GÖRÜNTÜLÜ

Şehit Zana Beybûn: Bir Newroz gecesi doğdu, dağlarda Newrozlaştı

Şehit Zana Beybûn’un annesi Şilan, oğlunun Newroz gecesinde başlayan yaşamını ve dağlara uzanan yolculuğunu, “Bir Newroz gecesi doğdu, dağlarda Newrozlaştı” sözleriyle anlattı.

ZANA BEYBÛN

Asıl adı Newroz Yiğit olan Zana Beybûn, ailesinin Botan’dan Başûr’a uzanan göç hikayesinin ortasında, bir Newroz günü Maxmûr Kampı’nda dünyaya geldi. Adını dedesi verdi. Zana’nın dedesinin tanıdığı bir PKK kadrosunun adı da Newroz’du. Zana’nın bir Newroz gecesi dünyaya gelmesi de bu ismin verilmesinde etkili oldu. Çocukluğu mülteci kamplarının ağır koşulları içerisinde geçen Zana, 28 Ocak 2013’te gerilla saflarına katıldı. İlk eğitim devresini tamamladıktan sonra Metîna’ya geçti. 12 Mayıs 2017’de Zap’ta şehit düştü.

Kürdistan kentlerinde son günlerde HPG tarafından açıklanan şehadetlerin ardından kurulan toplu taziyeler, halkın ortak acısını görünür kılıyor. Ağır bir yasın hakim olduğu kentlerde, evlatlarını yitiren annelerin acılarını vakur bir duruşla taşıması ise bu ortak yasın en güçlü görüntülerinden birine dönüşüyor. Rojava’da yaşayan ve yıllar önce oğlunu dağlara uğurlayan Şilan Ana, bugün diğer şehit anneleri gibi acıyı yüreğinde taşıyor.

Şilan Yiğit, oğlunun çocukluğundan gerillaya katılışına, Metîna’da birlikte geçirdikleri altı günden şehadetine kadar uzanan yaşamını anlattı.


GÖÇLE BAŞLAYAN BİR ÇOCUKLUK

Şilan’ın ailesiyle tanışması, Botan’dan başlayan ve Başûr’a uzanan göç yıllarına denk geliyor. Eşinin ailesi, 1992 yılında Botan’dan Başûrê Kurdistan’a, Duhok’a göç etmek zorunda kaldı. Şilan da 1994 yılında evlenerek aileye katıldı. Ancak göç, aile için güvenli bir yaşamın başlangıcı olmadı.

“Düşman evimizi basıp yaktı” diyen Şilan Ana, ardından mülteci kampına geçtiklerini ve uzun süre çok ağır koşullarda yaşadıklarını anlattı.

Aile, Garê’ye yakın bir bölgeye yerleştirildi. Hiçbir şeyleri olmadan geldikleri bu yerde, ilk başlarda her biri farklı bir ailenin yanında kalmak zorunda kaldı. Daha sonra bir araya gelerek birlikte yaşamaya başladılar.

Şilan Ana, “Çadırda, naylonların üzerinde uyuyorduk. Arkadaşlar bizim için yardım topladı. Tam toparlanmaya başladığımız dönemde ambargo başladı” sözleriyle yaşadıkları zorluklara dikkat çekti.

AMBARGO YILLARI

Ambargo öncesinde mültecilerin tarım yapabilmesi için kendilerine araziler verildiğini belirten Şilan Ana,“Bir şeyler toplamıştık. Salça yapmıştık, kışlık hazırlıklar yapmıştık. Sonrasında üç ay süren bir ambargo başladı. Ambargo süreci çok çetin bir süreçti. Hayvanı olan biri hayvanını kesiyordu ancak tuz bulamıyordu.

Ambargonun ardından iki kampın birleştirilmesine karar verildiğini ve kampın dışına çıkmanın dahi büyük bir tehlike olduğuna dikkat çeken Şilan Ana, “Birisi kamptan birkaç metre uzaklaştığında bile onlara ateş açılıyordu. O yıllarda kamplara kaçak yollardan yiyecek ulaştırmaya çalışan birçok kişi şehit düştü” diye ekledi.

