Barışı kazanmak için
Karamsar olmayalım, ancak yer kürenin ve insanlığın başında çok ciddi bir tehdit ve tehlikenin söz konusu olduğu da açıktır. Küresel düzeyde barış hareketi ve mücadelesinin geliştirilmesi zorunludur.
Karamsar olmayalım, ancak yer kürenin ve insanlığın başında çok ciddi bir tehdit ve tehlikenin söz konusu olduğu da açıktır. Küresel düzeyde barış hareketi ve mücadelesinin geliştirilmesi zorunludur.
Savaş, bir iktidar ve devlet ürünüdür, çünkü başkalarına boyun eğdirmeyi ve onları sömürmeyi hedefler. Böylesi hedefleri olmayanlar savaş yapmazlar. Böyleleri arasında barış yaşanır. Devlet ve iktidar güçleri arasında ise ancak ateşkes, yani çatışmasızlık durumu söz konusu olabilir. İktidar ve devlet var oldukça gerçek barış olmaz, ancak savaşmama durumu, yani ateşkes söz konusu olabilir. Gerçek barışı kazanmak için iktidar ve devlet sistemini aşmak gerekir.
1 Eylül, aslında İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı gündür. Tarihin bu en yıkıcı savaşının başladığı gün, bir daha savaş olmasın dileğiyle “Dünya Barış Günü” olarak kabul ve de ilan edilmiştir. 20. yüzyılın çılgın savaş dünyasında insanlığın ufku ve gücü ancak yılın bir gününü ‘Barış günü’ olarak ilan etmeye yetmiştir. Tabii bu durumda yılın 364 günü de ‘Savaş günü’ olarak kalmıştır. İktidar ve devlet sisteminin egemen olduğu dünyaya da ancak bu yakışır.
Savaşı, iktidar ve devlet güçlerinin ortaya çıkardığını ve bir araç olarak kullandığını belirttik. Kuşkusuz iktidar ve devlet sistemini de kadın üzerinde egemenlik kuran ‘Avcı erkek kulübü’ ve ‘Kastik katil sistem’ yarattı. O günden bu yana dünyada barış olmadı, sadece ateşkes durumları yaşandı. Ondan önce ise komünal yaşayan kabile ve aşiret toplulukları arasında gerçek barış yaşanıyordu. Bu nedenle sosyalistlerin dillendirdiği “Bütün halklar kardeştir” sloganı bir gerçekti. Komünal yaşayan klan ve kabile toplulukları gerçekten de kardeşti.
Tarihte farklı halkların yaşadığı kardeşliği, belki de en uzun süre Kürtler ile Türkler yaşadı. Kürt-Türk kardeşliği, farklı halklar arasında tarihin en uzun süreli kardeşliği oldu. Bu kardeşlik, Orta Asya’dan gelen Türk boyları ile Mezopotamya’da yaşayan Kürt kabile ve aşiretleri arasında kuruldu. Kürtler ve Türkler, uzun süre aynı ortamın imkânlarını paylaştılar ve ortak kadere imza attılar.
Söz konusu bu gerçeği, 19. Yüzyılda İngilizler tarafından sıkıştırılan Osmanlı Merkezi Yönetimi bozdu. Yüzyıl boyunca Kürdistan üzerinde sürdürdüğü askeri saldırılarla Kürt Beyliklerini güçten düşürmeye ve Kürt toplumu üzerinde yeni bir baskı ve egemenlik sistemi oluşturmaya çalıştı. Bu zihniyet ve politika, Birinci Dünya Savaşı'nı yürüten İttihat ve Terakki Yönetimi tarafından Türk ve Müslüman olmayan kültürlerin ve halkların soykırıma uğratılması halini aldı. Lozan’da İngiltere ve Fransa ile uzlaşan Kemalist Yönetim de aynı zihniyet ve politikayı derinleştirerek sürdürdü. Böylece tarihin örnek kardeşliği olarak gösterilebilecek Türk-Kürt kardeşliğinin yerini, düşmanlık ve savaş aldı.
Son yüzyıldaki söz konusu savaşın ikinci yarısını Kürt tarafı Önder Abdullah Öcalan öncülüğünde ve PKK içinde örgütlenip mücadele ederek yaşadı. Aslında 1990’ların başına gelindiğinde savaş tarafından siyasetin önü açılmış ve Kürt sorununun siyasi çözümü için zemin olgunlaşmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, “Federasyonu bile tartışmalıyız” diyerek siyasi çözüm arayışına girmişti. Yine dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz” diyerek ciddi bir politik beyanda bulunmuştu. Bunları değerlendiren Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da 17 Mart 1993 günü yaptığı basın toplantısında “Siyasi çözüme imkân tanımak için” tek yanlı ateşkes ilan etmişti.
