Dr. Korkmaz: Devlet ilk kez Kürt Özgürlük Hareketi’ni muhatap almak zorunda kaldı

Dr. Toros Korkmaz, Çerçeve Yasa’nın eksiklerine rağmen devletin ilk kez Kürt Özgürlük Hareketi’ni muhatap almak zorunda kalmasının önemli bir siyasi gelişme olduğunu belirtti.

TOROS KORKMAZ

Çerçeve Yasa’yı değerlendiren Akademisyen Dr. Toros Korkmaz, düzenlemenin eksiklerine rağmen Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir siyasi kırılmaya işaret ettiğini belirterek, yasanın asıl öneminin, devletin kuruluşundan bu yana sürdürdüğü inkarcı yaklaşımın ardından Kürt Özgürlük Hareketi’ni ilk kez doğrudan muhatap almak zorunda kalması olduğunu vurguladı. 

ÇERÇEVE YASA’YA ÜÇ FARKLI YAKLAŞIM

Çerçeve Yasa etrafında Türkiye siyasetinde üç farklı yaklaşımın ortaya çıktığını belirten Korkmaz, bunlardan ilkinin yasayı PKK’nin meşrulaştırılması ve Türkiye’nin bölünmesi olarak değerlendiren milliyetçi çevrelerden, ikincisinin ise Kürt Özgürlük Hareketi ve DEM Parti’yi devlete teslim olmakla suçlayan çevrelerden geldiğini söyledi. Üçüncü yaklaşımın ise Çerçeve Yasa’yı Kürt sorununun eşitlik, demokrasi ve barış temelinde çözümü için hukuksal bir zemin olarak değerlendirdiğini belirtti.

Korkmaz, bu yaklaşımlar içerisinde üçüncüsünü en gerçekçi bulduğunu ifade ederek bunun temel nedenini devletin Kürt sorununa yaklaşımındaki tarihsel değişimle açıkladı.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürt varlığını ve kimliğini yok sayan ve reddeden Türk devletinin, tarihinde ilk defa Kürt Özgürlük Hareketi’ni muhatap almak zorunda kaldığını belirten Korkmaz, şunları söyledi:

“Her ne kadar Çerçeve Yasa’nın maddeleri ‘Terörsüz Türkiye’ kavramını kullanıyor ve PKK/KCK yapılanmalarını terör örgütleri olarak nitelendirip görünürde klasik güvenlikçi devlet dilini kullanıyorsa da aynı yasa maddeleri, somut pratikte cezaevlerindeki binlerce PKK’den ve KCK’den hüküm giyen siyasi mahkumların, Kürt Hareketi’nin zorunluluktan Avrupa’ya gitmiş binlerce siyasetçisinin ve aktivistinin ve ilk etapta Kandil’deki üst düzey PKK yöneticileri hariç binlerce kadronun Türkiye’ye gelip siyaset yapabilmesinin önünü açıyor.

Metnin en sorunlu yönü, bu nitelikli kadroların geri dönebilmeleri ve siyaset yapabilmelerini sağlayacak hukuksal değişikliklerin önce PKK’nin kendisini feshetme ve silahlarını teslim etme şartına bağlamış olmasıdır. Kanımca, bu şartın yerine getirilmesi ile her iki durumun da eş zamanlı gerçekleşebileceği bir yasal düzenleme zorunludur.

Yine Çerçeve Yasa metni, PKK’nin kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın hukuki statüsüne ve tam özgürlük koşullarında siyaset yapabilmesine dair hiçbir şey söylememektedir. Bunun da değişmesi gerekmektedir.

Tüm bunlara ilaveten, Türkiye siyasetinin en önemli siyasi gelişmesi olan Çerçeve Yasa düzenlemesi, uluslararası politik dinamiklerin oluştuğu bağlamdan bağımsız düşünülemez. Emperyalist güçlerin hegemonya mücadelesi verdiği Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail ve ABD’nin İran ile olan savaşı, son olarak Türkiye’de temmuz ayında düzenlenen NATO toplantısında da ortaya çıktığı gibi, Türkiye’nin jeopolitik anlamda değerini daha da arttırmış ve Erdoğan gibi kendisi de otokratik eğilimler taşıyan ABD Başkanı Trump’ın antidemokratik Türkiye rejimine verdiği desteğin güçlenmesine neden olmuştur.

‘KÜRT ÖZGÜRLÜK HAREKETİNİN VARLIĞINI DEVAM ETTİREBİLMESİ AZIMSANAMAYACAK BİR BAŞARIDIR’

Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türk devletini ve Erdoğan rejimini güçlendiren böylesi bir uluslararası politik bağlamda ayakta kalıp varlığını devam ettirebilmesi azımsanmaması gereken bir başarıdır.

Siyasi kazanımların kısa dönemli taktik geri çekilmeler veya tavizlerden ziyade, uzun dönemli, doğru, kararlı ve sürekli stratejiler ile belirlendiğini unutmamakta fayda var. Stratejinin başarılı olması için benzer idealleri olan aktörlerin birbirleriyle uyum içinde ortak hareket etmesi gerekir. Bu doğrultuda şu an yapılması gereken, sol, demokrat, sosyalist Türkiyeli siyasetlerin Kürt Özgürlük Hareketi’yle üçüncü yolda, yapıcı eleştiriden de kaçınmayarak mümkün olan en üst düzeyde eşgüdüm içinde siyasi mücadele vermeleridir.

Çerçeve Yasa’nın uygulanışı ve kapsamının gerçek eşitlik, özgürlük ve barış ortamını yaratabilmesi, verilecek mücadelenin gücü oranında olacaktır. Kuruluşundan bu yana her türden entrika ve hileyi mübah görerek halklarına karşı acımasız siyaset yapma tarzına alışkın devlet geleneğini dönüştürebilmek için böyle bir bilinçle mücadele vermek zorunluluktur.”