BİR NEWROZ GECESİNDE DOĞDU

Zana, Önder Apo’nun uluslararası komployla esir alındığı dönemde, 1999 Newrozu’nda Maxmûr Kampı’nda dünyaya geldi.

Zana’nın asıl adı Newroz’du. Bu isim dedesi tarafından verildi. Şilan Ana, oğluna Newroz adının verilmesinin iki nedeni olduğunu anlattı. Bunlardan ilki, Zana’nın dedesinin tanıdığı bir PKK kadrosunun adının Newroz olmasıydı. İkincisi ise Zana’nın bir Newroz gecesi dünyaya gelmesiydi.

Şilan Ana, oğlunun dünyaya geldiği günleri, ağır yaşam koşullarıyla hatırladığını belirterek şunları anlattı:

“Zana doğduğunda ona saracak bir çarşafımız bile yoktu. İçinde yaşadığımız çadırın bir kenarını kesip Zana’ya kundak yaptım. 2-3 ay boyunca bu kundakta kaldı.”

Bir süre sonra kamptan Bakur’a giden bir annenin kendilerine bir miktar para getirdiğini belirten Şilan Ana, Zana’ya ilk kez o zaman kıyafet alabildiğini söyledi.

Ancak Şilan Ana’nın anlatımında Zana’nın doğumuna ilişkin yıllar sonra anlam kazanacak bir başka hatıra daha var. Zana henüz iki günlükken birkaç arkadaşın kendisini ziyarete geldiğini anlatan Şilan Ana, o gün arkadaşların Zana’nın büyüyüp devrime katılacağı yönünde şakalaştığını söyledi.

Yıllar sonra bu sözlerin gerçeğe dönüştüğünü gören Şilan Ana, “Zana gerçekten de büyüyüp devrime katıldı” ifadelerini kullandı.

‘ÇOK ZEKİYDİ, HERKES TARAFINDAN SEVİLİRDİ’

Şilan Ana, Zana’nın çocukluk yıllarında da diğer çocuklardan farklı olduğunu, “Çocukluğunda çok farklıydı. Çok zekiydi, herkes tarafından çok sevilirdi” sözleriyle anlattı.

Zana’nın çocukluk ve gençlik yıllarında medrese eğitimi gördüğünü, bağlama dersi aldığını söyleyen Şilan Ana, onun büyüdüğü ortamın da mücadeleden uzak olmadığını kaydetti.

Şilan Ana, “Aile olarak zaten Hareket’ten uzak bir aile değildik. Sürekli içindeydik” diye belirtti.

Zana, 28 Ocak 2013’te gerilla saflarına katıldı. Ancak Şilan, oğlunun katılımını doğrudan kendisine söylemesiyle değil, bir gün eve gelmemesi üzerine öğrendi.

“Hewlêr’de olduğum bir gün Zana’nın eve gelmediği haberini aldım. Katıldığını o şekilde öğrendim” diyen Şilan Ana, kış olması nedeniyle çok endişe duyduğunu belirtti.

‘6 SAATLİK YOL BANA ÇOK UZUN GELDİ’

Aradan birkaç ay geçtikten sonra Şilan Ana, oğlunu ziyaret etme fırsatı buldu. Zana, ilk eğitim devresini tamamladıktan sonra Metîna’ya geçmişti.

Arkadaşların kendisine haber göndererek Zana’yı görebileceğini söylediklerinde büyük bir heyecan yaşadığını anlatan Şilan Ana, oğlunun sevdiği yemekleri hazırlayarak yola çıktı.

“Zana’nın en sevdiği yemekleri yapıp yola koyuldum. Altı saat süren yolculuk bana çok uzun geldi” diyen Şilan Ana, Metîna’ya ulaştığında büyük bir hasretle oğluna sarıldığını ifade etti.  Hasret giderdikten sonra kamelyaya geçtiklerini anlatan Şilan Ana, Zana’nın ilk olarak kısık bir sesle kendisine ne getirdiğini sorduğunu, kendisinin de ona sevdiği yemeklerin hepsini getirdiğini söylediğini aktardı.