Ancak bütün bu söz ve adımlar pratikte başarı kazanmadı. Savaş yanlısı rantçı ve milliyetçi çevrelerin müdahaleleriyle siyasi çözüm arayışları boşa çıkartılarak, 1 Mart 2025 gününe kadar süren amansız bir savaş süreci yaşatıldı. Fazladan sürdürülen 33 yıllık savaşın sonuçları iki taraf için de çok ağır oldu. İki halk arasındaki tarihi kardeşlik, söz konusu yüzyıllık Kürt varlığını inkâr ve savaş ile çok ciddi bir yara aldı. İki taraflı milliyetçiliğin kışkırtmaları sonucunda giderek bir tür düşmanlığa dönüştü.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, işte bu duruma son vermeyi ve tarihi Kürt-Türk kardeşliğini yeni temellerde yeniden tesis etmeyi amaçlıyor. Kürt tarafının silahlı mücadele stratejisine son vermesiyle 1 Mart 2025 tarihli ateşkesi kalıcı kılmayı ve mümkünse barışı tesis etmeyi hedefliyor. Böylece Kürtler, Türkiye’de ve Ortadoğu’da çatışma etkeni olmaktan çıkartılarak, yani iki yüzyıllık İngiliz oyunu bozularak, en sağlam barış ve kardeşlik gücü haline getirilmeye çalışılıyor.
Kuşkusuz barış olması için despotik iktidar ve devlet sisteminin yok olması, özgürlük ve demokrasinin kazanılması gerekiyor. Barış, ancak özgürlük ve demokrasi ile birlikte var olur. Bunun için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, geliştirdiği süreci “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Toplum” süreci olarak tanımlıyor. Bu iki gücün demokratik entegrasyonunu tüm sorunların çözüm yolu ve barışın kapısının açılması olarak görüyor.
50 yıldır Kürtlerin önüne özgürlük ve demokrasi için savaşı koyan Önder Abdullah Öcalan, şimdi özgürlüğü ve demokrasiyi kazanmanın yolu olarak barışı Kürtlerin önüne koyuyor. Özgürlük, demokrasi ve barışın iç içe olduğunu ve demokratik siyasi mücadeleyle bunların kazanılabileceğini ifade ediyor. Bu gerçeği önemli oranda kavramış olan Kürtler, şimdi tarihi barış gücü olarak bölgede ve dünyada rol oynamaya devam ediyor. Bu nedenledir ki, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde tüm Kürdistan sokakları ve meydanları kitlelerle doluyor ve her yerden “Onurlu barış” çağrıları yükseliyor. Artık Kürtlerin hedefi, özgür ve demokratik yaşamı yaratacak olan barıştır. Kürtlerin yeni bayramı, '1 Eylül Barış Bayramı'dır. Varlığı ortaya çıkartıp kimliği kazandıkları büyük mücadelenin tarihi günlerini unutmadan ve onlara her zaman yeni hedef doğrultusunda sahip çıkarak, 1 Eylül’ü de barış mücadelesi günü yapacaklardır. 27 Şubat Çağrısı ile 1 Eylül’ü birleştirip barış mücadelesini, özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştireceklerdir.
Kuşkusuz günümüz dünyasında savaştan zarar gören ve barışa ihtiyacı olan sadece Kürtler değildir. Aslında Türk’ü, Fars’ı ve Arap’ıyla tüm Ortadoğu halklarının tıpkı Kürtler gibi savaştan zarar görmesi söz konusudur ve de barışa ihtiyacı vardır. Yine militaristleşmenin dolu dizgin geliştiği günümüz dünyasında tüm halkların ve bir bütün insanlığın barışa büyük ihtiyacı söz konusudur. 7-8 Temmuz 2026'da Ankara’da yapılan NATO toplantısının nasıl bir savaş çığırtkanlığı olduğunu herkes görmüştür.
Kısaca kapitalist modernite sistemi altında dünyanın gidişatı gerçekten tehlikelidir. Nükleer silah yarışı, Demokles'in kılıcı gibi yer kürenin ve tüm insanlığın başında tutulmaktadır. Dünyayı ve insanlığı onlarca kez yok edebilecek güçte bir silah stoku ve yenisini yapma yarışı mevcuttur. Karamsar olmayalım, ancak yer kürenin ve insanlığın başında çok ciddi bir tehdit ve tehlikenin söz konusu olduğu da açıktır. Bu nedenle barışı kazanma mücadelesi sadece Kürtlerin sorunu değil, gerçekte tüm halkların ve insanlığın sorunudur. O halde, küresel düzeyde silahlanmaya ve savaşa karşı etkili bir barış hareketinin ve mücadelesinin geliştirilmesi zorunludur. Demokratik sosyalist hareketin en temel görevlerinden birisi budur. Özgürlük ve demokrasi temelinde ülkede barış, bölgede barış ve dünyada barış için mücadele sloganı günümüzün en temel devrimci görevidir.
Kaynak: Yeni Özgür Politika