen dil öğretme amacından çıkıp uygulamayı daha çok kullandırmaya, yani kâr hırsına hizmet edebiliyor. Bizim tercihimiz bu değil; Kürtçe sadece öğrenilen değil, kullanılan ve çekici bir dil olsun istiyoruz.
Dili korumak için sadece bilmek yetmiyor, kullanmak da gerekiyor. Bask, Galiçya ve Katalan dillerinde dili bilme oranı artsa da gün içinde kullanma oranları düşüyor. Çünkü egemen dillerle aralarında eşitsiz bir yarış var. Kürtçe için Türkiye'de hem statü yok hem de ekonomi yok. Dilin ekonomik hayatta yerinin olması lazım.
İnsanlar bir dili ya okulda sorumlu oldukları için ya da işe girmeleri için öğreniyorlar. Kürtçe’nin de böyle olması lazım. Önümüzde hem politik hem ekonomik bir mücadele var. Yapay zekayı kendi yararımıza çevirip bir Kürtçe pazarı oluşturabilmeliyiz. Kurdolingo’nun çabası da buna yönelik olacak.”