Şilan Ana, Metîna’da Zana ile birlikte altı gün geçirdi. O günlerde oğlunu mutlu ve moralli gördüğünü belirten Şilan, gerilla yaşamından ve Zana’nın buradaki duruşundan etkilendiğinin altını çizerek, “Onu gayet mutlu ve moralli gördüm. Bunca aydır meraktan boşuna ağladığımı anladım. Oradaki yaşamından, hareketlerinden muazzam etkilendim. Hepsini kendi hayatımda yaşamsallaştırmaya çalıştım” diye konuştu.

Zana’nın gerilla yaşamındaki duruşu, annesi için yalnızca oğlunun seçtiği bir yaşam değil, kendisinin de hayatına taşıdığı bir deneyime dönüştü.

Şilan Ana, “Böylesi bir kahramanın annesi olacağımı hayal etmiyordum. Bu gururu bana yaşattı” dedi.

ZANA’DAN ÖNCE BAŞLAYAN DEVRİM, ZANA İLE DEVAM ETTİ

Zana, 12 Mayıs 2017’de Zap’ta şehit düştü.

Oğlunun şehadetinden söz ederken acı ile gururu birlikte yaşayan Şilan Ana, “Şehadetiyle gurur duyuyorum” dedi.

Zana’nın yaşamını, kendisinden önce başlayan mücadelenin devamı olarak gören Şilan Ana, “Zana’dan önce başlayan bu devrim Zana ile de devam etti. Zana şehit düştü, devrimimiz devam ediyor” sözleriyle vurguladı.

Şilan Ana için oğlunun ardından kalan en büyük acılardan biri ise onun mezarının olmayışı.

“Keşke Zana’nın da bir mezarı olsaydı. Başucuna gidip oturup, yaşadıklarımı ona bir kez daha anlatıp gözyaşlarımı onun mezarına dökebilseydim” ifadeleriyle iç çeken Şilan Ana, bugün şehitlikleri ziyaret ettiğinde diğer şehitlerin mezarlarına dokunarak Zana’ya dokunmuş gibi hissettiğini söyledi. Ancak oğlunun adını taşıyan bir mezar taşının olmasını da en büyük dileklerinden biri olarak ifade etti.

Bu isteğini şu sözlerle dile getiriyor: “Şehitliğe gittiğimde Şehit Zana’nın da elimi süreceğim bir mezar taşı olsun.”

Şilan Ana, bugünlere şehitlerin sayesinde gelindiğini belirterek, bir şehit annesi olarak Önder Apo’nun özgürlüğünü istediğinin altını çizdi.

Şilan Ana, “Bir şehit annesi olarak Önder Apo’nun özgürlüğünü istiyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bunu sağlamasını istiyoruz” sözleriyle süreçten beklentisini dile getirdi.

Zana, şehit düşmeden önce annesi ve babaannesi için seslendirdiği bir şarkıyı kayda alarak onlara gönderdi.

‘DAĞLAR DİLSİZ, TAŞLAR SUSKUN, TOPRAK SESSİZ’

Zana’nın ardından kalan özlemini şiire döken Şilan Ana, oğluna seslenirken bir annenin mezar arayışını da anlattı:

‘Oğlum… Bugün yine bir bayram sabahı,

Sensiz geçireceğim bu gurbet elde ciğerim yanıyor,

Senin bir mezarın yok, bayramına da geleyim,

Bir mezar taşın bile yok, dokunayım.

Oğlum; nereye gitsem, seni kime sorsam,

Dağlara mı, taşlara mı, toprağa mı?

Şehadetinin şahidi olan,

Dağlar dilsiz, taşlar suskun, toprak sessiz…

Şimdi şehitliğe gidiyorum oğlum,

Oradaki şehitlere dokundukça seni hissedeceğim,

Sana dokunmuş gibi olacağım,

Çünkü orada seni göreceğim…

Onlar senin, sen onların ifadesisin.’